Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Faşizm Etnik Değil Siyasidir
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Bilindiği üzere bu kitabın konusu, hükümetin getirmiş olduğu açılım ve çözüm süreçleriyle, toplumun diğer kesimlerinin buna karşı tepkilerini ve bir de, benim kişisel duygu ve düşüncelerimi kapsamaktadır.

Olaylar çok yeni olup hepimizin belleklerinde ve hep birlikte yaşadığımız olaylardır. Onun için bu olayları burada yeniden tekrarlamak ve kitabın içeriğine girmek istemiyorum. Çünkü önemli olan içerikten çok DUYGUSAL YAKLAŞIM ve olaylara bakış açısıdır.

Değerli dostlar bu kitabı yazarken, pek çok duygu ve düşüncenin etkisinde kalsam da, kuşbakışı ve objektif bir bakış açısı yakalamaya çalıştım. Etnik ve siyasi kamplaşmaların dışında ve tarafsız kalmaya özen gösterdim. Bu yüzden kitabın bazı bölümleri sizin duygu ve düşüncelerinizle de örtüşebileceği gibi, bazı bölümlerinde ise çatışabilecektir.

Çünkü bir şeyin tarafı olduğunuz zaman, tarafınızın her şeyi doğru iken, karşının her şeyi yanlış olarak algılanmaktadır. Oysa tarafsız ve kuşbakışı bir gözlemde iki tarafta da doğrularla yanlışların iç içe olduğu açıkça fark edilmektedir.

Şimdi doğrusuyla yanlışıyla, beni bu kitabı yazmaya zorlayan nedenlerden kısaca söz etmek istiyorum. Bunlardan birincisi, ülkemizde İNSAN kavramının çeşitli kutsalların gölgesinde kaybolup gitmiş olmasıdır. Ülkemizde maalesef insanın dışında hemen her şey kutsaldır, tabudur, dokunulmazdır…

Kutsallarımızın başında din, devlet, millet ve kurnazlık kültürümüz gelmektedir. Ayrıca siyasi partimiz, Atatürk, cumhuriyet, laiklik, tuttuğumuz takım, mezhep ve tarikatımız, dini ve siyasi liderlerimiz de, hepsi tabusal bir kutsallığa sahip olup, insan bunların hepsinin kulu kölesidir.
Hatta insanımızı sınırlayan çemberler bununla da sınırlı değildir. Daha bunun Türk milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliği, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü, iktidarın Kürt oylarına iştahı, muhalefetin oy vermeyen Kürtlere küsmesi bile değişik tabulara bürünerek, önümüze değişik kutsallar halinde gelebilmektedir.

Ve işin bir de terör tarafı vardır ki, tüm ülkeyi tehdit ettiği gibi, tüm hak ve özgürlüklerimizi de elimizden alıp gitmektedir. Yani PKK terörü, PKK terörüyle mücadele bahanesiyle hak ve özgürlüklerimizin sıfırlanmasına ve iktidarın kendine muhalif gördüğü her vatandaşa devlet terörü uygulamasına neden olmaktadır.

Ve daha bunun mafyası, çetesi, eroin ve silah kaçakçısı, bunların yerli ve yabancı işbirlikçisi vardır ki, bunların hepsi de insana dönük bir tehdit, bir tuzak, bir korku ve kaygı unsuru olarak, insan psikolojisini alt üst eden, insanın mutluluk ve güven duygusunu sıfırlayan unsurlar haline gelmiştir.

Tüm bunların sonucunda Türkiye’de insanlar sevgi ve hoşgörüyü kaybederek, insanımız sinir stres küpü haline gelmiş, sudan sebeplerle veya sebepsiz cinayetler, bunalım cinnetleri, akıl almaz tehditler, belirsizlikler halkımızı bir öfke toplumu haline gelmiştir.

Terör ve trafik kurbanları bir yana, itiraz etti diye karısını, erkek arkadaşı var diye kızını, aşkını ret etti diye kız arkadaşını, yan baktın diye önüne geleni öldürmeler sonucunda artık bu tür ölümler, ülkemizde yatağında vadesiyle ölenlerin önüne geçmiştir. Bu yüzden insanlarımız adeta öfkeyle beslenmekte, kan ve gözyaşı üretmekte, çevresine nefret kusmaktadır.
Bir yerde sevgi tükenmiş ve yerini nefret almışsa, bunun adı faşizmdir.
" Değerli dostlar bu kitabı yazarken, pek çok duygu ve düşüncenin etkisinde kalsam da, kuşbakışı ve objektif bir bakış açısı yakalamaya çalıştım. Etnik ve siyasi kamplaşmaların dışında ve tarafsız kalmaya özen gösterdim. Bu yüzden kitabın bazı bölümleri sizin duygu ve düşüncelerinizle de örtüşebileceği gibi, bazı bölümlerinde ise çatışabilecektir.

Çünkü bir şeyin tarafı olduğunuz zaman, tarafınızın her şeyi doğru iken, karşının her şeyi yanlış olarak algılanmaktadır. Oysa tarafsız ve kuşbakışı bir gözlemde iki tarafta da doğrularla yanlışların iç içe olduğu açıkça fark edilmektedir.

Şimdi doğrusuyla yanlışıyla, beni bu kitabı yazmaya zorlayan nedenlerden kısaca söz etmek istiyorum. Bunlardan birincisi, ülkemizde İNSAN kavramının çeşitli kutsalların gölgesinde kaybolup gitmiş olmasıdır. Ülkemizde maalesef insanın dışında hemen her şey kutsaldır, tabudur, dokunulmazdır…"



Bu değerli söylemlere katılmamak olası mı?
Siz her ne kadar duygusallık deseniz de, ben ve benim gibi sizi tanıyan dostlarınız biliyorlar ki duygusallığınız akılla birlikte geniş açıdan bakmakta Türkiye ve dünya gerçeğine. Bu çerçevede analiz ve yaklaşımlarla katkı sağlanmaya çalışılmakta kitabınız aracılığıyla bir yurttaş ve bilinçli aydın kimliğinizle bu canım ülkemize ve elbette insanımıza.
Hayırlı olsun diyerek kutluyorum duyarlı ve sorumlu varsıl kaleminizi ve tabii ki içeriğiyle oldukça düşündürücü, sorgulayıcı ve de farklı bakış açıları yaratıcı kitabınızın başarıya ulaşması dileğim..
Kutlarım Nazmi hocam.