Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: MEVLANA KABINDAN İSLAM ŞERBETİ...
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Sayfalar: 1 2 3
Mevlana Kabından İslam Şerbeti

Bildiğiniz gibi; Mevlana'nın 740.ölüm yılını,Mevlana'nın Hakk'a yürüdüğü Aralık ayını yaşıyoruz.Uluğ Mevlana'nın hayat hikâyesini bir çok
sitede bulabilir,inceleyebilirsiniz.Bunu da behemahal yapmalısınız.Zira kendi
değerlerinden habersiz milletler moral değerlere sahip olamazlar,içine
düşecekleri aşağılık kompleksi sebebiyle de, bir çok insanımız gibi, 'biz
birşey olamayız...' fikrinin tutsağı,başka milletlerin kültürlerinin bedava hamalı haline gelirler.Türkiye bu devri iki kere yaşadı, kurtulmaya başladığını sandığımız yakın geçmişte,önümüze yine çeşitli engeller çıkarıldı, yine çıkmaz
sokaklarla karşı karşıya getirildik.Şimdilik işlemek istediğimiz konu bu olmadığından, ancak kendi değerlerimizi tanımanın mecburiyetini hatırlatarak
bu birkaç satırla bir gerçeği gözönüne sermeye çalıştık.Konumuzun önceliği Mevlana olunca,O'nun güzel bir Türkçe'yle dilimize çevrilmiş şiirlerini ihtiva eden yazımızı ortaya koymalıyız.Yazılma tarihi bir hayli eski olan bu yazımız,
önce 14.11.1986 tarihinde İst.Yeni DÜŞÜNCE, 28.11.1986 da Avustralya
Memleketim, 16.12.1995 te de yine İst.Yeni Sayfa Gazetelerinde yayınlanmıştır. Günümüzle uyumlu olduğundan bir kez de burada yayınlamayı uygun bulduk:

'Bir yana gündüzle gece
Senin aşkın gerek önce.'

diyerek,emsalsiz bir teslimiyete garkolan Mevlana,enaz 700 (küsur)yıldan bu yana
insanı ve İslâmı anlatıyor.O'nun halen eserlerinde yankılanan yumuşak sesi,
dünya durdukça nesilden nesile ulaşacak ve ancak İlâhi sonda noktalanacaktır.

'Bizlerdeki kitaptan okusaydın bir yaprak,
Övgücümüz olurdun hayran kalarak.'

sözleriyle insanlığa iletilen gerçeği,inşaallah hepimiz Mevlana'ca görür,duyar
ve yaşarız.Ama ilk önce kendimize de soralım:

'Ey Cân! Cânanından haberli misin?
Ey gönül! Mihmanından haberli misin?
Ey kaçmaklık yolunda hileler arayan ten!
Seni tutsaklık üzre kimdir koşan peşinden?
Hayranından haberli misin? '

Okuyucularımızın hep birden'Evet, evet' dediklerini görür gibi oluyoruz...
Öyleyse kendimizi de yeteri kadar tanımaya çalışalım:

'Ey insan! Ey İlâhi sırlar nushası;
Şahane güzelliğe aynasın sen!
Bu ne bahtiyarlıktır,bu ne bahtiyarlık!
Sendedir âlemdeki her varlık;
Ne istersen iste kendinden! ..'

Kendini derinliğine tanımak,her an aşk ve tefekkür yolu üzerinde çeşitli çilelerle cilalanmayı gerektirir.Bu gamlı yolda kendini bilen,ancak Allah'ı tanır.

'Yolculuğun güçlüğü yalnız bize göre mi?
Bu denizde garkoldu nice binlerce gemi...'

Bu yolda yürüyen:

'Tefekkür sahipleri vücutça zayıflar,
Mum ne denli erirse,alevi o denli parlar...'

Bu yol insanı aşk denizine daldırır.Bu ummanda:

'Çok geminin battığı dolaşır dillerde,
Bir tahta parçası yok görünen sahillerde...'

Yine bu ummana dalanlar,ölçerken ölçülürler:

'Aşkını ölçüyorken ölçülmüş oldum,
Aşkının eskiliği yıprattı beni,
Dertliler arasına kattı beni! ..
Bir değişme geldi huyuma,
Gündüz yeme içme yok,gece uyuma.
Benim gibi sevip de azdır çileden çıkmış!
Meğer sana dostluğum,kendime düşmanlıkmış! ..'

