Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Tahir Kutsi Makal İle Röportaj-1(12.01.2009)(Saküder.org.tr)
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Tahir Kutsi Makal İle Röportaj-1

GİZLİ RÖPORTAJ-1

-Araştırma-İnceleme-

MUSTAFA CEYLAN
*************************

Aşağıda sunduğumuz röportajı üstaddan gizli olarak “Benim Gizli Yazılarım” isimli kitabından temin ettiğimiz görüşlerini dile getirmek maksadıyla yapmış ve üstada sağlığında sunmuştum. Üstad da bana “Makaloğ” ünvanını vererek, çok beğendiğini belirtmişti.

Aslında üstadla karşı karşıya gelerek yapılmış bir röportaj değildi bu. Soruları ben sormuş, cevaplarını da kitabından almıştım. Gelin, gizli yazıları bulunan üstadla yaptığımız gizli röportaja bir göz atın. Bakalım beğenecek misiniz?

Soru 1: Sayın üstadım, senelerden beri gazetecilik yapmaktasınız. Bugüne kadar hiç bu mesleği bırakmayı düşündünüz mü? Neden?

Cevap 1: “Gazetecilik yazarı bitiriyor; öldürüyor. Gazeteci-yazar; fiilen çalışmaktaysa gazetede ve hele yöneticilik de yapıyorsa, çekiver kuyruğunu gitsin! .. Yazan nasıl yazıyor? dememeli. Yazdıkları belli. Gazeteci adam, günün hay huyu içinde bir konuya tam yoğunlaşamıyor.. Yarına kalacak, sanat değeri olan, kalıcı şeyler yazamıyor. Kendimden biliyorum; olmuyor...
Geçen gün, bir yıllık köşe yazılarımın küpürlerini getirttim. Bir kitapta yer alabilecek, yarına kalabilecek beş yazı bulamadım! .. Dehşete düştüm, kara kara düşünmeye başladım.. Fiili gazeteciliği bırakmayı düşündüm. Kör olası günlük maişet derdi; bırakmadı. Başka ülkede olsa, 26 kitap yazan, bolluk içinde gül gibi geçinir gider.. Ne yapalım kader! ... Yine de ülkemi seviyorum.. Çilesini seviyorum..”
“Bizim “Maya”cıların lideri Ünal Yaltırık şöyle diyor: “İmkânım olsa, veririm Tahir Kutsi’ ye aylık giderini, oynaşmasın diye bir de erkek sekreter.. Sonra da iki ayda bir edebi eser isterim! ”

Soru 2: Sayın üstadım, rahmetli Alpaslan Türkeş ile bir şakalaşmanız var, bize bunu aktarır mısın?

Cevap 2: “... Sağ olsun, Alpaslan Türkeş, “Ortadoğu” gazetesine gelmişti... Gazetenin sahibi Zeki Saracoğlu, dış kapıya indi. Ben yukarda salonda bekliyorum.. “Hoş geldin-hoş bulduk” demeden Türkeş, “Tahir Bey burda mı? ” diye sormuş.
“Evet efendim” demiş Saracoğlu.. Delikanlı adımlarla merdivenleri çıktı. “Vay Tahir’ cim” diye boynuma sarıldı.. “Bir yiğide iki güzel çok mudur? ” dedi.. Anlaşılan yazımı okumuştu.. Köroğlu’ nun bir yeni şiirini bulmuştum. Köroğlu Nigar Hanım’ a ek olarak bir başka güzele tutulmuştu.. “Bir yiğide iki güzel çok mudur? ” diyordu.. Sayın Türkeş ile şakalaştık..” “Allah rahmet eylesin! ... O’ nu hep sevmişimdir. O yüreklerimizde sonsuza dek yaşayacaktır! ...”

Soru 3: Şair ve yazarların hayatını tazelemesi hakkında, yani gizli yazıları ve şiirleri hakkında ne diyorsunuz?

Cevap 3: Rahmetli Başbuğ Alpaslan Türkeş ile şakalaşmıştık ya işte orda bana:
“Görüyorsun ya, senin gizli yazılarını da okuyorum! ..” dedi..
Evet benim gizli yazılarım! ..
Her yazarın gizli yazıları, gizli şiirleri vardır. “Benim Gizli Yazılarım” kitabını ben yayınladım. Darısı size!
Bir şairin hayatını tazelemesinde ne sakınca olabilir?

Necip Fazıl Kısakürek de sık sık “hayatını tazeleyen” şairlerdendi. Gençliğinde ve orta yaşında rıhuna pek çok güzellikler yerleştirmişti.
"Babıali” kitabında keyifle anlatılır.. Vücuduna güzellik enerjisi depo ettiğinden 79 yıl yaşadı. Bizim felçi yenişimiz de ondandır. Dostlar ümidi kesmişti. “Cenazesini bura mı gömelim, köye mi götürelim? ..” sohbetleri yapılıyordu.. “Güzelleri kim sevecek, güzellikleri kim yaşayacak? dedim de Azrail’ le pazarlık sonucu felçi yendim... Canıma karşı can gösterdim; gitti “Melek-ül Mevt” Humeyni’ nin canını aldı!

