Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: ALTIOKLAR, SAVUNMA VE NARSİSİSTLİK
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
  ALTIOKLAR, SAVUNMA VE NARSİSİSTLİK


Sabit İNCE

Hekim, yönetmen ve yazar Mustafa Altıoklar'ın yargılandığı Erdoğan'a hakaret suçu ile ilgili mahkemede yaptığı savunmayı dikkatlice okudum. Üzerinde iyice de düşündüm. Evet Narsistlik bir hastalıktır ve bana göre de teşhisi uzaktan yapılamayacak bir hastalıktır. Hekimin bizzat hastasını uzun bir süre takip etmesi ve izlemesiyle konulabilecek bir teşhistir. Altıoklar da ben bir teşbih yapmadım, bir tesbit yaptım diyor ama bu tesbiti hangi bulgular, hangi muayene ve karşılıklı konuşmalardan yapmıştır burası düşündürücü bence. 

  Evet hekimler yemin ederler ama bu yeminlerine ne kadar sadık kaldıklarını ben burada söylemek istemiyorum, bunu halk biliyor ve ne kadar sadık olduklarını da sizler görüyorsunuzdur. 
  Ama hekimler hekimliklerine ideoloji, siyaset ve hasımlık gibi hususları asla alet edemezler ve etmemelidirler de. Çünkü onların yenim etmiş ve sağlık dağıtan insanlar olmaktan başka bir görevleri yoktur. Evet her vatandaş gibi vatandaşlık görevleri vardır ama bu görevlerini yaparken hekimliklerini ve meslek, sanat ile ünvanlarını da bu işte kullanamazlar. Fakat Altıoklar sevdiğim bir yönetmen olmasına rağmen maalesef T.C. Cumhurbaşkanının narsist kişilik bozukluğu olduğunu kamuoyuna duyurarak bana göre çok büyük bir suç işlemiştir. 
  Şayet duyarlı bir hekim olsaydı bunu teşhis ettiğini kamuoyuyla paylaşmak yerine vatandaşlık görevi gereği ilgili kurum ve kuruluşlara başvurarak gereğinin yapılmasını isteyebilirdi. Bunu yapmak yerine çok büyük milli ve manevi sonuçlar doğurabilecek bir ifşa ile tüm dünyaya Cumhurbaşkanımızın narsist kişilik bozukluğu hastalığına tutulduğunu ilan ederek adeta düşmanlarla birlikte hareket etmiştir. 
  Neden bir hekim olarak önce kendisinden randevu isteyip konuşma gereği ve yerinde teşhis gereği duymamıştır? Neden kendince vehmettiği hususlarda başbakanlık veya cumhurbaşkanlığı doktorlarından bilgi, bulgu talep etmeden böyle bir şappadak teşhis koyarak dünyaya duyurma gereğini hissetmiştir. Bunu hekimliğinin sorumluluğu mu yoksa ideolojisinin fanatikliği ve aşırı politizeliği mi yaptırmıştır. Asıl hakimlerin bu soruları kendisine sormasını beklerim.
  Ayrıca narsistlik belirtileri maddelerinde sıraladığı çoğu hususların da kendisinde olduğundan endişe etmekteyim. Kendisini dediği gibi aşırı değerli mi hissetmektedir. Bu değeri nerden gelmektedir ve buna bu değeri kim nasıl vermiştir. Ama Erdoğan'a bu değeri ve hakkı milyonlar vermiştir. 
  Daha fazla uzatmadan bakın neler diyor, dikkatli okuyun ve kimin bu teşhise daha yakın olduğuna sizler karar verin.   
"Narsisist kişi her yaptığının mükemmel olduğunu düşünür. Eleştiriye duyarlılık ve kırılganlık narsisitik kişilik yapısının en belirgin özelliklerindendir. Narsisistik kişi kendini aşırı değerli hissettiği için eleştirilmeye karşı çok duyarlı ve kırılgandır. Şikayetçi Erdoğan da kırılgandır. Bir doktor teşhisini şikayet ederek dava açtığına göre, belli ki epeyce kırılmıştır. İşte kendisi için de, yakın çevresi için de, ülkemiz için de, içinde yaşadığımız coğrafyamız ve hatta dünya için de endişelerimiz bu noktadan kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede şikayetçi Erdoğan’ın bir sonraki celseye teşrif etmesini, sizlerin huzurunda, sizlere ve şikayetçi olduğu bendenizin gözetiminde şikayetinin derinindeki dinamikleri, nereden rencide olduğunu anlatmasını talep ederim. Bununla birlikte şikayetçinin şikayetlerini ve dinamiklerini dinlemek ve bilirkişi heyet raporu vermek üzere, tarafsız bir üst kurum olan Türk Tabipler Birliği’ni temsilen bir psikiatristler heyetinin yüce mahkemenize gelerek gözlem ve inceleme yapmasını talep ederim. Böylelikle şikayetçi için kullandığım  “narsisistik kişilik bozukluğu”  kavramının bir teşhis mi, yoksa teşbih mi olduğu konusunda yüce mahkemenizin karara varmasının da daha adil olacağını düşünmekte olduğumu bildiririm. Hal böyle olunca özetle şikayetçi Recep Erdoğan’ın bu mahkemeye gelmeyecek olursa, tam teşekküllü bir hastanede söz konusu belirti ve bulgulara sahip olmadığının belgelenmesini, aksi halde hatalı teşhis ve beyanda bulunduğumu kabul edeceğimi açıkça beyan ederim. Kısaca, Recep Erdoğan’ın akıl sağlığı durumunun bilirkişilerce rapor edilmesini talep ederim.
 
SON SÖZ:
 
Yüce mahkemenizin, hekim olan şahsımı, bu davayla suçlu bulması halinde tarihe geçeceğini düşünmekteyim. Şöyle ki; “hakaret davası” olarak anılan bu davada, dava konusu olan bir hakaret söz konusu değildir. Çünkü ben bir teşbih yapmadım, teşhis koydum. Teşhis koyan bir hekimi yargılayan bu mahkeme, hakaret davasına baktığı için değil, teşhis koyan tıp bilimini yargıladığı için tarihe geçecektir. Saygılarımla…"