İslâmi tefekkür; ruhu yıkayarak,zihni aydınlatır.Ancak bu yolla akıl mihverine
oturur.Zira:

'İnsan,akıl yüzünden erse bile kemâle,
Sanma ki gelmiş olur Allah'ı tanır hâle! ..'

Akıl tefekkürle aydınlanınca,muhabbetin derecesi artar,insanda aşk bir mezhep haline dönüşür:

'Sana karşı yakınlığım, dostluktan da ileri,
Emsalsiz değerini bileli beri.
Her ayak bastığın yere zeminim
Her şeyi seninle görüp,seni görmemek
Aşk mezhebinde revâ değildir,eminim! ..'

Kâinat kadar sonsuz İslâm ummanını gönül kabına sığdırabilen âşıklar sultânı
Mevlana'nın 'gönül dersi' ile sohbetimize son verelim;

'Bir hecelik gönül dersi alsaydın eğer,
Bilgice kazanırdın yüksek bir değer.
Adın karışırdı şöhretlenmiş adlara,
Ders verirdin en namlı üstâdlara...'

Uluğ Mevlana 17.Aralık.1273 de Hakk'a yürüdü.O'nu saygı ve rahmatle
anıyoruz...

Not:Mevlana'nın bir kısım şiirlerini 'böyleleştiren' Basri Gocul'u da rahmetle
yâdetmeyi,bir borç biliyoruz.E.Ö.

DAMLALAR

Enver Özçağlayan..
Muhterem Enver Özçağlayan üstadımız,
Seneler önce kaleme aldığınız ve her geçen güne inad tazeliğini koruyan bu güzel makalenizden dolayı, çok teşekkür ediyoruz.

Evet, "Düğün Gecesi" dir Mevlâna'nın yaşadığı ve bizlere yaşattığı hep...
*
"Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için...
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme"

Mevlana Celaleddin Rumi
Aşk Nedir

*Şarabım aşk ateşidir,hele onun eliyle sunulursa öyle bir ateşe odun kesilmezsen yaşamak haram olur sana.
*Söz dalga dalga coşmada amma onu dudakla,dille değil,gönülle canla anlatman daha iyi.
*Aşk nedir,bilmiyorsan gecelere sor,şu sapsarı yüzlere,şu kupkuru dudaklara sor.
*Su nasıl yıldızı,ayı aksettirir,gösterirse bedenler de canı,aklı bildirir,gösterir.
*Can,aşktan binlerce edep öğrenmede,öylesine edepler ki mekteplerde okunup öğrenilmesine imkan yok.
*Gökyüzünde,yıldızlar arasında parlak ay nasıl görünürse aşık da yüzlerce kişi arasında öyle görünür,o göründümü herkesin parlaklığı söner.
*Akıl bütün gidilecek yolları bilse bile,gene aşk yolunu bilemez,şaşırır kalır.

Mevlana Celaleddin Rumi
Dünya Bir Av Evi


Bu öyle tuhaf bir ateş ki bir an bile sabrı,kararı yok.Nasıl olabilir ki hem sevgilinin yanında alevlenmiş,hem sevgilinin yanında değil.
Şekil nasıl ayak direyebilir ki sebatı yok.Öz nasıl elden tutabilir,nasıl yardım ader ki görünmez.
Dünya bir av yeri,yaratıkların hepsi de bir av.Fakat avlananların beyinden,bir eserden başka hiçbirşey belirmiyor.
Her yanda yükler var,denkler var,her yanda biz beyiz,uluyuz diyenler var; fakat asıl beyin konağında ne yük var,ne denk.
Ey can,elini çek de yüzünün rengi görünsün.Çünkü şu görünenlerin hepsi de ancak köpük,ancak şekil,ancak resim.
Nerde toz koparsa orda bir ordu vardır.Çünkü izsiz,dumansız ateş olmaz.
Sen eri tozdan anla,ne biçim erdir,tozundan anla; toz içinde insanı aramaya bak,tozda iş yok.
A bahtı kutlu,sen arar istersen,rahmetine sayı olmayan arayacı da seni arar ister.
Seni sel alıp götürürse anlarsın ki onun yolunda halkın ihtiyarı var gibi görünür amma gerçekte ihtiyar denen şey yoktur.
Yokluk aleminde az söz söylemeye ahdettim amma dikensiz gülü kim görmüş?
Kardeş,tanık ol,biz bu gülün dikeniyiz; bu çeşit diken olmakla da övünülür,arlanılmaz bundan.


