Gülce Edebiyat Akımı

Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
İHSAN OZANOĞLU’NUN TRT THM REPERTUVARINA KAZANDIRDIĞI “ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ” ÜZERİNE
YENİ BİLGİLER, YENİ İDDİALAR

Nail TAN

Giriş
Her kahramanlık gününde söylenen, dinleyenlerin yüreğini titreten, şehitlerin anısına gözyaşı döktüren “Çanakkale içinde vurdular beni / Ölmeden mezara koydular beni / Of gençliğim eyvah” sözleriyle başlayan, Çanakkale Savaşları’nın mirası kabul edilen ünlü “Çanakkale Türküsü” bilindiği gibi Kastamonulu rahmetli şair, halk bilimci, eğitimci ve kütüphaneci İhsan Ozanoğlu (1907-1981) tarafından 1948 yılında Ankara Radyosu THM repertuvarına kazandırılmış, 461 numarası verilmiştir. Derleme 14.7.1948 tarihinde Kastamonu şehir merkezinde yapılmış, Ankara Devlet Konservatuvarının (şimdi Hacettepe Üniversitesine bağlı) halk müziği derleme heyetinde Ankara Radyosu Yurttan Sesler Topluluğunun şefi, aynı zamanda Ankara Devlet Konservatuvarı Folklor Arşivi Şefi Muzaffer Sarısözen (1899-1963), müzikolog Halil Bedi Yönetken (1899-1968) ve teknisyen Rıza Yetişen bulunuyordu. Derlenen ezgi, 1533 numaralı mum plağın B yüzüne ikinci ezgi olarak kaydedilmiştir. Ozanoğlu’nun mesleği millî eğitim memuru olarak gösterilmiş; kimden, ne zaman öğrendiği, sorularının karşısı boş bırakılmıştır. Türkünün sözleri dört bent olarak derleme fişine yazılmıştır. Derlemeyi yapan Sarısözen, daha sonra plağı dinleyerek notasını yazmış, Ankara Radyosunda icra etmiş, 1952 yılında bastırdığı Yurttan Sesler kitabına da (s. 13) hem notasını hem de sözlerini koymuştur. Rahmetli Ozanoğlu’nun MİFAD Başkanı iken 1975 yılında Ankara’da bana anlattığına göre, Sarısözen türküyü Ankara Radyosuna verirken yöresini “Çanakkale” olarak yazmış, Ozanoğlu radyoevini mahkemeye vererek yöresini Kastamonu şeklinde değiştirtmiştir. Oğlu Sayın İ. Teoman Ozanoğlu, sanıyorum bu mahkeme safahatını biliyordur.
14.7.1948 günü yapılan derlemede, derleme fişine türkünün sözleri, Kastamonu’nun ağız özelliklerine göre şöyle yazılmıştır (EK 1):

Çanakkale içinde bir dolu desti
Analar babalar mektübü kesdi
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir uzun selvü
Kimimiz nışanlı, kimimiz evlü
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde Aynalıçarşu
Ana ben gidiyom düşmana garşu
Of gençliğim eyvah
Çanakkale üstünü duman bürüdü
On Üçüncü Fırka, harbe yörüdü
Of gençliğim eyvah

Türküdeki Aynalıçarşı, uzun süre anlaşılamamış, baş harfleri küçük, iki ayrı kelime olarak yazılmıştır. Çanakkale’de eskiden beri mevcut Aynalıçarşı adlı bir mekânın varlığı öğrenildikten sonra özel ad imlasıyla yazılmaya başlanmıştır. Fişte aslında “aynalı çarşı” şeklinde yazılmıştır.
1948 yılı yazında ağız araştırmacısı Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu da Muş’a gitmiş ve Veli Yağmurcu adlı bir Muşludan “Çanakkale Türküsü”nü şu sözlerle derlemiştir Caferoğlu: 1951, 84-85).
Çanahgele içinde vurdular meni
Ölmeden mezere goydular meni of

