Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: EDEBİYAT-ŞİİR TARİHİ VE GÜNCEL
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.

26.02.2015 GÜNÜN NESİRİ
**********************
EDEBİYAT-ŞİİR TARİHİ VE GÜNCEL
Mustafa CEYLAN
****************************
Ülkenin ve milletin hayat kronolojisine göre dili yön bulmakta, dolayısıyla da edebiyat ve şiiri kendine akacak kanallar oluşturmaktadır. Mesaj, güne ve geleceğe olur. Geçmişe mesaj olamayacağına göre, dil hareketinin gideceği yola göre gün ve gelecek şekillenmeye -şekillendirilmeye çalışılır.

Dünyanın en köklü edebiyatlarından birisine sahip olan yedi cihandaki Türk Milleti, yaşamakta olduğu global ve ülkeler bazındaki acılar ve problemleri, onlara çözüm önerilerini ve yürek seslerini en çok şairlerin dizeleriyle dile getirmiş ve getirmeye devam etmektedir. Başlangıcından bugüne dil ışıltısıyla parıldayan şiir ve şiir tarihi, umut olmaya ve umut sunmaya devam etmiş, bundan da bıkmamış, usanmamıştır. Belki tarih bilimcilerinin kuru ve yavan sayılabilecek "öyküsel anlatım"larını daha bir güzel şekle sokan şairlerin mısralarıdır. Şiir, kendisiyle beraber nesiri ve tarihi de en gizli kuyu diplerinden gönül dağlarının zirvelerine çekip çıkarmaktadır.

Yaşayan insanın anlaması esasıyla, yaşayan dili şiirin ana malzemesi olarak tutmaya mecburuz. Yoksa, saray koridorlarının Farsî ve Arabî dil oyunlarıyla veya şimdinin internet dili, düşünmeyen, tüketici yapıya uygun, tek işaretle çok şey ifade etmeye çalışmanın dili, sanal-internet dili, şiirimizin bence sadece "mizahî" bölümünün "hezeliyat"yüklü söylemleri olabilir. Bu vatanda yaşayan insanlar; ne dünün paslı tenekelerine ne de günümüzün sahte kavuklarına en küçük şekilde paye vermemekte, her ikisini de kulak arkası edip ötelemektedir.

Köklerimizin ana damarlarında; var oluş sırrımız bulunmaktadır. Efsanelerimiz, destanlarımız, mani ve ninnilerimiz bize küsüp, edebiyat tarihinin sinesinde kendilerine uzanacak araştırmacı kalemleri beklemekteyken; şimdinin sıcaklığı var diye, "arabesk ve fesbukçu-fesfoodcu edebiyatçı"ların peşine takılmak ayıbın da ayıbıdır.

Şimdinin gerçekleri, acı da olsa şairin kaleminden geleceğe aktarılmaktadır.

Karabağ acısı neyse, Süleymanşah Türbesi ve toprağıyla, Kerkük-Karaçay'ın gözyaşları aynıdır. Bu milli konular bizim en önemli konularımızdır. 
Kadına şiddet ve Anadolu toprağının Güneydoğu dağlarından "bölünmek" istenmesi gayretlerinin ve bu amaca hizmet eden terör ve sokak eylemlerinin ikisi de aynıdır. Hergün bir başka ana evlâdı işkence görmekte, hunharca öldürülebilmektedir. Cinnet geçiren cahillerin kan kokulu-bıçaklı-tekmeli saldırıları içimizi burkup, hepimizi üzerken, şair susup kenarda bekleyemezdi, beklemedi de... Bekleyemeyecek de...

Bu günün tarihini "ozanlar ve şairler" işleyerek geleceğe götürecektir.
O sebeple şiir dili ve konusu bayatlamamış olmalıdır. Güncel olmalıdır...
Bu taze ve dumanı üstünde şiirlerimiz, nesirlerimizle "edebiyat tarihi"mizin bu içinde yaşadığımız zaman dilimini oluşturmaktayız.

Şimdi, "edebiyat tarihi" dedik de üstadların bu konudaki söylemlerine bir kulak verelim :

"Edebiyat Tarihi, çok geniş bir alanı kapsar. Yalnız edebiyat çerçevesi içinde kalan bir edebiyat tarihçisinin çalışmaları kısır kalmaya mahkûmdur. 

Tarih, filoloji, felsefe, bibliyografya, güze] sanatların bütün dalları, onun bilgisi alanı içindedir. 
Gerçi edebiyat tarihi bîr kültür tarihi değildir. Ama, uygarlık tarihinin bir parçası olduğuna göre, edebiyat tarihçisi bunların hiç birinden doygun kalamaz.
Çerçeveyi aşmadan, orantıyı bozmadan bunların hepsinden yararlanacaktır." 

