Gülce Edebiyat Akımı

Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Vedat SÜMBÜL’ ÜN ŞİİRSEL YOLCULUĞU

Mustafa CEYLAN

SEYİR DEFTERİ (II)

Ne tuhaf,
Daha dün
Farklı çağlarda yaşanmış
Öykülerin kahramanlarıydık
Şimdi masamın üzeri
Yüzünün aydınlığıyla dolu,
Şiirlerimi okumaktasın...

Ne tuhaf,
Benim göz ağrılarımı dindiren serinlik
Sarsıyor senin genç bedenini...

Ne tuhaf,
Daha dün, hiç susmamıştık karşılıklı,
Hiç paylaşmamıştık gecenin diğer yanını;
Ama şimdi,
Seyir defterimi sen tutuyorsun.

VEDAT SÜMBÜL

Evet sevgili dostlar,

Bugün sizlerle şair dostumuz Vedat SÜMBÜL’ ün ŞİİRSEL YOLCULUĞU’ nu ele alacak, o’nun şiir ikliminden kanat kanat esintiler sunmaya çalışacağız.

Önce, sizlere Vedat SÜMBÜL kimdir kısaca tanıtmaya çalışayım.

Vedat Sümbül, 1 Ağustos 1965’ de Antalya’ mızın Gazipaşa İlçesi Çamlıca Köyü’ ne bağlı Deli Kaş Yaylası’ nda 5 çocuklu bir öğretmen ailesinin 4. çocuğu olarak dünyaya gelmiş. İlk, orta ve lise öğrenimini Gazipaşa ilçemizde tamamlamış. Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuş. Türk dili ve edebiyatına sevdalı bir yüreğe sahip. Üniversiteden mezun olduktan sonra, Ankara-Çamlıdere ilçemizde, Şanlıurfa Hilvan ‘da ve Antalya’ mızda çeşitli okullarda Türkçe, Edebiyat ve Türk Dili Edebiyatı öğretmenlikleri görevlerinde bulunmuş. 1997’ den sonra da ilimiz Antalya’ da Antalya Koleji’ nde görev yapmaya başlamış. Şiirini ve ruh kökünü oğlu Ali Can’ la birlikte yoğuran, kalbi insanlık, barış ve dostluk dolu bir şairimiz…

Şimdi şairimizin elimizde bulunan “ŞİİRLERİMİZE YAĞMUR YAĞDI” isimli kitabından hareket ederek, o’ nun ŞİİRSEL YOLCULUĞU’ nu “tahlil” etmeye çalışmadan önce, şairimizle nerde, nasıl tanıştık ondan birazcık bahsedeyim sizlere, olmaz mı?

Vedat Sümbül ile tanışıklığımız, yüzyüze görüşmemiz daha çok yeni. Şairi, ANSAN-Antalya Sanatçılar Derneği’ nin düzenlediği DOLUNAYDA ŞİİR GECESİ programlarında, kucağına bir evlâd gibi sakladığı sazıyla görmüşüm hep. Bir de, gülümseyen yüzü ile ANSAN ‘ da ki toplantılarda. Toplantılarda az ve öz konuşan Vedat Sümbül, sazıyla Dolunayda Şiir gecelerinde bülbül misal şakımakta idi ve bıraksalar sabaha kadar çalıp söyleyecek, şiirle musikiyi harman edip savuracak bir gönüle sahipti. ANSAN’ın bu dönem ki yönetiminde hoş görü çizgisini kalınca çizen ve herkesi kucaklayan, sanatı, evrenselliği ve güzelliği, barışı öne alan bir anlayışı hakim kılan bilge bir kişilik vardı karşımda… Türkülerle çiçek açıyordu yüreği. Türkülerle, sazının telleriyle inliyor, hıçkırıyor ve sesime ses veriyordu sanki… Çaldığı, söylediği türküler bu toprağın ve bu canım Anadolu insanının yürek sesiydi. Gurbetiydi, sılasına giden yoluydu, yayla çeşmesiydi, mahpushane kapısıydı, isyandı, kardelendi inadına, dostluk dizeleriyle süslü gönül evimizin ocağıydı. Tel ve dil, birbirine uyduğunca güzelcedir sanat ve sanatçı. Can çiçeği benzeri açtıkça ve açıldıkça hoştur söylem… Vedat’ ta bu vardı. Hoşluk, tebessüm… Asık surat ve kara bulut yoktu. Gönül dağını sis bürüse de o, has şiir, özün özü yolundaydı… Bunu gördüm, hissettim, yaşadım…