Çanahgele içinde aynali çarşi
Ana men gedirem düşmene garşi of

Çanahgele içinde aynali bazar
Aşça yorganimi yaralar azar of

Gelme Urus gelme peşman olursun
Gırh ikilik toplara gurban olursun of

Un beş yaşımde iken getdim esgere
Düşmen mahvolmadan almam teskere of
Sarısözen, Kastamonu derlemeleri sırasında şu türküleri de Ozanoğlu’ndan derlemiştir (Elçi: 1997, 322-327):
12 Temmuz 1948 günü: Atlanbaç,
13 Temmuz 1948 günü: Yarım Çırdak, Çoban, Bir Gül İçin, A Bülbül, Küçük Bıçak, Kirtman Kızı, Kara Kuzum, Bir Gemim Var, Atınam Kız, Civan Ali, Asker Türküsü: Gide Gide, Çıkabilsem, Toprakköprü, Esnaf Türküsü (Demirciler Demiri Neyle Döverler), Dolma, Çiğır, Eşimden Ayrıldım, Ilgaz’a Gittim Tazuya, Berber, Bugün Günlerden Pazardır (Güveyi), Dağlar, Kıyık, Aşağmaret Arısı, Çıktım Ambarın Koluna, Arpa Ektim (Hanımım), Soğuk Su Başı, Tam Çırdak (Şu Çırdak’ın Ekinleri), Genç Osman, Dağlar (başka bir ezgi), Sepetçioğlu Osman Efe.
14 Temmuz 1948 günü: Bindim Gittim, Çanakkale, Gurbet.
16 Temmuz 1948 günü: Hendektedir Evleri, Ah Aman Getir Sâki (Âşık Dertli’den), Sensin Ey Gül Çehreli (Âşık Rahmî’den), Sevdi Gönül, Beni Candan Usandırdı (Fuzulî’den Gazel), Sofî Hele Gel Meclise (Âşık Emrah’tan Kalenderî), Gam Değil (Âşık Peşrevî), Aşkın Ezelî (Emrah’tan Müstezat).
17 Temmuz 1948 günü: Bey Böyrek’ten Atlar Eğerlendi, Hurşit ile Mahmihrî’den: Bir Ben Ölmeyince, Pınar Aşağı Akarsın, Laleli Dağında Yolum Azıttım (Âşık Kerem’den), Hey Anamdan da Çekmişem Nice Zahmeti (Âşık Kerem’den), Bir Onulmaz Derde Düştüm (Âşık Kerem’den), Akşam Oldu Yine (Âşık Kerem’den), Sen Nesin?, Hey Gönlüm Şaha Kalkmış Küheylandır (Yanık Kerem Makamında), Görünce Açılmış Bir Gül Gibi (Yanık Kerem Makamında), Mâni (Âşık tarzı, adam aman), Hey Tatarlar Tatarlar (Tahir ile Zühre’den), Sarıya Boyanmışsın (Mâni), Kahvelerim Pişti Gel (Mâni).
18 Temmuz 1948 günü: Cep Aynası Yuvarlandı (Ağıt), Hakçılar Tepeden Aştı (düğün türküsü) Anası Konuk Severse (kına türküsü), Hanı Bu Kızın Anası (kına türküsü), Önce Giden Emir Hacılar (düğün ilahisi), Tûba’nın Dalları (düğün ilahisi), Yazık Benim Evvel Geçen Ömrüme (hafız merasimi ilahisi), Tabakamda Tütün, Gelin Oldum (düğün ilahisi), Var Otur Yerine (Âşık Garip’ten), Şu Karşıki Yüce Dağlar (Âşık Kerem’den).
19 Temmuz 1948 günü, Araç’ta, aramızda bulunan Enver Turan’dan Giderim Allah Giderim türküsü derlenmiştir. Ozanoğlu’ndan sonra en çok türkü derlenenler Âşık Mümin Meydanî, Âşık Hakkı Bayraktar, Tosyalı İsmail Okur ve İnebolulu Hasan Çoban’dır.
1975 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Folklor Araştırma Dairesi Arşivine kendisinden 325 kadar türkü derlettirdiğim Ozanoğlu üstadımız, daha sonraki yıllarda “Çanakkale Türküsü”nün derlenişiyle ilgili farklı olaylar anlatmıştır. Sarısözen’in kendisinden türkünün yakıcısı, kökeni hakkında bilgi istemesi üzerine, türküyü yayından kaldırtmamak için bazı zorlama bilgi vermek zorunda kalmıştır. O yıllarda, radyoda anonim türkülere büyük değer veriliyordu. Ancak, her türkünün kimden, nerede öğrenildiği sorularına mutlaka cevap isteniyordu. Bu yüzden, türkü besteleyen bazı halk müziği sanatçıları, “Anamdan-babamdan-ninemden öğrendim.” diyerek türküyü radyo repertuvarına aldırıyorlardı. “Yârim İstanbul’u Mesken mi Tuttun?” türküsü Ahmet Gazi Ayhan’ın bestesi olduğu hâlde, radyoda çalınsın söylensin diye bestecisi / yakıcısı tarafından anonim türkü gibi Sarısözen’e sunulmuştur. Sarısözen öldükten sonra, Ahmet Gazi Ayhan gerçeği açıklamış ve peş peşe birçok türkünün bestecisi / yakıcısı ortaya çıkmıştır.
Ozanoğlu’nun “Çanakkale Türküsü”yle ilgili bazı açıklamaları şöyledir:
a. Rahmetli Ozanoğlu, kopyaları Ankara MİFAD (şimdi Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü) arşivi ile İl Halk Kütüphanesinde bulunan el yazısı bir risalesinde (Ozanoğlu: 1976, 19-27) türkünün derleniş hikâyesini şöyle anlatmış:
Rahmetli Muzaffer Sarısözen, benden Radyoevinde (Ankara Radyosu) 85, Konservatuvarda (Ankara Devlet Konservatuvarı) 135 ve dikte suretiyle 20 türkü almıştı. Bunlardan 223’ü plaklara verilmiştir. 1934’te Ankara Radyosunda Mesut Cemil’in delaleti ile çalmış, 1942’de ise birkaç seans dinletmiştim… Ankara Radyosunda Köroğlu’nu ilk defa çalan ben oldum. Yaşlılardan uzun bir araştırma sonucu melodinin aslını buldum. Mikrofon başında tek başıma çaldım. Aynı türküyü Perihan (Altındağ) Hanımefendi’nin eşliğinde çaldım. Sekiz günde benden saz öğrenen Ruhi Su, Köroğlu’nu okudu, ben çaldım.
Çanakkale Türküsü’nün radyoya verilmesi çok enteresan olmuştur: Bir sabah Kastamonu PTT’sinden bir müvezzi beni telefon başına götürdü.Karşıma, Muzaffer Sarısözen çıktı. ‘Bu akşam Çanakkale Zaferi’ni kutlayacağız, fakat repertuvarımızda Çanakkale türküsü yok. Bilen de yok. Zaten derlemelerimizde böyle bir türküye rastlamadık. Sizde olmak lazım.’ dedi. Ben de, notasını yazıp postalasam iki gün sonra elinize varır. Erzurum’a bir günde tatar ile varırken Engürü’ye (Ankara’ya) dört günde varır posta. Ne dersin? dedim. ‘Çare ne?’ diye sorunca şöyle cevap verdim: Bugün telefon masrafını karşılamaya yeteri kadar param yok. Masrafı taahhüt ederseniz, içinde bulunduğum kabinde çalar söylerim. Siz de orada plak veya banda alırsınız.
Anlaştık. Sazımı aldım göğsüme. Kabinde mikrofon başında hem çaldım hem de notasını (sözsüz) dikte ettim. O gece benim verdiğime benzer şekilde çaldılar. Lakin 20-25 senedir yayımlarken; ‘Çanakkale Türküsü, İhsan Ozanoğlu’ndan alınmıştır.’ diyemezler.
Gariptir ki, Çanakkale Türküsü’nü anam as mevlidci Hafıza Emine Âşıkoğlu (eski lakabımız) bestelemiştir. Türkünün nerden alındığını söylememek hem gayrı ilmî hem de gayri ahlaki bir davranıştır.
Bu açıklamadan sonra türkünün şu sözleri yazılmış:

Çanakkale içinde Aynalıçarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra söğütler
Oturmuş zabitler, asker öğütler
Of gençliğim eyvah
Çanakkale üstünü duman bürüdü
On Üçüncü Fırka harbe yürüdü
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde harman olur mu?
Kâfir düşmanlarda iman olur mu?
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu desti
Analar babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra kazanlar
Oturmuş kâtipler künye yazarlar
Of gençliğim eyvah

