Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: İSKENDER VE ROMA
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
 
Gezerken Anadolu’nun antik kentlerinde
İki sözcük gelir aklıma.
Yüzerken tarihin havuzunda
Takılan oltama
İki sözcüktür
İskender ve Roma.  13.12.2009 Antalya
 
Neresinden baksam, hangi yönüyle algılamaya kalkışsam, duygulandırır, derin düşüncelere salar beni Anadolu. Örneğin Antalya’da ilkçağ tanrılarının otağı Olimpos Dağı (Tahtalı), eteklerinde Likya’nın sönmeyen ateşi, tepelere ve koylara serpiştirilmiş, Likya kentleri…
Ve bunların Doğuya devamı gibi uzanan Pamfilya kentleri… Perge’si, Aspendos’u, Side’si… Ve bunları denizden kuşatan bir körfezle, içerden saran bir Psidya çemberi… Ve daha nice nicesi…
Anadolu her yönüyle tam bir tarih hazinesi… Engin bir tarih, kültür ve uygarlık merkezi… Bin yılların, yüzyılların bilim ve sanat birikimi… Yaşanan andan, ilk insana dek uzanan bir zaman şeridi… Antik kentleri, kayalara işlenen kabartmaları, yeraltı kentleri, mağara resimleri… Sanki hepsi de, gözlerimizin önünden geçen, tarihin resmigeçidi.
Ve derseniz ki neresinde bu okyanusun, Anşoyad’ın Pamukkale gezisi? Hangi döneme tarihlenmiş Denizlinin antik kentleri. Ve hangi uygarlıkta en parlak devirleri?
Derim ki: Laodikya’sı, Hierapolis’i ve daha bölgenin nice önemli merkezleri, çağrıştırıyor, Helenistik kültürü ve bunun yaratıcısı Büyük İskender’i. Roma ise bunların en görkemli devri.
Derseniz ki, İskender kimdi? Herkül’ün soyundan bir yarı tanrı mı? Bir kahraman bir komutan mı? Bir peygamber, bir din ulusu mu? Bir bilgin, bir örnek kişi mi? Yoksa Kur’an’ın Kehf Suresinde bahsedildiği gibi önce Güneşin battığı yöne, sonra da doğduğu yöne seferler düzenleyerek kötüleri cezalandıran Tanrı kılıcı, Zülkarneyn mi?
Kehf Suresinin 83. Ayetinde; “(Resűlüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım. 84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik. 85. O da bir yol tutup gitti.” Deniliyor. Ve pek çok din bilgini, burada sözü geçen Zülkarneyn’nin Büyük İskender olduğunu kabul ediyor.
Ve yine derler ki: Makedonya Kralı Filip, M.Ö. 356 yılında, parlak bir askeri başarı kazandığı sırada, üç ayrı haberciden, mutlu ve sevinçli, üç ayrı haber almıştır. 1-Komutandanlarından Parmeinon, savaşta İlliryalıları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. 2-Atlarından birisi Olimpiyat oyunlarında zafer kazanmıştır. Ve üçüncüsü: karısı Olempia, oğlu İskender'i dünyaya getirmiştir Kâhinler krala, yeni doğan oğlunun savaşlarda yenilgi yüzü görmeyeceğini, söylerler.
Nitekim Büyük İskender de kâhinleri yanıltmamış, Afrika’nın güneyi, Amerika ve Avustralya’nın bilinmediği, o zamanki bilinen dünyanın yarısını on yılda fethederek, tarihin gördüğü en büyük ve en farklı, en kültür ağırlıklı imparatorluğunu kurmuştur.
İskender bir kahraman bir savaş ustasıydı. On üç yıllık saltanatı sırasında yaptığı sayısız savaşların hepsinde de en önde çarpışırdı. Savaşlarda aldığı yaraları vücudunda, her savaşın anısı gibi saklardı.
Güçlü bir irade ve yetenekle esnek bir düşünce yapısını birleştiren İskender, gerektirdiğinde geri çekilmeyi ve ani değişiklikler yapmayı ve insan yönetmeyi çok iyi başaran bir kişiliğe sahipti. Dünyanın en büyük askeri dehaları arasında sayılan İskender, değişik kuvvetleri bir arada kullanmada ve düşmanın yeni savaş biçimlerine yeni taktiklerle karşı koymada son derece ustaydı. Yaratıcılığıyla, savaşın sonucunu belirleyecek bir dehaya sahipti.
