Gülce Edebiyat Akımı

Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Azerbaycan’dan mektup var

Doç.Dr.TAMİLLA ABBASHANLI

Bugün yaşayan Azerbaycan şiirinin önde gelen isimlerinden biri de Sona Çerkez’dir. Sona Hanımın ailesi 1949 yılın Ekim ayında nankör komşumuz Ermenilerin zülmü ile Vedi kentinin Goravan köyünden iki katlı evlerinden, mer-meyve ile dolu olan uçsuz bucaksız bahçelerinden, en önemlisi sıcak yuvalarından ayrılıp Azerbaycan’ın Hanlar bölgesine, sonra da Saatlı kentine taşınırlar. Göç zamanı Sona bir yaşında imiş. Batı Azerbaycan (bu günkü Ermenistan) dağlık olsa da havası, suyu çok güzeldi. Azerbaycan Türkleri yaz aylarında hep oradaki yaylalarına gider, orman kenarında, pınar başında çadır kurar, bütün yazı gül çiçekle örtülü bu yerlerde dinlenirdiler. Şimdi bizim doğma yerlerimizde Ermeniler mesken salmışlar. Sona Çerkez o güzel yerler hakkındaki sohbetleri dedelerinden, nenelerinden, anne-babasında duymuştu. Dedeleri ölünce hep Batı Azerbaycan’da koyup geldikleri yurt-yuvaları hakkında düşünür, o yerlere geri döneceklerine ümit ediyordular. Ve bu hasretle de dünyadan göçüp gittiler. Sona Hanımın yazdığı yazılarda, şiirlerde anne-babasından onun ruhuna geçen Batı Azerbaycan hasreti var. O da ümit ediyor ki, bir gün Karabağ azat olunacak ve onlar Şuşa ve Laçın kentlerinden geçip Ermenistan’a dahil olacak, doğma yurt yerlerini, orada gömülen doğmalarının mezarlarını görecekler.
Sona Çerkez’in yeni yayımlanmış “Taş Olmak İstiyorum” kitabını okurken Batı Azerbaycan adlı vatan hasretini orada gördüm ve birkaç kelime yazmaktan kendimi tutamadım.
Sona Çerkez’in şimdiye kadar on iki kitabı yayımlanmıştır. Sonuncu – on ikinci kitabı demin söylediğim gibi, “Taş Olmak İstiyorum” adlanır. Sona Hanımın kitapta yayımlanan düz yazıları ve şiirlerinde derin hüzün var. Bunun da nedenini açıklayalım. 1994 yılının Haziran ayında bir otomobil gazası Sona Hanımın mutluluğuna son koydu, dünyalar kadar sevdiği ömür gün arkadaşı Çerkez Beyi ondan koparıp gitti. O günden Sona Hanımın yüzü gülmedi, arkadaşı beyaz kağıt ve kalem oldu. Evlatları uyuduktan sonra Çerkez Beyin iş odasına çekildi, vefalı ömür-gün arkadaşı ile bağlı anılarını gâh nesirle, gâh şiirle kağıtlara döktü. Atasözü var: “Sen saydığını say, göre felek ne sayıyor”. Sona Hanımın hayatında keder bir birini takip etti. Kardeşi genç yaşında hayata “elveda” dedi, ardınca babası göçtü bu dünyadan. Bu dertler Sona Hanımın kalemini elinden düşmeye koymadı. Derdini yazdığı yazılarla, şiirlerle dağıtmağa çalışdı, böylece, on ikinci kitap ışık yüzü gördü. Sona Çerkez Türk Dünyasının Simurgu Prof.Dr.İsa Kayacan’a büyük hürmet besliyor. Yolu Türkiye’ye düşerse, onu ziyaret eder, hep İsa Beyin yaratıcılığını izler. Her zaman yazılarında ondan saygı ile söz açar, mektuplar yazar. Çünkü her ikisi aynı derdin elinden - büyük Fuzuli’nin dediği gibi, “dağa çıkmışlar”. İsa Kayacan’ın Sebahat adlı büyük derdi, Sona Hanımın Çerkez derdi var. S.Çerkez İsa Beye kitap imzalarken gözyaşları sel gibi aktı ve bu manileri yazdı:
Azizim yara sızlar,
Yürekte yara sızlar.
Yaralılar derdini
Ne biler yarasızlar.

