Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: İNSAN VE DUA’NIN SIRLARI
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
İNSAN VE DUA’NIN SIRLARI

Değerli gönül dostları;
Sizleri en samimi en içten duygularımla selâmlıyorum.
Konumuz, insan ve insanın yaptığı dualar, istemler hakkında olacaktır.
Konunun özeti mahiyetindeki bir şiirimle söze başlamak istiyorum.

İNSAN DEMİŞ

Yüce Rabbim toprağı, yoğurmuş şekil vermiş,
Canlandırmış ruh ile, cemaliyle süslemiş,
İradeyle akılla, mesuliyet yüklemiş,
Melekten üstün kılmış, işte bu insan demiş.

İki kulak iki göz, boğum boğum boğazı,
Düşünerek söylesin diye bir tek ağzı,
Damardaki sıvıya, verdiği renk kırmızı,
Vücutta dolaştırmış, işte bu da kan demiş.

Rengârenk donatılmış, türlü türlü her mekân,
Ay, güneş, yıldızlarla, parıl parıl asuman,
Yedi tat gök kubbeyi, döndürüyor an be an,
Yörüngeye oturtmuş, buna da devran demiş.

Ayrı ayrı özellik, her varlıkta bir başka,
Hikmeti arıyorsan, bulursun kara taşta,
Akıl yaşta değildir, bulunur o da başta,
Sevgisini göstermiş, işte bu yaran demiş.

Her zerreye verilmiş, özenle ayrı değer,
Kılı kırka yararak, hesaplamış O meğer!
Sevgilimsin diyerek, Onu bir başka över!
Kılmış Onu halife, işte bu canan demiş.

Yüce Rabbim insanı en mükemmel varlık olarak yaratmıştır.
Yarattığı bu varlığı, dünya denilen misafir hanede barındır
maktadır.
Ev sahibi misafirini nasıl izzeti ikram eder, onun rahat ve huzurunu sağlarsa, Yüce Rabbim de dünya denilen misafir hanede, bizlerin rahatı için ne gerekiyorsa onu yaratmış!..
Şimdi bu hususu kendi kelâmından algılamaya çalışalım.
TİN suresinde “Legat haleknel insane fi ahsen-i takvim”
“Muhakkak biz insanı (ahseni takvim) en güzel şekilde yarattık.”Buyuruyor.
RAHMAN suresi 15 ayette de; “O insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yarattığını” beyan ediyor.

RUM suresi 30 ayette de” Ey Muhammed! Hakka yönelerek kendini,
Allah’ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah’ın yaratışında
değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Diye vurgu yapılıyor.
Yani insanların, yaratıldığı varlık yapısı, karakter ve değişmez prensipler
anlamında kullanılmıştır. Peygamberimizin beyanına göre,
insanın fıtratı (yaratılışı) yüce ve temizdir.
Bozulmalar insanın dünyaya gelişinden sonra olmaktadır.
İnsan kendi iradesiyle, kendi istem ve dilekleriyle
Doğru yoldan çıkmakta ve sapıtmaktadır.Fıtrat insanı, mıknatısın
demiri çektiği gibi, doğru yol’a çeker.
FATIR; Allah’ın isimlerinden biridir. Kur’an sürekli oluş ve ölüş’ten bahsetmektedir.
OLMA -- ÖLME ve tekrar Olma düzeninden söz etmektedir.
Fatır kökünden türetilen İNFİTAR--TAVATTUR gibi kelimeler
yaratılıştaki YARMA ve YARILMA olayını ifade etmektedir.
Demek oluyor ki; Fatır ve Fıtrat bir şeyi, var etmek ve onu bir hedefe doğru geliştirmek üzere, açıp saçmak, dal budak salmaktır.
Yani her ölüm bir doğumun sancısı olmaktadır.
Kuran-ı Kerim “Fatırıssemavatü vel arz” derken, yerlerin,
göklerin ve insanların yaratılışlarını FATIR olayı olarak gösterdiği gibi, yıkılış ve çöküşlerini de, aynı şekilde bir FATIR olayı olarak gösteriyor.
İNFİTAR suresi 1--4 ayetlerde; “Gök yarıldığı zaman, yıldızlar
dökülüp saçıldığı zaman, denizler kaynatıldığı zaman, kabirler deşildiği zaman,” yani kıyamet koptuğu zaman bu, bir bitiş ve ölüş olayının ifadesi olmaktadır.
Ama ölmenin son olmadığının yeni bir oluşun başlangıcı olmanın da ifadesi vardır.
Yine Kuran-ı Kerimde, tekrar oluşun var olduğu çeşitli ayetlerde ifadesini bulmaktadır.