Her ne kadar tarih onu hep bu yönüyle tanır, savaş ustası ve bir askeri deha olarak algılarsa da, o her şeyden önce bir bilim adamı ve bilimlerin babası Ariston’un öğrencisiydi. İskender’in doğu seferinin asıl amacı ülkeleri fethederek büyük bir imparatorluk kurmaktan ziyade, batı kültürünü doğuya taşımaktı.
 Örneğin Lübnan’da Sur kentinin kuşatılması sırasında Pers İmparatoru Dara, ailesi için fidye olarak 10 bin talent ödemeyi ve Fırat Irmağının batısında kalan toprakları İskender’e bırakmayı önerdiğinde, Bu olayla ilgili olarak, İskenderin komutanı Parmenion'un "İskender'in yerinde olsam kabul ederdim" demiştir. İskender'in ise "Parmenion olsaydım, ben de kabul ederdim" biçiminde verdiği karşılık, onun farklı amaçları gerçekleştirmek için dünyaya geldiğini göstermektedir.
Yani İskender, tahttan, topraktan ve şöhretten daha fazla bir şey istiyordu. Kültürlerin, insanların karışıp kaynaştığı, tüm insanlığın bir arada yaşadığı bir dünya idi beklide onun özlemi diye düşünüyorum.
Neden böyle düşünüyorum derseniz, otuz beş bin askerle çıktığı Doğu seferine, bu sayının üstünde bilim adamının da katıldığı, gittiği yerlerde yetmişten fazla şehir kurarak bilim adamlarını yerleştirdiği söylenmektedir. Yani doğu seferi, askeri bir seferden ziyade, bir kültür seferidir.
Ayrıca zamanın ünlü düşünürü Diyojen (Diogenes) ile Korent’e karşılaştıklarında, aralarında geçen diyalog da bu düşünceyi doğrulamaktadır. İskender “Dile benden ne dilersen” dediği zaman, Diyojen: “Gölge etme başka ihsan istemem” diyor.
Bu diyalogda Diyojen, İskender’i mat etmiş, meydan okumuş gibi algılansa da, gerçekte onun söylemek istediği, insanlar arası farklılığa karşı olduğunu göstermek içindir. Yani Diyojen, her fidanın aynı boyda olduğu ve birbirinin güneşini kesmediği mutlak eşitlikçi bir sistemin özlemini vurgulamak istemiştir.
Aslında bu diyalogda, hep Diyojenin İskender’e yanıtı bilinip söylenir de, İskender’in verdiği yanıt pek bilinmez. Oysa İskender’in yanıtı da, Diyojen’in ki kadar anlamlı ve önemlidir. İskender de verdiği yanıtta “İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim” der. Yani zaten bu idealizmi benimsediğini, ama İskender olmasını şartların gerektirdiğini vurgulamak ister.
Sonuç olarak o, batıdan doğuya bir kültür seferi başlatmış ve başarmıştır. Doğu ve batı kültürlerinin karışıp kaynaşmasıyla Helenistik Kültür adını verdiğimiz yeni bir kültürün yaratıcısı ve ilk uygulayıcısı olmuştur.
İşte gezdiğimiz Laodikya olsun Hierapolis olsun veya geldiğimiz Antalya olsun veya Anadolu’nun daha pek çok antik kenti, Helenistik Dönemde kurulup gelişmiş, Roma döneminde ise en görkemli günlerini yaşamışlardır.
Dünya kültür uygarlığının oluşmasında ve bu günlere gelmesinde çok önemli bir basamağı oluşturan Helenistik Kültürün yaratıcısı Büyük İskender için yazdığım bir şiirle yazımı tamamlamak istiyorum
 
BÜYÜK İSKENDER
Gençliğin ve gücün simgesiydi o…
Bilgeliğin, aklın, erdemin simgesi.
Güneşin simgesiydi ve gökten geldi sanki  o!
Büyüklüğün, iktidarın, mutlakın simgesi…
Ve bir daha gelmedi dünyaya böylesi.
 
Çünkü tanrılar tanrısının simgesiydi o…
O yüzden ölçüsüzdü gazabı, öfkesi.
O yüzden kavganın, katliamın da simgesiydi o!
Olağanüstü olacaktı elbette sevgisi, ihtirası, yönetimi…
Patlamış bir volkan ve bir gençlik ateşiydi o. 
(13.10.2006 Çıralı)