Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: ÜSTAT RASİM KÖROĞLU
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
ÜSTAT RASİM KÖROĞLU

Sabit İNCE
**************

 Bugün değerli şair ve yazar Mehmet Nacar'ın sevgili Merhum dostum Rasim Köroğlu ile ilgili yazdığı bir yazıdan alıntılar yapmak istiyorum. Çünkü Nacar dostum çok güzel bir yazı yazmış. Ben ekleyecek fazla bir şey bulamadım. Onun için sütunum müsait olsa yazının tamamını alacaktım ama bize ayrılan yer bu kadar. 

 Sözü fazla uzatmadan bakalım Mehmet Nacar neler yazmış, birlikte okuyalım:

"Güzel ve iyi insanlar erken göçüp gitmekteler. Ayrıca 2014 yılı kültür sanat açısından uğursuz bir yıl oldu. Önce Üstat Bekir Sıtkı Erdoğan, Ardından Anadolu basınının duayeni Prof. Dr. İsa Kayacan, onun peşinden de Cumhuriyet dönemi şiirinin Nasrettin Hoca’sı Rasim Köroğlu hayatını kaybetti.
Neden şiirin Nasrettin Hocası derseniz?



Rasim Köroğlu harika bir hiciv şairidir. Bir şiirini okuduğunuzda üslubundaki güzelliğe kapılarak başka şiirleri var mı, diye aramaya başlarsınız. Yanlış hatırlamıyorsam Namık Kemal’in bir sözü diyor ki; ‘’Hoşça sövmeklik bile hoşlandırır…’’ İşte Rasim Köroğlu böyle bir şairdi.
Hiciv olmasına rağmen şiirlerinde küfür ve hakaret bulamazsınız. Ancak bir şiirini okuduğunuz zaman da size şiir yazmamış olmasından mutluluk duyarsınız. Çünkü kelimelere takla attırarak, konuyu enine boyuna didikleyerek öyle bir anlatır ki, hiçbir eksik bırakmaz.


Hiciv şiirleri çoğunlukla belirli isimlere yazılmıştır. Bazen de şiirin kahramanı kendisidir. Mesela Araba şiirini ele alalım;

Kendisinden dinleyen bir dostun bana anlattığına göre Rasim’in babasının çok eski model, yıpranmış, hurdaya çıkmış bir arabası vardır. Babası satmak için uzun süre pazara götürür ama alıcısı çıkmaz. Sonunda arabayı oğlu, Üstat Rasim’e satar. Üstadın arabanın elinden çekmediği kalmaz. Yaşadıklarını on bir kıtalık bir şiire zar zor sığdırır. Şiirden sadece iki dörtlüğü paylaşıyorum. Devamını bulur ve okursunuz.

"Arıza yapınca verirdik tehir, 
Uçmadık ne dere kaldı ne nehir, 
Zindana dönerdi koskoca şehir, 
Vurunca direği yıkar giderdik.


Yollara düşerdik sabah ezanı, 
Pikniğe varırdık yatsı zamanı, 
Lastiklerin yoktu dini, imanı, 
Günde üç beş kere söker giderdik…"