Görülüyor ki, sözler 1948 derleme fişinde dört bent iken 1976’da sekize çıkmış.
b. Etem Ruhi Üngör’e gönderdiği ve 1982 yılında yayımlanan makalesinde (Ozanoğlu: 1982, 8) şöyle demektedir: Kastamonu Verencik (Örencik olacak) köyünden Rüveyde Kadın’dan notaya alınan bu türkü enine boyuna Kastamonu türkülerindendir. Rahmetli Sarısözen, Çanakkale Zaferi Yıl Dönümü’nde günün önemini belirtecek türkü ararken nereye başvurduysa Çanakkale konusunda türkü bulamamış. Telefonla bana müracaat etti. Hemen notasını yazıp Kastamonu’dan postaladım. Ankara’ya gittiğimde; ‘Çanakkale Türküsü hiçbir yerde malum olmadığına göre, muhakkak ki Kastamonu’da yapılmış olmak lazımdır. Şimdi de bestekârını tespit etmenizi rica ediyorum.’ dedi. Sarısözen’den ikinci bir vazife aldım ise de türküyü yapanı (yakanı) kesin olarak tespit etmek mümkün olmamıştır.
Görülüyor ki Ozanoğlu, türkünün kaynağı için iki ayrı kadından söz etmiştir. Bir konuşmasında da Ankara’da bana Küreli, savaşa katılmış bir askerden öğrendiğini söylemişti.
İTÜ, Ege ve Gaziantep Üniversitesinde Türk Musikisi Devlet Konservatuvarlarının açılması ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesinin kurulmasından sonra “Çanakkale Türküsü”yle ilgili yoğun araştırmalar yapıldı. Türkünün doğuşu, yayılışı, notalı ilk derleme yazıları üzerine belgelerle destekli kitap ve makaleler basıldı. Bunlar içinde, yayın sırasına göre; Onur Akdoğu, Ömer Çakır ve Ali Osman Öztürk’ün araştırmaları öne çıkmıştır. Bu bilim adamlarının ortaya koydukları bilgi ve belgeler, “Çanakkale Türküsü”nün yöresini değiştirecek kadar önemlidir. Biz, bu bildirimizde bilimin gösterdiği yolda yürüyerek, türkünün doğuş, yayılış ve günümüze gelişiyle ilgili yeni bilgi ve iddiaları, hemşehrilerimize sunacak, bu arada rahmetli Ozanoğlu’nun bu konudaki hizmet ve katkılarını da vurgulayacağız. Bildirinin sonunda ise türkünün yöresi hakkında ulaştığımız sonucu açıklayacağız.

Yeni Bilgiler, Belgeler, İddialar
Söz konusu yeni bilgi, belge ve iddiaları, en eskisinden başlayarak şöyle sıralayabiliriz:
1. XIX. Yüzyıl: Türkü, Çanakkale Savaşları’ndan çok önce yakılmış bir ağıttır. Sevdiği kız kendisine verilmeyen, üstelik vurulan Çanakkaleli bir gencin ağzından yakılmıştır. Çanakkale Savaşları sırasında aynı ezgi savaşa uygun yeni sözlerle zenginleştirilmiş, hatta yürürken söylenecek şekilde ritmi hızlandırılmıştır. Bu görüşün sahibi Müzikolog Mahmut Ragıp Gazimihal’dir. 1936 yılında, yani Ozanoğlu’ndan derlemeden çok önce türküyü notasıyla yayımlamış, bu görüşünü dile getirmiştir. Trakyalı Bektaşî Müziği araştırmacısı Vahit Lütfi Salcı (1883-1950)’nın da türkünün Çanakkale Savaşları’ndan önce bilindiğini kendisine söylediğini vurgulamıştır.
Nitekim, Çanakkale’ye savaşmaya gelen askerler, cepheye giderlerken bu sözleri değiştirilmiş türküyü marş gibi söylüyorlardı. Çanakkale Lisesi (Sultanîsi) orta kısım birinci sınıf öğrencisi 1903 doğumlu Seyfullah Nutku’nun annesine gönderdiği 29 Eylül 1914 tarihli mektupta şu satırlar vardır (Nutku: 1975, 8): Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor. ‘Çanakkale içinde Aynalıçarşı/Anne ben gidiyorum düşmana karşı’ şarkısını söylüyorlar.
Kastamonulu halk müziği uzmanı Süleyman Şenel, sanıyorum 2004 yılında İstanbul TRT Stüdyosunda Bengi programının İhsan Ozanoğlu bölümünün çekimi yapıldıktan sonra Atina’da 1902 yılında basılan bir plakta “Çanakkale Türküsü”nün bulunduğunu söylemişti. O da türkünün eskiliğini kabul etmişti. Hâlâ aynı görüşte midir, bilmiyorum.
2. 1915 Yılı: Osmanlı Devleti Harbiye Nezareti, Çanakkale Savaşları sırasında ordunun ve halkın moralini yükseltmek amacıyla şair, ressam ve müzisyenleri göreve davet etmiş, yeni sanat ürünlerini yaratmalarını istemiş, hatta Temmuz 1915 ayında bir grup sanatçıyı savaş alanlarına götürüp gezdirmişti. Bu gezi yararlı sonuçlar vermiş, birçok şiir yazılmış, resim yapılmıştır. İstanbul Darülelhan (daha sonra İstanbul Belediye Konservatuvarı) keman öğretmeni Kevser Hanım da Çanakkale Savaşları’nın cereyan ettiği R. 1331 (1915) yılında Çanakkale Marşı adıyla bir marş bestelemiş, marş Şamlı Selim tarafından aynı yıl İstanbul’da yayımlanmıştır. Ege Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi rahmetli Onur Akdoğu’ya göre, Çanakkale Türküsü’nün kaynağı, 1915 yılında bestelenen bu marştır (EK 2). Marşın ezgisi ve sözleri aşama aşama değişikliğe uğrayarak bugün söylenen anonim türkü biçimini almıştır (Akdoğu: 1991, 13-19).
Marşın sözleri şöyledir:


Edirne’den çıktım başım selamet
Harbe dâhil olmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah
Atar çavuş, atar vururlar seni
Ölmeden mezara koyarlar seni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içini duman bürür
Kırk Altıncı Fırkanın nâmı yürür
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde dolu bir testi
Analar babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra serviler
Altında yatıyor arslan yiğitler
Of gençliğim eyvah
Çanakkale Boğazı dardır geçilmez
Kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde (bir) sarı yılan
Osmanlı’nın tayyaresi durdurur divan
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde vurdular beni
Nişanlımın mendiline sardılar beni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale sende yatar bir servi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Of gençliğim eyvah
Atar İngiliz atar, pişman olursun
Kan akıcı fırkaya kurban olursun
Of gençliğim eyvah
İstanbul’dan çıktım başım selamet
Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah
Çanakkale seni duman bürüdü
Âli Kemal Bey’in nâmı yürüdü
Of gençliğim eyvah
Tayyare ile uçarız, dağlar aşarız
Bize tayyareci derler, düşmanları yakarız
Of gençliğim eyvah

Görüldüğü gibi marşın sözleri ve nakarat cümlesi, bugün söylenen biçimindeki sözlere çok benzemektedir. Kevser Hanım, marş kolayca söylensin, askerler yadırgamasın diye eski türkü sözlerinden yararlanmış olmalıdır. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’na ait şu türkünün sözleri, bu görüşümüzü doğrulamaktadır (Gökçe: 1974: 7119-20; Çakır: 2003, 21):