Oturduğu kumlar üzerinden en zor parçaları yorumlamak her babayiğidin kârı değildir. Vedat Sümbül, bu işi sazıyla dert arkadaşı olarak başarılı bir şekilde yapıyor… Parmakları tezeneyi öperken, dili Karacaoğlan türkülerine kendi rengini çalıyordu. Yorumunu yüklüyordu söze, saza, geceye, ay ışıltısına…


Kitabının ön sözünde:


“Orta Toroslarda başlayan yaşam maceram boyunca paylaşmaya değer ölçüde hüzün, umut ve şiir biriktirdim. Sevinçlerimi, umutlarımı ve ölümlerim ateş çemberinden aşırdığım mavileri dost yüzlü insanlarla paylaşmayı çok sevdim. Dostlarıma türkü söylemeyi ve şiir okumayı çok sevdim. Geceydi ama korkmadım hiç… Oğlum vardı, şiir vardı… Yaşamak bir anlamda tanıklık etmektir yaşanan çağa. Sorumluluk sahibi her aydın, yaşadıklarından öğrendiğini, ürettiğini, mavisini paylaşmalıdır çağdaşıyla ve geriden koşar adım gelenlerle. Sadece yaşadıklarımı ve yaşandığını gördüklerimi yazdım. Umarım yazdıklarımı okuyanlar sözcükler arasına sakladığım maviyi bulurlar. Umarım yüreğimin sıcağı değer üşüyen ellerinize…” demektedir. Bu sözleriyle deminden beri söylediklerimi nasıl da doğruluyor, görüyorsunuz değil mi?


Yürek sıcaklığını insanların üşüyen ellerine değdiren bir anlayışa ve sisteme ne kadar hasretiz? Türkü söyleyen ve şiir okuyandan kötülük gelmez. Geceden korkmayan ay aydınlık, güneş yüzlü bilgelere ve duygulu kişilere ihtiyacımız çok… Vedat’ın “mavileri” ni bulup çıkaracağız dostlar… ölümlerinin ateş çemberinden aşırıp çıkardığı, umutlarla ve sevinçlerle bezediği mavileri… Dost yüzlü insanlarla paylaştığı mavileri… Şiirinden alıp alıp çıkaracağız bu gece…


Vedat Sümbül, oğlu Ali Can’la var şiirinde… Nitekim, kitabının ilk şiiri de oğlunun. “Babama” başlığını taşıyor Ali Can bu şiiri de


“Babam koltuğunda şiir yazıyor

Babam böyle çok güzel

Babamla evimiz sıcacık

İstediği kadar yağsın yağmur” demekte…


Barışçıl bir yürek, sevgi dolu bir gönül; önce kendini ve kendi ufkunu süsler sevgi paylaşımıyla…”Benden sonraki tufan” demez… Gül açar ruh kökü… Düşleri gerçeğin aynasında dans ederken, o hep dostlarının sancısını çeker, kaygısını taşır… İnsan insanın aynasıdır demişler. İyi de demişler. Ağaç dalıyla, çiçeğiyle, yaprağıyla güzeldir. Biz, yaşlılar kuru dal gövdesi, kabuk bağlamış… Evlâtlar umut çiçeklerimiz… Sadece bizim değil, toplumun, ulusun ve dünyanın umut çiçekleri…


Şairlerin şiir göklerinde bir ideal yıldız vardır, ömür boyu parlar… Şair hep o yıldızın içindedir. O yıldız ise, zaten şairin içinde… Kalem onun pırıltısına, ışığına aşıktır. Kalem konuşur, dil susar yıldız ikliminde. Vedat Sümbül’ ün yıldızı canından bir parça olan oğludur. Dalın kendi çiçeğidir yani anlayacağınız… Onda görür şiirini, onda yaşar geleceği…


Der ki:


“Önce hafiften bir rüzgâr esmeli

Çocukları üşütmeyen…”


Çocukları üşütmeyen rüzgâr, neredesin es gayri… Şapkamı kel başımdan alıp savuran yel olmadan gel… Seherlerde gel.. Gün batımında in gözlerimize… Haziranda, eylülde gel e mi? ...


