Gülce Edebiyat Akımı

Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
MUKADDES AŞK
VE
TOPRAK ANAM

MUSTAFA CEYLAN
**************

Güzide Gülpınar TARANOĞLU, benim annemdir. Dr.Bilal TARANOĞLU’ da annemin ezel – ebed aşkıdır. İkisinin arasında ki aşk da yeryüzünün en mukaddes aşklarından birisidir. Çocuklarıma ve tırunlarıma şimdiden vasiyetimbudur ki, benim Güzide annemle ilgili kitabımı mutlaka ellerinden düşürmesinler ve bu iki yüce yürekli insanın aşkı kendilerine değişmez örnek olsun.
Evet, biz de bu yaşa gelinceye kadar aşkın ne olduğunu bizzat yaşamaya ve tadmaya çalışmış ve öğrenmeye gayret etmiştik. Rüzgârın önündeki kâğıt benzeri oradan oraya savrulmuş, çoğu kere başımızı taştan taşa vurmuş, “bir daha sevmeyeceğim” diye kendi kendimize söz vermiştik. Süfli ve geçici aşklar ve insanlar peşinde koşarak sevgi aramak yerine, kendimize gelseydik ve bir düşünseydik, aradığımız şeyin aşk olmadığını, esas ve kalıcı olanın “mukaddes aşk” olduğunu ve onun da bizim cen evimizde olduğunu görecek bilecektik.
Peki, esas ve kalıcı olan, ölümsüz olan aşk nedir ? Öyle fazla araştırma yapmaya gerek yok. Alın annem Güzide TARANOĞLU’ nun “Aşk + Şiir = Hayat” ve “Sevgi Yağmur Aşk Güneş” isimli şiir kitaplarını, gezinin o mukaddes aşkın gül bahçesinde ve ölümsüz aşkın ne olduğunu yüreğinizde hissedin.
Toprak anamın şiir dünyasını ileri zamanlarda araştıracak olanlar, benim onun hakkında yaptığım 320 sayfalık “tahlil” kitabımda ihmal ettiğim bir hususu mutlaka değerlendirmeye alacaklardır. İşte onlara bu fırsatı vermemek için, şimdiden tedbir alıyor ve bu hatamı bu yazım ile gidermeye çalışıyorum.
Hani bilirsiniz, aşka derler ki “aynı bedende iki ayrı ruhun tek bir ruh olma halidir” diye. Mevlâna “ Aşk olmasaydı okyanuslar buz tutardı”, Büyük Yunus “ Aşk gelicek cümle eksiklikler biter” diye söylemiştir. Fuzuli de “ Aşk imiş her ne var alemde / ilm, bir kıl ü kaal imiş ancak” diyordu.
Toprak Ana tahlil çalışmamızda Güzide annemizin Bilal Babamıza olan aşkından elbette sıkça bahsetmiştim. Hattâ orada Bilal Babamla yaptığım röportajda ( Sayfa 120-123 ) babamın ağzından çok şeyi okuyuculara sunma imkânını bulmuştum. Şiirlerin tahlilinde ise sıkça bu mukaddes aşkı vurgulamıştım. Ancak, bir konuyu atlamışım.
“Güzide Bilâl” isimli kişiyi unutmuşum. Bu ne mi demek ? Bu, bahsettiğim mukaddes aşk sonucu oluşan yeni bir kimlik. Bu yeni kimlik bekın annemin “Aşk + Şiir = Hayat” isimli şiir kitabının ilk şiiri olarak karşımıza çıkıyor.
Önce şiiri sunayım, sonra da bu “Güzide BİLAL” isimli kimlikten-kişiden biraz bahsedeyim, olur mu ?
Şiir şöyle :

GÜZİDE BİLAL
“Beni sakın hiç kimse, tek tasavvur etmesin
Güzide’yi anarken BİLAL yanında desin.
İkimiz tek gönülle yaşarız ebediyen
Bizim kadar bilemez, aşkı asla, ben diyen.

Huzur-mutluluk-sevinç banaBilal’den gelir
Onun varlığı ancak bana güç-ilham verir
Elleri ellerimde ruhum göğe yükselir
Bizim kadar bilemez aşkı asla ben diyen.

