Gülce Edebiyat Akımı

Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
-Araştırma-İncelemne-

MUSTAFA CEYLAN
*************************

“KAMYON” ROMANI

ESERİN KÜTÜĞÜ :

ESERİN ADI : KAMYON
ESERİN TÜRÜ : Roman
SAYFA ADEDİ : 192
YAYINLAYAN : Veli Yayınları
YAYIN YILI : 2. Baskı – İstanbul, Eylül 1984
KAPAK DÜZENİ : Etem ÇALIŞKAN
FOTOĞRAF : Gültekin Çizgen (Eczacıbaşı Albümü 1977 )
KAPAK BASKISI : Cem Ofset- Oktay Duran
DİZGİ : Kalem Yayınları
MONTAJ : Acar Reklâm
PİKAJ : Akif Özyiğen
BASKI : Kuşak Ofset

Tahir Kutsi Makal’ın “Kamyon” isimli romanı, Türk Edebiyatı Vakfı ve Ötüken Yayınevi “Peyami Safa Ödülü” 1978 yılı birincisidir.

Kitabın arka kapağında, içeriği hakkında birkaç söz bulunmaktadır. Şimdi bunları sunalım :

-“Umutla evden çıkan insanların yol sıkıntısı.”
-“Dağ köylülerinin bitmeyen çilesi, kahırlı insanların yarın özlemi ve yaşama sevinci.”
-“Türk toplumunu canlı kişiler, kır renkleri ve töreleriyle anlatan eser.”
Kamyon romanı, Anadolu’nun 1960’lı yıllardaki yollarının durumunu ve bu yollarda yapılan efsunlu yolculuklarını anlatmaktadır. Roman, baştan sona akıcı, şiirsel bir üslupla kaleme alınmıştır. Bir dağ köyünden sırtına yorganını vurarak iş bulmak amacıyla yollara düşen bir köylü vatandaşın, yolda karşılaştığı bir kamyona binmesiyle başlayan roman, yol maceralarıyla birer birer süslendikten sonra, gene bir yol üzerinde, hem de kar ve tipi nedeniyle kaybolan yol üzerinde beklemekle sona ermektedir.

Yolculuk sırasında kamyonla şoförün-yani romandaki “Kaptan”ın hemhal oluşları, kaptanla yolun tek bir ruh haline gelişleri bir güzel işlenmektedir. Bu yolculuk sırasında, kamyon fareleriyle yapılan mücadele, trafik kazaları, terör, alkollü yolculuklar ve sürücüler, yol boylarındaki konaklama yerleri ve kamyon şoförleri arasındaki rekabetten birlikteliğe kadar tüm konular akıcı bir dille ele alınmaktadır. Bütün bu kamyon merkezinin çevresinde ise, zaman zaman düşüncelere dalan yolcu-adamın geçmişi, düşünceleri, kavgaları, sevdası ve aile yapısı kısa bölümler halinde verilmektedir. Tamamı 12 bölümden meydana gelen roman bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçmekte, adetâ 12 bölümlük bir televizyon dizisini hatırlatmaktadır.

Umutlu yolculuklarla, umutsuz olayların ve heyecanların iç içe mükemmel bir şekilde dokunduğu romanda, iki ana kahraman ve bir kamyon bulunmaktadır. Öteki kahramanlar, konunun gelişimine göre değişmektedir.

Kamyon romanı, Anadolu’nun yol sancısının romanıdır. Hattâ, romanda trafik terörü ve canavarının yanı sıra, polisiye olaylar ve hastaneler de yer almış, bitli turistlerin uğursuzluk getiren yolculukları da dile getirilmiştir.

Kamyon yolcusu adamın evlenişi, muhtarın sırtına semer vuruşu sevdiği kızı kaçırışı, mağarada saklanışları, çobanların birbiriyle yardımlaşmaları, kaçırdığı kızla birlikte “tahtacılar”ın misafiri olmaları, düğünlerini orada yapmaları, bir alevi semahının-oturumunun gerçekleşmesi gibi konular kamyon motifinin ve yol hadisesinin içinde ayrı ayrı ve ancak birbirini tamamlayacak biçimde devam edip gitmektedir.

Türk filimlerinin ana konusu olan zengin kız-ağa kızı ile fakir-kavalından başka bir şeyi bulunmayan çoban arasındaki aşk konusu, Tahir Kutsi’nin bu romanında da temel ögelerden birisi olarak karşımıza çıkmış bulunmaktadır.

Romanda atasözlerinden ve yol boyu kullanılan yolculuk yapmakla alâkalı atasözlerinden de bolca istifade edildiğini görmekteyiz.

Bunun yanı sıra, romanda portreleri çizilen kişiler, Anadolu yol boylarının en renkli simalarıdır ve her yol boyunda rastlamak bugün de mümkündür.

