Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: İngiliz Edebiyatı
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Sayfalar: 1 2 3 4
İngiliz Edebiyatı

* Rönesans Dönemi İngiliz Edebiyatı

İngilizcenin yazı diline dönüşmesinde büyük katkıları olan ve Canterbury Hikâyeleri adlı eseri bulunan Chaucer (1340-1400) İngiliz edebiyatında Rönesansa zemin hazırlayan yazarlardan birisidir.
“Elizabeth Dönemi “adı verilen XVI. yüzyılda tiyatro ve şiir türlerinde önemli eserler ortaya konmuştur.
Rönesans dönemi İngiliz edebiyatının en önemli tiyatro yazarı Shakespeare (1564-1616)’dir.
Shakespeare dram ve komedya türlerinde hem nazım, hem düzyazı, hem de her ikisini birlikte kullanarak başarılı oyunlar yazmıştır. Oyunlarının tamamı beşer perdeden oluşur. Kin, aşk, dostluk, yükselme, öç alma gibi hemen hemen tüm insanî boyutları derinlemesine irdelemiştir. Başlıca dramları arasında Romeo ve Juliet, Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear; en önemli komedyaları arasında da Venedik Taciri, Yanlışlıklar Komedyası sayılabilir.
Marlowe (1564-1593) ve Ben Jonson (1573-1637) da dönemin önemli tiyatro yazarları arasında yer alırlar.
İlk büyük İngiliz şairi olan Edmund Spenser (1552-1599) ise pastoral türde yazdığı şiirlerini Çoban Takvimi, alegorik bir destanını da Peri Kraliçesi adlı eserlerinde topladı.
Tasvir ve ruh çözümlemelerinde başarılı olan ve üslûba önem veren dönemin son büyük şairi John Milton (1608-1674)’un en önemli eseri Kaybolmuş Cennet adlı konusunu Tevrat’tan aldığı dinî destanıdır.
Montaigne gibi deneme türünde başarılı ürünler veren Bacon (1561-1626)’un en önemli eseri ise Denemeler’dir.

* Klâsik Dönem İngiliz Edebiyatı

Klâsisizm akımı İngiltere’de çok kısa sürmüştür. Bu akımın İngiliz edebiyatında iki önemli temsilcisi vardır: Şiir ve oyunlarıyla Drydon (1631-1700) ve şiirleriyle Pope (1688-1744).

* Romantik Dönem İngiliz Edebiyatı

İngiltere’nin kuzeybatısında yer alan göller bölgesinde bir süre yaşamış olan ve bundan dolayı kendilerine “Gölcüler” denilen Wordsworth (1770-1850), Coleridge (1772-1834) gibi sanatçılar, ayrıca Lord Byron (1788-1824), Shelley (1792-1822) ve Keats (1795-1821) gibi şairler bu akımın başlıca temsilcileri arasında yer alırlar.

* 20. Yüzyıl İngiliz Edebiyatı

20. yüzyılda İngiliz edebiyatı en çok roman türünde başarılı ürünler vermiştir.
J. Conrad (1857-1941) macera ve deniz romanları yazmıştır. İrlandalı romancı James Joyce (1882-1941) ise klâsik roman kurallarını bir tarafa bırakarak, modern roman tarzının örneklerini vermiştir. Kronolojik zaman akışını değil, insanın bilinçaltının belirlediği zaman sistemini esas almıştır. İnsanın iç dünyasını kendi mantıkî gerçekliği içinde olduğu gibi sunmaya çalışır. Bir olaydan başka bir olaya, bir zamandan başka bir zamana atlar, kalemini çağrışımların emrine verir, bazen dilin gramatikal sistemini bozar, başka dillerden alıntılar yapar, kahramanların iç konuşmalarına geniş yer verir. Onun romanları alışılmış klâsik roman kurgusuna uymaz.
Dublinler (1914) adlı eserinde on beş hikâye yer almaktadır. Üçü çocukluk, dördü genlik, dördü orta yaşlılık, dördü de sosyal hayatla ilgilidir. Kitap, bütün bir roman olarak da okunabilir. Diğer önemli eseri ise Ulysses (1922) adlı romanıdır. O bu romanında Dublin özelinde çağdaş dünyanın bir destanını verirken, asıl olarak modern bireyin zihinsel hayatını tüm yoğunluğu ve düşünce karmaşıklığı ile sunmaktadır. Eserleri genellikle Dublin kenti etrafında yoğunlaşır.
V. Woolf (1882-1941) önemli bir İngiliz kadın roman yazarıdır. O da James Joyce gibi bilinç akımı tekniğine baş vurmuştur. “Acı” ve “yalnızlık”, “kadın sorunları” temalarına ağırlık vermiştir. Romanlarında insan zihninin herhangi bir günde algıladığı şeyleri aktarmaya çalışır. Eserlerinin başlıcaları Jacob’ın Odası (1922), Perde Arkası (1941), Mrs. Dalloway, Orlando, Dalgalar, Yıllar’dır.
YUMUŞAK SESLER ÖLÜNCE, MÜZİK

