Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Ben bahar kızıyım
Yirmi nisan doğum günüm
Hayata merhaba demek için açtım gözlerimi
Sımsıcak çocukluğa merhaba

Önce çocuk, sonra genç kız
Ya şimdi?
Günler ayları kovalar
Zaman uçuyor sanki
Koşsam da delicesine
Yakalamam mümkün mü gideni
Zaman yaşam hırsızı
Çaldığını vermiyor geri

Baktım ardıma gitmiş yıllarım
Kırk beşinci kapıya gelmişim bile
O da ne
Daha yolun yarısındayım
Yaşlanmak mı bana ne
Daha gül dalında açmamış goncayım
Ben bahar kızı olarak doğdum
Henüz baharları yaşamadım ki
Şu karlı dağları aşamadım ki

Hayattan beklentim ne
Ev araba istemem
Altın pırlanta da ne
Bir sevgi istiyorum yürek sıcaklığında
El ele tutuşup varmak için
Nice yıllara

Birazdan kapı çalacak
Ve sen geleceksin biliyorum
Gelişin sürpriz olmasın sakın
Haber ver gözlerimi kapıya bırakayım
Sen gelmeden mumlarımı yakayım
Tüm dostlarım yanımda bir tek sen noksan

Ben bahar kızıyım
Yirmi nisan doğum günüm
Radyoda doğum günü şarkısı
Her şey hazır, herkes hazır bir sen noksan
Çık gel artık, gel razıyım habersizce
İlk valsı sana sakladım
Gel artık kollarıma
Kollarım seni bekliyor
Sabırsızca

Berrin stammer/20/04/2008
"Baharın kızı" can kardeşim,
Nice yıllara, sağlık, huzur, mutlulukla der,
Selamlar ve saygılarımı sunarım...

Mustafa CEYLAN
Çiçeğim, yüreğim özüm, seni seviyorum gülüm ...bu dur benim son sözüm...
ŞAİR DİLİ ve ŞİİR DİLİ

Mustafa CEYLAN

Berrin STAMMER kardeşimi, radyo GÜLLÜK yayınları sırasında, yazdığı mesajlardan, gönderdiği şiir linklerinden okuduğum şiirlerinden tanıdım. Şu koskoca ve yalan dünyada, daha hiç karşılaşmadan, bir "kardeş" olarak görüp, saygı duyduğum insanlardan birisi. Beni, Berrin Stammer'e vicahen hiç karşılaşmadığım halde "abi-kardeş" noktasına getiren, şairin kullandığı dil'dir. Bu bakımdan, bu yazımda "Şair dili ve şiir dili" üzerinde biraz durmak ve kanaatlerimi, düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Karacaoğlan kendisine "kara" diyen, olumsuz gözlerle bakan birisine "Bana kara diyen dilber/ Saçların kara değil mi?" diye boşuna cevap vermemiştir. Evet, Karacaoğlan'ı beğenmeyen ve ona negatif pençereden bakan birisine, o usta ozanımız, onu öğerek, göklere yükselterek, tarifler ve tanımnamalar da yaparak, yani, örnekler de vererek; güzel bir cevap vererek susturmuş ki... Öyle değil mi?

Bugün kaçımız, Karacoğlan'ın izlediği yol ve uyguladığı taktiği gerçekleştirebiliriz ki?
Şahsen, ben bugüne kadar, hangi konuda başarısız oldu isem, hep "dilim" den kaybetmişim, Karacoğlanca bir yol ve yöntem uygulayamadığımdan kaybetmişimdir.

Oysa gayet iyi biliyorum ki, Türk Halk Edebiyatı'n da "ters hiciv" diye bir nazım biçimi de vardır.

Rakibi yenmenin yegane yolu, rakibi minderde yakalamak değil midir?

Hayat mektebinde başarısızlıklarımız sabırsızlıktan, tahammül ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanmıyor mu? Ben'lik gömleğini sırtımızdan çıkaramamız, BEN yerine BİZ diyemediğimizden kavgalar, huzursuzluklar, olumsuzluklar olmuyor mu?

Manevi babam, ünlü şair Ahmet Tufan ŞENTÜRK, günlerden bir gün, öfke ve negatiflik yüklü bir şiirimi benden dinlediğinde, son derece üzülmüş ve bana bir güzel öğüt vermişti.

Demişti ki,

"Herkes sen gibi düşünmeyebilir. Herkes senin pençerenden olaylara bakamayabilir. Şair olarak, sana düşen, elbette kendi dilin ve bakış açın olacak şiir de; ama, evet, ama, şiirin temel görevi, pozitiflik, olumlu olmak, insanlara ve okuyucuya hayata bağlılık, umut, aşk ve şevk vermek olmalıdır. Bundan sonra, senden hiç bir şekilde öfke, nefret ve negatiflik yüklü mısralar duymak istemiyorum. Her şiirini mutlaka olumlu bir muştu ile bitirmelisin" demişti. Bu sözleri asla unutmadım. Unutamam da. O günden sonra, daha önce yazdığım çoğu şiirimi yeniden restore etmiştim.

Evet, şairin dili o şairin şairler arasında tebaruz etmesini, şairler cemiyetinde öne çıkmasını, istediklerine kısa zamanda ulaşmasını sağlar.

Herkese, hele hele şairlere tepeden bakan, gençlere, yaşıtlarına burun kıvıran, insanları beğenmeyen, öfke dolu diliyle "kara zindan" cümleler çıkaran bir ağız ve kişiliğin varacağı nokta başarısızlık olur. Ne demiş atalarımız ? "tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" dememişler mi?

Sanal dünyanın şair yoğunluğunu yaşadığımız bu dönemde, Berrin Stammer'in dilinin örnek olmasını arzularım. Müspet, barışçıl, hoşgörü ve sevgi, saygı dolu bir dil. İnsanlara, şair dostlarına Mevlanaca yaklaşıp Yunusca seslenen bir dil. Bardağın dolu taraflarını anlatarak sonuca varan bir dil.

Şair, beyin, kalp ve dil üçlüsünün uyumundan doğar. Bu üçlünün uyumu ile enfes şiirler çıkar. Bu üçlüden herhangi biri diğerleriyle uyumlu değilse, hiç bir şair şiir yazdım diyemez. Yazamaz ki zaten. Ama, bu üçlünün uyumu, muhteşem dizeler yazdırır şaire.

Şair, kendi diliyle önce kendine, sonra da yaşayan insanlarla gelecek nesillere seslenen sanatçıdır. O sebeple, şiirinin diline çok dikkat etmek mecburiyetindedir.

Kendi doğum gününü anlatan yukarıdaki şiirinde Berrin Stammer, "Ben bahar kızıyım" derken, kendine yakışan o sade, duru, yalın ve yapmacıksız, ama gülen-gülümseyen ve okuyan yüreklere-gönüllere sıcaklığını nakşeden bir dil kullanmıştır. Baharın kızı olmanın getirdiği çizgiyi aynen yansıtmıştır yani.

Bence şairin dili, reel hayatta şaire ufuk açmalı, sevmeli, sevdirmeli, istediklerine eriştirmeli. Kavgaları sona erdirmeli, Kini, nefreti, ayrılığı silip süpürmeli. Şiirin dili de aynı işlevi yerine getirmeli, fakat şiir diliyle.

Dilerim, dilimiz, dilim dilim etmez bizi ve bizdeki BİZ'i sarar, sarmalar. Yansıtır mısra mısra şiirlerimize.
Dilerim, Berrinlerimiz çoğalır.
Can kardeşim, yolunuz açık olsun....

Mustafa CEYLAN