Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: ÖLDÜRÜLEN ŞAİRLER( 17 ):Şehzade Korkud(Harîmî)
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.



ÖLDÜRÜLEN ŞAİRLER( 17 ):Şehzade Korkud(Harîmî)

“Kondu dil milkine aşkın ey peri cânum gibi
Oturup tahtına hükm itdi Süleymânum gibi

Bağlarum başına gamzen şöyle neşter urdu kim
Ayn-ı çeşmümden bu dem hûnâb akar kanum gibi

Aşkının derdine dil ol hadde mûnîs oldu kim
Almak içün cân virür derdini dermânum gibi

Gönlünü târâca virür bu Harîmî’ nin şehâ
Dağıtan aklını ol zülf-i perîşânum gibi”

*
Şehzdade Korkud, boğularak öldürülen şairlerimizdendir. Harîmî mahlasıyla şiirler yazan şairin eserleri şunlardır:

1-Türkçe Divan : Çeşitli araştırma ve bitirme tezlerine konu olan Divanında 52 gazel, 1 Arapça manzume, Türkçe’ de 2 beyit bulunmaktadır. Eser, Millet Kütüphanesi’ndedir.

2-Kitabü’l Harîmî: Ayasofya Kütüphanesinde bulunan eser “Kitap fi’t-Tasavvuf” adıyla kayıtlıdır.

3-Hâfızu’l-İnsan an Lafzı’l-İman veya Şerh-i Elfaz-ı Küfr : Bu eser de Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Bir sureti de Millet Kütüphanesi’ndedir.

4-Fetevâ-yı Korkûdiyye : Bu eser henüz gün ışığına çıkmamıştır. Kâtip Çelebi ve Sehi Bey bu eserden bahsetmişlerse de eser, bulunamamıştır.

5-Vesîletü’l-Ahbâb : Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunan bu eser, yedi bölümden meydana gelmiş ve Arapça’dır. Mısır’da kaleme alınmıştır, ahlâki konuları içermektedir.

6-Hallü Eşkâli’l-Efkâr fi Halli Emvâli’l-Küffar : Arapça yazılmış, ganimet paylaşımına dair bir fıkıh eseridir ve Ayasofya Kütüphanesi’ndedir.

*

Akının deryâsının çün düşmüşem girdâbına
Vaktidir bu teşne-dil ire visâlin âbına

Komadı nâlem rübâbı râhat-ı cân bir nefes
Her yana devrân ider dönüp yaşım seylâbına

Saltanat deyrine âlemde revân ola mı şol
Dil ki bir rek’at namâz ide kaşın mihrâbına

Göz ki ol nûr-ı tecelline nazar kılup senün
İltifât ide cihâna gark ola ko hâbına

Bu Harîmî cânına cevrîn bıçağı kâr ide
Nefsini teslîm kıldı aşkınun kassâbına.

*
Hattat, musikinaş, şair ve bilgin… “Gıday-ı ruh” isimli bir sazın mucidi. Bestelerinden bazıları günümüze kadar gelmiştir. Türkçe’nin dışında Farsça ve Arapça’da bilen şair, Ebu’l Hayr Mehmed Korkud adıyla anılmıştır.

*

Osmanlı şehzadelerinin saltanat mücadeleleri tarihin önemli olaylarından sayılır. İktidardakiler yönettiklerinin düşüncelerini öğrenebilmek için, inanılmaz bir şekilde taktikler kullanmışlardır ki gücü elinde bulunduran ötekini hep öldürmüştür.

İkinci Bayezid’in Amasya Valisi olduğu günlerde Dünyaya gelen Korkud, Amasya’da iken hat sanatını, din ilimlerini ve musikiyi ustalardan öğrenmiş ve kendisini yetiştirmiştir. İkinci Bayezid’in cülusundan sonra önce Amasya’ya, sonra Saruhan(Manisa)ya Vali olarak atanır. Bir süre sonra da Antalya(Teke)sancağına nakli çıkar. Teke sancağına çıkan bu tayinden Şehzade Korkud memnun değildir. Çünkü, İstanbul’dan uzaklaşmış, uzaklaştırılmıştır. Babası ve amcası Cem arasında geçen taht mücadelesini çok iyi bilen Şehzade Korkud, amcasına benzemek istemiyordu. Ancak, babası şehzede Korkud ve şehzade Selim’e değil de daha çok şehzade Ahmet’e ilgi gösteriyordu. İstanbul’a yakın olmak, sarayın içinden haberler almak demekti. Önce Mısır yolculuğuna çıktı. Tahtın I. Selim’e geçeceğini anlayan bazı kişiler Korkud’un İstanbul’a gelmesini istediler. Korkud İstanbul’a geldi ama, yeniçerilerin gönlünün Selim’den yana olduğunu anladı. Yeniçeriler, o’nun erkek çocuğu yok diye o’na itibar etmiyorlardı.

İkinci Bayezid, Selim lehine tahttan feragat ettiğinde Korkud’da Manisa sancağına Midilli adasını eklemiş, İstanbul’da, sarayda bulunmaktaydı. Sultan Selim, iç işlerinde kendisine karışmayacağına, hattâ masraflarının da saraydan karşılanacağına dair söz vererek kardeşini Manisa’ya yolcu etti.