Yumuşak sesler ölünce, Müzik,
Bellekte titreşir-
Tatlı menekşeler hastalanınca, kokular,
Canlandırdıkları duyguların içinde yaşarlar.
Gül ölünce, gül yaprakları,
Sevgilinin yatağı için öbeklenir;
Ve böylece Sen gittiğinde, senin anımsamaların,
Aşkın kendisinde uyuklayacak.

Çeviren: Vehbi Taşar


Music, When Soft Voices Die
Percy Bysshe Shelley (1792–1822)

MUSIC, when soft voices die,
Vibrates in the memory—
Odours, when sweet violets sicken,
Live within the sense they quicken.
Rose leaves, when the rose is dead,
Are heap’d for the beloved’s bed;
And so thy thoughts, when Thou art gone,
Love itself shall slumber on.
ATEŞLER
Rudyard Kipling

İnsanlar ocakta ateşler yakarlar
Herbirisi kendi çatı-ağacının altında, sever
Dünyaya hükmeden Dört Rüzgâr beni
Üfler dumanlarını bana.

Yüksek tepeler ve deniz boyunca
Ve bütün değişken göklerde,
Dört Rüzgâr üfler dumanlarını bana
Gözyaşları doluncaya dek gözlerimin içine.

Gözyaşları doluncaya dek gözlerimin içine
Ve neredeyse kalbim kırılıncaya dek
Eski hatıraları düşünmekten
Dumanla bir araya gelen.

Her rüzgârın her kayışıyla
Hasretli hatıralar gelir aklıma,
Kendime ev yaptığım her yerde
İnsanoğlunun yaşadığı dört bir köşede.

Dört kere yanar soğuğa karşı
Ve bir çatı yağmura karşı-
Dört kere hüzün, dört kere sevinç
Dört Rüzgâr gene getirir!

Nasıl cevap verebilirim ki hangisi daha iyi
Yanan bütün ateşlerin içinde?
Sık sık misafir ya da ev sahibi oldum
Sırasıyla her ateşte.

Nasıl arkamı dönebilirim hangi ateşe
Hiç kimsenin ocak taşı üzerinde?
Biliyorum gereken arzu ve merakı
Kendi yaptıklarım için harcadığım emeklere!

Nasıl şüphe edebilirim hiç kimsenin sevinç veya üzüntüsünden
Nerede parlarsa parlasın evlerinin ocağı?
İnsanın çektiği herşey
Nasılsa beni de benimkinde ziyaret etmeyecek mi?

Ey olanca kuvvetiyle üfleyen Dört Rüzgâr
Ve bilen bütün bunların doğruluğunu,
Biraz eğil ve taşı şarkımı arkanda
Bildiğim bütün insanlara!

Yağmura karşı çatıların
Veya soğuğa karşı ateşlerin olduğu yerlerde
Götür onlara benim şarkılarımı ve tekrarla
Sevgiyle dört kere ve sevinçle dört kere!

Çeviren: Vehbi Taşar

THE FIRES
By Rudyard Kipling

Men make them fires on the hearth
Each under his roof-tree, fond the
Four Winds that rule the earth
They blow the smoke to me.
Across the high hills and the sea
And all the changeful skies,
The Four Winds blow the smoke to me
Till the tears are in my eyes.
Until the tears are in my eyes
And my heart is wellnigh broke
For thinking on old memories
That gather in the smoke.
With every shift of every wind
The homesick memories come,
From every quarter of mankind
Where I have made me a home.
Four times afire against the cold
And a roof against the rain—
Sorrow fourfold and joy fourfold
The Four Winds bring again!
How can I answer which is best
Of all the fires that burn?
I have been too often host or guest
At every fire in turn.
How can I turn from any fire,
On any man’s hearthstone?
I know the wonder and desire
That went to build my own!
How can I doubt man’s joy or woe
Where’er his house-fires shine,
Since all that man must undergo
Will visit me at mine?
Oh, you Four Winds that blow so strong
And know that this is true,
Stoop for a little and carry my song
To all the men I knew!
Where there are fires against the cold,
Or roofs against the rain
With love fourfold and joy fourfold,
Take them my songs again!
KEP VE ZİLLER
William Butler Yeats (1899)

Soytarı bahçeye girdi
Bahçe sessizleşmişti;
Ruhuna ‘çık yukarı’ dedi
Bekle penceresinin eşiğinde.

