Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: DELİ DUMRUL'UN KARISI
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
DELİ DUMRUL’UN KARISI

Mustafa CEYLAN
*****************

Günümüzde “aile” mefhumunu temellerinden sarsabilmek için, önce saygıya ve sevgiye, fedakârlığa dayalı ilişkiler ağını koparmaya çalışmaktalar, sonra da bizi biz yapan değerleri anlamsızlaştırıp, nesiller arasına uçurumlar koyup, ülkemizin ve milletimizin geleceğini karartmaya çalışmaktalar. Emperyalizmin, ekonomiyi kanlı ellerinde “oyuncak” gibi kullanıyor olmasının, moda ve özenti ile “medya desteği” yle bu kullanımın beyinlere betondan ağırlıklar koyarak, birey ve toplum yapısını sarsmak isteyişini görüyor, yaşıyor ama çaresizlik içerisinde kıvranıp duruyoruz. Oğullarımız, kızlarımız; can çiçeklerimiz evlâtlarımız ile aramızı açmaktalar. Oynanan bu oyunun farkına varmalıyız.

Toplumsal doku ve bir-beraber yaşamanın temelini acıda ve neşede paylaşım almalıdır. Ortak yaşama motifi, ortak paydalarda buluşmakla mümkün olur.

Erkek ve kadın ilişkilerinde karşılıklı anlayış, hoş görü ve gerektiğinde can vermeye hazır bir fedakârlık; bizim, Türk Milleti’nin tarihinden, genlerinden, köklerinden gelmektedir.

İşte çok güzel bir örnek: Deli Dumrul’un Karısı…
Evet, Deli Dumrul’un karısı…

Peki n’olmuş, ne yapmış Deli Dumrul’un karısı diye soracak olursanız bakın anlatayım.

“Deli Dumrul, bileği ve yüreği kuvvetli, herkesi yere seren, korkusuz bir yiğittir. Kimseden korkmaz. Günlerden bir gün Azrail çıkar karşısına. Bizim Dumrul, Azrail’e de meydan okur. Bir müddet sonra anlıyor ki, Azrail’e insan gücüyle karşı konamaz.  Yaptıklarına pişman olur.
Fakat, Azrail bu, can alma görevini yerine getirmeden ayrılmak istemez. Ya bizim deli Dumrul’un canını alacaktır ya da Deli Dumrul, kendi yerine can verecek bir başka birisini bulacaktır. Hem de gönül rızasıyla onun yerine canını verecek birisi…

Düşünür, düşünür, düşünür…
Aklına babası gelir. Anlatır babasına : “Pek gençim daha. Hayatta yapacağım çok iş de var. Diye söze başlar, yalvarır yakarır. Babası ihtiyardır. Bundan sonra yaşayıp da ne yapacak? Onun yerine veriverse canını n’olacak ki diye düşünür.  Babası razı olmaz. Can azizdir der dayatır.

Bizim Deli Dumrul, babasından olumsuz cevabı alınca annesine gider. Ondan da aynı cevabı alır.

Ana ve baba razı olmayınca, bütün ümidini kesen Deli Dumrul, malını mülkünü karısına vasiyet eder :

“Yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun. Soğuk soğuk sularım sana içit olsun. Tavla tavla şahbaz atlarım sana binit olsun. Katar katar develerim sana yüklet olsun. Gözün kimi tutarsa, gönlün kimi severse sen ona vargil, yalnız iki oğlancığı öksüz koma gil!”

Karısı bu sözler üzerine ne yapar dersiniz.
Köpürüverir…
“O ki, onunla gönül verip sevişti, tatlı damağ verip soruştu, bir yastıkta baş koyup emişti :
“Karşı yatan kara dağları senden sonra ben neylerim, yaylar olsam menim mezarım olsun, Altın akçan harcayir olsam, menim kefenim olsun. Tavla tavla şahbaz atın biner olsam, menim tabutum olsun.”

“Eğer ondan sonra birine varırsa o Alayılan olsun, işte Arş tanığ(şahit) olsun, yer tanığ olsun, göp tanığ olsun, kadir Tanrı tanığ olsun : Menim canım sana kurban olsun!”

Bu fedakârlık karşısında Deli Dumrul, Tanrı’ya dua eder ki, ya ikisinin canını birden alsın, ya ikisinin canını birden bıraksın… Allah ikinci dileği yaptı ve her ikisine birden 140 yıllık ömür verdi…


Evet,
İşte olay bu…
Bizim Türk töresi bu...
Deli Dumrul’un karısı, günümüz genç çiftlerine ne güzel örnek.

*

Dede Korkut Hikâyeleri’nin 12 tanesi günümüze kadar gelmiş. Bu hikâyeleri manzum hale getirip gülceleştiren Osman ÖCAL Hocamız, bu gayretleri ile Edebiyat tarihimize önemli, kalıcı bir iz-eser bırakmakla kalmamış, gelecek nesillere de ölümsüz bir miras, tarihten gelen bir hakikatler destanı da sunmuştur. Gülce Edebiyat Akımı, Türk aile yapısının ve geleneklerimizin bozulmadan yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılmasını düşünen bir edebiyat akımıdır.

*
Deli Dumrul’un karısı gibi düşünenlere ne mutlu…
Böyle bir hanımı olanlara da ne mutlu. Saygılar ustaya.