Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Kazan Bey Oğlu Uruz Beyin Esir Olduğunun Destanı(GÜLCE-BULUŞMA)
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Kazan Bey Oğlu Uruz Beyin Esir Olduğunun Destanı(GÜLCE-BULUŞMA)

Ulaş oğlu Kazan Bey bir gün kalktı yerinden,
Kara yerin üstüne ak otağlar diktirdi.
Yükseldi ala sayvan duruldu gök derinden,
Tüm otağlar döşendi, bütün Oğuz beyleri;
Altın kadehlerine kızıl şarap döktürdü.
El bilekten kınalı karagöz örme saçlı,
Parmakları süslü dokuz kâfir kızına.
Sundukça her birisi içirdiler Kazan’a.
Kimine otağ verdi kimine süslü çadır,
Dururdu karşısında Uruz adlı bahadır.
Sağ yanında oturur kardeşi Kara Göne,
Sol yanında dayısı Aruz Bey vardı gene.
Kazan, sağına güldü sola baktı sevindi,
Karşısına bakınca oğlu gördü dövündü.
Hoş gelmedi Uruz’a ileri gelip diz çöktü,
Babasına söyledi Hânım neler söyledi:

‘Ünümü anla benim sözümü dinle ağam Kazan
Sağına baktın kâh kâh güldün
Soluna baktın çok sevindin
Karşına baktın beni gördün ağladın
Sebep nedir söyle bana
Kara başım kurban olsun babam sana.’

Yetinmedi Uruz bir daha dedi
Sanki babasını tehdit eyledi:

‘Söylemez olursan
Kalkarak yerimden ben doğrulurum
Kara gözlü yiğitlerimi beraberime ben alırım
Kan Akbaza iline ben giderim
Altın haça elimi ben basarım
Papaz cübbesi giyen keşişin elini ben öperim
Kara gözlü kâfir kızını ben alırım
Daha senin yüzüne ben gelmem
Ağladığına sebep ne söyle bana
Kara başım kurban olsun ağam sana.’

Uruz’un sözleri kahredip yaktı,
Kazan Bey oğlunun yüzüne baktı.
Gözlerinden iki damla yaş aktı,
Söyledi oğluna, neler söyledi:

‘Beri gel tayım oğul
Sağıma doğru baktığımda kardeşim Kara Göne’yi gördüm
Baş kesmiştir kan dökmüştür ganimet almıştır ad kazanmıştır
Soluma doğru baktığımda dayım Aruzu gördüm
Baş kesmiştir kan dökmüştür ganimet almıştır ad kazanmıştır
Karşıma doğru baktığımda seni gördüm
On altı yaşına geldin
Bir gün ola düşeyim öleyim sen kalasın
Yay çekmedin ok atmadın baş kesmedin kan dökmedin
Soylu Oğuz içinde ganimet almadın.’

‘Bir gün olur ben ölür sen bu yerde kalırsan
Vermezler tacı tahtı onun için ağladım’
Deyince Koca Kazan, Uruz söyledi o an:

‘A bey baba
Deve kadar büyümüşsün yavrusu kadar aklın yok
Tepe kadar büyümüşsün darı kadar beynin yok

Kurt yavrusu bile olsa doğan er,
Oğul babasından öğrenir hüner.
Töremiz böyledir böyle biliriz,
Haberimiz yoktur devran mı döner?

Ne zaman sen beni yanına alıp,
Kâfirin içinde kılıç salladın.
Hangi bir gün benim yanımda kalıp,
Elime yay verip ava yolladın.

Senden ne gördüm ki neyi bileyim,
İzin ver dağları varıp eleyim.
Geyikler alayım şölenlik için,
Atıp boz aygıra geri geleyim.’

Kazan, Beylere der: ‘Doğru söyledi,
Oğlumu alarak ava gideyim.
Yedi günlük azık hazır eyledi,
Nerede baş kestim tarif edeyim.