Ruh düz mavi bir giysiyle yükseldi,
Baykuşlar ötmeye başlarken:
Akıllıca laflarla dillenmişti
Sessiz ve hafif ayak sesini düşünürken.

Fakat genç kraliçe dinlemedi;
Soluk renkli geceliğiyle uzandı;
Ağır pencere kanadını kapattı
Ve aşağıya indirdi mandalları.

Soytarı kalbine, ‘git ona’ dedi,
Baykuşlar artık ötmediği zaman,
Kalp kırmızı ve titrek bir giysiyle gitti
Kapısında şarkı söyledi.

Çiçek gibi saçlarının dalgalarını
Düşleyerek tatlı dilli olmuştu;
Fakat o, masadan yelpazeyi aldı
Ve yelpazeleyerek dışarı attı.

‘Kep ve zillerim var’, diye düşündü soytarı,
Onları göndereceğim ve sonra da öleceğim’;
Ve sabah beyazlandığında
Geçeceği yere bıraktı.

Koydu göğsünün üzerine
Sakladı saçında bir bulutun içinde,
Ve kırmızı dudakları bir şarkı söyledi kep ve zillere
Havada büyüyünce dek yıldızlar.

Kapısını ve penceresini açtı,
Kalp ve ruhu içeri aldı,
Sağ eline kırmızı olanı geldi,
Sol eline mavisi.

Cırcırböcekleri gibi bir koro kurdular,
Gevezelik ettiler akıllı ve tatlı,
Saçları katlanmış bir çiçekti
Ve ayaklarındaydı aşkın sükûneti.

Çeviren: Vehbi Taşar

CAP AND BELLS
By Williams Butler Yeats

The jester walked in the garden:
The garden had fallen still;
He bade his soul rise upward
And stand on her window-sill.

It rose in a straight blue garment,
When owls began to call:
It had grown wise-tongued by thinking
Of a quiet and light footfall;

But the young queen would not listen;
She rose in her pale night-gown;
She drew in the heavy casement
And pushed the latches down.

He bade his heart go to her,
When the owls called out no more;
In a red and quivering garment
It sang to her through the door.

It had grown sweet-tongued by dreaming
Of a flutter of flower-like hair;
But she took up her fan from the table
And waved it off on the air.

'I have cap and bells,' he pondered,
'I will send them to her and die';
And when the morning whitened
He left them where she went by.

She laid them upon her bosom,
Under a cloud of her hair,
And her red lips sang them a love-song
Till stars grew out of the air.

She opened her door and her window,
And the heart and the soul came through,
To her right hand came the red one,
To her left hand came the blue.

They set up a noise like crickets,
A chattering wise and sweet,
And her hair was a folded flower
And the quiet of love in her feet.

KALBİNİN DERİNLİKLERİNDEKİ GÜL
William Butler Yeats

Güzel olmayan ve kırılan bütün şeyler,
yıpranmış ve eskimiş herşey,
Yolun kenarında ağlayan çocuk,
odun arabasının gacırtısı,

Soğuk ve karlı toprağa çamur sıçratarak
saban çeken adamın ağır adımları,
Bozuyor imajını bir gül gibi
kalbimin derinliklerinde çicek açmış.

Biçimsiz şeylerin yanlışı
anlatılmayacak kadar büyük bir yanlış;
Hasretim onları yeni baştan yapmaya
ve küçük yeşil tepecikler üstüne ayrı ayrı koymaya,

Toprakla, gökle ve suyla,
altın bir tabut gibi, yeniden yapılmış
Rüyalarımdaki imajın için çiçek açmış
kalbimin derinliklerinde bir gül.

Çeviren: Vehbi Taşar

ROSE IN THE DEEPS OF HIS HEART

All things uncomely and broken,
all things worn-out and old,
The cry of a child by the roadway,
the creak of a lumbering cart,

The heavy steps of the ploughman,
splashing the wintry mould,
Are wronging your image that blossoms
a rose in the deeps of my heart.

The wrong of unshapely things
is a wrong too great to be told;
I hunger to build them anew
and sit on a green knoll apart,

With the earth and the sky and the water,
remade, like a casket of gold
For my dreams of your image that blossoms
a rose in the deeps of my heart.
- William Butler Yeats
Göklerin nakışlı kumaşları BENDE OLSAYDI
William Butler Yeats

Göklerin nakışlı kumaşları BENDE OLSAYDI,
Altın ve gümüş ışıkla dokunmuş,
Mavi ve uçuk renkli ve koyu renkli kumaşları
Gece ve ışığın ve yarım-ışığın,
Ayaklarının altına sererdim kumaşları:
Fakat ben, fakir olduğumdan, sadece rüyalarım var;
Rüyalarımı ayaklarının altına serdim,
Yavaşça bas ayaklarını çünkü rüyalarımın üzerinde yürüyorsun.

