Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: ŞİİR ve ANLATIM(3)-Anlatış Düzeni
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
ŞİİR ve ANLATIM(3)-Anlatış Düzeni

Mustafa CEYLAN

Evet Sevgili Dostlar;

Çok çok önemli bir kapıdan içeri girmekteyiz.
ANLATIM DÜZENİ veya ANLATIŞ ŞEKLİ diyelim bu kapıya. Sahi KAPI dedik te, düşünün bir evin veya bir bahçenin tek GİRİŞ kapısı olacağına 5 veya 10 tane kapısı olsaydı, ne olurdu?

Bir yapı, bir bina, bir bahçe, bir ev; her ne düşünürseniz düşünün, bir TERTİP'i bir DÜZENİ vardır değil mi? Bazıları DÜZENSİZLİĞİ SEVER... Onu da biliyoruz. Düzensizlik de bir DÜZEN ifadesinin kendisi değil midir?

Şair, şiir projesinin ruh mimarıdır. Şair, şiir projesini önce kendisine, sonra okuyanlara ve daha sonra gelecek asırlara takdim eder, sunarken; ANLAŞILIR olmalıdır. Dili, çağın, yaşayan dili değilse, yaşayan insanlar onu elbette anlayamazlar ve geleceğe taşıyamazlar da. Ölü doğmuş sayısız şiir bulunmaktadır internette. Çoğunda özenti ile ARAPÇA, İNGİLİZCE veya BAŞKA DİLLER' den oluşmuş şiirler, bence ÖLÜ DOĞMUŞ ŞİİRLERDİR. Onları anlayabilmek ve anlatabilmek için mutlaka SÖZLÜK kullanmak durumunda kalırsınız. Dikkat ediniz, ben onlara ŞİİR DEĞİLDİR demiyorum; onlara, geleceğe kalamazlar, yaşayan insanlar tarafından anlaşılamazlar diyorum.

Elbette ki, anlaşılır olmanın birinci şartı ŞİİRİN DİLİ olduğu gibi, ŞİİRİN DÜZENİ-TERTİBİ de en az onun kadar önemlidir.

*

Şimdi bakın, ressamın birisi galerinin içine yüzlerce tabloyu asmış, sergilemiş. İnsanlar kuyrukta. Her bir resme bakıp, inceleyip geçiyorlar. Ama o tabloların içinde birisi var ki, üzerinde HİÇ BİR ÇİZGİ VE RENK YOK. Sırayla gelen insanlar “bu BOŞ tabloyu niye koymuş ki buraya” diyorlar, ama, tablonun önünde kalabalık yığılmış. Ressam koşmuş, gelmiş. Meraklı insanlar sormuşlar. “ Bu boş tabloyu buraya niye koydunuz? Hem de en pahalı fiyatı yazmışsınız? ! ” demişler. Ressam gülümsemiş. “Siz bu tabloda bir şey göremiyor musunuz? ” diye sormuş. Herkes, hep bir ağızdan “Yok, bi şey yok ki! ” demişler.

Ressam başlamış anlatmaya, “ bakın burada dedemin diktiği bir ağaç var. Dalda bir kuş, altında bir tilki ve orada şu yan tarafta da ben uzanmış yatıyorum” nasıl göremezsiniz? Kalabalık, “hani yok görünmüyor” demişler. Ressam, “Ben uyurken, daldaki kuşu zalim bir avcı gelip vurdu. Onu tilki yedi ve gitti. Zalim avcı, sonra baltasını çıkarıp ağacı parçaladı. Hayal-meyal GÖRDÜM OLAYLARI” Kalabalık hep bir ağızdan “Eeee sonra? Sonra? ” demiş. Ressam, “o zalim avcı parçaladığı ağacı alıp götürdü. O ağacı götürdükten sonra da ben uyandım, evime çekip gittim” demiş. Ve eklemiş kalabalık demek ki “geriye hiçbir şey kalmadı işte.” Kalabalık şaşırmış. Ressam, demiş onlara, BAKMAKLA GÖRMEK ARASINDA FARK VARDIR.

SİZ BAKTINIZ AMA GÖREMEDİNİZ. BEN GÖRDÜM VE YAŞADIM. AYRICA BUNU BEN DEĞİL BİR BAŞKASI DA YAŞAYABİLİRDİ, YAHUT DA GEÇMİŞTE DAHA BAŞKA BİRİSİ MESELA AĞACI DİKEN DEDEM DE YAŞAMIŞ OLABİLİR.

Şimdi bunu niye anlatıyorum derseniz, ANLATIM TEKNİKLERİ’ nin GİRİŞ KAPISI olan "bakmak ve görmek" KONUSUNU izah etmek için tabi.

Göz, BAKMAK içindir. Ama başımızdaki GÖRME ORGANI olan GÖZ kadar GÖNÜL GÖZÜMÜZ de önemlidir. İYİ ŞAİR her iki gözü de açık olandır ve özellikle GÖNÜL GÖZÜ AÇIK olandır. Aşık Veysel “âma-yani gözleri görmeyen” bir ozanımızdı. Fakat, gönül gözü açıktı, öyle değil mi?
Demek ki, hangi gözle olursa olsun BAKMALI ve GÖRMELİ. Bazen GÖRMEK işi REEL değil, fiziki değil HAYAL’ le de olur. O Gönül gözünün işidir işte. ŞAİR’ de en çok gıdasını oradan alır.

O BOŞ TABLO’ nun ressamı üç şekilde anlatmıştı boş tablosunu değil mi?

Eskilerin “TAHKİYE”, batılıların “Narration” adını verdikleri bir olayın, bir manzaranın yada KONU’nun bir ANLATIŞ DÜZENİ vardır.(Burası çok önemli! Dikkat!)

Şiirin bir ANLATIŞ DÜZENİ diyebilirsiniz buna. HİKAYE ediliş biçimi de denebilir. Basitce SIRAYA-DÜZENE KOYMAK, KARIŞTIRMAMAK da diyebilirsiniz.

YANİ, bir insan yüzü resmi çizeceksiniz GÖZ’ ü BOYUNA, BURUN yerine de KULAK koymamak gibi…

Su akar, nereye, aşağıya. Şair olmazı olduracak ya, zamanı da, takvimi de, saati de, olayları da akıtır. Tersine de akıtır. Su donar buz olur, kar olur; buharlaşır bulut olur. Sıcakta alınlarımızdan akan ter olur. Dere, göl, ırmak, deniz, okyanus olur. Ama TELEFON olur mu? Telefon olmaz ama, su “haber” de götürür. Yani MADDE-OBJE-ARAÇ-EŞYA ile EYLEM-FİİLİ iyi ayarlamak ve birbirine uygun düşürmek gerekmez mi?



--------------------------DEVAMI VAR-----------------------