Cığızlardan Gökçe Dağ’a çıkayım,
Enginlere doğru varıp bakayım.
Kartalca süzülüp geyik yıkayım,
Bir gün lazım olur oğluma Beyler.’

Konur atı çekip sıçrayıp bindi,
Üç yüz yiğidini seçtirdi kendi.
Kır ala göz oğlu Uruz’u aldı,
Göğsü mor bezeli dağlara vardı.

Uçandan kaçandan avını vurdu,
Geyikler düşürdü ceylanlar yordu.
Yeşil çimen üstü çadırlar kurdu,
Birkaç gün beylerle yiyip içtiler.

Tatyan ve Aksaka kalelerinden,
Meğerse kâfirin casusu vardı.
Habersiz Kazan Bey, hilelerinden,
Muştulamak için tekfura vardı:

‘Ne oturur durusunuz köpeğini havlatmayan,
Karşında aslan duruşlu kedini miyavlatmayan,
Avını elinden alıp alageyik avlatmayan,
Alpler başı Han Kazan Bey sarhoş olmuş yatar durur.’

On bin kara elbiseli
Kara kâfir askeri,
At tepikledi dörtnala
Geldi Kazan’ın üstüne.

Baktılar ki uzaktan
Altı bölük toz iner,
Kimi der: ‘Düşman tozu’
Kimi der: ‘Geyik döner.’

Kazan der: ‘Geyik olsa
Bir iki bölük olur,
Bu gelen bilmiş olun
Düşmandır bizi bulur.’

Toz yarıldı ışıldadı
Deniz gibi çalkalandı,
Keçe börklü kızgın dilli
Kara kâfir çıkageldi.

Kazan konur atına sıçrayıp biner
Uruz atına binip karşı gelip der:

‘Beri gel ağam Kazan
Deniz gibi kararıp gelen nedir
Ateş gibi ışıldayıp yıldız gibi parlayıp gelen nedir
Ağız dilden beş kelime haber bana
Kara başım kurban olsun babam sana.’

Toyluk Uruz’un derdi
Kazan karşılık verdi:

‘Beri gel aslanım oğul
Kara deniz gibi çalkanıp gelen
Kâfirin askeridir
Güneş gibi ışıldayıp gelen
Kâfirin başında miğferidir
Yıldız gibi parlayıp gelen
Kâfirin gönderidir
Azgın dinli düşman kâfirdir oğul.’

‘Düşman nedir’ diye sordu,
Kazan Han’ın yavrukurdu.
‘Yetiştiğinde öldüren
İşte gelen koca ordu

Biz yetişsek öldürürüz
Ocağını söndürürüz
Düşman dediğin o dur ki
Ne sever ne güldürürüz

Güzel yerde denk geldi bunu şanstan say oğul,
Sen ayak bağım oldun amma bana ey oğul.’

Uruz babasına o an söyledi
Görelim bir Hânım neler söyledi:

‘Beri gel ağam Kazan
Kalkıp da yerimden
Yüğrük atımı saklardım bugün için
Günü geldi
Ak meydanda koşturayım senin için
Ala ejder sivrisi kargım saklardım bugün için
Günü geldi
Kaba karın geniş göğüste oynatayım senin için
Kara polat öz kılıcımı saklardım bugün için
Günü geldi
Dini bozuk kâfir başın kestireyim senin için
Sırtı sağlam demir zırhımı saklardım bugün için
Günü geldi
Yen yakalar diktireyim senin için
Başımdan sağlam başlıklar saklardım bugün için
Günü geldi
Kaba topuz altında deldireyim senin için
Kırk yiğidimi saklardım bugün için
Günü geldi
Kâfir başını kestireyim senin için
Aslan adımı saklardım bugün için
Günü geldi
Yaka tutup kâfir ile uğraşayım senin için
Ağız dilden bir kaç kelime haber bana
Kara başım kurban olsun ağam sana.’