Yunan’ın içinde bir sıra servi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Sılada bıraktım saçları telli

Rodop Türklerinden derlenmiş eski bir savaş türküsündeki sözler, Çanakkale Savaşı’nda eklenen, yazılan sözlerin esasını oluşturuyor (Özbek: 1975, 369). Bu sözler Çanakkale’de savaşmış askerler vasıtasıyla Rodop’a götürülmüş veya oradan getirilmiş olmalıdır:

İstihkâmın içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyom düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Eyvah yandı bu dünya
İstihkâmın içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Nakarat
İstihkâmın içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Nakarat
İstihkâmdan çıktım yan basa basa
Ciğerlerim kurudu kan kusa kusa
Nakarat
İstihkâmdan çıktım başım selamet
Selanik’e ermeyince koptu kıyamet
Nakarat

19. yüzyılın ilk yarısında (1828’den itibaren) Cezayir’i ele geçirmek için Fransızlar asker çıkardılar. Uzun yıllar savaşıldı. Anadolu’dan giden binlerce askerimiz şehit oldu. Cezayir Savaşı dolayısıyla yakılmış 19. yüzyıla ait bir türküdeki (Özbek: 1975: 381) şu mısralar da Çanakkale Türküsü’nün içerisine yedirilmiştir:

Cezayir’de sıra sıra söğütler
Söğüdün altında aslan yiğitler
Binbaşı gelmiş, Mehmet’i öğütler

3. 1915 Yılı: Türkünün aslı, müzikolog Etem Ruhi Üngör’e göre, Destancı Mustafa’nın bestesidir (Üngör: 1966: 183). Üngör, Destancı Mustafa kimdir, türküyü ne zaman yakmıştır? sorularına cevap vermez. Kaynak da göstermemiştir. Ancak yayımladığı nota, bugünkü söylenen şekline çok yakındır. “Of gençliğim eyvah” nakaratı da yoktur. Üngör’ün yayımladığı sözler şöyledir:

Çanakkale içinde Aynalı çarşı
Anne ben gidiyom düşmana karşı (düşmana karşı)

Çanakkale içinde sıra sıra selviler
Binbaşılar oturmuş asker öğütler (asker öğütler)

Çanakkale içinde bir kırık testi
Analar babalar ümidi kesti (ümidi kesti)

Arıburnu’ndan çıktık yan basa basa
Hep düşmanlar kaçıyor kan kusa kusa (kan kusa kusa)

Eyüplü Destancı Mustafa Şükrü Efendi’nin 1915 yılında tek sayfa hâlinde bastırıp otuz paraya sattığı, Millî Kütüphanede aslını gördüğümüz, notasız destanın (EK 3) sözleri aşağıdadır (Çakır: 2003: 19-20). Destancı Mustafa’nın Çanakkale Savaşlarıyla ilgili iki destanı daha vardır.

Çanakkale’sine vardım selamet
Anafartalar’da koptu kıyamet
Anafartalar’da oldu kıyamet (Nakarat)
Çanakkale’sinde bir büyük çarşı
İşte ben gidiyorum düşmana karşı
Borular çalıyor ileri marşı (Nakarat)
Çanakkale’sinde bir uzun servi
Kimimiz taşralı, kimimiz yerli
Askerde rahatla geçirdik devri (Nakarat)
Çanakkale’sinde bir yeşil direk
Ölen düşmanlara sevinmek gerek
Harbin dehşetine dayanmaz yürek (Nakarat)
Çanakkale’sinde yapılır testi
Düşmanlar çekilip ümidi kesti
Kahraman askerin yorulmaz desti (Nakarat)
Çanakkale’sinde sıra serviler
Sanki yağmur gibi iner mermiler
Düşmanın üstüne düşer mermiler (Nakarat)
Çanakkale’sinde elektrikler
Kumanda ediyor liva ferikler
Düşman cesediyle doldu tarikler (Nakarat)
Çanakkale’sinde büyük çınar
Duymasın anam, ölürsem yanar
Sağ kalır isem, her daim anar (Nakarat)
Çanakkale’sinde sıra söğütler
Zabitler bir yandan asker öğütler
Vadesi gelerek ölen yiğitler (Nakarat)
Çanakkale’sinde akıyor dere
Hesapsız düşmanlar döküldü yere
Bomba yarasıyla açıldı bere (Nakarat)
Çanakkale’sinde çoktur furunu
Osmanlı askeri arslan torunu
Asla unutulmaz Arıburnu (Nakarat)
Çanakkale’sinde toplar inliyor
Topların sesini herkes dinliyor
Topçular düşmanı görüp mimliyor (Nakarat)
Çanakkale’sinde yanar löküsler
Kahraman askerler durmaz göğüsler
Korkarak kaçar hemen öküsler (Nakarat)
Çanakkale’sinde kurulur pazar
Arslan askerlere değmesin nazar
Ecel geldi ise kısmetimde yazar (Nakarat)

Görülüyor ki, 1915 yılında yayımlanan Kevser Hanım’ın Çanakkale Marşı ile Destancı Mustafa’nın Çanakkale Şarkısı başlıklı destanı arasında yine halk türkülerimizden kaynaklanan bazı söz benzerlikleri vardır (Çakır: 2003, 20-21).

4. 1919 Yılı: Türkü araştırmacısı Prof. Dr. Ali Osman Öztürk’ün araştırmalarına göre, Çanakkale Türküsü, savaş türküsü biçimini aldıktan sonra anonim nitelikte ilk önce V. Osmanlı Ordusunda görevli Alman Subay Dr. Karl Hadank tarafından 1917-1918 yıllarında Marmara Denizi’nin güneyindeki adını yazmadığı bir Türk kasabasında Türk asker ve çocuklarından derlenerek notası 1919 yılında Berlin’de yayımlanmıştır (EK 4). Dr. Hadank, türkü için şu cümleyi de yazmayı unutmamış: Askerler ve çocuklar tarafından bu türkü kadar sık söylenen başka bir türkü duymadım (Hadank: 2006, 267).
Dr. Hadank’ın Çanakkale Marşı başlığıyla yayımladığı türkünün sözleri şöyle (Hadank: 1919: 2006, 265):

Edirne’den çıktım başım selamet
Harbe dâhil olmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Of gençliğim eyvah!
Arıburnu yayılırken yan basa basa
Ölüyorum din kardaşlar kan kusa kusa
Of gençliğim eyvah!
Tabancam duvarda asılı kaldı
Cehizi sandıkta basılı kaldı
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde sıra sıra söğütler
Altında yatarlar baba şehitler
Of gençliğim eyvah!
Sözlerin önemli bir bölümününün Kevser Hanım’ın marş sözlerine benzediği dikkati çekiyor. Ezgisinde de benzerlik vardır.