Vedat Sümbül’ün çocuklara seslendiği “Gülümse” şiiriyle yolumuza devam edelim dostlar. Der ji:


“GÜLÜMSE


Çatma kaşlarını çocuk

Ağlamaklı durma öyle

Gülümse hadi…

Ağlamakla,

Üzülmekle,

Susmakla,

Yaşamamakla

Geçirecek kadar

Bol değil zaman.

Konuş hadi…

Biliyor musun

Çoğu zaman yaşam,

Her şeyi söylemeye yetmiyor.

Acele et,

Anlat…

Geriye dönme,

Git gidebildiğin kadar.

Ve gülümse çocuğum.

Bir avuç gökyüzü var üzerinde,

Bak bakabildiğin kadar…

Ve çiz gökyüzünü “gözbebeklerine…”


Şairimiz Vedat Sümbül, 27 yaşında iken bile çocuk elleriyle umudun yeni bir defterini açar. Evet, umuta açılır çocuk elleri. Çocuk eli ve bakışı, lekesiz, tertemizdir. O şairin iç dünyasını yansıtan bir aynadır işte… Şair, dış dünyanın bunaltıcı ve can sıkıcı yapısından, içsel döngüsünde kurtuluş ümidi olarak çocuk ellerini görür. Ömür bir defter, zaman bir kalem. Yaz bakalım yaz. Elimizde değil, gücümüz yetmez ne kalemi durdurmaya, ne defteri kapatmaya… Ve “alın yazısı” deriz, “kahpe felek” der geçeriz kendi dünyamıza. Aslında yenilgimizin türküsüdür bu söylediklerimiz… Teslim bayrağıdır tek kelimeyle… Gene de çocuk elleridir umuda bağdaş kuran. Çocuk beşiğidir ışığı, aşkı, yaşamayı bağrına sarıp sarmalayan… Şairimiz Vedat Sümbül de “27 Yaşın Çocukluğu” şiirinde;


“Acemi bir yürekte

Titrek bir sevda filizlenmekte.

Çocuk elleri umudun,

Açmakta yırtık bir defterin

Kötümser yapraklarını…” der ve ardından ülkemizin genç kızlarını, delikanlılarını ve çocuklarını anlatmak ister “Sizi Anlatacağım” şiirinde:


“Sizi anlatacağım…

Düzmece öyküler yazmayacağım

Sizi anlatacağım, sizi…

Ülkemin genç kızları, delikanlıları

Sizi anlatacağım,

Yiğit çocukları ülkemin…”


Anlatır mısra mısra Vedat Sümbül Anadolu’ yu, bu canım ülkeyi… Çocuklar bu kez anlatımda umutları yanık tır. Ve seslenir 1992’ de Hilvan’ dan:


“Anadolu’yu nasıl severim

Bilirsin…

Türkülerini, halaylarını,

Yoksulluğunu, sevdalarını…


Şimdi

Uzak bir Anadolu kasabasındayım.

Kan davası, aşiret kavgası

Ve mayın tarlası, çepeçevre…


Toprağı, ölüm toprağı;

Çocukların umutları yanık.

Geceler uzun,

Nehirler bulanık…


Şairimiz 1989’ da Ankara – Çamlıdere’ dedir,

1992’ de Doğuda Hilvan’ da… Hilvan bir başkadır elbette. Çamlıdere daha başka. Bu ülkenin her yeri bana göre kutsaldır, insanı dalı, kuşu, ırmağı… Her ne varsa kutsaldır… Kutsallığı istismar edenlere de tahammül gösteremez. “Kalacağım” şiirinde kendilerine bağlanan onca umudu yüzüstü bırakıp giden” dostuna seslenmiştir. Bu seslenişinde çocuklar mezarlıkta oynamaktadır ve pis sakalını sıvazlayan birisi zavallı çocukların kanına girmektedir. Umdu bırakıp giden dostlarına bir kahır şiiridir “Kalacağım”… “Sana, bana bağlanan umutları bırakıp gidenlere karşı” “ben bir öğretmenim / umutlarımla / ve öğreteceklerimle / kalacağım diye seslenmektedir.