‘Uruz toy oğuldur küçüktür yaşı
Görmemiş bir kere bilmez savaşı’
Kazan korkuludur, ‘verirse başı’
Diye düşünerek söyler oğluna:

‘Oğul oğul ay oğul
Benim ünümü anla sözümü dinle
O kâfirin üçünü atsa birini şaşırmaz okçusu olur
Hay demeden başlar kesen cellâdı olur
Adam etini yahni kılan aşçısı olur
Senin varacağın kâfir değil
Kalkarak yerimden ben doğrulayım
Konur atın beline ben bineyim
Gelen kâfir benimdir ben varayım
Kara polat öz kılıcımı çalayım
Azgın dinli kâfirdir başlarını keseyim
Döne döne savaşayım döne döne çekişeyim
Kılıç çalıp baş kestiğimi gör de öğren
Kara başına düşünce lazım olur.’

Uruz’da korku yok kılıç paslana,
Avına varacak benzer aslana.
Nice kocalarla yarışmak ister,
Babası adına vuruşmak ister:

‘A bey baba işittim
Amma Arafat’ta erkek kuzu kurban için
Baba oğul kazanır ad için
Oğul da kılıç kuşanır baba gayreti için
Benim de başım kurban olsun senin için.’

Kıyar mı oğluna Hanların Han’ı,
Sakınır düşmandan canından canı:

‘Oğul oğul ay oğul
Düşmana girip baş kesmedin
Adam öldürüp kan dökmedin
Ela gözlü kırk yiğidi yanına al
Göğsü güzel koca dağlar başına çık
Benim savaştığımı benim dövüştüğümü
Benim çekiştiğimi benim kılıçlaştığımı
Gör de öğren, bizim için pusuya yat oğul.’

Kırmadı babayı uydu sözüne,
Uruz’u bu sefer töresi vurdu.
Alıp kırk yiğidi çekildi dağa,
Gönderi yamaca sapladı durdu.

Düşman iyce yaklaştı,
Kazan indi atından
Arı suyla paklaştı.
İki rekât namazla,
Kalktı Tanrı katından.

Vardı kara kâfire
At sürdü kılıç vurdu,
Kara polat öz kılıç
Nice başı uçurdu.

Davullar gümbür gümbür tunç borular ses verdi,
O gün cilasun beyler zorlu bir savaş verdi.
Şakırdadı kılıçlar oklar saplandı tene,
Batırıldı kargılar Uruz seslendi gene:

‘Beri gelin kırk arkadaşım,
Size kurban olsun benim başım.

Gördünüz ya babamı
Baş uçurup kan döktü,
At tepelim kâfire’
Sevenler boyun büktü.

Oynattı kara koç atı
Basıp vurdu sağ taraftan,
Kaza şahin düşer gibi.
Düştü başlar birer birer
Dağıtıldı kara kâfir,
Dar meydanı boşar gibi.

Oklandı Uruz’un atı,
Düşmanlar gelip çullandı.
Kırk yiğidi indi attan
Uruz’u korumak için,
Var gücünü kullandı.

Kalabalık korkutur derin olan batırır,
Yayada olmaz umut atlı olan götürür.

Kâfir çok yaman daldı
Kırk yiğit şehit oldu,
Çullandılar Uruz’a
Vurmadı esir aldı.

Boyna geçti kıl urgan ellerinden bağlandı,
Yüz üstüne sürüldü ak etleri dağlandı.

Kan fışkırdı oluk oluk ana diye bağırttılar,
Eli bağlı boynu bağlı baba diye çağırttılar.

Kazan zannetti ki yenildi düşman,
Oğuldan habersiz geriye döndü.
Bıraktığı yerde yoktu Uruz’u,
Gözündeki ışık aniden söndü.

‘Yiğitlerim oğlum nereye gitmiş? ’
Cevap verdi beyler; Kuş yüreklidir.
Ana kucağında dalar uykuya,
Ağzı süt kokana aş gereklidir.’