İSRA 51 de: “Bizi tekrar kim diriltecek? Derler. De ki; Sizi ilk defa yaratan.
ANKEBUT 19 da da: “Allah’ın yaratmaya nasıl başlayıp, sonra onu nasıl tekrar edeceğini anlamazlar mı? Doğrusu bu Allah’a kolaydır.” Buyuruluyor.
Demek ki; Sürekli oluş bir yaratılış, onu izleyen ikinci var oluş,
süreklilik arz eden bir zincirdir.
Kuran bunların ilkine BED=Başlama, BEDİUSSEMAVATİ gibi…
İkincisine: İADE =Demekte veya NEŞ’ET-İ UHRA demektedir.
Tıpkı elektrik cereyanının hız verdiği bir dinamonun pozitif ve negatif, başlama ve bitişini izleme gibi bir şey.

MUHAMMET İKBAL bu noktada bakın ne diyor:
“Kur’anın tanıttığı kâinat, kalıp halinde, hareketsiz değişmez
her işi olup bitmiş bir kâinat değildir. Onun, ta iç benliğinde bir yeniden doğuş hülyası gizlidir. Bu yaratılışta tekerrür yoktur. Fıtrat düzeninde her oluş bir öncekine göre daha mükemmel ve mutlaka orijinaldir.
Yani YÜCE ALLAH, Kâinatı her an yıkar ve yeniden yaratır.
Yer yüzünde yaratılan ne varsa, insanın emrine verilmiştir.
Bu misafir hanede barınan misafir rahat etsin diye!...

AMME Suresinden de birkaç ayet meali ile bu bölümü noktalayalım.
6-7 Ayetlerde: “Biz yer yüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?”
8- “Sizi çift çift yarattık.”
9- “Uykunuzu dinlenme vakti kıldık.”
10-11 “ Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık.”
12- “ Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik.”
13- “ Parlak ışık veren Güneşi var ettik.”
14-16 “ Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.”

Şimdi gelelim bize!
Yani insan oğluna!...
İnsan oğlunun İNSANLAŞMASI kendi istek ve arzularının yani dualarının eseri olmaktadır.
NECM suresi 39 ayette, “İnsan ancak çalıştığına erişir.” Denilmektedir. Peki biz insanlar çalıştığımızın karşılığını, kendimiz mi yaratıyoruz?
Çalıştığımızda zihnimizden geçirdiklerimizin karşılığını mı alıyoruz?
Yüce Yaratıcımız, (RA’D 11) de buyurur ki; “Bir topluluk kendilerinde olan durumu değiştirmedikçe, Allah da onları değiştirmez.
Şu halde çalışıp çırpınmamız kendimizde olanı değiştirmemiz demektir.
Bizler sınırsız bir kudretin gözetimi altındayız. Çırpınışlarımız dualarımız ve isteklerimizle yan yana geldiğinde, lâyık olduğumuz şeyler ortaya çıkacaktır.
Lâyık olduğumuz şeyler zamanla bizi kuşatacaktır. Duaların, isteklerimizin sırrı,
bize en güzel değerlere kavuşmamızın yollarını açıyor.
HZ. ti MEVLÂNA “Kuru duayı bırak, ağaç istiyorsan tohum ek!”
Diyor. (Ağanın mektubunu anlat.)
Biz maddi hareketlerimizi ruhsal hareketlerle beslemeliyiz.
Önce devemizi sağlam kazığa bağlayıp, sonra da dua etmeliyiz ki
ağaç meyve versin. Öteki tarafta Yaratıcı irade onaylamadığı sürece, ağaç meyve vermez.