Agâh Sırrı LEVEND.

*

"Bir milletin edebiyatı, millî ruhu, millî hayatı göstermek için en samimî bir ayna addolunabilir: 

Bir millet hayatı nasıl görüyor? Nasıl düşünüyor? Nasıl hissediyor? 
Biz bunu en doğru canlı olarak o milletin fikir ve kalem mahsullerinde bulabiliriz. 
Şu halde Edebiyat Tarihi bir milletin manevî ve maddî tekâmülünü edebî eserlerin menşuru arkasından gören ve gösteren canlı bir tarih şubesidir."

Fuat KÖPRÜLÜ

*
"Bir milletin edebiyat tarihini bir müsteşrik değil, o milletin içinden biri, fakat ne klasik cehaletle, ne modern cehaletle malul olmayan bir edebiyatçı, bir edebiyat muallimi, bir müverrih, tarihten haberi olan, hayatın geçen zamanlarda aldığı şekillerden haberi olan; bilhassa bir edebiyat münekkidi yazabilir; izah edebilir. İlmî bakımdan tarihi tamamlayan böyle bir eserin mevkii ve ehemmiyeti büyüktür. 

Abdülhak Şinasi HİSAR"

*
"Edebiyat tarihine heveskâr her Türk genci, henüz malzemesinden hiçbiri hazır bulunmıyan bu büyük millî ve İlmî âbide için, izah edilen usuller

dairesinde, hiç olmazsa birer taş getirmeğe çalışmalıdır. 

Çünkü vücuda gelecek bu muhteşem âbide, büyük ve şerefli Türk milletinin uzun asırlar arasında muhtelif muhitlerde geçirmiş olduğu 
fikrî ve hissî safhaları ve muhtelif safhalarda tecelli eden Türk mîllî dehâsını vahdetini ve azametini göstererek, gelecek nesilleri de 
aynı gayeye sevkedecektîr. Türk edebiyatı müverrihi için bundan asil ve mukaddes bir hedef nasıl tasavvur olunabilir? 

Türk edebiyatı; diğer ulusların edebiyatı gibi, biçimce onlardan ayırımsız, fakat özce kendi kişiliğini en yüksek derecede gösterir 
bir nitelik almak zorundadır. Türk milleti, nasıl Avrupa beynelmileliyeti içinde diğer muasır mîlletlerden hemen hemen farksız, 
fakat hususî harsına ve şahsiyetine malik bir surette yaşamaya namzet ise, Türk edebiyatı da diğer milletlerin edebiyatı gibi, 
şeklen onlardan farksız, fakat ruh itibariyle kendi şahsiyetini en yüksek derecede gösterir bir mahiyet almaya mecburdur. 
Bizim vazifemiz, en tabiî istikbali şimdiden görmek ve onu imkân mertebesinde kolaylaştırmaktan ibarettir. 

Yeryüzündeki medenî lisanlar arasında, edebiyatının tarihi şimdiye kadar en meçhul kalan, Türkçe’dir. 

Eskilik itibariyle Avrupa edebiyatlarından çoğuna tekaddüm eden, işgal ettiği sahanın büyüklüğü itibariyle siyasî ve medenî ayrılıklara mâruz kalarak birtakım lehçe farklarına uğrıyan, aradaki medenî ve edebi bağları kaybetmekle beraber ekseriya birbirinden müstakil bir hayat-ı tekâmülünü takibeden Türk Edebiyatı, bugüne kadar, lâyık olduğu ehemmiyetle tetkik edilmemiştir." 

Fuat KÖPRÜLÜ

*
Tarihsiz bir millet olamaz ! 
Edebiyat tarihi de o milletin "ruh ve gönül iklimi"nin tarihidir.
Tarih, bir scala, bir cetvel, bir hacim; fakat edebiyat tarihi o büyüklüğü lebaleb dolduran ve sonuçlar da sunan bir tarihtir.
Millet, kendini bulduğu diliyle dokuduğu edebiyat aynasında kendini görmeli, görebilmelidir. Kendi edebiyatını, kendi şiirini veya kendi inancını, kutsalını anlayabilmek için başka dillere baş vurmak ne kadar acıdır. Bugün, Osmanlıca diye diklenenler, nereye ve nasıl varmak istediklerini ortaya koyamıyorlar. Osmanlıca, müstakil bir dil değil ki. Kürtçe de öyle, o da karma bir yapı. Şu halde Türkçe'ye daha çok önem vermek zorundayız. Dilimizi yabancı diller boyunduruğuna teslim etmek en büyük ihanettir. Bilim ve tekniğin getireceği "yabancıl giriş" lere gereken duruşu sergilemek zorundayız.

Güncele evet, yozlaşmaya hayır! Bozuşma, kokuşma yakışmaz bize...