Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Âşık Veli ve Telli Kız
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Âşık Veli ve Telli Kız

Ahmet ÖZDEMİR


Vaktiyle bir aşığa yarı şaka, yarı ciddi, "Bu çevrede neden çok şair yetişiyor? Havasından mı, yoksa suyundan mı?" diye sormuşlar. Acı acı gülmüş: "Yoksulluktan, çaresizlikten," demiş. "En kötüsü de dertten. Efendi, insanı dert söyletir, dert... Sen hiç hali vakti yerinde, zengin bir kimsenin âşıklık yaptığını duydun mu?"

Öteden beri, Yozgat'ın Muğallı Köyü Türkmenleri yaylak için İğdecik civarlarına gelirmiş. Veli bir ara onlara da çoban durmuş. Yedi sene hizmet etmiş. Ağasının Telli adında bir kızı varmış. Veli ona âşık olmuş. Kızın annesi ve babası durumu anlamışlar. Fakat üzerine üzerine aldığı her işi kusursuz yerine getiren Veli'yi incitmek istememişler. Tek çıkar yolun, kızlarını kendi seviyelerinde ki bir kişi ile evlendirmek olacağına karar vermişler. . Muğallı'lı bir gence Telli'yi vermişler.

Veli, Telli Kız'ın başkasıyla evleneceğine bir türlü inanamadı. Daha doğrusu inanmak istemedi. Ne zaman ki göçünü kendi eliyle yükleyip onu yola vurunca, acı gerçeği kabul etmek zorunda kalmış:

 

Hel hel ettim Mağara'dan uçurdum

Telli Kız'ın gitti derler bu yola

Elim ile evlerini göçürdüm

Telli Kız'ın gitti derler bu yola

 

Veli, Telli Kız'ı yolcu ettikten sonra söylediği deyişleri ağızdan ağıza yayılmaya başlamış.  Taa Şarkışla'nın Kale köyünde oturan Âşık Kemter'in kulağına kadar gitmiş.  Veli'yi yanına almış, dizinin dibine oturtup âşıklığın bütün kurallarını ve törelerini öğretmiş. Birlikte söylemiş, birlikte çığırmışlar.

Kemter'in  1818 yılında vefat etmesi Veli'yi çok üzmüş. Ünlü ağıtını söylemiş:

Şu yalan dünyada bir üstat buldum

Beni bırakmadın işime felek

Şakirt olan şaşkın olur dem be dem

Ne okursun bilmem guşuma felek

Veli, ustası Kemter'i bir türlü unutamamış. Nereye gitse hep onu anlattı, hep onun büyüklüğünü, insanlığını ve kendisine yaptığı iyilikleri dile getirmiş. Acısın biraz unutmak amacıyla Tokat ve Çorum üzerinden Hacı Bektaş'a gitmiş. İçinden, derdimi, gamamı unuturum, diye geçiriyormuş. Ama o sırada Çelebi Hamdullah Efendinin bir oğlu vefat etmiş, herkes yasını tutuyormuş. Çelebi'nin ise ağzını bıçak açmıyormuş. Veli yarasına merhem umduğu tabibin kendisinden hasta olduğunu görünce şöyle demiş:

Derde tabi oldum derman aradım

Vardım ki tabibin derdi benden çok

Her derdin dermanı sendedir bildim

Ne hikmet ki senin derdin binden çok

 

Hak böyle buyurmuş bina kurunca

Ağlamayı gülmeye eş verince

Tabipler tabibi dertli olunca

Besbelli ki şu dünya da dertsiz yok

Veli Hacıbektaş'ta uzun süre kalmış. Hamdullah Efendi'yi daha çok sevmiş ve her geçen gün ona saygısı artmış.

Âşık Veli bir gün Tozanlı tarafından gelirken Yıldızeli'nin Davulalan köyünün Sancılıçam civarında fırtınaya tutulmuş. Bir an önce köye ulaşmak amacıyla atını mahmuzlamış. At hızlı ilerliyormuş. Bir çamın altından geçtiği sırada, aşağıya doğru sarkan dallardan korunmak için öne doğru iyice eğilmek zorunda kalmış. At birdenbire yekinince eyerle dal arasında sıkışmış. Eyerin kaşı göğsüne saplanmış. O durumda köy kadar gitmiş. Konu komşu tedaviye çalışsalar da ancak bir hafta yaşayabilmiş. İğdecik köyündeki mezar taşında 1852 tarihi kayıtlı.

Yanlışlıkla bazı kaynaklarda Dadaloğlu'na mal edilen bir Âşık Veli deyişi ile yazımı bitireyim:

Dost dost diye hayaline yeldiğim

Dost ise ayırmış özünü benden

Çatık kaşı benlerini saydığım

Dost ise çevirmiş yüzünü benden

 

Hani dost uğruna can baş verenler

Hasseten söylesin gözle görenler

Şimdi bizden yüz çevirmiş yârenler

Evvel geğitmezdi gözünü benden

 

Gözüm yaşı döner m'ola sellere

Bu ayrılık har düşürdü güllere

Evvel aşna idim her bir hallere

Şimdi sakınıyor sözünü benden

 

Sadık gerek dost yoluna soyuna

Gönül kail Hak'tan gelen oyuna

Besbelli ki oynayamam payına

Anın çün kaldırmış nazını benden

 

Her sabah naz ile gelip geçerken

Doldurup da al badeler içerken

Veli'm eder ak göğsünü açarken

Şimdi nikablamış yüzünü benden