Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: ÖLDÜRÜLEN ŞAİRLER(92): KAĞIZMANLI HIFZI
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.


ÖLDÜRÜLEN ŞAİRLER(92): KAĞIZMANLI HIFZI


Mustafa CEYLAN
*************


1893 Yılında Kağızman’da doğdu. Asıl adı Recep’tir. 4 yaşında medrese eğitimi görmeye başladı ve sonraki 5 yıl içinde Kur’an’ı ezberleyerek hafız oldu. 15 yaşından itibaren de çevredeki çocuklara Kur’an dersleri verdi.

Küçük yaşlarda şiire ilgi duyan Hıfzi, kendi adından çok Hafız adıyla bilinir. Kendisi de zamanla bunu Hıfzi biçimine dönüştürerek mahlas olarak kullandı.

Dönemin bilinen âşıklarından Kağızmanlı Yusuf Sezai’den bağlama çalmayı öğrenen Hıfzi, ayrıca alışılagelmiş bu geleneğin dışında def ve kaval çalmasıyla da bilinir. Önceleri ezberleyip söylediği eski usta malı şiirlerin yanında kendi şiirlerini de yazmaya başladı.

Suna adlı bir kızla evlenen Hıfzi, birgün bahçede beliren ışık içindeki bir kızı gördükten sonra bayıldı. Ertesi sabah Hıfzi’yi orada bulanlar eve getirdiler. Bir süre sonra kendisini ziyarete gelenlerin arasında gördüğü bir kızı bahçede gördüğü ışık içindeki kıza benzetti. Bu olayı ve sonrasındaki gelişmeler Hıfzi’nin bâde içmesi olarak kabul edildi.

Şairimiz 18 yaşına geldiğinde kendisinden üç yaş küçük olan Suna ile evlenmesine evlenmiştir amma, bir süre sonra karısının kız kardeşine yani baldızına aşık olur ve Anşa adlı baldızını kaçırır. Kendi kardeşi Dursun usta tarafından yakalanır ve Anşa ailesine teslim edilir. Bu olaydan sonra Şaban Köyü’ne giden şairimiz, orada bir yıl imamlık yaptıktan sonra tekrar Kağızman’a döner.1918 Mart’ında eşi Suna vefat ednce üç çocuğuna hem annelik, hem de babalık yapmak zorunda kalır.

*
Demiştir Ki:

"Mevla Bilir

Benim derd-i derunumu
Ben bilirim Mevla bilir
Bir canımda kaç yaram var
Ben bilirim Mevla bilir

Çünkü var aşkın emrazı
Aşıkların inkırazı
Taktirde razıyım razı
Ben bilirim Mevla bilir

Girdik on beş yaşımıza
Ağu düştü aşımıza
Neler geldi başımıza
Ben bilirim Mevla bilir

Bu aşk beni paraladı
El içinde karaladı
Kaç yerimden yaraladı
Ben bilirim Mevla bilir

Hıfzi’nindir hakka virdi
Hak diyenler hakka erdi
Bende yığılan bu derdi
Ben bilirim Mevla bilir"


*

Enver Paşa’ nın Sarıkamış harekâtından sonra Ruslar, Kars ve çevresinde bir çok katliam yaparlar. 3 mart 1918’de yapılan anlaşma ile Kars ve Batum Türkiye sınırları içinde kalır. Bu olayı bahane eden Ermeniler, köylere ve kasabalara saldırırlar. Hatta Kağızman hapishanesine girerek bütün mahkumları da katlederler. Henüz 25 yaşında olan şairimiz, kafasından ve karnından aldığı süngü darbeleri sonucu şehid olur.


*

Demiştir Ki:

"Uyan Ey Gözlerim

Uyan ey gözlerim hab-ı gafletten
Alem ür’şan oldu vakit şafaktır
Günde yüz bin katar gelip de geçer
Faniden bakiye geçmesi haktır

Ömrüm bir bahardır cismim bir yaprak
Birgün gazel olur döker el firak
Ayağın altında bastığın toprak
Akıbet serinden üst olacaktır

Hıfzi çok salınma kaddin eğersin
Felek koymaz dal budağın göversin
Gönül yücelenme kabre değersin
Asıl hakkın senin kara topraktır"


*

Gene Demiştir Ki:

"Sefîl baykuş ne gezersin bu yerde
Yok mudur vatanın, ellerin hani?
Küsmüş müsün selâmımı almadn?
Şeydâ bülbül şirin dillerin hani?