Güç bileğimizde yada beynimizde değildir.
GÜÇ, Yaratıcımıza yönelen çaresizliğimizde, kalbimizin temizliğinde ve isteklerimizin içten ve samimi olmasında gizlidir. Dikkatsiz ve duyarsız kalplerden çıkan istekler, sahiplerine acı çektirir.
Başarı gideceğimiz yerde değildir. Yürüdüğümüz yoldadır.
Gittiği yerde başarıyı bulan beraberinde başarıyı götürendir.
İçimizden sessizce bir şeyler istemek, Yüce Rabbimizin huzurunda sesli düşünmektir.
İnsan Yaratıcıya meydan okuyamaz. İsteklerimizi kendi gücümüz
le yaptığımızı sanmak, Yaratana meydan okumaktır. Bu da bizi hüsrana götürür.
İnsanın çöküşünün, hüsrana uğramasının durdurulduğu an, sınırsız gücün sahibine, ev sahibimize teslim olmak, ihtiyaçlarımızı Ona itiraf etmek, Ondan istemekten, Onun takdirine boyun eğmekten geçer.
Her zaman FATİHA suresinde tekrar ettiğimiz sırat-ı müstakim budur işte. Aksi takdirde arzu ettiğimiz, her duamızda istediğimiz sonsuz hayatımızı tehlikeye sokarız.
Ettiğimiz duaların kabul ve reddi, Yüce Rabbin istek ve gücüne bağlıdır.
İnşallah (Allah isterse) diye yaptığımız duanın açılımı budur.
Biz neyin lehimize, neyin aleyhimize olduğunu bilemeyiz. Çok arzu ederek istediğimiz bir şeyin aleyhimize tecellisinden sonra ayıktığımız haller az değildir.
Yer yüzünde meşhur olmanın değeri, birkaç damla su ise, gök yüzünde tanınmanın değeri ufka uzanan okyanustur.”
* Ruhumuz maddeye bağlandığı sürece, kalbimiz sonsuzlukla iletişime geçemez.
* Dünya sonsuzlukta yürümeyi öğrenmek için gönderildiğimiz eğitim pistidir.
* Bize düşen, zaaflarımıza bakıp, vazgeçmek değil, mücadelelerle geçecek bir ömrü tercih etmektir.
* Dua için elimizi açtığımızda, Yaratıcının dalında olgunlaşan,
paketlenip göbeğinden bağlanan ve sunulan meyveyi düşün!
* Gök yüzünde toplanıp, emir bekleyen yağmur damlalarını düşün!
* O damlalara kavuşmak için yer yüzünde bekleyen,
susuzluktan kurumaya yüz tutmuş, bitkilerin sevinç çığlıklarını düşün!
* Batan güneş’in kızıla boyadığı ufukta, kuşların söyleşilerini düşün!
* Yanından geçen rüzgârın sana ne söylediğini anlayabiliyor musun?
DUA bizi, ölmeyen, unutmayan, kudreti sınırsız, cömertliği engin,
kendini sevenleri daha da çok seven, bir Sultanla tanıştırıyor.
Yaratıcımız, en küçük isteklerimizi önemserken, biz nasıl olurda tüm isteklerimizi önemsiz sanırız.
Yüce Rabbimizden dua ile istediklerimiz hakkında biz ne yapıyoruz?
Bunu bile düşünmeyiz çoğu zaman. Ettiğimiz duaların kabulü,
genellikle tüm zamanların içinde değişken bir yerlere gizlenmiştir.
Eğer hayırlı bir duayı yapabilmek aklımıza gelebilmişse, kaderin sahibi onu elde etme fırsatını önümüze açmış demektir.
Şayet o hayırlı işle ilgilenmez isek, o istek kalbimizden uzaklaş
tırılır. Çabucak unutturuluverir. Sonra da kaçırdığımız fırsat, belki de ötelerdeki başka bir ruha bağışlanıverir.
Vicdanlarını susturup, istemeyi, duayı terk edenler, Allah tarafından unutulurlar. Belki de dikkate hiç alınmazlar.
Dua insanı Rabbine yakınlaştırır. İstemenin insana kazandıracağı
en büyük değer, Evrenin sahibinin rızası, sevgisi, takdiri dostluğu ve yakınlığıdır.
Yunus Emre’nin baktığı gibi, onun kalbiyle bakabilseydik,
sonsuz cenneti bile geri plâna itip, sınırsız şefkate yönelir,
“ Bana seni gerek seni.” Diyebilirdik.

