Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: PLATONYA / Güz Aşk Hüzün
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
PLATONYA / Güz Aşk Hüzün



Yaprak dökümü yine!

Eylül gözlerinin yanaklarına ıslak akıntısı olmuştu hep. Yaprakların dallarına olan sadakatsizliği miydi sararıp dökülmeler, yoksa dalın yaprağa olan küskünlüğü mü? Nedense bu mevsimde yağardı yüzünün coğrafyasına hüzünler. Sonbahar sağanaklarına inat, şehrin bütün sokaklarına yayardı ayak seslerini Tekil Dünyalı. Bu mevsimde farklı bir sızı duyardı ruhunun derinliklerinde. Akşamın alacası ve tanyeri kızıllığı, bu mevsimde daha bir hevesli otururdu içine ve daha bir iştahla duyardı kalbinde, ateşten yalnızlığı.

Evet, sonbahar çalmıştı kapıyı. Artık hüzzamı giydirmek geceye ve sabahı mumla aramak zamanıydı. Nereye baksa, neye tutunsa, gördüğü ve dokunduğu her şey düş kırıntılarıydı. Başını göğe kaldırdı Tekil Dünyalı. Gece perdesini çoktan çekmiş, sağanak yüklü bulutlar boğmuştu yıldızları. Aklının kuytu köşelerine saklı; söylemek isteyip de söyleyemediği sözler, hüzünsel sağanaklara karışmış ve gözlerinin setlerini devirmişti çoktan. Bir an yeryüzü meleğini düşündü. İnkârın faydasızlığıydı son sözleri. Aşktı hücrelerine dolan. Şiir de yazmıyordu artık. Her satırda, adı aşk olan, o acı veren gerçeği, solgun sarı sayfalara aktarmak ağır geliyordu ona. Bu yüzden öznesi yitik, imgelerden yoksun vatansız sözcüklere satıyordu yüklemlerini. Kaleminin eylemsizlik kararı bu yüzdendi belki de. Kuralsız, hissiz, uyaksız ve anlamsızdı bütün cümleler.

- Neden? Dedi.

Oysa o kadar çok çaba sarf etmişti ki ondan nefret etmek, ya da nefretini kazanmak için. Boşuna mıydı bu kadar huysuzluk ve kaçış? Aslında her kaçış bir bağlılık yemini gibiydi. Keşkeleri çoktu kayıtsız zamanlardan. Yürümek yoktu bir başka aşka ama, bütün sabahlarının yakan tanyeri kızıllığı oluyordu onun hayali ve kalbinin coğrafyasına aykırı olan bu atış halleri, sözlerini dile getirip yüzüne karşı ifade etmekte halsizliği oluyordu hep.

İçinde yüzdürdüğü gemilerdi özlemler ve o gemilerde yüklüydü söylenmemiş sözler ve daha neler neler.

—Nereye kadar bu doğruya benzer yalanların çokluğu? Dedi ve ekledi Tekil Dünyalı.

—Nereye kadar yalana benzer doğrularla yetinmek?

—Yatağını şaşırmış bir nehir gibi bu akış nereye? Diye söylendi içinden.

Uçurumlar ve yıkımlardı zayi zamanlardan arta kalanlar. Artan sızısıyla mutlu ve umutlu çocuklardı içindekiler. Yağmurun ellerine dokundu Tekil Dünyalı. Yükselen toprak kokusu, sokak lambalarının loş ışığı, belli belirsiz gölgesi ve ıslığından çığlık gibi yükselen hüzünlü melodilerdi yareni.

Ördüğü bütün duvarlara rağmen; hiç istemediği halde zamanla, ağır ağır gelip oturmuştu yüreğinin en ücra yerlerine yeryüzündeki melek. Uhdeleri çoktu söyleyemediklerine dair.

—Artık birer eylem olmalı düşünceler, sözler. Dedi içinden.

Güz hüzünlerinin yansıması ve hislerin paylaşılması olan sözleri yazmak üzere yeni bir sayfa daha açtı gönül defterinden Tekil Dünyalı. Aşkla gelen ve aşık edeni anlatmak için kaleminin ilhamını uyandırdı ve başladı yazmaya yürek mecmuası. " Güz Aşk ve Hüzün" dü sözlerinin kimyası.



Güz okşar başımı.
Ağaçlar uykuya hazır.
Çiçekler çoktan rüyasını görmekte,
Taze bahar sevinçlerinin
Ve sabahlar serin sisli.
Hiç çarpmamıştı kalbim
Bu kadar gür ve sesli.
Varlığın içimde büyüyen bir insan nesli.

İnkâr faydasız.
Yitik inançlarım, direncim bitik.
Aşka meylediyorum zannetme!
Kalbimin mekânsızlığı bu,
Hisler sana yönelik.
Geceyle dolar zihnime yüzün
Ve ellerimden sakındığım ellerin.
Hayır! Sakın…
Sakın seni seviyorum zannetme.
Başka bir olay bu, başka bir his.
Anlatmaya, dört kitabın dili yetersiz.

