Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: RENKLERİN GÜNAHI NE (Gülce Buluşma)
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.

RENKLERİN GÜNAHI NE 

Resmi çizilemiyor ıstırabın, elemin… 
Tasvir edebilir mi; var mı gücü, kalemin?
Çökmüşse üzerime zifiri karanlıklar,
Bu kendi meselemdir, derdi değil âlemin

Aramam başka adres, hüznüme-hicranıma
Kavrul-sam azabım-dan, ecel olsa canıma
Lâvlar sarı-turuncu karışsa da kanıma
Bu kendi meselemdir, derdi değil âlemin

Beyaz- kara- esmer- boz, renklerin günahı ne.
Sorguya çekilip de, girilmesin ahına;
Rükû-daysa menekşe, Rab-bine itaati!
Sanır mısın boynunu eğer, Cihan Şahına 
**
Kimisine vedadır ufukta batan güneş
Kimisine başlangıç, yeni doğumlara eş
Kodlanmış vazifesi ruhuna, her dilimin
Çözmek için ilmini, uğraşısı bilimin...

Kimilerine göre; Can/Canan buluşması,
İştiyakla beklenen bir vuslatın aynası…
İlâhi kudret bilir, sebebi hikmetini
Kim tasvir edebilir yangının himmetini?

Kaynarken hayat sunan günesin rahmetini…
İnfazı vâcip olur söylemezse, dilimin!
*
Bir yandan göz kırpıyor idealler, hedefler
Kaf Dağının ardından parıldayan sedefler

Görünür silueti uçurumun ucunda;
Ha çöktü ha çökecek değerleri, tacında…
Çakılır kalırsınız, ne yârden ne de serden
Hikâyeler kurulur söylenmeyen sözlerden

Tasviri kardelende, azapta mutluluğun...
Kristal buz taneleri dökülür gözlerinden!
...
Dertten yana ne varsa yazılsın defterime
Ne kadar ağır olsa gocunmam kaderime...
Kalmaz ahde hesabım; hisse alıp canımdan
Öderim bedelini, düşen alın terime...

Mum olsam karanlığa, damla-damla erise'm!
Tükense'm dirhem-dirhem feleğimin çarkında;
Hiçlikte dirilişin, olabilsem farkında… 

25 MAYIS 2012 / Metanet YAZICI 
(Son düzenleme  13 ŞUBAT 2015 )
Renkler, ahhh renkler...
Ya astigmat olsa insan, ya kör..
Nankör olanlar zaten renklerin dilini duyamaz, anlamazlar ki. Onlar, kendi boy aynalarında egozima'larının renginde sarhoşturlar.
*
Biliyorum beyaz papatyayı sevişim beyazı sevişimdendir.
Beyazı ben hiç mi hiç karışığı olmayan zannederdim. Oysa, beyaz renk bütün renklerin eşit oranda karışımından elde ediliyormuş. O kadar geç anladım ki. Arada geçen nankör zamanlarıma acıdım valla..
*
Hangi pazarda ayna satılmaz?
Bu sorunun cevabını bilememiştim.
Şimdi bilsem neye yarar ki. Bütün aynalar tuzla buz. Güneşin önünde kapkara bir bulut... Ya elim kanar, ya yüreğim...
*
Rengi renkle kararak flu, ara renkler elde eden oluşumun hayranıyım.
İllâ ki, ana renklere kilitlemem tuvalime uzanacak fırçamı. Kavgacıların takım tutar gibi renk tutmalarını anlayamdım bir türlü...

*
Fatura edilir mi fena yafta, renklere
Kara, Sarı Kırmızı, renklerin günahı ne...