5. 1923 Yılı: Yine Prof. Dr. Ali Osman Öztürk’ün araştırmalarına göre aynı türkü, Osmanlı Ordusunda görevli bir Alman subay tarafından daha 1917-1918 yıllarında derlenmiştir. Willi Heffening adlı bu Alman subay derlemesini, Eskişehirli DDY Ustabaşısı Çerkez Cemalettin ile memleketini bilmediği Mehmet adlı biri, Konya Beyşehirli çiftçi Mehmet (Çanakkale Savaşları’na katılmış) ve Erzurumlu Mustafa Onbaşı dört kişiden ayrı ayrı yapmış, nota ve sözlerini 1923 yılında Almanya’da yayımlamıştır (Heffening: 1923, EK 5). Kaynak kişilerden ilk ikisi türküyü söylemiş, son ikisi de sözlerini yazarak vermişlerdir. Sonuç olarak 22 bentlik bir türkü ortaya çıkmıştır.

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde bir dolu desti
Analar babalar ümidi kesti
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde bir dal kestane
Vurulan gazilere, çalı dibi hastane
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde bir uzun çarşı
Göğsüm açın gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde sıra sıra söğütler
Altında yatıyor arslan şehitler
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Of gençliğim hevâ (heyvah)
İstanbul’dan çıktım başım selamet
Çanakkale varmadan koptu da kıyamet
Sevgilim, validem Allah’a emanet
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde bir sarı yılan
İngiliz gemisi duruyor civan
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde bir dolu desti
Destiler üstüne Samyeli esti
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde toplar atıldı
Fransız askeri denize döküldü
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde geçemez oldum
İngiliz’i Fransız’ı seçemez oldum
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Martinimi astım zeytin dalına
Fişeğimi doladım ince belime
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale Boğazı dardır geçilmez
Soğuktur suları, kandır içilmez
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale topları deniz de yakıyor
On Birinci Fırka, hücuma kalkıyor
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde bir yeşil çadır
Çadırın içinde şehitler yatır
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Yüksek siperlerden atlayamadım
Fişengim döküldü toplayamadım
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Atma çavuş atma kanım akıyor
Nişanlım var sılada yolum da bakıyor
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale’den (çıktım) yan basa basa
İngilizler kaçıyor kan kusa kusa
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde bir uzun çayır
Ana ben gidiyorum başını kayır
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde düşman yürüdü
On İkinci Fırkanın nâmı yürüdü
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde harman olur mu?
Kara bomba yarasına derman olur mu?
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Çanakkale içinde sıra sıra kazanlar
Oturmuş zabitler künyeye yazarlar
Of gençliğim hevâ (heyvah)
Dikkat edilirse sözlerin bir bölümü, Kevser Hanım’ın marşında da bulunmaktadır.

6. 1923-1936 Yılları: Halk müziği sanatçısı Sadi Yaver Ataman, Ata’nın huzurunda birkaç defa bulunup türkü çalıp söylemiş şanslı kişilerden biridir. Onun belirttiğine göre (Ataman: 1991, 50); Ata’nın çok sevdiği ve zaman zaman söylediği türkülerden biri de “Çanakkale Türküsü”ydü.

7. 1936 Yılı: Çanakkale Türküsü’nün bugünkü ezgi ve sözlerine en yakın biçimi, Ankara Devlet Konservatuvarının (şimdi Hacettepe Üniversitesine bağlı) Kastamonu derlemelerinden önce İstanbul ve Ankara’da biliniyordu. Çanakkale Savaşları’na katılmış askerler tarafından yurdun dört bir yanına Balkanlara, Kerkük’e yayılmıştı. Sarısözen, uzun yıllar Sivas’ta müzik öğretmenliği yaptığından iletişim ağlarının yetersizliği dolayısıyla bu bilgiden mahrumdu. Türkünün notası ve sözleri (EK 6), 1936 yılında Mahmut Ragıp Gazimihal (1900-1960) tarafından İstanbul’da yayımlandığında (Gazimihal: 1936) Sivas’taydı. Gazimihal, kitabında türkünün Çanakkale Savaşlarından önce bilinen, söylenen bir ağıt olduğunu, Çanakkale’de aşkı uğruna öldürülen bir gencin ağzından yakıldığını, Çanakkale Savaşları dolayısıyla yeni sözler eklenerek söylendiğini de belirtmiştir. Bektaşî nefesleri derleyicisi Vahit Lütfi Salcı’yı da yazdıklarına tanık olarak göstermiştir.
Gazimihal’in notasındaki sözler şöyledir:

Çanakkale içinde vurdular beni
Nişanlımın çevresine sardılar beni
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde Aynalıçarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde kasap olur mu?
Vurulan şehitler hesap olur mu?
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar umudu kesti
Of gençliğim eyvah!

Onur Akdoğdu’ya göre, Gazimihal’in notası, Kevser Hanım’ın Çanakkale Marşı’nın genişletilmiş, ağır akışlı bir türkü hâline sokulmuş ilk şeklidir (Akdoğu: 1991, 13-19).

8. 1948 Yılı: Ankara Devlet Konservatuvarının Muzaffer Sarısözen, Halil Bedi Yönetken ve teknisyen Rıza Yetişen’den oluşan THM derleme grubu yaz aylarında Kastamonu ve ilçelerinde türkü, oyun havası derledi. 14 Temmuz 1948 günü Kastamonu şehir merkezinde Âşık İhsan Ozanoğlu’ndan Çanakkale Türküsü derlendi. 1533 numaralı mum plağın B yüzüne ikinci ezgi olarak kaydedildi (Fişi için bk. Ek 1). Başka hiçbir ilde kaynak kişiler bu türküyü söylememişlerdi. Türkü, Sarısözen’in dikkatinden kaçmadı. Derleme sırasında Ozanoğlu, türküyü kimden dinleyip öğrendiğini hatırlayamadı. Sarısözen, bu konuyu araştırmasını söylemiş olmalıdır. Nitekim, Ozanoğlu Ankara’ya gittiğinde Sarısözen’in bu isteği yaptığını asker türküleriyle ilgili risalesinde yazmıştır (Ozanoğlu: 1976).

9. 1949 Yılı: Halk kültürü derlemecisi, özellikle derlediği masallarla tanınan Naki Tezel (1915-1980), yayımladığı Kahramanlık Türküleri başlıklı makalesinde (Tezel: 1949) Çanakkale Türküsü’nün Ozanoğlu’ndan derlenen sözlerine yer verdi. Konservatuvar folklor arşivindeki fişleri taradığı anlaşılıyor.

