Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Çanakkale Savaşlarının 100. Yılı
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
ÇANAKKALEDE SAVAŞ NASIL BAŞLADI
 
M. Kemal, İttihat ve Terakkinin daha 1909 yılındaki kongresinde, cemiyet içinde subay sayısının artmasından ve ordunun siyasetin içine çekilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, bu subayların ya siyasete girmelerini, ya da kışlalarına dönmelerini önermişti.
Her ne kadar bu öneri kongrede kabul edilmişse de, hiçbir zaman için uygulamaya konulmadığı gibi, Balkan Savaşları öncesi İttihat ve Terakkinin neredeyse tamamen askeri bir örgüte dönüştüğü anlaşılmaktadır.
Çünkü ordunun, Balkan Savaşlarında hiçbir varlık gösteremeyerek, tam anlamıyla bir hezimete uğramasının en önemli nedeni, boğazına dek siyasete batmış olması olarak gösterilmektedir. Çünkü Padişahın yetkilerinin de kısıtlanıp, bu günkü Cumhurbaşkanı yetkilerinin bile çok daha gerisine çekildiği bu dönemde ipler tamamen İttihat ve Terakkicilerin eline geçmiştir.
Yaklaşan 1.Dünya Savaşı arifesinde, ordunun siyasetten arınmasını ve kendine bir çeki düzen vermesini ve savaşta tarafsız kalmayı savunan M. Kemal gibi askerler de İstanbul’dan uzaklaştırılmıştır. Sofya’ya askeri ateşe olarak gönderilen M. Kemal, İstanbul’da dönecek dolapları ve milleti felakete sürükleyecek kararların sorumsuzca alınabileceğini tahmin ettiği için, gitmeden önce Tevfik Rüştü (Aras) ile görüşerek, İstanbul’da olup bitenden kendisini haberdar etmesini istemişti.
Fakat Enver Paşa İstanbul’da işleri öylesine gizlilik içinde götürmüştür ki, bırakın Tevfik Rüştü’yü, İttihat ve Terakki’nin önde gelenleri bile savaş kararından habersizdir. Ve yine çok ilginçtir ki; savaş kararını M. Kemal Sofya’da daha erken hissetmiş ve uzun bir mektupla, Tevfik Rüştü’yü uyarmıştır. Çünkü Enver Paşa’nın şovenizmde sonuna kadar gidebileceğini tahmin edebiliyor ve bu yüzden İstanbul’daki sağ duyulu devlet adamlarının uyanık olmasını istiyordu.
                              
M. Kemal mektubunda, Bulgaristan’ın tamamen Almanya’nın dümen suyuna girdiğini, Osmanlı Mebuslar Meclisi Başkanının Sofya’da yeni ittifaklar peşinde koştuğundan kuşkulandığını, milletin bir olupbitti ile karşılaşabileceği endişesini taşıdığını belirterek, bunun engellenmesi için çaba gösterilmesini istemiştir.
Osmanlı Devletinin bu savaşa Almanya’nın yanında girmesini, M. Kemal gibi, Saray ve aklı başında ittihatçılar da istemiyordu. Mustafa Kemal’in İstanbul’da oturanlardan daha önce Almanya’nın yanında savaşa gireceğimizi sezebilmesi, onun olayları çok iyi takip etmesi ve ileri görüşlülüğü kadar, Enver Paşa’yı ve dönemin yöneticilerini çok iyi tanıdığını da göstermektedir.
Tevfik Rüştü, M. Kemal’in mektubunu aldığı zaman İstanbul’da Talat Paşa hala İtilaf Devletleriyle ilişki arayışında göründüğü için Enver Paşa, Sadrazam ve meclis başkanının yaptıkları savaş anlaşmasından padişah da habersizdir. Olay emrivaki şeklinde, Rus tehdidine karşılık bir tedbir olarak kendisine aktarılırken, hemen savaşa girmeyeceğimiz de belirtilmiştir.
Ama bu hemen girmeme süresi maalesef iki ayı bulmamıştır. İtilaf devletlerinin önünden kaçan iki Alman Gemisinin (Yavuz ve Midilli) Çanakkale boğazından girerek Osmanlıya sığınması, ya gemilerin karasularımıza girmesine izin vermememizi, ya da savaşa girmemizi gerektiriyordu. Yapılan bir kurnazlıkla az da olsa birazcık zaman kazanmak için gemileri satın aldık dedik. Türk bayrağı çekip, Alman askerlerine de fes giydirilmesini İtilaf Devletleri yutmadı tabi.
Ama İngiltere’deki gemi tezgâhlarında yapılan ve parasını ödediğimiz iki gemimize, savaşın başında İngiltere el koyduğu için ve durumun nezaketini de dikkate alarak uyarılarla yetindiler.
İtilaf Devletlerinin, Alman askerlerini ülkelerine gönderme ve tarafsız kalma karşılığında, Osmanlıya ekonomik yardım ve kapitülasyonları kaldırma sözü vermesi de işe yaramamıştır. Çünkü Osmanlı daha savaşın en başında Almanya’ya söz vermiş ve onlar ile ittifak yapmıştır.
 
Nihayet 29 Ekim 1914’de Enver Paşa, donanmanın Kara Denize açılması ve Rus limanlarını (Sivastopol’ü) bombalaması emrini vermesiyle, Ekim ayının son günlerinde savaşa girdik. Ve ilk saldırıyı da Karadeniz’de, Rusya’ya (İtilaf Devletlerine) karşı biz başlattık. Yani İtilaf devletleri kadar, hem Almanya’nın ortağı sıfatıyla ve hem de İran ve Turan emellerimizle, biz de en az onlar kadar emperyalist niyetler taşıyorduk.
Ruslar Osmanlı saldırısına Doğu Cephesinde karşılık verdi. Enver Paşa’nın Kafkas hezimetine rağmen Ruslar Almanya karşısında direncini yitirince, müttefikleri Rusya’ya yardım iletmek ve Almanya’nın önünün kesmek için Çanakkale’ye saldırdı.
Bu savaşta Osmanlı Kafkasya, Çanakkale, Süveyş Kanalı, Irak, Suriye-Filistin gibi ana cephelerle, birçok ara cephede ve yurt dışında da Makedonya ve Romanya’da (Galiçya) savaşmıştır. Tüm bu cephelerde bir milyondan fazla kayıp vermiştir.