Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Gülşen Şenderin'in dizeleri arasında gezinti
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Gülşen Şenderin'in dizeleri arasında gezinti
1 Kasım 2014 Cumartesi 08:51:23

Ahmet ÖZDEMİR
*************

Şiirin olmazsa olmazları vardır. Bir nesirde anlatmak istediğinizi sayfalarca yazabilir, açıklamalar yapabilirsiniz. Ama şiir gibi şiir, bunları bir kelime ile anlatabilir. Eskilerin telmih dedikleri şiir sanatına yeniler "anımsatma" diyorlar. Bir örnek verelim:

Gülşen Şenderin, Kıbrıs Kadını şiirinde şöyle diyor: "Karınca misali emeği çoktur / Yavrusuna Anka, eşine bülbül / / Gönül ekseninde dikeni yoktur / Sevgisi, vefası kokulu sümbül / İşvesi, cilvesi yediveren gül."

"Yavrusuna Anka, eşine bülbül" dizesinin üzerinde durmak gerekir. Şair yavrusuna Anka (teşbihiyle) benzetmesiyle; Anka efsanelerini anımsatıyor. Yani telmih yapıyor. Anka, devlet kuşudur. Yeniden doğuşun, emeğin ve sabrın sembolüdür. Kuşların hepsi Kaf dağındaki Anka'yı aramak için yola çıkarlar. Yedi engelli aşamadan geçmek zorundadır. Güle olan aşkını düşündüğü için ilk dönen bülbül olur. Bunu güzel tüylerini düşündüğü için papağan izler. Kartal, göklerdeki krallığını, baykuş viraneleri, balıkçıl kuşu bataklığını özlediği için bu yolculuktan dönerler. Anka'nın yuvasını ulaşan yalnızca otuz kuş (si murg) kalmıştır. Onlar yuvaya girip bakarlar ki Anka kendileridir. Anka sabır ve emektir. Küllerinden yeniden diriliştir. Bakınız sayfalarca anlatabileceğiniz efsane ve efsanenin varyantlarının verdiği mesajı, şairemiz, Kıbrıslı kadının yavrusuna Anka olduğunu söylemekle veriyor.

Şiiri anlam, ahenk, bütünlük kazandıran sanatlardan biri "tenasüp" sanatıdır. Bir başka anlatımla bu sanat, aralarında anlam ilgisi bulunan sözleri bir sıra gözetmeksizin bir arada kullanmaktır. Bir örnek verelim. Gülşen Şenderin şöyle diyor:

"Hani ay tutulması gibi büyüler var ya

Nil coşkulu yemyeşil bereketli türküler

Gönül ırmağından bir deli sevda akar ya

Gülşenî aşk rüyası sen yangılı öpküler.



Sevginle kutsadığım o ağacın gölgesi

Dallarda sevişirken öten kuşların sesi

Erguvan menevişi gül yüzünün neşesi

Gülşenî aşk rüyası sen yangılı öpküler.

......

Ay tutulması ve büyü... Bizi ay tutulması ile ilgili söylencelere görüyor. Çünkü bazı büyüler ay tutulması sırasında yapılır. Bu açıdan bir telmih sanatından söz edebiliriz. "Nil coşkulu yemyeşil bereketli türküler" dizesine bakalım: Nil yeşil bir tonunun adıdır. Aynı zamanda geçtiği yerlere bereket taşıyan bir nehirdir. Bereketli türküler, gönül ırmağında deli bir sevda olarak akmaktadır. Nil, yeşil, bereket, ırmak, akmak birbiri ile ilgili kelimelerdir. Daha sonraki dörtlükte kutsanan ağaç, gölge, dallar, kuşlar, erguvan, gül ve gülşen kelimeleri de bir birleriyle ilgilidir. Dolayısıyla bir tenasüp sanatından söz edebiliriz. Gülşen sözcüğünü dize içerisinde şairin kendisi ve gül bahçesi anlamlarında kullanılabilir ki burada da tevriye sanatı vardır.

Kıbrıs'ın mitolojik bir geçmişi olan köyünde doğan Gülşen Şenderin, doğayı çok seviyor. Bir başka sevgisi de Atatürk'e. Doğanın bin bir güzelliklerini Atatürk'le özdeşleştiriyor:

"Kızıl bir güneş doğar, zamanın aynasında / Mavilikler gülümser, şafaklar arasından / İnsanca yaşam başlar; barışın paydasında / Atatürk'ü dererim çiçekler arasından..."

Şafakta gülümseyen maviliklere kızıl bir güneş doğarken, başlayan hayat, insanca yaşamak ve barış getirmektir. Gülümseyen mavilik, Atatürk'ün gözlerinin rengidir. O çiçekler arasındadır.

Gülşen Şenderin'in şiirleri arasında diğer edebi sanatlara örnekler bulabiliriz. Söz sanatları içinde de ustalık denemeleri içinde. Hemen her şair, akrostiş şiirler yazmıştır. Ama duble akrostiş yapabilmek için emek gerekir ki, bu emeği şairemiz vermiştir. Dizelerin ilk harfleriyle bir kelimeyi söylemek akrostiştir. Hem ilk harfleri, hem son harfleriyle aynı akrostişe ulaşmak emek gerektirir.