10. 1952 Yılı: Ankara Radyosu Yurttan Sesler Topluluğu Şefi Muzaffer Sarısözen, daha önce notaya alıp Ankara Radyosu THM sanatçılarına söylettiği Çanakkale Türküsü’nün notasını (EK 7) yayımladı (Sarısözen: 1952, 13). Çanakkale adıyla yayımlanan türkünün notası, Gazimihal’in notasından oldukça farklıdır. Ezgi biraz daha genişletilmiş, zenginleştirilmiştir (Akdoğu: 1991: 14-15). Sarısözen, kaynak kişi, yöre belirtmediği türkünün sözlerinde Ozanoğlu’nun söylediği bent sırasını değiştirmiş, nakarat kısmını da “Of sağ olsun anam” yapmıştır. Oysa Ozanoğlu 1948’de “Of gençliğim eyvah” nakaratını kullanmıştır. Sözlerin tamamı şöyledir:

Çanakkale içinde Aynalıçarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Of sağ olsun anam
Çanakkale içinde, bir uzun servi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Of sağ olsun anam
Çanakkale üstünü duman bürüdü
On Üçüncü Fırka harbe yürüdü
Of sağ olsun anam
Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar mektubu kesti
Of sağ olsun anam
11. 1966 Yılı: Müzikolog Etem Ruhi Üngör, Türk Marşları kitabında Çanakkale Marşı başlığıyla bestecisini Destancı Mustafa olarak belirttiği bir nota (EK 8) yayımladı (Üngör: 1966, 183). Destancı Mustafa’nın EK 2’de yer alan marşında nota olmadığı görülmektedir. Destancılar, satarken ezgiyle söylerler ama bu söyleyişten kim notaya almıştır bu belli değildir. Bu açıdan Üngör’ün iddiası temelsiz kalmaktadır.

12. 1967 Yılı: “Çanakkale Türküsü” 1967 ve 1973 Çanakkale İl yıllıklarında “Çanakkale’de Söylenen Türküler” başlığı altında yer aldı. 1967 İl Yıllığı’ndaki metinde (s. 86) sözlerde bazı değişiklikler göze çarpmaktadır:

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde Aynalıçarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale’den çıktım yan basa basa
Çiğerlerim kurudu kan kusa kusa
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra söğütler
Altında yatıyor aslan yiğitler
Of gençliğim eyvah
Çanakkale’den çıktım başım selamet
Anafarta’ya varmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah

13. 1973 Yılı: TRT Genel Müdürlüğü, 1964 yılında kurulduktan sonra arşiv çalışmalarına önem verilmiş, repertuvar gözden geçirilerek standart notalar yazılmıştır. TRT Müzik Dairesi Nota Yayınları arasında 461 numarayla basılan ve 22 Kasım 1973 tarihinde incelenmesi tamamlanan nota, bugün kullanılan olgunlaşmış notadır (EK 9). Yöresi Kastamonu, kaynak kişi İhsan Ozanoğlu, derleyip notaya alanı Muzaffer Sarısözen’dir. Sözlerin bent sırası, Sarısözen’in 1952 yayınındaki gibidir. Ancak, sanıyorum Ozanoğlu’nun veya Mahmut Ragıp’ın uyarısıyla nakarat kısmı değiştirilmiş, “Of gençliğim eyvah” yapılmıştır. Sözler şöyledir:
Çanakkale içinde Aynalıçarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
....................... Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Of gençliğim eyvah
Çanakkale üstünü duman bürüdü
On Üçüncü Fırka harbe yürüdü
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar, mektubu kesti
Of gençliğim eyvah

Sonraki yıllardaki araştırmalar, türküde “Çanakkale içinde vurdular beni / Ölmeden mezara koydular beni” beyitinin olduğunu da ortaya koyunca, icra sırasında bu beyit ilk söz olarak kullanılmaya başlanmıştır.

14. 1982 Yılı: Ozanoğlu’nun ölümünden bir yıl sonra yayımlanan Yurt Ansiklopedisi’nin Çanakkale fasikülünde türküyle ilgili şu bilgiye yer verilmiştir: Çanakkale içinde Aynalıçarşı sözleriyle başlayan ezgi, Kastamonu ve Tuna üzerindeki Adakale’den derlenmiştir. Türkünün yalnız sözleri yöreyle (Çanakkale) ilgilidir. (s. 1909).

15. 1982 Yılı: Musikî Mecmuası sahibi Etem Ruhi Üngör, Ozanoğlu’nun ölümünden bir yıl sonra, kendisine daha önce gönderdiği kısa bir yazı ve notayı (EK 10) yayımlamıştır (Ozanoğlu: 1982, 8). Notada nakarat kısmı; “Of gençliğim eyvah, eyvah nişanlım eyvah” şeklindedir. Ozanoğlu, türküyü Örencik köyünden Rüveyde Kadın’dan derlediğini belirtmiştir.

Notanın açıklamasında; Sarısözen, Çanakkale Savaşı yıl dönümünde türkü ararken bulamamış. Telefonla bana müracaat etti. Hemen notasını yazıp Kastamonu’dan postaladım. Ankara’ya gittiğimde Sarısözen’den ikinci bir vazife aldımsa da türküyü yapanı kesin olarak tespit etmek mümkün olamamıştır. demektedir. Etem Ruhi Bey, yazıya, türkünün bestecisinin Destancı Mustafa olduğu notunu koymuştur.

16. 1991 Yılı: Ege Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Onur Akdoğu, bir kitap yayımlayarak Çanakkale Türküsü’nün Kemanî Kevser Hanım’ın 1915 yılında bestelediği Çanakkale Marşı’ndan bozularak, ezgisi genişletilip ritmi ağırlaştırılarak bir türkü yaratıldığını iddia etmiştir (Akdoğu: 1991, 13-19).

17. 2003 Yılı: Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Araştırma Görevlisi Ömer Çakır (şimdi aynı üniversite Fen Edebiyat Fakültesinde Yrd. Doç. Dr.)’ın “Çanakkale Türküsünün Öyküsü” başlıklı araştırması yayımlandı. Bu araştırmaya göre; türkü, Çanakkale Savaşları’ndan önce yakılmış bir ağıtın, savaş şartlarına göre sözleri değiştirilmiş, yeni sözler eklenmiş, ezgisi biraz zenginleştirilmiş şeklidir. Osmanlı coğrafyasına dağılmıştır. Ozanoğlu’ndan derlenip TRT repertuvarına girmiş olması, Kastamonu türküsü olduğunu göstermez. Yöresi Çanakkale’dir.