Araya zaman girdiğinde, zamanla beraber kara haberciler, ayrılıkçılar tüm dedikodularını büyüte büyüte arayı doldurmaya çalışırlar. İşte Selim ile şehzade Korkud arasına da bu tür bir kumkuma iklimi girmiş ve acımasız ağını örmekteydi.

Saray, Sultan Selim yanında bulunan bazı Devlet adamlarına bizzat kendisi mektup yazdırarak, kardeşinin saltanat ve taht konusundaki düşüncesini öğrenmeye çalışmıştır. Mektuplarda İstanbul’a gelmesi ve tahta çıkması için ne gerekiyorsa yapacaklarını yazıyordu. Bir çeşit kandırmaca, bir çeşit hile mektuplarıydı…

Şehzade Korkud’un tahta talip olduğunu anlayan padişah Sultan Selim, ordusuyla Manisa üstüne yürüdü. Şehzade Korkud ve nedimi Piyale bey, Manisa’ dan kaçtılar ve Teke(Antalya)’ya kaçtılar. Takipden kurtulmak için de kılık değiştirdiler. Yolculuk sırasında küçük bir mağarada gizlendiler.

Mağarada geçen sıkıntılı günlerin birinde, Piyale bey, yiyecek temini için bir köylü ile görüştü. Köylüden yardım istedi ve ve yanlarında bulunan bir atı da köylüye bu yardımlar karşılığında hediye etti. Köylünün elinde bulunan bu at, diğer köylüler tarafından şüphe ve dikkat çekmeye başlamıştı. Durumdan Teke Sancak beyi Kazım Bey’e haber iletildi. At sahibi köylü sorguya alındığında gerçek ortaya çıktı ve şehzade Korkud ve Piyala Bey yakalandılar. Bunu haber alan Sultan Selim, şehzade Korkud’un İstanbul’a gelmeden öldürülmesini emretti. Yakalanan Korkud Bursa’ya getirildi. Bir konuk evine yerleştirildi ve saygı gösterildi. Günlerden bir gün Piyale Bey’in bulunmadığı bir anda şehzade Korkud, boğarak öldürüldü. Tarihler 17 Mart 1513’ü gösteriyordu. Bursa’da Sultan Orhan Gazi civarına defnedilir. Türbedarı da en yakın arkadaşı, sırdaşı, nedimi Piyale Bey’dir.

*
Tâc ü kabâyı terk idüb uryân olayım bir zaman
Gurbetde seyrân eyleyüb pûyân olayım bir zaman

Çeng ü rebâbın sohbeti mutrib temâm oldı heman
Bezm-i belâda ney gibi nâlân olayım bir zaman

Gâhi düşüp gâhi gülüb gâh ağlayub
Ki kan yutub serhoş olup hayran olayım bir zaman

***********************
SON SÖZ DE BİZDEN OLSUN :
***********************

ÖLDÜREMEZSİN(Gülce-Buluşma)

Ey kirli saat, pas tutmuş yelkovan
Ve ey taş yürekli pehlivan
Duy beni, işit beni :
Şairim, şairim dedim ya sana
Gücün yetmez, bilemezsin ozan yüreğimi
Anlamaz, anlayamazsın
Bebeklerin avucundan
Düş uçurtmalarımın iplerini alamazsın
Alamazsın sonsuzluğun türküsünü
Güneşe uzanan bakışlarımın hasret ıslığını
Çalamazsın şiirime hayat veren
Kalemimin ucundan…

“Karadır kaşların ferman yazsa da”
Ben seni yazarım, gülüm ben seni.
Kapkara kaderim ağıt düzse de
Ben seni yazarım ölüm ben seni

Ey kirli saat, kırık akrep
Ve ey güzelliğin katili
Duy beni, işit beni:
Şairim, şairim dedim ya sana
Yok üstümde bir şehzade kaftanı amma
Deli toynaklarım var duyguların harmanında
Ölümün öldüğü, şiirin yaşadığı an bu an
Kafesten uçacak kuştur bilesin bu can,
Bir hicaz bestedir şu dilime dolanan
Notasız, fırtınalı sözdür şiir denen sultan
Tutamazsın…
Söyle de bilelim:
Doruktan en dibe nasıl iner son yılan?
Seninkisi
Heykelin vitrinden konuşmasıdır
Ürkek, yavan…

“Karadır kaşların ferman yazmıyor”
Üzüm gözlü bağban, bağı bozmuyor
Arılar baharda çiçek gezmiyor
Ben seni yazarım, balım ben seni,
Ben seni yazarım, zalım ben seni.

Mustafa CEYLAN
ARILAR BAHARDA ÇİÇEK GEZMİYOR İSE BİR SEBEBİ OLMALI. ŞAİRLERİN SUSTURULMAK İSTENMESİ OLABİLİR Mİ SEBEP.
Evet Hocam,
Maalesef Türk Edebiyat tarihinde o kadar ÖLDÜRÜLEN ŞAİR çok ki...
Hele hele Osmanlı döneminde pek fazla...
*
Selamlar, saygılar Hocam...
SEBEPLERİ MALUM.