Üstad Necip Fazıl, “Sonsuzluk Kervanı” kitabında yayınlanan ve kitaba girmeyen şiirlerini toplayarak birkaç yayınevine birden sattı. “Çile” adıyla çıktı kitap. Safça. O değilden sordum; “Üstad, bir çok güzel şiirinizi bu kitapta göremiyorum”

“Ne gibi? ” diye sordu.. Kitabın kapağındaki resim kendisinin resmi idi. Bir acılar haritası gibi duruyordu..

“Meselâ” dedim. “Kadın Bacakları” gibi şiirleriniz yer almıyor”
Necip Fazıl’ ın gençliğinde yazdığı iç gıcıklayıcı, çarpıcı şiirleri vardı.. Bohem günlerinin güzel ürünleri.

“Reddettim onları! dedi...

Sonra güldü.. “Onlar benim gizli şiirlerim olarak hafızalarda yaşayacak..”

“... Necip Fazıl’ ın “gizli şiirleri”nden biri “Kadın Bacakları” olanı şöyledir:

“Her ayağın bastığı yerde sanki kalbim var
Kalbim ki vahşi bir zevk alır ezilişinden.
Ömrümüzün geçtiği yolu bana sorarlar
Gidiyorum bir kadın bacağının peşinden.”

“Bir kadının içinden ağlayışı, gülüşü
Gözlerinden ziyada bacaklarına yakın.
Bir lisandır onların duruşu, bükülüşü
Kadınlar, onlar varken konuşmayınız sakın! ”

“İnce sütunlardır ki ilâhi güzelliğe
Bacakların ruhudur şekil veren diyorum.
Bacakları bir kalın örtüde saklı diye
Mermerde kalbi çarpan Venüs’ ü sevmiyorum..”

“Boynuma doladığın taştan putu görseler
İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını.
Kör de olsa açılır, gözüm ona sürseler
İsa’ nın eli gibi, bir kadın bacağını...”

Soru 4: Üstadım, demek ki gizli aşklar gizli yazıları doğruyor?

Cevap 4: Elbette... Aslında aşkın gizlisi, açığı olmaz... Aşk aşktır... Ama, bak sana söyleyeyim, aşk asla rezillik değildir. Mevlâna şiire rezillik derken, aşk karşısında şapka çıkarmaktadır. “Aşk olmasaydı okyanuslar buz tutardı...” diyor. Yunus Emre “Aşk gelicek cümle eksiklikler biter.” Diye söylüyor. Dünyanın en büyük aşk şairi sayılan Leyla ile Mecnun mesnevisinin yazarı Fuzuli ise “Aşk imiş her ne varsa âlemde / İlm bir kıyl ü kaal imiş ancak...” diyor.”
“Ahmet Eflâki hazretlerinin “Ariflerin Menkıbeleri” kitabında yazar: Yüce Mevlâna’ nın eşi Kira Hatun, kocasını yakın takibe almış... Her gece, bir başka eşinin odasında kalan Mevlâna, “Seni seviyorum” dermiş.. Sıra yeniden Kira Hatun’ a geldiği gece Mevlâna ona da “Seni seviyorum” demiş. Kadın huysuzlanmış: “Hadi canım sende! .. Bana yalan borcun yok... Daha dün ötekine diyordun... Önceki gün de öbürüne söyledin aynı sözleri! ...”
Mevlâna’ yı alt edeceğini sanmış kadın.. Fakat Hazreti Pir, buyurmuş: “Elbette! .. İnsanın gönlü buğday çekirdeğine benzer.. Bir buğday tanesinde kırk buğday saklıdır... İnsan da aynı anda birden çok kişiyi sevebilir! ...”
Doğru.. Başına gelmeyen bilmez.. Eskiden ecdadımız dört evliydiler.. Elbette dördünü de seviyorlardı.. En azından severek almıştılar. Kimsenin koynuna zorla kadın sokulmaz ki! ..
Türk halk edebiyatında “aşklar” genellikle tek eş, tek sevgili üzerine kuruludur... Fakat Karacoğlan “sevgilisi” olarak aynı şiirde birden fazla kızın adını sayar.. Bazen bir kıza vurulmuştur, gelinle durulur... Bir de türkümüz var:

“Avcılar diz bağladı
Beni bir gelin vurdu
Yaramı kız bağladı...”