Azizim, yeşil ördek,
Neçedir yaşın ördek?
Bir zaman cüt gezirdin,
Nerde yoldaşın ördek?
S.Çerkez yeni yayımlanan kitabındaki şiirlerde hayat ve zaman felsefi düşüncelerine yer veriyor. “Ecelime”, “Göç Kaldı” şiirlerinde Sona Hanımın fani dünya ile sohbetinin tanığı olursun. Şair başkalarından farklı olarak “Eceli”yle tatlı bir sohbete başlıyor, “Ona Hoş Gelmişsin, gözüm hep seni arıyor” der. Ondan mühlet istemediğini söylüyor. “Göç Kaldı” şiirinde ise şair tamamen gama, kedere bürünmüştür ve diyor ki, “ömrün son trenindeyim”. S.Çerkez bu şiirinde Çerkezsiz gecen günlere ağıt söylüyor:
Çimenimde vakitsiz solan gül kaldı,
Saçlarıma salmadığım tül kaldı.
Hazan vurdu, bar vermedi bahçe bağ,
Ocağımda bu gibi soğuk kül kaldı.
Sona Hanım çoğu zaman anılarla yaşıyor ve bunları dizelere diziyor. Ne iyi ki, dünyada anneler var. Sona Hanımın gah kalemiyle derdini dağıtır, gah da kendisi gibi kedere esir düşen annesi Seriye Hanımla dertleşir, onu dert elinde esir olmağa koymuyor, ona ithaf ettiği şiirleriyle azacık da olsa ona teskinlik vermek istiyor:
Bizler için mum eyleyip ömrünü,
Dinçliğine hasret kaldın ömürlük.
Kurban olayım zayıflayan canına,
Çok düşüpsün, öyle bilme görmüyoruz…
Ve son olarak: Sona Çerkez’in bu kitabında gerçekten insanın içini sızlatan, ona nasihat veren, iyilerin değerini bilmeye çağıran derin felsefi şiirleri vardır. Sona Hanımın düz yazılarında vatan hasreti, aile sevgisi, örf adetlerimize bağlılık, manevi değerlerimize sevgi, saygı vardır. Kitabı okuyanlar bunların şahidi olacaktır. Sona Çerkez’e yeni yaratıcılık uğurları diliyor ve diyoruz:-Yeni eserlerinizi bekliyoruz, Sona Hanım…


Bugün yaşayan Azerbaycan şiirinin önde gelen isimlerinden biri de Sona Çerkez’dir. Sona Hanımın ailesi 1949 yılın Ekim ayında nankör komşumuz Ermenilerin zülmü ile Vedi kentinin Goravan köyünden iki katlı evlerinden, mer-meyve ile dolu olan uçsuz bucaksız bahçelerinden, en önemlisi sıcak yuvalarından ayrılıp Azerbaycan’ın Hanlar bölgesine, sonra da Saatlı kentine taşınırlar. Göç zamanı Sona bir yaşında imiş. Batı Azerbaycan (bu günkü Ermenistan) dağlık olsa da havası, suyu çok güzeldi. Azerbaycan Türkleri yaz aylarında hep oradaki yaylalarına gider, orman kenarında, pınar başında çadır kurar, bütün yazı gül çiçekle örtülü bu yerlerde dinlenirdiler. Şimdi bizim doğma yerlerimizde Ermeniler mesken salmışlar. Sona Çerkez o güzel yerler hakkındaki sohbetleri dedelerinden, nenelerinden, anne-babasında duymuştu. Dedeleri ölünce hep Batı Azerbaycan’da koyup geldikleri yurt-yuvaları hakkında düşünür, o yerlere geri döneceklerine ümit ediyordular. Ve bu hasretle de dünyadan göçüp gittiler. Sona Hanımın yazdığı yazılarda, şiirlerde anne-babasından onun ruhuna geçen Batı Azerbaycan hasreti var. O da ümit ediyor ki, bir gün Karabağ azat olunacak ve onlar Şuşa ve Laçın kentlerinden geçip Ermenistan’a dahil olacak, doğma yurt yerlerini, orada gömülen doğmalarının mezarlarını görecekler.
Sona Çerkez’in yeni yayımlanmış “Taş Olmak İstiyorum” kitabını okurken Batı Azerbaycan adlı vatan hasretini orada gördüm ve birkaç kelime yazmaktan kendimi tutamadım.
Sona Çerkez’in şimdiye kadar on iki kitabı yayımlanmıştır. Sonuncu – on ikinci kitabı demin söylediğim gibi, “Taş Olmak İstiyorum” adlanır. Sona Hanımın kitapta yayımlanan düz yazıları ve şiirlerinde derin hüzün var. Bunun da nedenini açıklayalım. 1994 yılının Haziran ayında bir otomobil gazası Sona Hanımın mutluluğuna son koydu, dünyalar kadar sevdiği ömür gün arkadaşı Çerkez Beyi ondan koparıp gitti. O günden Sona Hanımın yüzü gülmedi, arkadaşı beyaz kağıt ve kalem oldu. Evlatları uyuduktan sonra Çerkez Beyin iş odasına çekildi, vefalı ömür-gün arkadaşı ile bağlı anılarını gâh nesirle, gâh şiirle kağıtlara döktü. Atasözü var: “Sen saydığını say, göre felek ne sayıyor”. Sona Hanımın hayatında keder bir birini takip etti. Kardeşi genç yaşında hayata “elveda” dedi, ardınca babası göçtü bu dünyadan. Bu dertler Sona Hanımın kalemini elinden düşmeye koymadı. Derdini yazdığı yazılarla, şiirlerle dağıtmağa çalışdı, böylece, on ikinci kitap ışık yüzü gördü. Sona Çerkez Türk Dünyasının Simurgu Prof.Dr.İsa Kayacan’a büyük hürmet besliyor. Yolu Türkiye’ye düşerse, onu ziyaret eder, hep İsa Beyin yaratıcılığını izler. Her zaman yazılarında ondan saygı ile söz açar, mektuplar yazar. Çünkü her ikisi aynı derdin elinden - büyük Fuzuli’nin dediği gibi, “dağa çıkmışlar”. İsa Kayacan’ın Sebahat adlı büyük derdi, Sona Hanımın Çerkez derdi var. S.Çerkez İsa Beye kitap imzalarken gözyaşları sel gibi aktı ve bu manileri yazdı:
Azizim yara sızlar,
Yürekte yara sızlar.
Yaralılar derdini
Ne biler yarasızlar.

