Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: GÜL KOKULU IŞIKLI RÜZGAR(03.01.2010)(Saküder.org.tr)
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
GÜL KOKAN IŞIKLI RÜZGÂR



MUSTAFA CEYLAN





-I-



ALLAH-PEYGAMBER-İMAN-SAADET



Çektik de besmeleyi, kurgulanmış saate

“Çöle inen nur” ile, zamanı ayarladık.

Şadırvan oldu yürek güvercin kanadında

İnsanın ve hayatın manâsını anladık.

Bir lütûf hazinesi, bir rahmet deniziydi

Bin ömrü dalga dalga kıyısına bağladık

Koştuk nefes nefese ırmaklaşıp denize

Bahtımızın kayası üstünden çağıldadık

En zifiri gecede döküldük ışıl ışıl

Yakamoz gözler ile serpilip de ağladık

Buharlaşıp yükselen ebedî güzellikti

Çatlayan topraklara ondan bulut sağladık.

……………..Aldık kalemi ele, daldık “nur harmanı”na

……………….Sormayın, sakın sormayın, niceyiz, nasılız?

…………………Işık harmanında savrulmaktayız…



Söz söz olalı ağız yanar, dil yanar

Tutamazsınız, yanar, karanfil yanar,

Kıbleye dönen yürekte kandil yanar

Işığa doğru ağlar, koşar pervane

Biz de ona koşmaktayız

……………….Koşmaktayız yane yane…

Dili, dilim olsun, ustamın ve aşkımın

Dedik,

Dedik te elli yıldır bekledik,

Nihayet sabrın meyvesiydi çatladı nar

Ve epil epil esti harmanımıza

…………..Esti ey

……………Gül yağmurunda ıslanmış

……………...Gül kokan ışıklı rüzgâr :





Benden size selâm ile bir sözü

Getirip te işte HADİS derlerse

Kalbinizde ayaydın süt zamanı

Ferahlıkla bir mutluluk olursa

Biliniz ki, o söz benim, ben o’nun

Yakınından daha yakın yerdeyim

Uzaklarda değilim sizlerdeyim.



Şayet benim diye gelen o sözler

Üşütürse içinizi buz gibi

Hoşlanmaz da durursanız uzakta

Biliniz ki sizler gibi uzağım

Zira o söz, benim değil, yalandır.



*

…………….Şu dağları dolanan yollarda yolcu musun?

………….....Ter mi bastı sırtını, ağır mı geldi bu yük?

…………….Kalp denilen karınca, onca göğü sırtlamış

…………….Karıncada emânet, emânet dağdan büyük



Yol

Usül

Nedir, ne?



Dağı aşmak

Mutlu yaşamak

Her iki cihanda

Işık olmak aşk ile

Dolmak gizliye, açığa

Kanat takmak için Sırat’ta…

Yol

Usül

Nedir, ne?



Diyorsanız,

İşte cevabı:



Kolaylaştırınız ! Zorlaştırmayın!

Kin, öfke, nefrette bulunur mayın

Sarın sevgi ile hiç soğutmayın

Yol ve usül budur görünüz işte…



*

Asra müjdeleyin, gelecek nesle

Sevin korkutmayın, sevin hevesle

“Allah birdir” diyen ezanla, sesle

Işıktan giysiler örünüz işte.



*



“İslâm açıktadır ve kalpte iman”

İçini, dışını kaplamış zaman

Kuş olup uçmadan tenlerdeki can

Kemlik defterini dürünüz işte.



*

Bin asır sonra da bizi duyanlar,

Kur’an çeşmesinden yüzün yuyanlar

Her derde dermandır, çaredir onlar

Yaraya ilâcı sürünüz işte.





*



“Yol tektir, dosdoğru” anla durumu

“İman ettim, de git” uyar uykumu

Acep boşuna mı yakarlar mumu?

Hasrettir ışığa körünüz işte.



*



Andıkça Mevlâ’yı yardım eden dost

Ruh ikizinizdir ayrı beden dost,

Unutsan, hatrına hatır güden dost

Odur en hayırlısı piriniz işte.



*



İşte kâinatın temel gerçeği

Hikmetlerin başı sevgi çiçeği

Ve Allah sevgisi sarar niceyi

Aşkın halkasına giriniz işte.



*



Bak özün özüne: “Din nasihattir”

Namaz, oruç, zikir, fikir sıhhattir

Cümle rakamların en başında bir

Ondan sonrasını seriniz işte.



*



Gündüz gelir, gece gider nereye?

Bulut ağlar sular dolar dereye

Koca ağaç nasıl girmiş zerreye

Kök, gövde, dal, budak veriniz işte.



*



“İman ve ameldir iki arkadaş

Asla ayrılmazlar ikisi sırdaş

Altı şart kapıdan giripde gardaş

Tuba yemişini deriniz işte.



*

Gül kokulu, ışıklı bir harmanda

Gül kokulu bir rüzgârın koynundayım

……….Dönsün dövenler dönsün

..……….Kıyama dursun zaman

....………Harman gecelerini sevdamla boyuyorum

…..………Sussun gece kuşlarının kanat şakırtısı

…….………Sussun içimdeki gürültü, sussun

……..………Başakların zikri var duyuyorum,





-II-



O, İNSAN, SÖZ, HİKMET



Aynagöz bir suretin raksına tutulmuşum

Elimde kum saati, başımdan düşer külâh.