‘Tanrı bize hayırsız bir oğul vermiş beyler
Kaçıp gitmiş meydandan’ Kazan beylere söyler:
‘Varıp yanından alayım kılıç ile paralayım
Altı bölük edeyim ve yol üstüne bırakayım

Görene ibret olsun bir kimse yaban elde,
Koyarsa yoldaşını dolaşıp dursun dilde.’

Kazan dönerken eve deli rüzgâr estirdi,
Burla Hatun işitti attan aygır kestirdi:
‘Oğlancığın ilk avı bir ziyafet vereyim,
Tüm oğuz beylerine bir haber göndereyim.’
Diyerek giydi kürkü Kazan’a karşı vardı,
Görmeyince oğlunu içini korku sardı.
Kara bağrı sarsıldı bütün yürek oynadı,
Kara çekme gözleri kan düşürüp kaynadı;
Kazan Han’a söyledi Hânım neler söyledi:

‘Beri gel Salur beyi Salur heybeti
Basımın bahtı evimin tahtı
Han babamın güveyisi
Kadın anamın sevgisi
Babamın anamın verdiği
Göz açtığım da gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
Bey yiğidim Kazan
Kalkarak yerinden doğruldun
Oğlun ile yelesi kara soylu atına sıçrayıp bindin
Göğsü güzel koca dağlara ava çıktın
Boynu uzun çatal boynuz geyiği tutup yıktın
Semiz etini yüklettin geri döndün
İki vardın bir gelirsin yavrum hani
Karanlık gecede bulduğum oğlum hani
Bir yavrum görünmez bağrım yanar
Uçurumlaşmış kayalardan Kazan oğlan uçurdun mu
Tali Sazın aslanına yedirdin mi
Yoksa kara dinli kâfire uğrattın mı
Ak ellerim kollarından bağlattın mı
Kâfirin önünce yürüttün mü
Dili damağı kuruyup dört yanına baktırdın mı
Kara gözden acı yaşım döktürdün mü
Kadın ana bey baba diye inlettin mi? ’

Ana yüreğinde sızı
Tekrar söyledi han kızı:

‘Oğul oğul ay oğul
Evimin direği oğul
Karşı yatan kara dağımın yükseği oğul
Kararmış gözlerimin aydını oğul
Sam yelleri esmeden Kazan, kulağım çınlıyor
Sarımsak otunu yemeden Kazan, içim yanıyor
Sarı yılan sokmadan akça tenim kalkıp şişiyor
Kurumuşça göğsümde sütüm oynuyor
Yalnızca oğul haberini Kazan, de gel bana
Demez olursan yana yakıla beddua ederim Kazan sana.’

Han kızının acısı ağır vurdu diline,
Bir kez daha söyledi ne söyledi biline:

‘Kargı gönder oynatanlar vardı
Altın gönder oynatana Yârap noldu
Kara koç ata binenler vardı geldi
Soylu yüğrük atlı bir oğula Yârap noldu
uşak geldi ulak geldi
Yalnız bir oğula Yârap noldu
Yalnız oğul haberini Kazan, de gel bana
Demez olursan yana yana beddua ederim Kazan sana.’

Gün gölgeyi basmadan,
Yine dedi susmadan:

‘Kuru kuru çaylara su getirdim
Kara elbiseli dervişlere adak verdim
Yanıma doğru baktığımda komşumu görüp gözettim
Umanıma bekleyenime yemek yedirdim
Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım
Dilek ile bir oğulu zor buldum
Yalnız oğul haberini a Kazan, de gel bana
Demez olursan yana yakıla beddua ederim Kazan sana.’