Romanın esas kahramanı olan şoför-kaptan, bilge, tecrübeli, babacan, hoşgörülü, ancak, önemli meselelerde anında öfkesi parlayan, yol ve kamyonundan iyi anlayan, görmüş-geçirmiş bir kişidir. Orta yaşın üzerinde yorgun bir kişiliğe sahiptir. Ömrü yollarda geçmiş, çilelerle yoğrulmuş kamyonuna aldığı yükü emanet kabul eden, yol boyundaki tüm şoförlerin tanıyıp bildiği, onlarla dost olan, herkese yardıma koşan ve yeri geldiğinde de inançlarından – ki inançları batıl da olsa- taviz vermeyen bir yapıya sahiptir. Kış mevsiminde gerçekleşen bu yolculukta, kaptan zaman zaman torpido gözünden çıkardığı kanyak ile içini ısıtan, gurbetlik çekmiş, olgun bir kişidir.

Romanın ikinci kahramanı olan yolcu-adam ise, saf, temiz bir ruha sahip, yol ve yolculukla gurbeti bilmeyen, dağ köylerinin sıkıntısını ve sancılarını iyi bilen, kavalı ve yorganı elinde bir kişiliktir. Yolculuk sırasında kaptanın adetâ muavini gibi hareket etmiş, taa en sonunda yolun karla kaplanarak bittiği andaki kavgaya kadar, onun emirlerine ve direktiflerine uymuş, kaptana yardımcı olmuş birisidir. Saf ve temiz bir ruha sahip olduğu için de, geçirilen olaylar karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen, köyünü, eşini ve çocuklarını unutamamış, hattâ mazisinin çile dolu günlerini hiç mi hiç unutmamış, onları hatırladıkça duygulanan birisidir. Umutla, iş, aş bulabilmek maksadıyla yola düşmüş bir iç göç kahramanıdır...

Romanda köy ve köylü motifleri derinlemesine tahlil edilmiş gayet güzel tasvirlerle adetâ unutulmaz tablolar haline getirilmiştir. Muhtar, muhtar evi, köyün idari yapısı, köy odası, köylünün geçimi ve toprağa bağlılığı, köylünün işi-gücü, inançları, beklentileri, hasretleri, birbirleriyle yardımlaşmaları, kavgalar, kırgınlıklar veya barış dolu günler birer tablo halinde sunulmuştur. Köylünün orman meselesi, sulu tarım meselesi, topraktan verim alınması, ulaşım, enerji, altyapı, geçim ve hayvancılık meseleleri roman içinde sihirli bir üslupla işlenmiştir.

Bu romanında da Tahir Kutsi, köy ve köylüyü çok iyi bildiğini ortaya koymuş bulunmaktadır.
Köy düğünlerini, törelerini, halk inanışlarını nasıl da güzel dile getirdiğini ancak romanı okumakla anlayabilirsiniz. Burada benim, kelimelerle ifade etmem mümkün değildir. Onun romandaki gücünü anlamak için okumak yeterlidir.

Kamyonla yapılan bir yolculuğun unutulmaz hatıralarınız arasına girdiğini söylüyorsanız, bir de bu romanı okumalısınız. Bu romanı okurken, kamyonda üçüncü yolcu olarak kendinizi bulacaksınız. Kamyona alınan yaralı bir kuşun yaşatılması için sarfedilen gayretle, kuşun donarak ölmesinin verdiği ince duygulanışları kelimelerle ifade etmek olanaksızdır. Hele hele, bir otobüsün arka koltuğunda oturan bir yolcunun yol kesen şakiler tarafından vurulması üzerine kamyona bindirilerek en yakın hastahaneye yetiştirilişi ve orada kamyon şoförünün suçlu zanlısı olarak ele alınışı ve hastahane kuyruklarının, hastahanedeki gelişmelerin, polisiye tutumların anlatılışını yaşamak istiyorsanız veya yaşadıysanız, bir kere de bu romanı okumalısınız.

Yolculuk boyu, içilen sigaraların dumanları arasında dağ köylerinin keven çilesini hissetmek, yol boylarındaki çay evlerinde ve lokantalarda anlatılan konuları, yapılan sohbetleri birer birer işitmek ve onları yaşamak, ancak Tahir Kutsi’nin kaleme aldığı bir kitapla mümkün olabilirdi. Kamyon romanı işte böylesi konuları sihirli kalemle ele almış muhteşem bir romandır. Üstadın aldığı ödüller, onun gerçekten hakkıydı ve bu roman da büyük ödüllere lâyıktı.

Bir kavalın, bir çoban kavalının verdiği zevki, bilmem hiç yaşadınız mı ? Sizi sizden alıp dağ başlarına, kır çiçeklerinin ve şırıl şırıl akan suların kenarına götüren çoban kavalını dinlediniz mi ? Dinlemedi iseniz, hemen bu kamyon romanını bulup okumalısınız...