Gülşen Şenderin'in "Mustafa Kemal Atatürk" adına yaptığı duble akrostişin ilk bölümünü vermekle yetineyim:

"M avi gözlüm; o ilk ateşi sen yaktın Ata'M

U mut çakımlarıyla, dirilişin son kozU

S amsun 'a doğan güneş, karanlığı yaran seS

T ek nefes, tek yürekte birleşti bütün milleT

A lbayrak rüzgârında gökleri yara yarA

F eleğin tezgâhında işledin halkı harf harF

A ttın düşmanı yurttan,'ATA' oldun vatanA."

Dikkat edilirse, dizelerin ilk harfleri ve son harflerini alt alta getirdiğinizde "Mustafa" adına ulaşıyorsunuz.
Gerek tahlile konu olan dizeler gerekse akıcı, duru, şiir gibi anlatımıyla geniş içerikli tahlil muhteşemdi.
Değerli şair Gülşen ŞENDERİN ve Ahmet ÖZDEMİR Hocamıza saygı ve dostlukla...
GÜLŞEN ŞENDERİN VE ŞİİRİN AYAK SESİ


Ahmet ÖZDEMİR
***************

Rahmetli Tahir Kutsi Makal “Türk milleti şair millettir. Çobanından padişahına kadar,” derdi. Doğru. Sivaslı çoban, yaladığı Kösedağı’yla dertleşir: “Dağlar siz ne dağlarsız / Kardan kemer bağlarsız / Gül sizde bülbül sizde / Siz ne derde ağlarsız // Bu dağlar eze dağlar / Yar gele geze dağlar / Yar buradan geçerken / Ne dedi size dağlar?”

Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim, ölümüne dener olan çıbanın acısından değil, aşk derdinden mustariptir:

“Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek
Giryemi füzun eşkimi hun etti felek
Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek..”

Beş kıtada hüküm süren Kanuni Sultan Süleyman (Muhibbi), Hürrem Sultan için bakınız ne demektedir:

“Saçı varım kaşı yayım gözü pür fitne bimarım
Ölürsem boynuna kanım meded he na-müsülmanım

Kapında çünki meddahım seni medh ederim daim
Yürek pür gam gözüm pür nem Muhibbi’yim hoş halim!”

Evet, Türk milleti şair millettir çobanından padişahına kadar. Şiir öldü mü? Hayır ölmedi. En azından şiir, insanları birbirine kaynaştırmanın yapı taşı, harcı, çimentosu.

Yalnız İstanbul’da değil yurdumuzun dört bir yanında hemen her gün şiir mahfilleri kurulmakta. Her mahfile giden onlarca kişi, bir başka mahfildekileri tanımamakta. Ama tümünün ortak noktası şiir…
Benim de katıldığım şiir mahfilleri var. Çoğu kişiler bu toplantılara psikoterapi yaparcasına gelirler, kendilerinden başkasını dinlemezler. Ama kimileri vardır ki, ilgiyle dinlerler, kendileri de ilgiyle ve keyifle dinlenirler. Onlardan birisi, Gülşen Şenderin…

Gülşen Şenderin, Yavru Vatan Kıbrıs’ın Baf ilçesinde doğmuş, Limasol’da eğimini sürdürmüş. Anavatan’da evlenmiş, çoluk, çocuk torun sahibi olmuş. Hayatın gül dikenli yollarında acılar yaşamış, mutluluklar tatmış. Ama her zaman engin hoşgörüsü ve sevecenliği ile acıları bal eylemesini bilmiş. Böyle birinin şiirle hemhal olması doğal...

Yedi sekiz yıl önce “Turkuvaz Düşlerdeki Bebek” adlı şiir kitabını okumuştum. Nostaljik duygularla işlenmiş dizeleri ve “bebek” rumuzunun çağrışımlarını içeriyordu. Bu kitabı “Güneş Aşka Doğdukça” izledi.

Yazarlar, şairler için kitapları çocukları gibidir. O kitabın satırları, dizeleri arasında yazarın, ömrünün bir bölümü, duygularının, ruhunun, acıların, özlemlerin, sevinçlerin, mutlulukların yansıması ve doğum sancıları vardır. Gülşen Şenderin yeni bir kitabın doğum sancıları içinde. Adı ne olur, nasıl olur onları bilemem ama, kitap içeriğinde yer alacak olan bazı şiirleri biliyorum.

Bu şiirler, eften, püften yazılmış, şiir görüntülü akla gelen cümlelerin alt alta getirilmiş biçimleri değil. Elbette her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Kimse kimsenin duygularını aynen yaşayamaz ve aynı şekilde yansıtamaz. Ama bu yansıtış bir şiir kisvesi altında yapılacaksa, şiiri şiir yapan unsurlardan bir şeylerin olması gerekir.

Yeni dille şiirde imge olmalıdır, tema olmalıdır, uyum olmalıdır. Benim yaştakilerin anlayacağı haliyle şiirde hülya olmalıdır, mecaz olmalıdır, ahenk olmalıdır, insicam olmalıdır. Hepsinden önce emek, güzel bir dil ve edebi sanatlar olmalıdır.

İşte bunlardan birileri varsa şiir sizi sanıp sarmalar, bir duygu iklimine sokuverir. Gülşen Şenderin örneğinde olduğu gibi ilgiyle ve keyifle dinlersiniz, okursunuz, ezberlersiniz.