Azizim, yeşil ördek,
Neçedir yaşın ördek?
Bir zaman cüt gezirdin,
Nerde yoldaşın ördek?
S.Çerkez yeni yayımlanan kitabındaki şiirlerde hayat ve zaman felsefi düşüncelerine yer veriyor. “Ecelime”, “Göç Kaldı” şiirlerinde Sona Hanımın fani dünya ile sohbetinin tanığı olursun. Şair başkalarından farklı olarak “Eceli”yle tatlı bir sohbete başlıyor, “Ona Hoş Gelmişsin, gözüm hep seni arıyor” der. Ondan mühlet istemediğini söylüyor. “Göç Kaldı” şiirinde ise şair tamamen gama, kedere bürünmüştür ve diyor ki, “ömrün son trenindeyim”. S.Çerkez bu şiirinde Çerkezsiz gecen günlere ağıt söylüyor:
Çimenimde vakitsiz solan gül kaldı,
Saçlarıma salmadığım tül kaldı.
Hazan vurdu, bar vermedi bahçe bağ,
Ocağımda bu gibi soğuk kül kaldı.
Sona Hanım çoğu zaman anılarla yaşıyor ve bunları dizelere diziyor. Ne iyi ki, dünyada anneler var. Sona Hanımın gah kalemiyle derdini dağıtır, gah da kendisi gibi kedere esir düşen annesi Seriye Hanımla dertleşir, onu dert elinde esir olmağa koymuyor, ona ithaf ettiği şiirleriyle azacık da olsa ona teskinlik vermek istiyor:
Bizler için mum eyleyip ömrünü,
Dinçliğine hasret kaldın ömürlük.
Kurban olayım zayıflayan canına,
Çok düşüpsün, öyle bilme görmüyoruz…
Ve son olarak: Sona Çerkez’in bu kitabında gerçekten insanın içini sızlatan, ona nasihat veren, iyilerin değerini bilmeye çağıran derin felsefi şiirleri vardır. Sona Hanımın düz yazılarında vatan hasreti, aile sevgisi, örf adetlerimize bağlılık, manevi değerlerimize sevgi, saygı vardır. Kitabı okuyanlar bunların şahidi olacaktır. Sona Çerkez’e yeni yaratıcılık uğurları diliyor ve diyoruz:-Yeni eserlerinizi bekliyoruz, Sona Hanım…
duygulandırıcı bir paylaşım. bir hata sanırım altalta iki defa aynı yazı alınmış.
Gerçek her zaman acımasız, kanatıcıdır. Nitekim yazıdan da bunu anlıyoruz. Edebiyatın kaymak tabakasında daima acıyla demlenen gerçeğin muhteşemliği vardır. Çünkü edebiyat söz sanatıdır. Çünkü edebiyat, duygu ve düşüncelerin maharetli kalemlerce edebî bir disiplin içinde nakış nakış işlenişidir; kanayarak akan ırmağın çağıldayışı gibi...

Çok etkileyici bir paylaşımdı. Paylaşıma dayanak olan merhum şaire Allah' tam rahmet dileyerek, teşekkür ediyorum değerli dostlara.