HANGİ GÖNÜL SEVMEZ Kİ!

Yine bir şafak vakti, titredi gönül teli,
Işıyan her zerrede, aradım nurdan eli,
Hangi gönül sevmez ki, bu muhteşem güzeli,

Sevmek günahtır diye,sanma yakar narında,
Bedendeki bu canı, karmış Rabbim nurunda.

Gözler gönlün aynası, gönül’e giren gördüm,
Aşk’ın peşine düşüp, izini süren gördüm,
Sevdiğinin uğruna, canını veren gördüm,

Sevmek günahtır diye, sanma yakar narında,
Bedendeki bu canı, karmış Rabbim nurunda.

Nakış, nakış örülür, bahar başka yaz başka,
Beyazlara bürünür, yeşiller kara kışta,
Kar tanesi tozarken, düşer başka bir aşk’a,

Sevmek günahtır diye, sanma yakar narında,
Bedendeki bu canı, karmış Rabbim nurunda

Özü olmayan sevgi, incitir gönül kırar,
Sevmesini bilmezsen, yaşaman neye yarar,
Can taşıyan bedenin, mayasında sevgi var,

Sevmek günahtır diye, sanma yakar narında,
Bedendeki bu canı karmış Rabbim nurunda.


Yaratılan sevilir, Yaratandan ötürü,
Günaha girsin diye, yaratmaz iki türü,
Hiç narında mı yakar, sevgisinden ötürü,

Sevmek günahtır diye, sanma yakar narında,
Bedendeki bu canı, karmış Rabbim nurunda.