Arnavutluk, Kosova ve Kerkük’te derlenmiş, sözleri de yayımlanmıştır. Sözleri biraz farklı Kerkük çeşitlemesini (Suphi Saatçi derlemesi) Süleyman Şenel notaya almıştır.

18. 1997-2006 Yılları: Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi ve türkü araştırmaları uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, türkünün en eski anonim derleme örneklerini açıklayan makalelerini yayımladı (Öztürk: 1997, 2005, 2006). Osmanlı Ordusunda görevli Alman subayların 1917-1918 yıllarında yaptıkları türkü derlemelerinde elde ettikleri Çanakkale Türküsü’nün nota ve sözlerine göre, türkü Çanakkale Savaşları sırasında askerlerin, çocukların yaygın, severek söyledikleri bir türküydü. İlk notaları 1919 ve 1923 yıllarında Almanya’da yayımlanmıştır (Hadank: 1919; Heffening: 1923). Bu yayınları sonucunda Prof. Öztürk, türkünün Çanakkale’ye ait olduğunu belirtmektedir.


Sonuç

Çanakkale Türküsü’nün aslı , Çanakkale Savaşları’ndan önce söylenen,
aşkı uğruna öldürülen bir gencin ağzından yakılmış bir ağıt iken, Çanakkale Savaşları sırasında eklenen yeni sözlerle zenginleştirilmiştir.
1915 yılında Kemanî Kevser Hanım’ın bestelediği Çanakkale Marşı ile Destancı Mustafa’nın aynı yıl yazıp çarşı pazar sattığı Çanakkale Şarkısı’nın sözleri bu zenginleşmeye katkıda bulunmuştur. Kemanî Kevser Hanım’ın bestesini yaparken mevcut türkülerin ezgi ve sözlerinden yararlandığı da açıkça görülmektedir.

Türkü, birçok halk türküsünde görüldüğü gibi dilden dile dolaşırken hem söz hem de ezgi bakımından genişlemiş, daha güzel, daha söylenilebilir hâle gelmiştir. İlk derlenip notaya alınması 1917-1918 yıllarında Alman Hadank ve Heffening tarafından yapılmış, bu notalar 1919, 1923 yıllarında Almanya’da yayımlanmıştır. Notaların temsil ettiği ezgi, bugün söylenen ezgiye çok yakın olup daha yalındır.

Türk müzisyenler tarafından ilk kez notası 1936 yılında (Mahmut Ragıp Gazimihal) yayımlanmıştır. Yani Kastamonu’da 1948 yılında derlenmeden önce bilinen, çalınıp söylenen bir ezgiydi. Çanakkale Savaşları’na katılan askerler tarafından Anadolu’nun dört bir yanına, hatta Balkanlara, Kırım ve Kerkük’e yayılmıştı. Rahmetli Ozanoğlu, bu türküyü İstanbul’da duymuş veya kütüphanecilikle ilgisi dolayısıyla (1946’da kütüphane müdürü oldu) notasını Gazimihal’in kitabında görmüş olmalıdır.

Sarısözen’in 1948 yılı Kastamonu derlemesini unutup bir-iki yıl sonra Ozanoğlu’nu telefonla araması, Ozanoğlu’nun da türküyü mum plağa okuduğunu unutmasını gerçeğe aykırı görüyorum. Ozanoğlu telefonda; Kastamonu’da çalıp söyledim, plakta var. Dinleyip icra edin. demeliydi.
Bir savaş türküsünün Kastamonu’da derlenmiş olması, onun Kastamonu türküsü olduğunu göstermez. Doğuş yöresi Çanakkale’dir. Yurda yayılırken çeşitlemeleri ortaya çıkmıştır. Konservatuvar derlemeleri sırasında başka kaynak kişiler çalıp söylemedikleri için derleme yeri bahtiyarlığına Kastamonu ve İhsan Ozanoğlu ulaşmıştır.

Türküye güzellik katanlar, onu işleyip zenginleştirenler, günümüzdeki seviyesine ulaştıranlar sırasıyla Gazimihal, Ozanoğlu ve Sarısözen olmuştur. En büyük pay da Sarısözen’e aittir.

Kastamonulular, ortadaki belgeler ışığında, hiçbir endişeye kapılmadan, bilimin gösterdiği yolu izleyerek türkünün yöresinin Çanakkale olduğu gerçeğini kabul etmek zorundadırlar. Çünkü, bu kabul, Ozanoğlu’nun emeğini, hizmetini ortadan kaldırmamaktadır. Türkünün ilk çeşitlemeleri, Osmanlı coğrafyasına standart biçimde yayılmamış, her yörede biraz farklı söz ve ezgilerle söylenmiştir. Oysa, türkünün Ozanoğlu’ndan ve Kastamonu’dan derlenen çeşitlemesi, Sarısözen’in usta rotüşleriyle zenginleşmiş ve standart bir şekle kavuşmuştur. Bu şekil, bu çeşitleme (Kastamonu çeşitlemesi) Türk halk müziğimizin zirve eserlerinden biri hâline gelmiştir. Yüzyıllar boyu İhsan Ozanoğlu ve Muzaffer Sarısözen adlarıyla birlikte yaşayacaktır.