Dağ inledi taş inledi,
Yer dinledi gök dinledi:

‘Karşı yatan kara dağdan
Bir oğul uçurdunsa söyle bana
Kazma ile yıktırayım
Taşkın akan deli sudan
Bir oğul uçurdunsa söyle bana
Gözelerini tıkayayım
Azgın dinli kâfirlere
Bir oğul tutturdunsa söyle bana
Han babamın yanına ben varayım
Sayısız asker bol hazine alayım
Paralanıp soylu atımdan inmeyince
Yenim ile alca kanımı silmeyince
Kol but olup yeryüzüne düşmeyince
Yalnız oğul haberini almayınca
Kâfir yollarından dönmeyeyim’

Acısı dağlara vurdu,
Kazan’a bir daha sordu:

‘Yoksa a Kazan ayağımdan çizmeyi atayım mı
Kara tırnak ak yüzüme çalayım mı
Güz elması gibi al yanaklarımı yırtayım mı
Çemberime alca kanımı dökeyim mi
Can dayanmaz acıları senin yurduna salayım mı
Oğul oğul diyerek bağırayım mı
Develerden kızıl deve burdan geçti
Yavruları ardınca çığırışıp geçti
Ben de yavrucuğumu aldırmışım inleyeyim mi
Kara koç atlardan soylu at burdan geçti
Taycığı acıyla inleyip geçti
Taycığımı yitirmişim ben de kişneyeyim mi öyle
Ağıllardan akça koyun burdan geçti
Kuzucağı meleşip beraber geçti
Kuzucağımı aldırmışım meleyeyim mi
Oğul oğul diye bağırayım mı? ’

‘Yavrum’ diye meledi
Bir kez daha söyledi:

‘Kalkıp yerimden doğrulayım diyordum
Yelesi kara soy atıma bineyim diyordum
Kudretli Oğuz içine gireyim diyordum
Ala gözlü gelin alayım diyordum
Kara yerde ak otağlar dikeyim diyordum
Alıp oğlumu kutsal gelin odasına geçireyim diyordum
Murat ile maksuda erdireyim diyordum
Murada erdirmedin beni
Kara başımın bedduası tutsun Kazan seni
Bir benim yavrum görünmüyor bağrım yanıyor
Neyledin de gel bana
Demez olursan yana yakıla beddua ederim Kazan sana.’

Deyince Burla Hatun, Kazan’ın aklı şaştı,
Kara bağrı sarsıldı yürek bendinden taştı.
Karanlık göz ıslandı: ‘Kaygılanma avdadır,
Yedi gün zaman tanı getireyim nerdeyse;
Gökteyse indireyim çıkarayım yerdeyse.
Eğer bulamaz isem Tanrı verir ve alır,
Dönüp senle tutayım bizlere yası kalır.’
‘Eğer oğlan avdaysa vermediysen ecele,
Yorulmuş atın ile düş peşine acele.’
Kazan döndü geriye zamana karşı hemen,
Emir verdi gizliden: ‘Ardımdan doksan tümen
Genç oğuz beklemeden beni izlesin gelsin.
Oğul esir düşmüştür’ der, ‘Beyler böyle bilsin.’
Düşmanın yenildiği yere gelince gördü,
Kırk yiğit şehit düşmüş oklanmış yüğrük atı.
Bulamadı oğlunu ters döndü doğu batı,
Anladı ki esirdir acısından ağladı:

‘Kara dağımın yükseği oğul
Kanlı suyumun taşkını oğul
Kocalığıma gelip aldırdığım yalnız oğul’

Kanlı Kara Derbentte kâfir kurmuştu çadır,
Oğlanda kara keçe eşikte yatar durur;
Üzerinden geçenler hem basar hem de vurur.
O an Kazan yetişti atı şaha kaldırdı,
Kâfir gördü Kazan’ı atlanıp zırhlandılar.
Oğlan kaldırdı başı: ‘Bre kâfir ne haldir? ’
Kâfir der: ‘Baban geldi kanı bize helaldir.’