Köroğlu ise bambaşkadır. Asıl karısının ismi Nigar Hanımdır... Fakat körolası yiğit başı, bir sevda ile teselli bulmaz. Birine âşık olur. Nigar’a “kuma” olarak getirir. Nigar Hatun bozulur bu işe, şikâyetle sızlanır... Köroğlu’ nun; bizim “Köroğlu” kitabında yer almayan Karslı Aşık Fikret Ünal’ dan yeni derlediğimiz, ilk olarak bu sohbette sunulan şiiriyle Nigar’a cevabı şöyle:

“Han Nigar’ ım, benden yüzün çevirme
Bir yiğide iki güzel çok mudur?
Ben âşığım seni benden ayırma
Bir yiğide iki güzel çok mudur?

Biri kır atımın çulunu diker,
Biri yıllar boyu nazımı çeker,
Biri ben ölende göz yaşı döker
Bir yiğide iki güzel çok mudur?

Biri Çerkez olsun, biri Abaza
Birinin koynunda gülleri taze,
Biri rakı verir, birisi meze
Bir yiğide iki güzel çok mudur?

Biri Köroğlu’ nun sâdık yâridir,
Biri karşı dağın beyaz karıdır,
Üç güzelden üçü benim yârimdir
Bir yiğide birkaç güzel çok mudur? ”

Evet, büyük aşklar büyük şiirleri doğurur. Gizli aşklar da, ikinci, üçüncü aşklar da gizli şiirleri doğurur...

“Gel be dilber zevk edelim
Orda yalnız ne yatarsın?
Acı şarap kadehime
Dudağından bal katarsın.

Kızlar bana bakarsa da
Yasemin, gül kokarsa da
Yarın gönül bıkarsa da
Bugün için sen yetersin...

Dudakların; o ne meydir?
Bu sendeki nice huydur?
Gönül nişan, kaşın yaydır
Kirpiğinle ok atarsın..

Desem sana; “Sevişelim”
Dersin: “Hayır konuşalım”
Desem: “Gel kız öpüşelim”
O dem hemen kaş çatarsın...”

Kimin bu şiir? Sevdalar ozanı Karacoğlan’ ın mı? Seyrani’ nin mi? Fuzuli’ nin mi?

Bilemediniz... Hemen kopya vereyim.. Atsız’ ın! ... Hani şu Türkçülük davasının büyük mücahidi Hüseyin Nihal Atsız’ ın! ...”

“Evet, böyle Atsız’ ın buna benzer nice şiiri var. İşte bir tanesi daha:

“Yalnızım, ne kadar aranıp dursam
Baş ucumda seni bulamıyorum.
Güneşten vaz geçip susuz olsam da
Seninle olmadan olamıyorum...

Bu yollar, bilmem ki dağ mı, ova mı?
Gitsem bulur muyum kendi yuvamı?
Kış! Yolun nereye? Bizim eve mi?
Sen götür, ben haber salamıyorum...

Her gece orda bir yaslanan mı var?
Sessizce kirpiği ıslanan mı var?
Uzaktan bana bir seslenen mi var?
Ne diyor? Sesini alamıyorum.

Acaba yaşlı mı kara gözlerin?
İçimde bir derin yara gözlerin...
Daldı mı uzak bir yere gözlerin?
Görmüyor, bilmiyor, bilemiyorum.

Günleri sayarım, geceler iner
Beklerim geceyi, yıldızlar söner,
Gizli bir yaram var, durmayıp kanar;
Neresi? Bulup da silemiyorum.

Ulaşsa da sana yolların ucu
Varmaya yetmiyor Atsız’ ın gücü.
İçimde dururken bu kadar acı
Halâ yaşıyorum, ölemiyorum.”

İşte böyle...
Bak sana söyleyeyim “Gerçekten de güzel sevmek hücreleri yeniler, kanı harekete getirir. Güzel seven, kalp krizinden ölmez. Güzel sevmek ekmekle baklava yemekten iyidir...”

Soru 5: İstanbul’ da “Bizim Meclis” diye bir gurubunuzun olduğunu duyduk. Anlatır mısınız bize, kimler var bu gurupta? Neler yapıyorsunuz? Birlikte gezilere de çıkıyor musunuz?

Cevap 5: “Her muhabbet ehlinin bir çevresi, içine girdiği dost topluluğu vardır. Bu dost gurubu, acıları azaltır, sevinçleri çoğaltır... Çünkü acılar dostlarla paylaşılırsa hafifler; sevinçler dostlarla paylaşılır, yaşanırsa katlanır... Bizim de böyle bir gurubumuz var. Sanatçılardan, sanatseverlerden oluşan gurup. Arada, toplanır keyifleniriz...

Zaman zaman da bir araya gelir hüzünleniriz... Gurubumuzun adı “Bizim Meclis” dir... Başkanımız Dr. İrfan Doğrusöz. “Jeneral Menejer” imiz Rumi Özcan. Şef Genel Başkanımız da M.Rauf Alanyalı’ dır. Ona “Baba” deriz, onbeş günde bir Kumburgaz’ daki köşküne ziyarete gideriz...