Ecel tuzağını açamaz mısın?
Açıp da içinden kaçamaz mısın?
Âzâd eyleseler uçamaz mısın?
Kırık mı kanadın kolların hani?

Bir kuzu koyundan ayrı ki durdu,
Yemez mi dağların kuşuyla kurdu?
Katardan ayrıldın şahin mi vurdu?
Turnam teleklerin, tellerin hani?

Aç mısın, yok muudr ekmeğin, aşın?
Odan ne karanlık yok mu ataşın?
Hanidir güveyin, hani yoldaşın?
Hani kapın, bacan; yolların hani?

Kara yerde mor menevşe biter mi?
Yaz baharda İshak kuşu öter mi?
Bahçede alışan çölde yatar mı?
Uyan garip bülbül güllerin hani?

Orda yorgan, döşek, yastık var mıdır?
Bu geniş dünyada yerin dar mıdır?
Arkan tahta duvar, önün yar mıdır?
Hani kapın, bacan; yolların hani?

Dolanlrdın sol ve sağlarımızda,
Körpe maral idin dağlarımızda,
Taze fidan idin bağlarımızda,
Felek mi budadı, dalların hani?

Düğününde acı şerbet içildi,
Gelinlik esvabın dar mı biçildi?
İlikle düğmeni göğsün açıldı
N’oldu kemer beste bellerin hani?

Alışmış kaşları var mı kınası?
Ela idi o gözlerin binası,
Kocaldı mı onbeş yılın Suna’sı?
Yok mudur takatin hallerin hani?

Emmim kızı aç kapıyı gireyim,
Hasta mısın hal hatırın sorayım?
Susuz değil misin bir su vereyim?
Çaylarda çalkanan sellerin hani?

Civan da canına böyle kıyar mı?
Hasta başın taş yastığa koyar mı?
Ergen kıza beyaz bezler uyar mı?
Al giy allı balam, şalların hani?

Her gelip geçtikçe selâm vereyim,
Nişangâh taşına yüzüm süreyim,
Kaldır nikabını yüzün göreyim
Ver bana tutayım ellerin hani?

Yatarsın gaflette gamsız kaygısız,
Neni balam neni kalma uykusuz
Hem garip, hem çıplak, hem aç, hem susuz
Felek fukarası malların hani?

Daha seyrangâha çıkamaz mısın?
Çıkıp da dağlara bakamaz mısın?
Kaldırsam, ayağa kalkamaz mısın?
Ver bana tutayım ellerin hani?

Sen de Hıfzî gibi tezden uyandın,
Uyandın da taş yastığa dayandın,
Aslı hanım gibi kavruldun, yandın
Yeller mi savurdu, küllerin hani?”
Sefil baykuş çokça bilinen bir türküdür.
Kağızmanlı Hıfzı, her ne kadar Tasavvufun içinde bir uğraşı alanı, bir meslek seçmiş olsa da, kendisi yazdığı şiirlerle daha çok ozanlık geleneğini benimseyerek bu yolda eserler vermiştir. Ve yine doğaldır ki Koşmalarla iz bırakmış, şiirlerindeki imge ve söylemler kendisinden önceki âşıkların söylemlerine koşut bir benzerlikle hayatın içinden, yaşamından renkler taşımıştır.
Dilindeki sadelik ve Türkçe' ye bağlılığı ilk anda dikkatimi çekti. Yaşadığı coğrafyanın acımasızlığı pek tabii ki âşığımızın özünü pişirdiği kadar ona biçim de vermiştir.
Son derece önemli, bugün olduğu kadar yarınlarda da işlevini kaybetmeyecek bu değerli seri ile Saygıdeğer hocamız Sayın, Mustafa Ceylan' ın emeğini, çabasını, azmini daha da önemsiyor, takdir ediyorum!
Emeklerin karşılığını bulması ve başarılarının devamı dileklerimle, dostça...