Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Gülen Ada"da bir şair (Halikarnas Balıkçısı)
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
"Gülen Ada"da bir şair (Halikarnas Balıkçısı)"

Selim İleri

Bodrum'a yaz yolculuklarından dönüşte, hemen her defasında, Halikarnas Balıkçısı'nın eseri gönlümü çeler. Yaşarken hayranlarınca, yakınlarınca övülmüş bu yazar, nice zamanlar var ki, unutuluşun kıyısına handiyse terk edilmiş durumda.

Bir dönem, Bilgi Yayınevi, Halikarnas Balıkçısı'nın tüm eserlerini yayınlama girişimindeydi. Ege'nin şairi böylesi bir girişimle yeni okurlara, bugünün genç okurlarına kavuşabildi mi, bilmiyorum.

Halikarnas Balıkçısı, yirminci yüzyıl Türk edebiyatının en büyük üslupçularından biriydi. Üslubundaki kişisellik pek anlaşılamadı. Halikarnas Balıkçısı'nı savruk yazmakla karalayanlar çıktı. İleri sürdüğü savlar horlandı. Bu toprağın kültüründe eskil çağlardan günümüze iz sürüşü benimsenmedi. Oysa Ege'de tarih, ören, doğa bugün de eskil çağlardan konuşuyor, onca yıkıma karşın...

Kimdi Halikarnas Balıkçısı? Çöken imparatorluğun toplumsal ve bireysel sancılarını çeken o aile ve o ailenin müthiş serüveni, Halikarnas Balıkçısı'nın yetişme koşulları, gençlik dramı bir gün bütün fırtınalarıyla dile getirilecek mi?

Sürgüne gidiş... Mavi Sürgün'de erden bir deniz kıyısı kasabası olarak gördüğü, betimlediği Bodrum, günümüzün kalabalık yaz beldesine hiç benzemeyen bir yer. O eski Bodrum'u yalnız onun eserinden okuyabilirsiniz.

Sürgüne gönderilen sanatçı, yükseklerden kasabayı ve kıyı şeridini görünce, yeni bir hayatın, kendisi için bambaşka bir hayatın başlamak üzere olduğunu hemen duyumsar. Renkler coğrafyayı baştan sona tılsımla donatmıştır. Sonra, ses, bir 'öge' olarak belirir: Bodrum deniz ve rüzgârlar sesidir. Zaten ses, Halikarnas Balıkçısı'nın edebiyatında hemen hep baş roldedir.

Öyle hikâyelerini hatırlıyorum ki, bir yandan renklerle büyülenirken, bir yandan da denizin, rüzgârın, fırtınanın, dalganın, uğultunun sesleriyle donanıp kalmışımdır. Üslubuna savruk diyenlerin işitemediği, bu seslerden. Düzgün cümle birden kırılıyorsa, dalga çatlağından, rüzgâr üfürdüğünden...

Onun bir kitabına adını veren "Gülen Ada" handiyse üç boyutlu bir hikâyedir. Bu küçük ada canlanır, konuşur, kahkahalar savurur, öfkesi yamandır, asrî bir zengini horlar, toprağından kovar, Deli Davut'la sevişir.

Bodrum'da, sahil kentlerinde, çevre korumacılık konusunda gerçekten duyarlı davranılsa, "Gülen Ada", manifesto gibi yüksek sesle okunacak bir metindir. Yazıldığı tarih göz önüne alındığında, bir kehanet sayılabilir.

Hiç olmazsa, o zamanlar, kıyılar, deniz, serpinti adalar henüz bunca asrî zenginin, kapkaççının, yapsatçının eline geçmiş değildi. Ama Halikarnas Balıkçısı 'köşeyi dönen' bu kişilerin ancak yağmacılara yaraşır gözü dönüklükle doğayı yok edeceklerini algılıyor, çok incelikli bir öyküyle aktarıyordu.

"Gülen Ada" umutla noktalanır: Çünkü doğa kendini savunmuştur.

Bu şairce incelik, yazık ki, gerçek hayatta karşılık bulamıyor. Doğa, benden sonra tufancının eline geçince, hepi topu yirmi-yirmi beş yıl içinde yok edilebiliyor. Bodrum'da tepeler konut mezarlığı, denizlerin kirlenişinden bir haylidir söz açılıyor...

Okullarımızda edebiyattan, özellikle de Türk edebiyatından bilgiler aktaran ders kitapları, 'gömdüğümüz' değil, 'yaşadığımız' hayata açık olabilseydi, "Gülen Ada" örnek bir metin olarak okutulur, genç insana sevgiler, doğaya saygı aşılardı. Halikarnas Balıkçısı, bazı ders kitaplarına, bir dönem, ancak kıyısından köşesinden girebildi, bir iki sayfada hapsedildi.

"Gülen Ada" üzerinde durulmamış bir manifesto, şairin doğa için kişisel çığlığı...

Halikarnas Balıkçısı'nın savları demiştim: Anadolu uygarlığını çok uzak bir geçmişe bağlama isteği. Bu sebeple hem o, hem Azra Erhat, Sabahattin Eyuboğlu çok hırpalandılar. Bana o savlar da şairce geliyor, erişilemeyecek incelikte geliyor. Toprağın iki bin yıl öncesinden konuştu Halikarnas Balıkçısı. Bizi bir geçmiş zaman rüyasına çağırdı.

Edip Cansever çok sevdiğim bir şiirini bu ustaya adamıştır. Şiirde boyuna flamalar uçuşur; gökyüzü bir uçsuz bucaksızlıktır; yeryüzü binlerce yılını söyler.

Halikarnas Balıkçısı, Anadolu uygarlığını en eski dönemlere bağlarken, belki de ekinsel birikimin insanoğlunda, onca yıkımdan sonra, barış, erinç, sonsuz duyarlık ve merhamet yaratacağına inanıyordu. Eşsiz öykülerinden birinde, kör bir kuş için yaslar kuşanıyor...

Ötelerin çocuğu'ndan söz açarken şöyle demiş Sabahattin Eyuboğlu:

"Yoktur sahi bilmeyen, ama Balıkçı bilmiş söylemesini. Sevginin bu gelinler gibi soyduğu, salt kendisi ettiği tabiat yok mu, romanın asıl kahramanı işte o. Ondan ve yeniden doğurmak istiyor bizi Balıkçı."

"Gülen Ada"nın şairini, hiç değilse, doğayı korumak adına okuyalım.

Zaman, 08 Temmuz 2007