Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Cuma Efe'nin türküsü
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Cuma Efe'nin türküsü


Ahmet ÖZDEMİR
**************

Balıkesir Kütahya yolu üzerinde giderken batı yönünde Pamukçu sapağı karşımıza çıkar. Bu beldeyi güney batıya doğru geçince Türkali köyüne ulaşırsınız. Bu köyün kuruluşu tarihin çok esti devirlerine kadar gider. Burada Tahtacı Türkmenleri yaşaya gelmiştir. Önceleri Osmanlıların "Tahtacılar Karye-i Çinge" dedikleri Çinge köyünün bir çiftliğiymiş. Çiftliğe ilk yerleşen on iki Tahtacı ailesine 1884'de konar-göçer olarak yaşayan Çepniler de gelip yerleşmişler. Köy büyümüş, ünlenmiş.
Türkali köyü halkı, Tahtacı oymaklarından Yanınyatır Ocağına bağlılar. Aydınlı veya Çaylak Oymağı içinde yer alıyorlar. Neşeli, konuşkan, serbest, açık, dürüst, Oğuz neslinin tüm güzelliklerini kuruyan çalışkan ve ahlaklı insanlar.
Balıkesir yöresinde gelenek ve göreneklerini koruyan, türküler üretin ve bunları dilden dile, telden tele, gönülden gönüle dünden bugünü taşıyan köylerin önünde geliyorlar.
Bu köyün yüz yıl ötesine gidip, Cuma Efe türküsünün öyküsünü aktarmak istiyoruz.
Aslı Karagedik köyünden olan Cuma Efe, yalnız Türkali köyünde değil, Çinge, Taşpınar, Bozen, Sıvattepe, Beşpınar, Dişbudak, Taşköy ve diğerlerinde de zevilen bir efe. Bir Zeybek o. Buralarda gerçek zeybekler sevilir. Niçin?
Birinci Dünya harbini izleyen yıllarda, bütün Batı Anadolu'nun gururu kaynağı olan Zeybeklik oluşumuyla adi eşkıya ve asker kaçağı çeteler bir birine karıştırılır olmuştu. Mertlikle, namertlik, başıboşlukta at izi ile it izinin bir birine karışması gibi karıştırılmaya başlamıştı.
Zeybekliğin, argo deyimle raconu, gelenekleri, görenekleri töresi vardı. Zeybeğin dağa çıkmakta haklı gerekçeleri vardı.
Göçebe ve Yörüklerle zeybeklerin aralarında bir bağ vardı. Her şeyden önce göçebeler kışlak, mera gibi geniş alanlara alanları başkalarıyla otlak olarak kullanmak zorundaydılar. Hayvancılık ve hayvansal üretimle uğraşıyorlar, üretime kadın erkek tüm kesimlerin yoğun bir şekilde katılıyorlardı. Sürekli yer değiştiriyorlar, kendilerini güvenli hissetmeleri gerekiyordu. Devletin güvenlik sağlaması mümkün değildi. Vergi, askerlik, otlakların daralması ve bu bağlamda kullanılabilecek alanların özel ellere geçmesi gibi sorunlar nedeniyle devletle ve yerel yöneticilerle sürekli gergin ve sorunlu bir şekilde yaşamaktaydılar ki, bu durum, zeybeklerle kaçınılmaz bağ kurmayı, dayanışmayı, karşılıklı koruma ve kollamayı zorunlu kılıyordu.
Cuma Efe çevre köylerde kışlayan ve yaylayan Türkmen ve Yörüklerle güzel bir bağ kurmuştu. Geniş ve güvenli bir yatak ağı vardı. Zeybekleri destekleyen, koruyan, kollayan, her türlü koşulda hiçbir yardımı esirgemeyen, karşılıklı dayanışmanın en üst düzeyde yaşandığı kişi ve çevrelere yatak denirdi. Yataklar efe ve zeybeklere her türlü yardımı sağlardı. Kalacak ve saklanılabilecek yer temin ederdi. Efe ve zeybeklere yiyecek, içecek, giyecek, silah ve cephane ve benzeri zorunlu gereksinimlerin karşılanmasında yardımcı olurdu. Zeybekler de bunun karşılığını öderlerdi. Kimsenin mağdur olmasına izin vermezlerdi
Haberleşmede, efe ve zeybeklerin hasımlarını izlemede ve hareketlerini kontrol etmede yardımcı olurlardı. Efe ve zeybekleri tehlikelerden korurlardı.
Cuma Efe, vefalıydı. Kendine yataklık edenlerin mal ve mülklerinin korunmasında, can güvenliğinin sağlanmasında yardımcı olurdu. Hiçbir zaman yataklı edenleri belli etmez, başlarına bir iş geldiğinde ele vermezdi.
Cuma Efe'nin bulunduğu yeri en güvendiği iki üç yatak bilirdi. Efe'nin yatağı kimi zaman bir ırgat, kimi zaman bir esnaf, hancı, kahveci, kimi zaman da bir devlet görevlisi olurdu.
Cuma Efe ilk dağa çıktığı zaman bu yolda saç sakalı ağartmış baba dostu bir efe karşısına almış nasihat etmişti:
" Bak ha! Yatak zeybeğin canıdır. Zeybek demek, yatak demektir," demişti. Cuma Efe bu uyarıyı hiç unutmamıştı. Ak saçlı efenin bir sözünü daha unutmamıştı. Bu söz neydi? Sevgili okuyucular. Onu da yarınki yazıma kaldı.