Çeviren: Vehbi Taşar

HAD I the heavens' embroidered cloths
By W.B. Yeats
HAD I the heavens' embroidered cloths,
Enwrought with golden and silver light,
The blue and the dim and the dark cloths
Of night and light and the half-light,
I would spread the cloths under your feet:
But I, being poor, have only my dreams;
I have spread my dreams under your feet,
Tread softly because you tread on my dreams.
KARTAL
Alfred, Lord Tennyson, 1851

Kavrar ucunu kayanın kancalı ellerle;
Güneşe yakın yalnız yerlerde,
Gök mavisiyle halkalanmış, dikilir.

Buruşuk deniz altında sürünür;
Bakar dağının duvarlarından,
Ve bir yıldırım gibi düşer.

Çeviren: Vehbi Taşar

THE EAGLE
By Alfred, Lord Tennyson

FRAGMENT

He clasps the crag with crooked hands;
Close to the sun in lonely lands,
Ringed with the azure world, he stands.

The wrinkled sea beneath him crawls;
He watches from his mountain walls,
And like a thunderbolt he falls.
1851

CENAZE HÜZÜNLERİ
W.H. Auden

Bütün saatleri durdur, kes telefonu,
Köpeği yağlı kemikle havlatma,
Piyanoları sustur ve sesi boğuk bir davulla
Çıkar tabutu, bırak yas tutanlar gelsin.

Bırak inleyerek tepemizde dönsün uçaklar
“O Öldü” mesajını göğe karalayaraktan.
Meydan güvercinlerinin beyaz boğazlarına krep fiyonkları sar,
Trafik polisleri siyah pamuklu eldivenler giysin.

O benim Kuzeyim, Güneyim, Doğum ve Batımdı,
Çalışma haftam ve Pazar huzurumdu,
Öğlem, geceyarım, konuşmam, şarkımdı;
Aşk sonsuza kadar sürecek sandım: Yanılmışım.

Yıldızlar istenmiyor şimdi; söndür her birini,
Ayı ambalaj yap ve güneşi parçala,
Okyanusu boşalt ve ormanları tara;
Hiçbirşeyin hiçbir sona faydası yok şimdi.

Çeviren: Vehbi Taşar



FUNERAL BLUES
By W. H. Auden

Stop all the clocks, cut off the telephone,
Prevent the dog from barking with a juicy bone,
Silence the pianos and with muffled drum
Bring out the coffin, let the mourners come.

Let aeroplanes circle moaning overhead
Scribbling on the sky the message He is Dead.
Put crepe bows round the white necks of the public doves,
Let the traffic policemen wear black cotton gloves.

He was my North, my South, my East and West,
My working week and my Sunday rest,
My noon, my midnight, my talk, my song;
I thought that love would last forever: I was wrong.

The stars are not wanted now; put out every one,
Pack up the moon and dismantle the sun,
Pour away the ocean and sweep up the woods;
For nothing now can ever come to any good.

Hasta gül / w. blake

oo gül, sen hastasın
görünmez bir kurt
gecede gezinen
ve fırtınalarda uğuldayan

mutlu kırmızıda
buldu sonunda yatağını
ve onun karanlık aşkı
öldürüyor yaşamını

çeviren : levent karataş
ANNE GREGORY İÇİN
William Butler Yeats

‘Kulağını örten o mükemmel bal renkli gür
Saçlara bakıp ümitsizliğe kapılan
Bir genç adam hiçbirzaman
Seni sevmeyecek yalnız kendin için
Sarı saçların için değil.’

‘Ama ben bir saç boyası alıp
Onların rengini değiştirebilirim,
Kahverengi, ya siyah, ya da havuç rengine,
O ümitsizliğe kapılan genç adam beni yalnız kendim için sevsin diye
Sarı saçlarım için değil.’

‘Duydum ki daha dün gece
Yaşlı dindar bir adam
İncilde bir sure bulmuş ispatlayan
Sadece Tanrı, sevgili kızım,
Seni yalnız kendin için sevebilir
Sarı saçların için değil.’

Çeviri: Vehbi Taşar

WB Yeats - For Anne Gregory

'Never shall a young man,
Thrown into despair
By those great honey-coloured
Ramparts at your ear,
Love you for yourself alone
And not your yellow hair.'

'But I can get a hair-dye
And set such colour there,
Brown, or black, or carrot,
That young men in despair
May love me for myself alone
And not my yellow hair.'

'I heard an old religious man
But yesternight declare
That he had found a text to prove
That only God, my dear,
Could love you for yourself alone
And not your yellow hair.'
Sayfalar: 1 2 3 4