Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: RAMAZAN ŞENLİKLERİ ; Yorumum
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.

" RAMAZAN ŞENLİKLERİ


Sitemizin hemen yakınına kurulan Batıkent Alış Veriş Şenlikleri çadırı, ramazanın birinci gününde hüsrana uğrattı beni. O gün çok sıcak olduğu için pazarda tezgah açmamış, evde kalmıştım. Ne olur ne olmaz; yaş hayli ilerledi, doğanın değişken koşullarına uyum sağlamakta zorluk çekiyorum. Gençliğimdeki gibi değilim. Domuz avında ormanda çalıların üzerinde pineklerdim. Şimdi ise öyle mi; yatak bile diken oldu bana; hoplayıp duruyorum vücut ağrılarımdan. Ağrılarımı defetmek için Haymana kaplıcasına gittiğim halde; bana mısın demedi. Pansiyonda karıncaların istilasına uğradığım da yanıma kar kaldı.

Ayhan Işık gibi güneş çarpmasıyla ölüp gitmekte var işin ucunda. Daha yapılacak bir sürü işim olduğu için Azrail’le köşe kapmaca oynuyoruz. Balkondaki siyah beyaz televizyonumun tamiratını, zemin kattaki deponun içinin dizaynı; bulmaca çözme, bir üst kattaki altın kızlarla ve aşağı kattaki yaşlı, yaşlı olduğu kadar da cin gibi apartmanı karıştırmakta sinsi olan neneyle muhabbet gibi rutin işlerle akşamı edince; iftarı yapmak için;

- Hazırlan hanım, Aysu’yu da alalım, ramazanın ilk günü çadırda iftarımızı yapalım, dedim.

Geçen yıl öyle yapmıştık çünkü. Benim gibi sivri sinekten yağ çıkarmakta usta olan bir pazarcı başka ne düşünebilir ki!

İftara yetişmek için yayaları tavuk gibi ezmeye niyetli taşıtların aralarından tavşan gibi sekerek kazasız belasız yolun karşısına geçmeyi becerdik. Trafik lambalarının yanına kim gidecek, kestirmeden gitmek varken. Hem işin ucunda iftar çadırında erkenden sıraya girmekte var…Bizim sitenin adamları, çol çocuk peşlerinde; gurk olmuş anaç tavuklar gibi çadıra doğru tırmanıyorlar. İçimden; “ Bu sene de masraftan kurtulduk” diye düşünmekteydim. Merdivenleri tırmanıp, güvenlikçilerin önünde kendimizi bulunca gerçekle yüz yüze kaldık; kurulan devasa çadır, iftar çadırı değilmiş meğersem.

“Alış Veriş Şenlikleri” çadırıymış. Hayda! Bu da nerden çıktı şimdi. Ezan okundu okunacak…Hanım:

- Hadi dönelim, çaputlardan zaten bıktım! Dedi.

Kızım Aysu’nun gözleri lunapark’ın sihirli ışıklarına takılmıştı. Onun derdi başkaydı. Yemekten sonra onunla tekrar gelecektik. Bir kez, üç tl.nin kanına girme hakkı vardı.

Neyse yine de alel acele içeriyi kolaçan ettik… Sinegalli zenciler bile stant kiralamışlar. Bir umut işte! Para kazanma umudu!..

Kuru yemiş; fındık fıstık, çekirdek satan stantlar, lunaparkın önlerine dizilmişler. İşte bunlar, şanslı; iş yapar diye düşündüm. Çünkü bizim milletin, öncelikle midesi çalışmakta. Sonra da bacaklarının arası!...

Üç tane kitapçı standının tatlı ve umut dolu telaşeleri, dikkatimi çekti…Bin bir çile çekilerek yazılan o altın değerindeki estetik eserler, raflara dizilmeye
başlanmış bile. İsimlerini saymakla bitmez…Bunlara uzanan eller,olacak mı acaba düşünmekteyim. Daha dün; bir gazetede okumuştum kitap okumakta Afrika’nın bile gerisine düşmüşüz.

Kitapçının biri, tanıdık çıkmaz mı! Adamcağız, öyle iştahlı; standına çeki düzen veriyor ki, sonuçta para kazanacak; neden iştahlı olmasın.

- Ağbey, buranın aylık kirası ne kadar?

- Dört milyar!..

“ Kafayı mı yedin ağbey; deli misin sen?” diyecek oluyorum…İnşallah hüsrana uğramaz diye dua ediyorum. Elden başka bir şey gelmiyor çünkü. Ama görünen köy kılavuz istemiyor. Umudum yok! Bu halkın bir ferdiysem, hislerimde yanılmam.

Üç gün sonra kitapçı arkadaşı merak edip, tekrar gidiyorum. Adamcağız, sıkıntısından ağzında sağa sola gevelediği sigarayı yiyecek nerdeyse.

-Yandım Ayhan! Bugün sadece 90 tl.lik iş yapmışım. Kirasını bile çıkaramayacağız bu gidişle!

-Üzülme, belki düzelir!

Kendisine yardımcı olmak istiyorum. On yıldır Batıkent’te olduğum için göz aşinalığı olduklarıma kitap satmak istedim. Öcü görmüş gibi; elleriyle yitekliyorlar:

- Aman aman, yatakların altına kadar kitap dolu, okuyan yok. Zaten buraya da; çocuklar evlerde bunaldı, lunaparka oyuncaklara getirdik, demezler mi…

Sinegallı zenci;

- İş yok ama; Allah büyük! diye ellerini yukarıya kaldırıyor…

Lunaparktan çığlık çığlığa sesler yükseliyor…Kamıkaziler, gökyüzüne inip kalkıyorlar. Vatandaşın ağzı, makineli tüfek gibi boş durmuyor; çitledikleri çekirdeklerin kabukları, yıldırım gibi sağa sola fırlatılıyor.

İlerdeki sahnede şarkı yarışması sonucunda, vatandaşlara ödüller dağıtılıyor: telefon, şapka, kol saati. Umutlarım bir kez daha bitiyor. “Hani kitap?” diye bağırasım geliyor!..

Çadırdan hüzünle ayrılırken, arkadaştan zorla parasını verip aldığım Tolstoy’un ’İtiraflarım’ kitabını parmaklarımın arasında sıkı sıkıya sarıyorum…

ayhansarıkaya "




Konu sadece bin bir emekle yayıma hazırlanan ama satılamayan kitap değil elbette! Onunla birlikte mübarek günü bile çıkarlarına alet ederek rant sağlayanlar...İpe sapa gelmez bezdirici engellerine rağmen o kapıda -minik de olsa- bir yer kotarmaya ve namusuyla, emeğiyle kazanma çabasında olana... Bunu yaparken de oldukça yüksek meblağlarda kira ödemeğe zorlanan insanlara çıkarılan zorluklar! Aylık kirası 4 milyar gibi çok yüksek bir rakam(4bin tl.) ve sadece bu ay' a mahsus kurulan bir çadır! Denetleyeni olmayan ama tatlı kazanca ortağın bol olduğu, incik boncukla kazanılmaya çalışılana göz dikecek kadar iştahası kabarık bir mide!
Şükürmüş! Hadi ordan... El insaf!

Yine gerçek yaşamdan bir kesit, yine kanayan/kanatan çıbanlar ve çıban deşiciler...
Yalın, samimi kaleme saygı ve dostlukla...



kaynak: http://www.edebiyatdefteri.com/