Soru 6: Bir keresinde İstanbul’a geldiğimde, Kumburgaz’ daki köşke beni de götürmüştünüz. Sanat yüklü, muhteşem bir köşk... Orası mı?

Cevap 6: Evet... Evet orası...
Besteci dostlar yeni eserlerini icra ederler, ses sanatçıları şarkılar söylerler... Şairler de yeni şiirlerini okurlar...
“Bizim Meclis” ten herkes marifet göstermek zorundadır. Müzik başlayacağı zaman bir levha çıkar ortaya. “Söz Meclisi değil, saz meclisi... “Etem Çalışkan’ ın güzel hattıyla bezenmiş bu levha baş köşeye konulunca söz musikinindir artık.

Muhabbete şu açış şarkısıyla başlanır. “Bizim Meclis, Bizim Meclis / Yok içinde hiç yabancı / Şiir dolu, beste dolu / Kendi hanı, kendi hancı / Hoş geldiniz...'”Gecenin sonunda da bu müzik parçası 'Ah bitti...'”diye sona erer...

Soru 7: Bizim Meclis’ in seyahatlerini sormuştum?

Cevap 7: Deli fişek, cevap veriyoruz ya işte! .. Dinle bak! .. “Bizim Meclis” üyeleri ara sıra yurt içi gezilere de çıkar. Topluca, Bodrum’ daki, Marmaris’ teki, Pamukkale’ deki, Antalya’ daki dostlar ziyaret edilir... Birinde Avşa’ ya uzandık...
“Bizim Meclis” ile harika güzellikler yaşadı Avşa... Gençlikte bir kere gittiğim Avşa, dostlarla bir başka keyif verdi, söyledim:

“Bir yanda Avşa, bir yanda Ayşe
Sevdalandım, bak şu işe
Madem öyle, gelsin şişe! ..

Avşa’ dayım yaşıyorum,
Sana doğru koşuyorum...”

Şiirin gerisi de var...

İlham veren oldukça şair, yazar... Gerçi ben öyle “peri” falan beklemem, çömerim daktilomun başına, yazarım... Ve Avşa’ da bir yoklama yaptık, şöyle:

“Yoklama başlıyor Avşa’ da
Başkan İrfan “varım” desin
Sıra Hülya ve Ayşe’ de
Onlar bize “yârim” desin.

Rakı dayanmaz şişede,
Rumi Özcan baş köşede,
Ali Rıza Köprülüler
Her yanımız tarım desin...

Gönlümüzü yoruyoruz,
Gözümüzü koruyoruz,
Adnan’ a kız arıyoruz
İşte benim karım desin...”

Adnan, dediğim; Adnan Mungan... İstanbul Devlet Türk Musikisi Korosu sanatçısı... Evlenmeye kız beğenmez... Bizlerin gönlünü yoran gözümüzü korumaya çalıştığımız bunca Avşa güzeli arasında da seçemedi. Televizyona çıktı, bekârlığını ilân etti... Bakalım kısmetine ne çıkacak? Çok sonraları Macide Hanım ile evlendi.

“Niyazi özenir Özen’ e
Bakar özene bezene
Muallâ ile gezene
Ruslar bile “Çar”ım desin..

Muallâ Hanımı saygıyla ve rahmetle anıyoruz. Muallâ Gökçay. Atatürk dönemi sanatçılarından... Dost canlısı, yiğit kadındı.. Hakk’a yürüdü. Sonraki zamanda onu, Dr. Fikret Öcalan’ ı, meclisimizin büyüklerinden Fikret Tan’ ı kaybettik.

Ölenle ölünmüyor.. “Her nefs ölümü tadacaktır” buyurulmuştur... Ölen ölür, kalanların hayatı devam eder. Yoklamaya devam edelim:

“Sırayı bil Tahir Kutsi
Yoksa işler gider aksi
Münir Bey’e çağır taksi
İşte Yaşar, karım! ... Desin...

İklim ile Bilgehan var,
Hem hancı var, hem de han var
Muhabbette bir cihan var
Herkes de “çıkarım” desin...”

Yaz yoklamasında Başkan Rauf Alanyalı ve Semahat Özdenses yer almamış... Fahrettin Çimenli ile Şükrü Şenyaz ve eşleri de gelmemiş. Nedret Aktaş, Yalçın Aral, Lütfi Fidan, İlhan ve Esin Seçkin, Necmettin Uncuoğlu’ da yok... Necla ve Turan Peker görünmüyor... Dost meclisi tamam olarak toplanamaz... Onun içindir ki, her muhabbet eksik kalır... Yeni birleşimler eksiklikleri tamamlamak içindir.”



....DEVAM EDECEK.....