Namaz oruç ve benzeri diğer ibadetler, kulluğun dışa yansıyan biçimleridir.
Bu tür ibadetlerin faydaları çoğunlukla dünyaya bakar.
İç biçimlerin faydaları da sonsuzluğa bakar.
Ruhani gücümüz bizi kuşatan ruhsal enerjiyle beslenir ve ruhsal
enerjimizin gelişmesinin vesilesidir.
Dua etmeyenler ruhsal enerjiye kapalıdırlar.
Dualarımız ruhumuzu ruhsal enerjiye açacak, çevremiz ruhumuz
dan aydınlanacaktır.Evrenin ruhsal boyutu, dua ve nur ile kuşatıl
mamışsa karanlıkta kalan noktalar olarak bilinir.
Gözlerimiz maddenin arkasına bakabilseydi, zifiri karanlığa yayılan, melek kafilelerinin, ışık nehirleri halinde akıp gittiklerini, semalar arasında şimşekler gibi çaktıklarını, görebilirdik.
Sonra da dünyayı, güneşin ışıklarıyla çevrili bir küre halinde algıla
yabilirdik.
Cami-üs sağir deki bir hadiste buyuruluyor ki;
Namaz kılanlar için şu üç özellik vardır.
1- Gökten, onun başına sevap saçılır.
2- Ayaklarına kadar melekler kendisini kuşatır.
3- Eğer namaz kılan o anda kiminle konuştuğunu bilseydi, kıbleden
yüzünü asla çevirmezdi. Bir duamız varsa, imkânsızlıklar girişimimizi durdurmamalı, çünkü onu biz yaratmayacağız! İsteklerimizin kabulünü istiyorsak, yapacağımız tek şey, Yaratanın
kurallarına emrettiği yasalarına uymaya çalışmaktır.
Çünkü Yüce Allah, çalışmayı bize zorunlu bir görev olarak emretti.
Daha fazlasını istiyorsak, önce elimizdekileri muhafaza etmesini bilmeliyiz.
Onları kaybetmeyi hak etmemiş olmalıyız. Yaşanan yıkılışların çoğu, İlâhi ikramları görmezlikten gelmemizden kaynaklanır.
Temiz kalpli olan iki yüzlü davranmaz. Yokluğunda sevdiği güzelliğin varlığında şükrünü unutmaz.
Dünyadan isteklerimiz gerçekleşmemişse, bizim için gizli güzellikler planlanmıştır.
Sabretmesini bilmeliyiz. İnsanların verdiği onurun peşinde koşma
malıyız.
Yüce Rabbimizin sunduğu değerin arkasında durmalıyız. İşte o zaman İlâhi rahmet ruhumuzun mahzun bırakılmasına izin vermeyecektir.
Dostlarından küçümseyerek söz edenler, ruhsal saldırıya açık hale gelirler.
HUD suresi 113 ayette bakın ne deniyor:
“Haksızlık yapanlara yönelmeyin, yoksa ateş size de dokunur.
Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.”
* Sebepler Yaratıcının yerine geçmek için değil, Onun kudretini hissetmemiz için vardır.
* İyi şeyleri yapmaya üşenenler, onları yapma şansını yitirirler.
* Bize bir yetenek verilmişse, onunla ilgili eserleri yapmaya zaman ayırmak görevimizdir.
* Nefsine yenik düşen insan, kazanamadığı değerleri, küçümseyerek teselli olmaya çalışır.
* Tevazu ve sessizlik, ruhsal saldırılara direnen en etkili savunma
dır.
* Zihinlerimize kullanmayacağımız bilgilerle doldurmak, yıllarımızı değersiz çabalarla tüketmektir.
* İsteklerinde kâinatın sahibine güvenmeyenler, içten bir huzurla ve ciddiye alarak bir şey isteyemezler.
* Sınırsız kudrete güvensizlik, ruhların sınırsız destekten mahrum kalması demektir.
* Rabbimizin bize sunduğu nimetlere karşı şükür ettiğimiz ölçüde insanlaşırız.
* Bedenlerimizin durağanlığı yanında kalplerimiz, Okyanuslar gibi dalgalanır.
* Dostlarımızı ruhsal olarak yormamanın yolu, kendilerine önemli olduklarını hissettirmektir.
* Kulaklarımız göklere yükselen yakarışları duysaydı, ihtiyaçların büyüklüğünden dehşete kapılırdık.
* Duygu, ruhsal enerjinin insan hayatına yansıyan biçimidir.
* HZ. Ali; İnsandan şükür kesilmedikçe, Allah’tan nimetin artışı eksilmez.
* İstediklerimiz başka, yaşadıklarımız başka ise, sebebi çoğu zaman ne istediğimizin farkında olmayışımızdandır.
* İnsan yaptığı duanın anlamını öğrenip düşünmeyecekse, yaptığının cansız toprağın yaptığından ne üstün yanı var?
* Başarı sonsuzun sahibini tanıyıp onu ve yarattıklarını sevmesine,
Sonra da kendini eğitmesine, Yaratıcının şanına yakışır bir insan olmaya çalışmasına bağlıdır.

Hülasa başarılı insan, üzerindeki İlâhi takdiri en iyi şekilde temsil etmenin onuruyla, olduğu gibi görünmekten mutluluk duyan kişidir.

ALİ GÖZÜTOK
Müthişşşşşşşşşşşşşşşşş....
Alkışlıyorum Ali Hocamı...
Yılların tecrübesidir konuşan kalem, Hak'ca...
*
Teşekkürler usta'ya...
Sayın Ceylan, sitede uçan kuştan haberiniz oluyor. Sizi gerçekten yürekten kutluyorum. Rabbimden güç ve kuvvet uzun ömür diliyorum. Her baba yiğidin yapacağı iş değil. Ben bu konuyu AYDINLAR OCAĞINDA bir zamanlar konferans olarak anlatmıştım. Sizin israrınız üzerine buraya aktardım. Yeni bir makale yazmaya sağlığım şimdilik el vermiyor. Göz problemimden dolayı... Hayırlısı olsun. Sevgiler saygılar..Gözütok..