Duru suyun içinde sanki unutulmuşum,

Havuzuma bir çocuk taş atıyor her sabah.

Halka halka sularda hayat denen seyrangâh

Bir Dünya ki sinema, sahnesini kurmuşum

Kâh tozunu alırım, oyuncu olurum kâh.

Kurşun sıksam nefsime bana dönmüyor silâh

Bir hücreden fırlayıp takvime savrulmuşum

Çarkı döndürmek için, çekiyorum Bismillâh…

Çekiyorum ya,

…..Döne döne, yana yana…

…….Hayır! Hayır!

………Sen beni çekiyorsun, ben sana koşuyorum

……….Bend’olmuşum zincirine

…………Kaçıncı halkayım?

…………..İşte onu bilmiyorum…



Rastlıyorum yollarda seni gören gözlere

Sarılıp öpüyorum seni sevdiler diye.



*

Düşmüşüm yollarına, yolunda dolaşığım

Gül kokan, ışıklanmış rüzgârlara aşığım



Bu yorgun bedenimi göklerde uçak eyle

Aşkınla doldur kalbi, köz ateş ocak eyle

Farksızım bir yetimden, çağır da kucak eyle

Düşmüşüm yollarına, yolunda dolaşığım.



Sevdanla çiçeklenen gönlümdeki mevsimden

Tenini, nefesini hatırlatan isimden

Kokun gelir baharın gizlendiği resimden

Gül kokan, ışıklanmış rüzgârlara aşığım.



Kaç asır diyorsun ki:

“…Beni gören

…..Yahut beni göreni görmüş olanı gören

…….Bahtiyârdır…”



İşte düş ikliminde sonsuz bir uykudayım,

Gecenin bir yerinde tutuver ellerimden,

Bu sanki uyku değil, derince kuyudayım

Düşmüşüm en dibine, ter akar her yerimden

Rüyâlarım hep seni, hep seni arzuluyor

Usulcacık giriver, beynime gözlerimden.

Ezele ve ebede kapılar aşk soluyor

Uğrunda divaneyim, gitme gündüzlerimden



*

Yaratıldı âlemler, aşkınla yaratıldı

Ne mutlu seni gören o gözlere ne mutlu.

Mahşerde sancağının sığınıp gölgesine

Kutlu bir yolcu olsak, öylesine kutlu…

……….Ne de güzel olurdu köprüden rahat geçmek

……….Susayınca avcundan zemzem suyunu içmek,

……….Vuslatın tırpanıyla zalim gurbeti biçmek

……….Bize huzur verirdi, olurduk umutlu…

Karanice gözüm var, o güzelim hırkanda,

Sana âşık milyonlar duruyor bak arkanda,

Bastığın yerden çıkan sular göğe çıkanda

Salkım saçak gezer, gök yüzünde bulutlu…

……….Diyorsun ki bizlere “Alemlere rahmetim,

……….Muhammed ül Emin’im, hem Mustafa, Ahmet’im

……….Sevdim, ben sizi sevdim, boşa gönderilmedim

……….Hudutsuz sevdayız, kim demiş ki hudutlu?



*

Diyordun ki :

“Sözün en hayırlısı, kısa özlü olandır.”

*

Dili hapset şu dili ağızdaki zindana !

Dudak fermuarın bozulmasın dikkat et !

Tutmuyorsa f(i)renler, çekil kenara park et !

*

Güneş portakalını semadan

….Koparıp da verseler;

……Deseler : Bu senindir.

…….Bil ki bu köhne dünya

……..Dipten bucağa fânidir.

………Geleceğe izin olsun

Gül iklimine yürü, seni bekler yelkovan

“Hidayet kevseri taşsın avuçlarından

Ve

Başka avuçları doldursun”

……Tebessüm et, ettir,

……..Gülümse, gülümsettir

………..Saatlere bakmaya yüzün olsun…

Yüzün olsun en çılgın aynalarda

Gözün olsun karınca ayaklarında

Bal yapan arıların kovanlarında

Unutma balözün olsun…

….Bölünme fırka fırka

……Bir bölen asla olma

……..Bütünleştir sevgileri ırmak eyle

………Yıkansın kirliler çağıldayan suyunda…



*

Ezanları taşıyan

Elektron olsam

Bayram ederdi bayram

İçimle dışım.

……Görürdün sende beni

…………….Can arkadaşım..

…………………Dönerdi ilk bahara

……………………Şu karlı kışım

……………………..Nasıl da değişirdi

……………………….Nasıl,

…………………………….Bakışım?

…………………………….Duruşum

………………………………Gülüşüm…

Aşkımın türküsünü söyler hep;

Günde beş kez çağıl çağıl akarak

Sonsuzluğun koynunda

Kıvranıp bükülüşüm…



Alnımdaki pırıltı senden

Topuğumdan çıkan ses

Parmaklarımın çizdiği atomlar

Gül kokar seni düşündüğümde

Getirir, seni bana getirir

Diz çöküşüm,

Yüz sürüşüm…


GÜL KOKULU IŞIKLI RÜZGÂR


Mustafa CEYLAN





*******************************

NAZIM TÜRÜ : (GÜLCE-Bahçe)