Bir başka şiirinde şair:


SIRF ÇOCUKLAR İÇİN


Karakollar taranırken

Sabahlara kadar kurşun sesleri arasında

Seni düşünmek…

Seni düşünmek,

Panzerlerin haykırışlarıyla beraber…


Ve her an tetikte,

Her an tedirgin,

Seni özlemek;

Yeni bir kurşun sesine kadar,

Bilemezsin ne zor.


Şimdi yarını bekliyoruz.

Sakin bir yarını

Sırf çocuklar için…”


Diye yüreğinin sesini yansıtmaktadır. 1992’ de kaleme alınmış bu şiir ülkemizin Doğu ve Güneydoğusundaki yangın sırasında yazılmıştır. Ülkemin çocukları için endişeli ve kaygılıdır şair. Geleceğimiz olan çocuklarımıza sakin bir yarın diler. Kurşun, ölüm, panzer sesi istemez. Bence, şairin temel görevi, şiirin iş ve eylemi de bu olmalı. Yani mesaj verecekse, barışı demeli, huzuru demeli dili… En zor ve en karanlık zaman diliminde bili sevgiyi söylemeli, umudu yeşertmeli… Vedat Sümbül, “Bir Daha” şiirinde “Birazdan / Mezarlıkta oynayan çocuklar, / Bir kez daha dinleyecekler / Ölümün dayanılmaz türküsünü. / Bir kez daha ateşler düşecek / Yorgun yüreklerine anaların…” diyerek o yılların Hilvan’ ın dan bir tablo sunmaktadır. Kimileri şiire kelimelerle resim yapma sanatı der. Dar alanda çok mükemmel ve teferruatlı bir tabloyu, küçümen bir tuvalde, kelimelerle renklendirmek, canlandırmak diye tarifler. Şairimizin şiiri, kendi yaşadığı çevre ve gördüğü, yaşadığı, bildiği ve hissettiği olayların kelimelerle dokunmuş resmi gibidir. “Kırk köyün en güzeli Zeliha” vardır, soluk almadan beş çocuk doğuran ve altıncıya gebe olan… Naftalin kokulu sandıklarda büyüttüğü umutları kafası ortaçağ karanlığına gömülü elleri kıllı bir adamda yok etmiştir Zeliha… Evleri suskun ve bacasız bir sokaktan geçer şair ve çocukların umarsız bakışları vardır, manzara korkunçtur. Kalkan bir tren, solan bir çiçek ve biten bir film ardında Asyalı bir çocuk resmini görür ve canını verir canına… Sevgisizliğe karşı durur şair… Sonra “Umarsız çocukların / Sütsüz memelere saldırmalarına / Dayanamam” der. Çağın ve doğanın dansını yapar. “Kötümser yürekler / Kötümser yürekli çocuklar büyütmekte çağa / Dayanamam…” diye seslenir… Vedat Sümbül, analarla, babalarla ve çocuklarla huzur, sevgi dolu bir dünya arzular. “Metin Giderken” şiirinde bir babanın ağlayışını can evinden dile getirir. Bir öğretmenin katledilişinin şiiridir bu. “Alışkındık anaların ağlamasına ya,/ Ne beter şeydir babaların ağlaması/ İnan ki Metin / Babanın ağlayışını görsen tabutunun başında / Ölüme razı olurdun / Görmemek için” der.


Hilvan’ dan 1996’ da Antalya’ ya geldiğinde şairimiz, bu kez “süte doymamış çocukların, ölgün anaların umutları satılıyor” diye basar feryadı. Büyük kentin canavar dişlilerinin resmini yapar kelimelerle. Esrar satanları, umut satanları, kimlik satanları, sntel barlarda Sivas’ ta yananlara duyulan üzüntüyü satanları; hasılı vesselam pazarda satılmayan ne varsa yürekleri kanata kanata büyük kentte satıldığını söyleyiverir. “Masallar – Çocuklar” da “Çocuklarımıza anlatacak masal kalmadı / Sevginin / Umudun / Mavinin. /Ne hoyratça tüketildiğini görürken onlar / Ne anlatmalı onlara / Neyle avutmalı onları / Benim oğlum / Kaf Dağı’ na da / Kaf dağının arkasındakilere de / İnanmıyor./ İnanmıyor yüzüklerin sihrine / Ak sakallı dedelerin kerametine…/ Çocuklarımıza anlatacak masal kalmadı / Denizden başka / der. “Güzel düşlere çocuğum” dileğinde bulunur. Bırakmaz ülkemin gül kokulu gül elli çocukların ellerini… 1999’a geldiğimizde falezlerden kendini atıp intihar eden bir adamın resmini çizerken de şair “Öldürülmüş çiçeklerin hüznü çökmüş / Hep sebepsiz ağlıyor çocuklar” deyiverir. Vurdumduymaz bir koca kentin tablosudur çizdiği… Sadece limandaki deli’nin geceye gözyaşı dökmesini anlatır.