Mevlana Celaleddin Rumi
Taş Yürekli O Değil Benim


Bütün halkın başını yarmış da tutmuş,hastayım diye başını bağlamış.Feleğin sırtından,çekmiş,hırkasını almış da çıplağım diye bir laftır ortaya atmış.

Ah o taş yüreğinden,o rengarenk,çeşitli işvelerinden.Fakat hayır,taşyürekli o değil,benim.Çünkü asıl bu fitneleri karıştıran,bu esrikliği ortaya atan benim.

Kan deryasının ta dibindeyim.Kan içmeden sarhoş olmuşum.Fakat bir görsen,hani dersin ki bu kan içmiyor da üzüm suyuna gark olmuş.

Ey aşk,yüceliğinden göklere bile sığmıyorsun.Böyle olduğu halde nasıl oldu da gizlice şu gönlüme sığdın sen?

*Gönül evine sıçrayıp girdin,kapıyı da içerden sürmeledin.Bense ya ışık konan yerle sırça kandilim,yahut da nur içinde nur.

Beden,gebe bir zenci kadın,gönül onun karnındaki beyaz saçlı çocuk.Şu halde benim yarım miskten,yarım kafurdan.

Gönlümü sen aldın da ben onu mahsustan başkalarında arıyorum.Görmediğime el atmadayım amma bu çeşit körlerden değilim ben.

Şu sapsarı yüzüm,bir gün olurda toprağa girerse baş uçumdaki topraktan sarı gül bitecektir cancağızım.

*Nihayet Süleyman’da bir karıncanın derdini dinlemedi mi? Sen de Süleymansın ya,farz et,bir karıncayım ben.

Ne diye ağlarsın yüzlerce kovan balın var dedin.Ben hem ağlarım,hem petek yaparım.Bal arısıyla aynı hırkaya bürünmüşüm ben.

Bu dertten ağlamadayım amma yüzlerce devlete erişmişim de zevkimden ağlamadayım.

Bu dert yüzünden çektiğim eziyetin bir zerresini bile ellere satmam.
*Çenk gibi ağlarım çünkü gül bahçesinin bülbülüyüm.Yılan gibi kıvranırım çünkü definenin başındayım.

Kibirle,benlikle eşsin,ben deyip durmadasın diyorsun.Canım,ben benlikten uzağım amma o benlik,senin aksindir.

Ben hem hamım,hem kavrulmuş kebap olmuşum.Hem gülmedeyim,hem ağlıyorum.Alemi de hayretlere salmışım,kendim de hayretteyim.Vuslat içinde ayrılığa düşmüşüm ben.

Mevlana Celaleddin Rumi
AĞIT

Göz gamın ne olduğunu bilseydi,
gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,
padişah bu acıyı duysaydı;
göz gece demez gündüz demez ağlardı,
gökler yıldızlara, güneşle, ayla
gece demez gündüz demez ağlardı.
padişah bakardı ününe,
tacına, tahtına, tolgasına, kemerine,
gece demez gündüz demez ağlardı.

Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,
uçan kuş avlanacağını bilseydi,
gerdek gecesi bu özlemi görseydi;
gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,
uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,
gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.

Zaloğlu bu zülmü görseydi,
ecel bu çığlığı duysaydı,
cellâdın yüreği olsaydı;
Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,
ecel bakardı kendine ağlardı,
cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.

Kumru, başına geleceği duysaydı,
tabut, içine gireni bilseydi,
hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
kumru selviden ayrılır ağlardı,
tabut omuzda giderken ağlardı
öküzler, beygirler, kediler ağlardı.

Ölüm acılarını gördü tatlı can,
koyuldu işte böyle ağlamaya.
Olanlar oldu, gitti dostum benim.
şu dünya bir altüst olsa, aülasa yeri var.
öylesine topraklar altında kalmışım.