‘Aman bre kâfir aman
Tanrı’nın birliğine yoktur güman’

Deyince, kara kâfir oğlana aman verdiler,
El çözüp gözün açıp Kazan’a gönderdiler.
Uruz söyledi o an Hânım neler söyledi:

‘Beri gel a bey baba
Nereden bildin benim esir olduğumu
Ak ellerimin ardına bağlandığını
Kıl sicimin ak boynuma takıldığını
Kara gözlü yiğitlerimin öldürüldüğünü
Sen gelmeden baba, kâfirler konuştular:
‘’Konur atlı Kazanı tutun
Kollarını, ak ellerini bağlayın
Pusu kurup güzel basını kesin
Alca kanım yeryüzüne dökün
Oğlu ile ikisini bir yerde öldürün
Ocağını söndürün’’ diye, söyleştiler
Hânım baba korkarım
Koştururken konur atını kaydırasın
Savaştığın vakit kendini tutturasın
Pusuya düşüp güzel başını kestiresin
Ak pürçekli anam oğul derken
Başımın bahtı Kazan diye ağlatasın
Gelme baba geri dön
Altın otağına sürüp var
Kocamış olmuş anama umut ol
Kara gözlü kız kardeşimi ağlatma
Kocamış olmuş anamı sızlatma
Oğul için baba ölmek ayıp olur
Yaradan hakkı için baba
Geriye dön eve var
Kocamış anam karşılayıp da
Beni sana sorsa
Baba doğru haber ver
Gördüm senin oğlun esir de
Kollarından ak elleri bağlı, de
Kara kıldan sicim boynuna takılı, de
Kara domuz damında yatıyor, de
Kıl kepenek boynunu acıtıyor, de
Sert bukağı topukçuğunu vuruyor, de
Yanmış arpa ekmeği ile acı soğan övünü, de
Benim anam benim için kaygılanmasın
Bir ay baksın
Bir ayda varmazsam iki ay baksın
İki ayda varmazsam üç ay baksın
Üç ayda varmazsam öldüğümü o vakit bilsin
Aygır atımı boğazlayıp aşımı versin
Elkızı nişanlıma izin versin
Bana sakladığı gelin odasına başkası girsin
Anam benim için mavi giyip kara sarınsın
Kudretli Oğuz ilinde yasımı tutsun
Benim başım senin yoluna kurban olsun
Geri dön baba.’

Dile destur eyledi,
Bir kez daha söyledi:

‘Karşı yatan kara dağlar esen olsa el yaylar
Kanlı kanlı sular esen olsa coşup taşar
Kara koç atlar esen olsa tay doğurur
Katarlarda kızıl deve esen olsa yavru verir
Ağıllarda akça koyun esen olsa kuzular
Bey erenler esen olsa oğlu doğar
Sen esen ol anam esen olsun
Benden daha iyi Mevlâ size oğul versin
Ak sütünü anam bana helâl eylesin
Savaşma çekilip dön baba geri.’

Aman vermez düşmana o koskoca Kazan Han,
Bırakıp da gider mi oğlu canından bir can.
Kazan durup söyledi Hânım neler söyledi:

‘Oğul oğul ay oğul, Beyim oğul
Karşı yatan kara dağımın yükseği oğul
Güçlü belimin kuvveti canım oğul
Yorgun gözlerimin aydını oğul
Şafaklarda uyanışım senin için
Konur atımı yormuşum senin için
Ak giyimime kir eklendi senin için
Benim başım kurban olsun canım oğul senin için
Sen gideli ağlamam gökte iken yere indi
Gümbür gümbür davullar dövülmedi
Ağır ulu divanım toplanmadı
Seni bilen bey oğulları ak çıkardı kara giydi
Kocamış anan kan yaş döktü
Ak sakallı baban dertli oldu
Dönüp buradan oğul eve varsam
Akça yüzlü anan karşı gelip oğul? Dese
Ne deyim
Ak elleri ardına bağlı diyeyim mi
Ak boynunda kıl urgan takılı diyeyim mi
Kâfir yanınca yayan yürüyor diyeyim mi
Kıl çoban keçesi boyuncuğunu sürtüyor diyeyim mi
Ağır bukağı topukçuğunu vuruyor diyeyim mi
Arpa ekmeği acı soğan övüncüğü diyeyim mi
Benim namusum nereye varır oğul.’