Geliniz şairimizin bir şiirini daha birlikte okuyalım, olmaz mı?


ŞİMDİ SİZ


Çevirip sen,

Çevirip ay aydınlık yüzünü denize

Çocuklarınla ve konuklarınla

Kadeh kaldırmaktasındır mutluluğa…

Belki sokakta yitik bir çocuk,

Korkuyla bakmaktadır geceye.


Bizim sokaktan bir cenaze geçiyor,

Saydım, dokuz kişi tabutun ardında…

Otomobillerin farı kör ediyor gözleri,

Saydım, iki kişi ağlıyor gidenin ardından.

Bir adam, bir çocuk

-Saçları altın sarısı-

Çocuk, bakıyor karanlık balkonlara…

Çocuk, ilk kez tanışıyor yalnızla…

Dokuz kişi, kayboluyor karanlıkta,

Çocuk, kayboluyor karanlıkta…


Şimdi siz, kadeh kaldırmaktasınızdır mutluluğa…

Oysa ben, kırdım kadehimi,

Yüreğim, saçları altın sarısı bir çocuğun ardında

Karıştı karanlığa…

Kazancı Bedih’in sesi duvarda…”


İşte bu… Bir ressam titizliliğini görüyorsunuz değil mi? Şair, tabloyu sade, yalın ve yapmacıksız, yüreğiyle ortaya koymaktadır. Kelam ustasıdır Vedat Sümbül. Ustadır ama, edebi oyunlara ve göstermelik söz sündürmelerine baş vurmaz. Sanat olsun diye, anlaşılmayan, halkın ve okuyanın anlamadığı imgeler yığını yapmaz şiirini. Şiirinin dokusu, arı-duru Türkçe’ den meydana gelir. Neyi görüyorsa kalp gözüyle görmüştür. Kalbinin imbiğinden süzülenlerdir Vedat’ ın şiiri…


Öğretmen Vedat Sümbül, kendi oğlunun şahsında ülkemin bütün çocuklarını, öğrencilerini görür. Hep onlara yazmış, yanmış, söylemiştir. Hayatın güzel, günlük güneşlik ve aydınlık olmasını ister. İster de onu çocuk ellerine bir gül muştusu yapıp koyuverir. Elleri güzel, gözleri güzel, sevdası güzel ve umudu anlatan dudaklarıyla koşuya atılan çocuklarladır şair. Karanlık ve gece şiirin de kötüyü, hüznü ve acıyı yansıtır. İnanç ve direnişle isyan vardır mısra halısında. Nakış nakış işlemiştir. Değişmeyen, yenilenmeyen ve ileri gitmeyenle kavgalıdır. Kavgası yüzü değişen çocukların gülmesi içindir. Şiirlerindeki çocuklar vakitsiz uyandırılmışlardır, kent gürültüleriyle. Yüreğinin fay hatlarında depremler oluşunun sebebi, çocuklara düşkünlüğü ve onlara arzuladığı bir dünya ve yaşam sunulmamasındandır… Masallar bitmiş, sadece türküler kalmıştır gayri…. Vedat Sümbül şiiri, serbest şiirdir. Onun şiiri yalın ayak memleket tarlalarında yağmurda koşan çocuğun duygularıdır. Nefes nefesedir. Canlıdır, diridir. Yapmacıksız, sade, yalın ve apak…


Yolun açık, ilhamın bol olsun şiir yürekli kardeşim.. Başarılarının devamını diliyorum…

Mustafa Ceylan