Bir Anadolu türküsünün hikâyesini yaşamak istiyorsanız ve o türkünün cennetin en gizli köşelerine götürdüğü sevgili yolcusu olmak istiyorsanız, kamyon romanını bulup okumalısınız... Kamyon romanı, bir Anadolu türküsüdür... İçten, yanık, sevgi dolu, insanlara ve okuyucuya saygılı, ana dilimiz Türkçe’yi su içer gibi konuşturan bir roman...

Kamyoncuların uğrak yerlerinden birisi olan “Karadayı” nın yerinde konaklayıp, kamyoncularla bir âlemi canlı olarak yaşamak kadar güzel bir şey olamaz. Kamyoncuların fotoğraflarıyla dolu camla kaplanmış masadaki resimlere hep rastlamışızdır.Bunların manâsını bir türlü anlayamazdım. Meğer bu resimler, o kamyoncular başkentine, kamyoncular hükümet merkezine uğrayanların fotoğraflarıymış, ancak çerçeve içine alınanlar rahmetli olanlar, Hakk’a yürüyenlerin, çerçeve dışındakiler ise, yaşayanların, halâ kamyonculuk yapanların fotoğrafları imiş.

Romanda portresi çizilen “Karadayı” o kadar güzel anlatılmıştır ki, tıpkı romanın iki kahramanı olan “Kaptan ve Köylü” gibi romanın esas kahramanları arasına girivermiştir. “Kamyoncular hükümet merkezi”nde kamyoncuların acılarını, neşelerini, duygularını birer birer yaşamak mümkün olmaktadır.

Kamyon yükünün dik bir yolda yavaş yavaş giderken, üzerinden kamyon fareleri tarafından çalınmış olması ve sonra da tecrübeli kaptanın yol üzerinde bu fareleri yakalayıp, yükünü geri alması da unutulmaz olaylardan birisi olarak karşımıza çıkmıştır.

Çobanın köy muhtarı tarafından köylünün gözü önünde işkenceli bir metodla hırpalanışı sırasında, isyana gelişi ve kendisinin sırtına vurulacak olan semerin muhtarın sırtına vuruluşu öylesine güzel anlatılmıştır ki, şaşırırsınız... Sonra, çobanla sevgilisinin resimli mağaraya kaçışları ve saklanışları, orada geçen günler, çaresizlik ve yoksullukla umudun filizlenişini bir arada görebildiğimiz güzel manzaralardır... İşte Tahir Kutsice bir anlatım, bir söylem biçimi budur...

Alevi dedesinin semah sırasında yabancılara karşı içki konusunda takındığı hoşgörülü tavır ve birbirleri arasındaki yardımlaşmaları, töreleri ne de güzel dile getirilmiştir.

Kamyonun teknik hususiyetleri, arızaları, lâstik patlamaları, zincir takma ihtiyaçları, vites değiştirme, yağ-su-akaryakıt problemleriyle, hız ve diğer özellikleri roman içinde konuşan kahramanların ağzından belli bile edilmeden işlenmiştir.

Köylünün konut probleminden, hayvancılık problemine kadar önemli problemleri çözümleriyle birlikte roman içinde gizlenerek işlenmiştir. Ev ve yaban hayatı, ev hayvanları konusu bile romanda kendine uygun bir yer bulmuştur. Köyden kız kaçırma hadisesi, usta yazarımızın akıcı kelimeleriyle mensur şiir gibi takdim edilmiştir...

Romandan öğrendiğim bir husus daha oldu. Yolculuk sırasında yol kenarında uçuşan kuşların gittikçe küçülmeleri, yani, meselâ serçeler gibi olmaları, yerleşim yerine yaklaştığınızı, hayvanların kartal, turna gibi büyümeleri ise yerleşim yerinden uzakta olduğunuzu göstermektedir.

Şayet, roman kahramanlarının hastahaneye yetiştirdiği yolcu, hastahanede iyi olmayıp ta ölseydi, kahramanların durumları ne olacaktı ? İşte bu korku ve düşünce, insanların trafik kazalarında yardımlaşmasını maalesef önlemekte ve insanları duyarsız-“bana neci” yapmaktadır.

Romanda ayrıca, köylünün ekmeği, şepit, peynir, yoğurt ile birlikte dağ yemişleri, kır otları ve çiçekleri kendilerine yakışan söylemlerin içinde yerlerini bulmuşlardır.

Köy genç kızlarının oyaları, işlemeleri, el sanatları da, ev eşya ve gereçleri de bir güzel yerlerini bulmuştur.

İç göç kahramanının köyden uzaklara gidişinin öyküsüyle birlikte, köyde toprak sahibi olmamanın verdiği sıkıntılar ve “taşı-toprağı altın” denilen büyük kentten bekledikleri de ele alınmıştır.

Üstadın “Kamyon” romanı, üzerinde daha uzun yıllar durulmaya, hakkında ciltler dolusu kitaplar yazılmaya ve televizyon dizileri yapılmaya lâyık güzel bir eserdir...