şairimiz böyle demiş.
Varsın desin.
Renklerin günahı yok diyor; amma, sevgilinin buğday başağı saç  rengi, şiir gözlerinden akan mavi gözyaşları ve ağaçların gizemli sevda kokan yaprak gözeneklerinden nefes alışları, bembeyaz bir martının kanat kanat masmavi suya dokunurcasına süzülmesi... Beni deli eden, tutkun eden renkler değil mi? Onlar günahsızsa, ben günahkârım zaten. Onları, renkleri sevdim veya renklerle kavga ettim, renklerle düşündüm, renklerde ayrıldım, renklerde vuslata erdim. Hastahane ve hapishane renklerini oldum olası sevemedim. Hemşire ve doktorların beyaz giysileri bir yana, hastane duvar ve koridorlarının ve kapılarının rengi; hapishanedeki gardiyan giysileri, ranza, kelepçe ve demir kapı renginden korkarım ben...
*
Neyse,
Şiirin finali çok hoştu...
*
Teşekkürler... Tebrikler...

Mustafa CEYLAN

__
Muhterem Hocam,
Kitaplar vardır ki, bitsin istemezsiniz;
öyle bir çekilirsiniz ki içine; öyle bir sarar ki sizi...

"Renkler, ahhh renkler" Dediniz... Çok şey dediniz, bir kitabin özeti gibi sanki...
Renklerle öyle bir yolculuğa çıkardınız ki... Her alanda donanımlı, Tahayyül kabiliyeti yüksek bir rehber eşliğinde yolculuk... Ve... Ansızın karşınıza çıkan SED: "neyse"...
Yürekten teşekkürler Hocam...
En Derin Saygılarımla

Metanet Yazıcı




Neyse mi?
Hehehehe...
O en büyük handikabım işte...
Hayır, hayır ! En büyük kurtuluşum , kaçış kapım...
Niçin sorguluyorsunuz?
O cevapsız cevap, o en küçük miniminnacık bir nefes alma noktası.
Yahut, sıkışan göklerdeki bulutun, çıldıran uçurtmanın kendi ipini kestiği vakittir.
Sahi, uçurtmam ne renkteydi ki? Sahi jiletin rengini de bilmiyorum ki... Bir bebek kadar masumum ve aynada aynayım ben. Aynaya ayna tutmaya çalışıyorum ama, kırılan parmaklarım oluyor. Işığın rengini neydi ki? Ya suyun? Buluta bakmalıyım en iyisi. Göğe, suya...
Kaya, taş ve toprağa bakamıyorum.
Nasıl olsa en son göreceğim ve gideceğim yer orası diye...
*
Sonra, radyoda bir türkü. Karadır kaşların...
Karacoğlan kendisine kara diyene, Kâbe örtüsünün rengini ileri sürmüş, "saçlarının karasını" deyivermiş.
Ya bende ki bendeler. Bende bende olan renkler var.
Hayır, bende olduğum renkler var ki, prangalanmışım... Zincirlenmişim, başka rengi göremiyorum...
*
İnsanlara bakıyorum...
Renklerle tedavi edilirmiş en çaresiz hastalıklar. Ki şimdilerde unutulmuş alternatif tıp.
*
Ben en çok, düşlerimdeki renkleri; şu gözlerimle değilde iç gözlerimle rüyâlarımda gördüğüm renklere aşığım.
Meselâ güvercinlerin boyunlarındaki renkleri bilir misiniz?
Ahhh ki anlatılması zordur!
İşte o renge âşığım ben...
Sonrası mı?
Sonrası sonra olsun...
*
Teşekkürler...

Mustafa CEYLAN
:))...
Soluk almak mı? Kaçış, kurtuluş mu? Hı... 
O mazeretler, Maratona yeni katılanlar için sözkonusu, kaldı ki; kartallar yüksek uçar...
Erişmek ne mümkün, dökülürüz, efendim... Her sözünüz, ayrı bir makale konusu...
Bize düşen, üzerinde düşünüp ufkumuzu açmak... 
Evet... Bence de çok harika, boyun'daki sedeflenmiş renkler; ister siyahın üzerinde olsun o halkalar, ister beyazın...

Teşekkürler her şey için, Muhterem Hocam

Saygılarımla 
Metanet Yazıcı
Düzenleme: 13 ŞUBAT 2015