Mevlana Celaleddin Rumi
Allah' ım Bu Vuslatı Hicran Etme

Allah' ım bu vuslatı hicran etme
Aşkın sarhoşlarını nalan etme

Sevgi bahçesini yemyeşil bırak
Bu mestlere bahçelere kasdetme

Dalı yaprağı vurma hazan gibi
Halkını başı dönmüş zelil etme

Kuşunun yuvasının ağacını
Yıkma da kuşlarını perran etme

Kumunu ve mumunu karıştırma
Düşmanları kör et de şadan etme

Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır
Onların işlerini asan etme

İkbal kıblesi yalnız bu halkadır
Umut kabesin öyle viran etme

Bu çadır iplerini öyle katma
Çadır senindir eya sultan etme

Yok dünyada hicrandan daha acı
Ne istiyorsan et de onu etme

Mevlana Celaleddin Rumi
Anlatsana

Gönül dostum anlatsana,
İlimizde Mevlana`yı.
Ulu zatın hoşgörüsü,
Yolumuzda Mevlanayı.
xxx
Kıymet verir her insana,
Ulvi görev düştü sana,
Çevir deyişik lisana,
Dilimizde Mevlana`yı.
xxx
Fetetti nice gönüller,
Ruzi mahşedeki kullar,
Bülbül sedasında diller,
Gülümüzde Mevlana`yı.
xxx
EZGİNİ geldik gideriz,
Hakka borcumuz öderiz,
Hatırdadır yad ederiz,
Telimizde Mevlana`yı.


Mevlana Celaleddin Rumi
Ay İle Güneşim Geldi

Ayla güneşim geldi, bak göz ışığım geldi
İnci kaynağım geldi altın pınarım geldi

Sarhoşum nice ondan coştu bakışım nurdan
Özge şey mi istersin? Özge yoldaşım geldi!

O gümüş tenli güzelim girdi Yusuf’um kapıdan
O yol kesenim geldi, tövbe bozanım geldi

Eski yoldaşım dinle! Dünden iyidir şimdi
Müjde sarhoşuydum dün, ondan ulağım geldi

Dün fenerle ben kentte pek arandığım o kişi
Gör bugün yol üstünde güller bostanım geldi

Sardı elleri belime hem kucakladı o beni
Bir taç ve kemer sundu, işte sultanım geldi

Bak bahar ve bahçesine! Bak şarap kadehlerine!
Bak coşan azıklarına! Gül şeker dalım geldi

O hayat suyumdur hey! Ben ölümden korkmam ki
Ürkmem serzenişlerden, çünkü kalkanım geldi

Ondan yüzük aldım hey, ben Süleyman’ım artık
Ah nasılda şahane, baştaki tacım geldi

Dert haddini aştıkça aşkta yolculuk ettim
Yolculuktan ah Mevlam mutluluk payım geldi

İçki vaktidir şimdi şimşek çakıyor başta
Uçmak vaktidir şimdi kol ve kanadım geldi

İşte parlamak vakti bir seher gibi parlak
İşte gürlemek vakti çünkü aslanım geldi

Aldılar beni yerden, sözlerim yarım kaldı
Vardım göğe dünyadan arlanış savım geldi

Mevlana Celaleddin Rumi
Bahar

Sevgili tutmuş yularımdan beni,
develer gibi habire çeker.
Esrik devesini böyle nereye götürür,
böyle hangi katara?

Hem canımı çiğnedi benim o,
hem bedenimi çiğnedi.
Gönlümü bağladı benim o,
kırdı şişemi.

Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem,
nereye götürür beni.

Sevgili takar beni oltasına,
atar karaya balık gibi.
Sevgili kurar gönlüme bir tuzak,
avcıdan yana çeker sürür beni.

Bakarım tabiat başlar büyük işine:
Bulutlar gelir uzaktan
katar katar, küme küme.
Bulutlar sular ovaları.
Bulutlar yürür dağlara doğru.
Uyanır açar gözlerini yeryüzü.
Gökler çalar davulunu.
Dalların gönlüne çeker gülün özü
en güzel kokusunu baharın.
Tohumun gönlü başlar vermeye tohum.
Ağaç durmadan söyler, döker içini.

Mevlana Celaleddin Rumi
Sayfalar: 1 2 3