Kılıcını kırmadı erliğine vurmadı,
Dedi amma durmadı bir kez daha söyledi:

‘Karşı yatan kara dağlar kocayınca
Otu bitmez el yaylamaz
Akıntılı güzel sular kocasa coşup taşmaz
Develer kocasa yavru vermez
Kara koç atlar kocasa tay vermez
Er yiğitler kocasa oğlu doğmaz
Baban koca anan koca oğul
Tanrı senden daha iyi bize oğul vermez
Verse dahi senin yerini tutamaz
Yedi kat gökte kara bulut olup
Kâfirin üzerine gürleyeyim
Ak yıldırım olup şimşekleneyim
Kâfiri kamış gibi ateş olup yandırayım
Dokuzunu bir yerine saydırayım
Vuruşmayla dövüşmeyle yeri göğü doldurayım
Yaradan Allahtan medet.’

Diyerek atından indi
Arı sudan abdest aldı,
Ak alnını yere kodu
İki rekât namaz kıldı.

Bir salâvat getirdi
Dileğini yetirdi
Deve gibi böğürdü
Nâra atıp bağırdı.
Pençesini açarak
Kükredi aslan gibi,
Kartal olup uçarak
Saldırdı kaplan gibi.
Kâfirle tek başına
Savaştı döne döne,
Lakin bastıramadı
Çekilip vurdu gene.
Tam üç kere at tepti
Kılıç yardı kaşını,
Şırıldadı al kanı
Göze vurdu yaşını.
Görmez oldu etrafı
Sanki göze ok battı.
Kaybedince dengeyi
Vardı sarp yere attı.

Meğerse Burla Hatun
Kırk ince belli kızla,
Oğulcuğunu anıp
İz sürmüştü son hızla.
Kazan’a yakın geldi
Tanımadı Han Kazan,
Karartmıştı dünyayı
Yarasından sızan kan.
Söyledi ki o sıra
Gelenlere Koca Han:

‘Kara aygırın gemini bana çek yiğit
Dikkat edip yüzüme bak yiğit
Altındaki kara aygırı bana ver yiğit
Elindeki sivri gönderini
Yanındaki kılıcını bana ver yiğit
Bu günümde umut ol bana
Kale ülke vereyim sana.’

Burla Hatun gördü ki
Tanımadı kocası,
Yüreğinde var olan
Derinleşti acısı:

‘Karşıma geçip yiğit neler diyorsun
Geçmiş günlerimi ne hatırlatıyorsun
Kalkıp yerinden doğrulan Kazan
Kara gözlü atın beline binen Kazan
Hücum edip kara dağımı yıkan Kazan
Gölgeli koca ağacımı kesen Kazan
Bıçak alıp kanatlarımı kıran Kazan
Yalnız oğlum Uruz’a kıyan Kazan
At üstünde beklemeyip koşturan Kazan
Senin aklın başından gitmiş
Üzengiyi toplamayan dizin ölmüş
Han kızı sevdiceğini tanımayan gözün ölmüş
Bunalmışsın sana nolmuş
Çal kılıcını yettim Kazan.’

Bu sırada Oğuz’un yiğitleri yetişti,
Hele bir bir sayalım Hânım kimler yetişti.

Kara dere ağzında anasına verilen,
Kara boğa derisi beşiğine serilen.
Öfkesi yiğit olup taşı toza çeviren,
Yedi düğüm bıyığı ensesine deviren;
Kazan Han’ın kardeşi Kara Göne yetişti

Cilasunlar içinde ön saflarda bulunan,
Demir kapı derbentte elinde ufalanan.
Gönderi altmış tutam er böğürten ucunda,
Kazan’ı üç kez attan yıkan beydir acunda;
Ve Kıyan Selçuk Oğlu Deli Dündar yetişti.

Ulu Bayındır Han’ın düşmanını bastıran,
Tam altmış bin kâfire kara kanlar kusturan.
Oğuz’un devletini ak bahtına vardıran,
Aygırın yelesinde soğuk karlar durduran;
Ve Gaflet Koca Oğlu Şîr Şemsettin yetişti

Hemit ile Merdin’de tepip kaleyi alan,
Kapçak Melik’i kırıp kalbini yere çalan.
Kazan Han’ın güveyi evine şan kattığı,
Ak sakallı Oğuzun sevip alkış tuttuğu;
Ve Kara Göne Oğlu Kara Budak yetişti.

