Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: ÇİNGENE KIZI
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
ÇİNGENE KIZI


Kasabanın ortasında ulu camiî’nin hemen altında Aşağı mahalleye inen yol ve yolun hemen altında birkaç havuzu içine alan kocaman bir havuzlar topluluğu var. Havuzun diğer ucunda ise kasabada bulunan iki kahvehaneden birisi bulunmaktadır.

Haziran sıcağının kavurduğu bir öğle vakti idi. Kasabanın havuza bitişik kahvehanesinde arkadaşlarıyla buluşmak için evden ayrıldı.

Havuzun kuzeyindeki yoldan kahvehaneye giden Kamil, havuzun kuzey başında çamların hemen altına gölgeye yere sofra açmış iki bayan fark etti. Belli ki kasabada bir şeyler satmaya gelmişler. Bu tür satıcı bayanlara ‘’Bohçacı’ derler.
Serin havuz başında ördek ve kaz seslerinin yanı sıra şırıl, şırıl su sesi kadın sesine eklenince geriye bir eksik para sesi kalıyor.

Kamil, bayanları uzaktan görünce sıradan bohçacılar diye oralı olmadı ama yaklaşınca bayanlardan birisi dikkatini çekti. Alıcı gözüyle bakmadan edemedi.
Bayanlara dikkatli baktığını fark ettirmemek için de: ‘’Afiyet olsun hanımlar’’ dedi. Hanımlar ayrı, ayrı:
‘’Sağ olasın abey’’ dediler.

Bayanlardan birisi vardı ki Kamil;in aklını başından almıştı! Yaklaşık yirmili yaşlarında mısır püskülünün kızıl sarısı saçları, yuvarlak yüzünde iri gözleri hemen yanı başındaki havuzun yosunlarının rengindeki
gözleri, etine dolgun dudakları küçücük ağzında tuval üzerine çizilmiş resim gibi duruyor. Göğüslerinin çatalı
görünebilecek kadar açık düğmeleri, mısır püskülünün kızıl sarısı saçları sağ omzundan sağ göğsünün üstüne akmış.
***

Bu manzara karşısında Kamil, Cennetten bir huriyi alıp havuz başına oturtmuşlar sandı. Yabancılara pek selam vermeyen Kamil bu iki bohçacı bayana ‘’Afiyet olsun hanımlar ‘’ dedi.
Kamil kahvehaneye geldi ama aklı bohçacı çingene kızında kaldı! Kahvehanede birlikte oturdukları arkadaşlarıyla çay üstüne çay içti ama arkadaşlarının ne konuştuğunu duymaz oldu. Aklı fikri bohçacı çingene kızına takılı kaldı. Mısır püskülünün kızıl sarısı saçları olan bir çingene kızını ilk gören Kamil, Çingene kızlarının bu kadar güzel olabileceğini aklının ucundan bile geçirmemişti.

Kamil Çingene kızını hayal ederken kahvehaneye emekli öğretmen Cemil geldi. Kasabasına arada bir ziyarete gelen Cemil öğretmen kasabada genellikle hep Kamil ile buluşup sohbet ederdi. Cemil öğretmenin geldiğini bile fark etmeyen Kamil’in dalgın olduğunu gören Cemil öğretmen: ‘’Hayırdır? Ne iş dalmışsın yine?’’ dedi. Kamil, Cemil öğretmeni fark edince hemen toparlanıp:

‘‘Merhaba hocam’’ dedi. Cemil öğretmen tekrar sordu sol gözünü kırparak:
‘’Ne iş bugün çok dalgınsın?’’ dedi. Kamil:
‘’ Yok bişi, sonra anlatırım’’ dedi. Ama duramadı Kamil. Mutlaka Cemil öğretmene içini boşaltmalıydı! Cemil öğretmene baktı bir ara göz göze geldiler ve bir gözünü kırpıp:
‘’Çayını iç de seninle az dolaşalım’’ dedi. Cemil öğretmen ‘’Tamam’’ deyip çay bardağındaki kalan çayını hemen bir dikişte içip ayağa kalkarak:
‘’Haydi gidelim’’ dedi
Kamil, Cemil öğretmen ile birlikte kahvehanenin bahçesinden dışarıya çıktılar.

* **

Cemil Öğretmen:
‘’Hayırdır Kamil? Çok dalgın ve suskunsun? Umarım kötü bir şey yoktur!’’ dedi. Kamil Tebessümle gülerek havuzun üstündeki çam altına bakındı. Yüzü bir anda ekşidi! Cemil öğretmen:
‘’Çatlatma da adamı söyle yahu ne var?’’ dedi. Kamil:
‘’Az önce şu çam gölgesinde iki bohçacı bayan vardı’’ dedi. Cemil öğretmen:
‘’Buradan geçtim ama hiç dikkat etmedim’’ dedi. Ve:
‘’Ne olmuş bohçacılara?’’ dedi. Kamil:
‘’Ya hocam birisi vardı ki ne sen sor ne ben anlatayım!’’ diyerek baştan sona anlattı. Cemil öğretmen de merak etmeye başladı. Kamil öyle anlatmıştı ki Afrodit’in ta kendisiydi.
İki kafadar kasabanın altını üstüne getirdiler hatta sorabilecek kişilere:
‘’Buralarda iki bohçacı gördün mü?’’ diye sordular bile. Ama sır olup sırra kadem basmışlardı. Kasabayı sokak, sokak dolaşmaktan yoruldular. Kamil:
‘’Hocam yarın bir daha ararız artık. Ben bayağı yoruldum’’ dedi. Cemil öğretmen:
‘’Tamam yarın bir daha bakarız’’ derken kurnazca gülerek devam etti:
‘’Ula Allahsız beni de merak içinde bıraktın. Nasıl sabah edeceğimi bilemiyorum. Haydi kendine iyi bak, yarın görüşürüz ‘’ dedi.

Ertesi gün öğleden önce tekrar kasabada iki bohçacı bayan aramaya başladılar. Yorulup bitkin düştüklerinde
İkindi ezanı okunuyordu. Sonunda iki bohçacıyı aramaktan vazgeçtiler. Cemil öğretmen:
‘’Yürümekten tabanlarıma su indi. Ben caydım artık, sen devam edebilirsin’’ dedi. Kamil:
‘’ Bende kahveye gideyim belki bir şeyler yazarım’’ deyince Cemil öğretmen:
‘’ Yaz bitir ben de okuyayım çok meraklandım şimdi’’ dedi.
Kamil kahvehanenin terasına oturdu, sırtını güneşe dayadı garsona seslenip kağıt kalem ve bir de çay istedi. Mısır püskülü sarısı saçlarına ‘Kehribar gözlüydü’ çingene kızı dedi.

Çıkısını açmış havuz başına
Kehribar gözlüydü çingene kızı
Sordum, henüz değmiş yirmi yaşına
Kehribar gözlüydü çingene kızı

Yüzüne yansımış gönlünün rengi
Bilemedim acep kimlerin dengi
Yakar durur beni kısır bir döngü
Kehribar gözlüydü çingene kızı

Havuzun içinde balıklar yüzer
Sarı saçlarından örgüyü çözer
Gönlümün içinde yol bulmuş gezer
Kehribar gözlüydü çingene kızı

Bir daha görmedim onu burada
Ermedi gözlerim daha murada
Gönlümü gezdirdim iki arada
Kehribar gözlüydü çingene kızı

Yiğit’i bir sevda yağmuru tuttu
Gözüme görünüp sır oldu gitti
Bütün umutları balıklar yuttu
Kehribar gözlüydü çingene kızı…

Harun Yiğit