Öyle ki!
Ay oluyorsun gecelerimde.
Rüyalarımda samanyolu,
Gözlerimde buğu,
İçimin dingin gölünde kuğu,
Çaresiz benliğimin tuttuğu;
En içten, en samimi dileğim oluyorsun.
İnadına dünyama kayıyorsun.

Her gece bir yusufçuk oluyorum.
Kanatlarımda umut yükü,
Menzilim, yolum sen oluyorsun.
Yorgun bedenimi demirlediğim,
Son durağım oluyorsun.

“” Susuyordum!
Çoğul yalnızlıklar dünyamda kimseye yer yoktu, ””

“ Kim? ” oturttu içime seni;
İçimdeki “ hangi? ” ben gördü seni,
“ Hangi? ” ben bıraktı beni,
Bilmiyorum.
Sol yanım ağrınla şen.
Düşündükçe devleşen sızım oluyorsun.
Hayır! Sakın…
Sakın sevildiğini zannetme.
Başka bir olay bu, başka bir his.
Anlatmaya kelimeler yetersiz.
Güz okşar başımı;
Bu yüzden dilim titrek, içim nefessiz.

Dökülür dallarımdan bir bir yapraklar.
“ Hangi? ” kapımı aralık bıraktım da geldin.
“ Hangi? ” pencerem açıktı,
Camlarımın buğusuna yer ettin.
“ Hangi? ” çoğul etkenindi, sana etkensizliğim.
“ Hangi? ” kalemin ihaneti bu bana;
Noktalarımda, virgüllerimde yer ettin.

Suya hasret sahra, çöl kumsalı bir yarım.
Bir yarım uğultulu fırtına.
Sanmıştım geride kaldı,
Ateşi bol volkanik şiirler.
Hiç istemedim ama sen oldun,
Beynimin merkezinde krater.

Baktığım bütün yüzler sen,
Aynaların aksi sen,
Tan yeri kızıllığı sen;
Saatim, günüm sen oluyorsun.
Artık, akrep yelkovandan habersiz.
Tik tak sesleri yok akan zamanın.
Hayır! Sakın…
Sakın zannetme seviliyorsun.
Başka bir olay bu, başka bir his.
Anlatmaya kelimeler yetersiz.

“” Susuyordum
Çoğul yalnızlıklar dünyamda kimseye yer yoktu, ””

Her gece bir yusufçuk oluyorum.
Kanatlarımda hüzünlerim.
Bulutlar sağanak yüklü, bu cinnet şehrinde.
Toprak kokulu her yağmur sonrası
Sokaklarda yankılanır kanat seslerim.

Hiç bu kadar geçmedim kendimden.
“ Kim? ” getirdi bana seni.
“ Kim? ” yeniden başlattı, sınır kent hikâyelerimi.
Etrafımda çoğul yalnızlıklar…
“ Kim? ” fısıldadı kulağıma adını.
Bu hüzzam esintisi nereden?
“ Nereden? ” bu aşk yansıması.
“ Kim? ” döküyor seni, damla damla gözlerimden.
Bilmiyorum.

Üşüyerek geçiyorum gecelerin içinden.
Kaldırımlar mayın tarlası;
Us' da, fırtınalardan arta kalan talan.
Sen oluyorsun, düşen her yağmur damlası.

“” Susuyordum!
Çoğul yalnızlıklar dünyamda kimseye yer yoktu. “”

Eylül döktü yapraklarımı,
Ekim, hasadı olmuş köklerimin.
Râm oldum sana sevgili, direncim bitik.
Kalbimin mekânsızlığı bu,
Hisler sana yönelik.

Islak bedenimle geçiyorum gecelerin içinden.
Ben, sen oluyorum sevgili.
Öznesisin sözlerimin.
Yüklem; gözlerin, dudakların ve ellerin.
Başka “nasıl? “ anlatayım seni.
Anlatmaya sözler yetersiz.
Hayır! Sakın...
Sakın sevildiğini zannetme.
Başka bir olay bu, başka bir his.
Sen yıktın duvarlarımı.
Gelişin, sevişim gibi habersiz.

" Güz okşar başımı.
Sabahlarım serin, sisli.
Hiç çarpmamıştı kalbim,
Bu kadar gür ve sesli.
Varlığın içimde büyüyen bir insan nesli"

Nesir EYLÜL, Şiir EKİM 2009/ Sınırkent

************************************************************************
“”””Solgun sarı sayfalar açılıyor bir bir
Sana yazılacakların habercisi bu şiir””””””

DuyguluDuygusuz/TekilDünyalı
Yusuf Bozan