Bayburt’un Hisarından uçup inmeyi bilen,
Ap alaca süslenmiş gerdeğe karşı gelen.
Yedi kızın umudu beylerin imrencesi,
İri kartal vuruşlu Oğuz’un güvencesi;
Kazan Beyin sağ kolu Bamsı Beyrek yetişti.

Horoz gibi çalımlı kartal gibi hünerli,
Gümüş kırma kumaşlı sarı altın küpeli.
Yiğitlerin içinde savrulup öne çıkan,
Oğuz’un beylerini bir bir atından yıkan;
Kazılık Koca Oğlu Bey Yigenek yetişti.

Kürk yaptırsa kapatmaz altmış teke derisi,
Topuğuna indirse açık verir gerisi.
Külaha girmez kulak kolu budu irice,
At ağızlı, yaşlı kurt baldır bacak ipince;
Kazan Beyin dayısı Aruz Koca yetişti.

Hepsi de yek bir ağız hepsi benzer kartala,
Yirmi dört boy güveni Deli Dündar dörtnala,
Bin kavim başı Düger bin Büğdüz başı Emen,
Kazan’a yardım için Aruz da geldi hemen;
Saymakla tükenmeyen Oğuz beyi yetişti.

Kazan diye gelen beyler
Arı sudan abdest aldı,
Ak alınlar değdi yere
İki rekât namaz kıldı.

Adı güzel Muhammed’e
Salâvatla dua gitti
Yalın kılıç at teptiler
Kâfirlerin işi bitti.

Kılıç kılıcı kırdı
Kanlı bir savaş oldu,
Kaçamayan can verdi
Meydan dolu baş oldu.

Dış Oğuz beyleri ile Dündar sağa at tepti,
Kara Budak soldan vurup hasmı perişan etti.
Salur Kazan beyleriyle tam ortadan seğirtti,
Tekür’le Şökli Melik’i attan yıkıp böğürttü.

Burla Hatun kâfirin tuğunu kılıçladı,
Tekür’ün adamları kaçışmaya başladı.
Derelerde kâfire onulmaz kırgın girdi,
On beş bin kara kâfir ya esir ya baş verdi.
Oğuz’dan üç yüz yiğit vuruşup şehit oldu,
Kazan oğluna varıp sarılıp yüzü güldü.

Akça kale Sürmeli’ye gelip kırk otağ dikildi,
Yedi gün ve yedi gece eğlenilip içildi.
Cilasın yiğitlere kale ülkeler verdi.
Cariyeyle taçlanıp Uruz beyliğe erdi.

Dedem Korkut gelerek
Neşeyle kopuz çaldı,
Bir Oğuzname düzdü
Koştu ve şöyle dedi:

‘Şimdi hani nerde o dediğim bey erenler
Dünya benim diyenler
Ecel aldı yer gizledi
Ölümlü dünya kime kaldı
Gelimli gidimli dünya
En son ucu ölümlü dünya’

Dua edeyim Hânım:
‘Yerli kora dağın yıkılmasın.
Gölgeli kaba ağacın kesilmesin.
Taşkın akan güzel suyun kurumasın.
Kanatlarının ucu kırılmasın.
Mevlâ seni alçaklara el açtırmasın.
Koşarken ak boz atın sendelemesin.
Vuruşunca kara polat öz kılıcın çentilmesin.
Ak sakallı babanın yeri cennet olsun.
Ak saçlı anan ondan ayrılmasın.
Allah'ın verdiği umudun kesilmesin.
Son nefesinde arı imandan ayırmasın.
Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun.
Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed'e bağışlasın Hânım hey! ..
Bu duaya âmin diyenler Mahşer gününde aradığını tez bulsun Hânım…’

Osman Öcal