Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Gönen Köy Enstitüsü ve Sonrası 4
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Kitabın 4. bölümünde Gönen Köy Enstitüsünün kuruluşu ve gelişmesi anlatılmaktadır. Aslında 5 Temmuz 1940 günü törenle açılan Gönen Köy Enstitüsünde bu tarih, derslerin başladığı tarih olup, okulun açılması 17 Nisan 1940 Köy Enstitüleri yasasının yayın tarihine yakın günler olarak düşünülmektedir.

Çünkü Enstitü Müdürü Ömer Uzgil’in aşağıdaki raporundan açılış öncesi bir hazırlık döneminin yaşandığı anlaşılmaktadır.

“Gönen ovasında göç eden Rumlara ait, 360 dekar arazi enstitüye tahsis edildi. Kurs döner sermaye bütçesinden iki çift araba ve çift hayvanı satın alındı. Köy içinde bulunan mezarlıktan dört dekar arazi, sebze ziraatına elverişli hale getirildi.

Ziraat sanatlarından peynircilik, tereyağcılık için lüzumlu aletler satın alındı ve bu sanatlara mahsus bir atölye kuruldu. Bu hazırlıklar tamamlanınca 5 Temmuz 1940 günü talebe enstitüye çağrılarak, Gönen Köy Enstitüsü faaliyete geçti.”
Aslında enstitüye öğrenci bulmak da çok zordur. Çünkü beş yıllık eğitim veren okul sayısı çok azdır. Ama buna rağmen gelen öğrenciye enstitü koşulları anlatılarak, bu koşulları kabul eden, yetenekli köy çocuklarıyla yola devam edilecektir.

Bunun için öğrenci ile yönetim arasında gönüllülük esasına dayalı, sözlü bir anlaşma yapılmaktadır. İşte bunun en güzel örneği, enstitünün kurucu Müdürü Ömer Uzgil’in şu konuşmasında açıkça ortaya çıkmaktadır.
“Yavrularım, sizler enstitümüze köy öğretmeni olarak yetişmek üzere geldiniz. Enstitüyü bitirince yine köyünüze döneceksiniz.”
“Enstitü sizin başarılı bir köy öğretmeni olarak yetişmeniz için en uygun şartları taşıyan bir müessesedir. Demirci, marangoz, yapıcı, çiftçi, okuyarak değil, usta yanında çalışarak, çıraklık ederek, iş yaparak usta olur.”

“İşçi köy öğretmeni olarak sizler de, enstitü atölyelerinde, enstitü tarla ve bahçelerinde iş içinde yetişeceksiniz. Bunun için enstitüde hayvan tımar edecek, tarlada saatlerce çapa çapalayacak, bel belleyecek, harman kaldıracak, yapı işlerinde temel kazacak, yapı yapacak, hulasa tabiata hakim olmanın sırlarını öğrenecek ve onu istediğiniz şekilde yoğurabilmek için, evvela bu geniş iş hayatı içinde yoğrulacaksınız. Böyle çalışmaya gönlünüz var mı?”

Öğrencinin yanıtı: “Evet, istediğinizden fazla da çalışırız”
Gerçekten enstitü müdürünün söylediği işler yapılmış mıdır, derseniz; işte size ziraat alanından kilo olarak bazı üretim rakamları.
Okulun açıldığı 1940 yılında üretilen buğday: 4770, arpa: 2100, Yulaf 990, domates 720, patlıcan 410, biber 275, kavun karpuz 1350 kilodur. Çünkü okul zaten yaz ortasında açılmıştır. Bu yüzden ikinci yıl hem üretim artmış ve hem de ürün çeşidi artarak 20’yi geçmiştir.
İkinci yıl üretiminden de birkaç örnek vermek gerekirse, patates 1100, soğan 1465, fasulye 595, domates 3131, hayvan pancarı 500, patlıcan 429, kabak 1826, ıspanak 343, lahana 333, pırasa 3000 kilodur.
Enstitünün nakil vasıtaları ise 1941 yılı itibariyle şöyle verilmiş.

At 4, kısrak 2, merkep 1, manda 2, öküz 4, yaylı araba 1, yük arabası 3, bisiklet 7’dir.
Bu gün 2000’li yıllardan o günlere baktığınız zaman, siz neler hissediyorsunuz bilemiyorum, ama ben yüreğimde sevinçli bir burukluk duyuyorum. Sevinçli diyorum, çünkü o dinamizme, o olağanüstü inanca, çabaya, organizasyona gurur ve hayranlıkla bakıyorum. Buruk diyorum, çünkü vatana ihanetin ötesine geçmiş bir vefasızlık, kadir kıymet bilmezlik ve Türkiye halklarına yapılan bu kötülüğü de affedemiyorum. Buruk duygular içinde boğuluyorum.