Sevmek ne ki bizlere, kaynaşmışız cancana
Bütün ömrümüz sürdü ve sürecek yanyana
Aşkın gerçek manâsı bizde kavuşur sona
Bizim kadar bilemez aşkı, asla, ben diyen.”

İşte gördünüz, Güzide BİLAL, iki ayrı nüfus kâğıdı değildir. Ruhu göklere yükselmiş, şiir evrenimizde gül gül açmış tek bir âşık ve aşkın kendisidir. Tek gönülle yaşayan ve birisinin oluk oluk ilham akıttığı, ötekinin de sayfa sayfa, mısra mısra akıtılan bu ilhamı destanlaştırdığı bedenleri ayrı olsa da tek bir kişidir. Bu şiirin başlığında olduğu gibi “mukaddes aşkın kendisi” olan “Güzide Bilal” isimli muhteşem bir kişiliktir.
Güzide BİLAL, çağdaş, çağdaş olduğu kadar da kökü mazide olan bir kutlu sevdadır.
Bu sevdanın muhteşem anlarının yaşandığı, anılarının tazelendiği bir tarih var. O da 28 Ocak. Güzide anamın doğum tarihi 28 Ocak 1922’ nin anısısna Ankara Bahçelievler’ de bulunan mübârek yuvalarında her yıl cümle dostlar bir araya gelmektedir. Bu sene, Antalya’ dan gidemedim. 28 Ocaklar Güzide Bilal’ in sevgi yağmurunun yağdığı zamanlardan birisidir.
Bakınız annem, bu 28 Ocakları nasıl şiirleştirmiş ?

28 OCAKLARDA

İster yağmur, ister kar
Mevsimidir-elbet yağar.
Fakat bizim sözümüz var
Yirmisekiz ocaklarda.

Dostluk, dostlukla pekişir
Mutluluklar gözde ışır
Sanatçıya bu yakışır
Yirmisekiz ocaklarda.

Sen-ben yokuz hep biz varız
Sonsuz sevgiyi yaşarız
Neşelenir-coşarız
Yirmisekiz ocaklarda.

Can dostlarım, evlâtlarım
Ben sizlerle bahtiyarım
Ölçülmez huzur duyarım
Yirmisekiz ocaklarda.

Gence, yaşlıya anayım
Sevgi, saygıdan yanayım
Size şükranlar sunayım
Yirmisekiz ocaklarda.

Gence, yaşlıya anayım
Sevgi, saygıdan yanayım
Size şükranlar sunayım
Yirmisekiz ocaklarda.
Sevgi dağıtmaktır huyum
Güzideyim ve ben buyum
Sevginizle dopdoluyum
Yirmisekiz ocaklarda.”

Bir söz vardır “Kıratın yanında duran ya huyundan, ya suyundan” diye... Bilal babam da sadece doktor olmakla kalmamış, özellikle nesir sahasında çok güzel makaleler kaleme almıştır. Aşk+Şiir = Hayat kitabının önsözünü o kaleme almış. Bir yerinde diyor ki:
“Canımdan çok sevdiğim sevgili eşim Güzide’ nin şiir tutkusu şiir kabiliyeti ezelden ebede sürmektedir.”
“Zaten bütün insanları çok sever. Sevginin en hası ondadır. Eh bir insan sevmesini, saymasını, ilgiyi biliyorsa bir de kabiliyet ve kültürü varsa şair olmaz da ne olur ?”
Güzide Bilal aşkını anlatan bir başka şiirle sözümüze son verelim :

AŞKIN İLE DOLUYUM BEN

Gönül telli aşk sazımsın
Dudağımda niyazımsın
Hayat gücüm ve hızımsın
Aşkın ile doluyum ben.

Ne de tatlı bakıyorsun
Sevgi olmuş akıyorsun
Ateş gibi yakıyorsun
Ocağının külüyüm ben.

Sımsıcaktır duygularım
Aşk okurum-aşk yazarım
Aşk nerdeyse orda varım
Gönüllerin yoluyum ben.

Canevimde sevgi yüce
Aşka dolu gündüz-gece
Sıralarım hece hece
Aşıkların diliyim ben.

Ben sevgiyi çile saymam
Yaralasa bile deymem
Son nefese kadar doymam
Aşkın garip kuluyum ben.”