Yararlanılan Kaynaklar
----------------------------------------------------

Akdoğu, Onur (1991); Ünlü Nihavend Longa ve Çanakkale Türküsü Kimindir? Kevser Hanım, İzmir, 23 s. “E. Ü. Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Yayınları: 3”.
Ataman, Sadi Yaver (1991); Atatürk ve Türk Musikisi, Ankara, 141 s. “Kültür Bakanlığı Yayınları: 1291”.
Caferoğlu, Ahmet (1951); Anadolu Ağızlarından Toplamalar, Ankara, s. 84-85. “TDK Yayınları: 591”.
Çanakkale İl Yıllığı (1967); Ankara, s. 86.
Çakır, Ömer (2003); “Çanakkale Türküsünün Öyküsü”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, S. 1, 3/2003, s. 13-32.
Destancı Mustafa Şükrü Efendi (1331 / 1915); Çanakkale Şarkısı, İstanbul, 1 s.
Elçi, Armağan Coşkun (1997); Muzaffer Sarısözen: Hayatı, Eserleri ve Çalışmaları, Ankara, 336 s. “HAGEM Yayınları: 255”.
Hadank Karl (1919); “Jungtürkische Soldaten-und Volkslieder (Jön Türklerin Asker ve Halk Türküleri)”, Mitteilungen des Seminars für Orientalische Sprachen, S. 19, Berlin, s. 63-92. Çevirisi için bk. “Çanakkale Türküsü’nün Bilinmeyen Bir Varyantı”, (Çev. Ali Osman Öztürk), Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, S. 4, 3/2006, s. 259-268.
Heffening, Willi (1923); “Türkische Volkslieder (Türk Halk Türküleri)”, Der Islam, Berlin, C. XIII, s. 236-267. Özet çevirisi için bk. Ali Osman Öztürk (1997).
Gazimihal, Mahmut Ragıp (1936); Türk Halk Türkülerinin Kökeni Meselesi, İstanbul, 32 s. Bu kitap Musiki Mecmuası’nda tefrika edilmiştir. Çanakkale Türküsü’yle ilgili bölüm için bk. S. 407, 12/1984, s. 24.
Gökçe, Erdoğan (1974); “1897 Türk-Yunan Savaşlarında Yakılan Türküler”, TFA, S. 303, 10/1974, s. 7119-21.
Kevser Hanım (1331 / 1915); Çanakkale Marşı, Risale-i Musikiye, (Yayımlayan Şamlı Selim), İstanbul, Nu: 13.
Nutku, Emrullah (1975); Çanakkale Şanlı Tarihine Bir Bakış, İstanbul.
Ozanoğlu, İhsan (1976); Folklorik Bakımdan Açıklamalarıyla Asker Türküleri, (El yazısıyla yazılmış, Kastamonu İl Halk Kütüphanesindeki 23105 numaralı risale)
― (1982); “Çanakkale Türküsü”, Musiki Mecmuası, S. 389, 3/1982, s. 8.
Özbek, Mehmet (1975); Folklor ve Türkülerimiz, İstanbul, 574 s. “Ötüken Yayınları: 91”.
Öztürk Ali Osman (1997); “Çanakkale Türküsü: 1917-18 Tarihli Bir Derleme”, Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, S. 11, 2/1997, s. 83-87.
― (2005); “Çanakkale Türküsü Neden Çanakkale’nindir?”, Aynalı Pazar, Çanakkale Dosyası, Yıl: 3, S. 109, 5 Haziran 2005, s. 18-19.
― (2006); “Çanakkale Türküsünün Bilinmeyen Bir Varyantı”, (Karl Hadank’tan çev. Ali Osman Öztürk), Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, S. 4, 3/2006, s. 259-268.
Sarısözen, Muzaffer (1952); Yurttan Sesler, Ankara, 108 s.
Tezel, Naki (1949); “Kahramanlık Türküleri”, Radyo, S. 87, 3/1949, s. 6-7, 15.
Üngör, Etem Ruhi (1966); Türk Marşları, Ankara, s. 183. “TKAE Yayınları: 11”.
Yurt Ansiklopedisi 1982), Çanakkale fasikülü, s. 1909.

EKLER
1. 14 Temmuz 1948 tarihli derleme fişi
2. Kevser Hanım’ın Çanakkale Marşı (1331/1915)
3. Destancı Mustafa’nın Çanakkale Şarkısı başlıklı destanı (1331/1915)
4. Alman Dr. Karl Hadank’ın yayımladığı nota (1919)
5. Alman Wili Heffening’in yayımladığı nota (1923)
6. Mahmut Ragıp Gazimihal’in yayımladığı nota (1936)
7. Sarısözen’in ilk yayımladığı nota (1952)
8. Etem Ruhi Üngör’ün Destancı Mustafa’ya malettiği ezginin notası (1966)
9. Sarısözen’in yazdığı son nota (1973, TRT Yayın Tarihi)
10. İhsan Ozanoğlu’nun yazıp Sarısözen’e gönderdiğini belirttiği, ölümünden sonra yayımlanan nota (1982).

Dünyanın hemen her bölgesinden bir inat uğruna getirilip canlarını, fani bedenlerini topraklarında bıraktığı Çanakkale cihanı öylesine etkilemiştir ki daha bilmediğimiz, belki de gün yüzüne bugüne kadar çıkmayan ya da unutulan nice destanlar bu topraklar için yazılmıştır.
Tarihin en büyük destanı ikiyüzellibin şehit vererek Çanakkale'yi geçilmez yapan Yüce Türk milletinindir.
Çanakkale destanı hemen pek çok bölgede birbirine çok yakın deyimlerle ifade edilmiştir. Bunlardan biri de üstat İhsan OZANOĞLU'NUN drlediği destandır.
Destanı ilk yakan bize göe bilinememektedir. Hocamın söylediği gibi İzmirli Kevser hanımın bu destanlardan etkilenerek notaya aldığı marşın öncesi vardır.
Asıl olan bu destanların Yüce Türk Milletinin bağrından çıkmış olmasıdır.
Üstün gayret ve çalışmalarına hayran olduğum Mustafa CEYLAN Hocama yaptıkları her çalışmada olduğu gibi sayfadaki bilgilendirici çalışmaları için minnet ve saygılarımı sunuyor, başarılarının devamını diliyorum.
"Çanakkale..." Türküsü ile ilgili zengin bir araştırma ve çaba dolu bilgilendirici bu güzel paylaşımı okurken, en az türkünün ezgisi kadar etkilendim.Savaş ve /veya afet anlarında ortaya çıkan ve zaman içinde (hasbelkader) halkın ortak duygularına tercüman olan bu tür ezgiler " anonim" bir özellik kazanarak; bütün bir coğrafyayı ve insanlığı kapsar; o ortak acı ya da sevincin ifadesi olarak, toplumun bağrında bir gül gibi açar ebediyen. Savaşlar ve doğal afetler, toplumların özünde her zaman daha farklı, daha derin yaralar açmış, acıtmış, kanatmış ve her bölgenin kendi kültür motifleri, kendi nakışları içinde ezgilerle, ağıtlarla türkülere yansıtılarak; müziğin evrenselliği ile ölümsüz kılınmıştır. Müziğin evrensel dili, ortak paydalarda şüphesiz insanlığın ortak dersler almasına da dayanaktır.
Bu anlamda TRT.' miz ve sanatkarlarımız, her süreçte çok anlamlı, kalıcı, paylaşımcı kültür hizmeti vermiş, vermeye de devam edecektir.Zira, Türk toplumu özündeki Kevser kaynağıyla gah yarasını sarmış gahi erincini dile getirmiştir tarihler boyunca.

Saygıdeğer Ceylan Hocamıza bir kez daha teşekkürlerimle, saygı ve dostlukla...
Türkünün yöresinin neresi olduğu o kadar da önemli değil. Kırıkkale'de Ankara'da, Samsun'da, Kastamonu'da, Antalya'da... büyük bir coşkuyla okunup dinleniyorsa, Duygularmızı kabarmasına vesile oluyorsa budur önemli olan. Kastamonu'nun Şerife Bacısı da mutlaka b türküyü biliyordu, bu türküden duygulanıyordu.