Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Nevruz Ve Bahar
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Kıştan bahara dönüş yolculuğunun en önemli durağı nevruz. Nevruz’a ulaşınca, artık kendinizi bahar ülkesinin sınırlarından içeriye girmiş sayabilirsiniz. Nevruz yeniden doğuş, yeni bir gün demek…

Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateş… Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı. Gelecekte de ortak kültür ocağında binlerce ruhu ısıtacak.

Nevruz’un Fonksiyonlarını şöyle özetleyebiliriz:

“İnsanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygıyı kuvvetlendirme.  Dargınlıkları unutturarak insanları kardeşçe kucaklaştırma.    Milli birlik ve beraberliğin, birlikte yaşama isteğinin güçlenmesi ve dayanışmayı sağlama.

Geleneklerin, göreneklerin, inançların sergilendiği bir bayram…

Bolluk ve bereketin işareti,

Huzur ve barış havasının evrensel ölçülerde geliştirilmesi.”

Nevruzun, yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikleri hiç değişmeden günümüze kadar yaşıyor.

Tahtacı Türkmenleri’nde Nevruz Bayramı, eski Mart’ın dokuzu ve Sultan Nevruz olarak adlanıyor. Bir yandan yaylaya çıkma günü, bir yandan da ölülerin yedirilip içirildiği gün olarak kabul edilmekte. Bayrama katılmayanlar, köy halkınca dışlanmakta.

Türk Cumhuriyetleri’nde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tataristan ve Azerbaycan 21 Mart Nevruz Bayramı’nı “Milli Bayram” olarak ilan etmişler.  Bu günün coşkuyla kutlanmasına önem vermekteler.

“Nevrûzun bir bayram olarak kutlanmasıyla birlikte edebiyatta, musikide, sarayda da yeni  adetler meydana gelmeye başladı. Bu adetleri edebiyatta “Nevrûziye”, musikide “Nevrûz Makamı”, eczacılıkta “Nevrûziye Macunları”, saray adetlerinde “Nevrûziye Pişkesi” olmak üzere gruplandırabiliriz.”

Türk musikisinin en eski mürekkep makamlarından biri de Nevruz adını taşıyor. Yedi yüzyıldan fazla bir maziye sahip olduğunu da biliyoruz.

Divan edebiyatı şairleri, dini bayramlarda olduğu gibi, Nevruz’da da bahşiş almak için büyüklere kaside sunarlardı. Bunlara “Nevruziyye” denirdi.

Bu nevruziyelerde baharın gelişi, bütün cihanın tazelenip, yeşilliklerle süslenişi, çiçeklerle bezenişi, adeta yeniden dirilişi, bahar eğlenceleri anlatılmıştı.

Gelin ey kardeşler seyran edelim
Ali’nin doğduğu eyyam bu demdir
Bu zevkle münkiri hayran edelim
Ali’nin doğduğu eyyam bu demdir

Çerağlar uyansın, kurulsun Cem’ler
Gülbanklar çekilsin, sürülsün demler
Cümbüşe gelsinler cümle Erenler
Ali’nin doğduğu eyyam bu demdir

Hüsnü Baba eyler candan niyazı
Dem sunsun sakiler, kılsınlar bâz’ı
Okunsun nefesler, çalsınlar sazı
Ali’nin doğduğu eyyam bu demdir

Kızılbaş Aleviler İmam Ali’nin doğum günü yanı sıra İslami bir örtüyle Nevruz’a şu anlamları da yüklediler.

1-Ulu Tanrı dünyayı gece ile gündüzün eşit olduğu Nev-ruz’da yaratmıştır.

2-İnsanlığın atası kabul edilen Hz. Âdem’in çamuru Nev-ruz’da yoğrulmuştur. Bir başka ifade ile insan Nevruzda yaratılmıştır.

3-Önceleri Cennette yaşayan Hz. Âdem’le Havva Şeytana uyarak haram meyveyi yediklerinden, Hz Âdem Serendib Adası’na Havva ise Cidde’ye sürülmüşlerdi. Pişmanlık duyan bu ilk insanları Tanrı afetmiş ve her ikisini bir Nevruz günü Arafat’ta buluşturmuştur.

4-Nuh’un gemisi Ağrı dağına konduktan sonra, Nuh pey-gamber yeryüzünün kuruyup kurumadığını öğrenmek için önce bir kargayı görevlendirmiş ancak karga geri dönmemişti. Daha sonra görevlendirilen güvercin bir müddet sonra ağzında bir defne dalı olduğu halde geri dönmeyi başarmıştı. Bu hem toprağın kuruduğunu ve hem de baharın geldiğini müjdelemek idi. Bunun üzerine Nuh Peygamber Ağrı dağından Sürmeli çukuru (Iğdır Ovası)na inmişti. Hz. Nuh’un yere ayak bastığı gün nevrozdu.

5-Kardeşleri tarafından bir kuyuya atılan Hz. Yusuf, bir bezirgan tarafından Nevruz’da kurtulmuştur.

6-Musa Peygamberin asasıyla Kızıldeniz’i yararak taraflarını kurtardığı gün Nevruz idi.

7-Bir yunus balığı tarafından yutulan Yunus Peygamber, Nevruz’da karaya bırakılmıştır.

8-Tanrı insanları yarattığı zaman evrende ki bütün yıldızlar Hamel/Koç burcunda toplu halde bulunmakta imişler. Nevruz’da Tanrı bütün yıldızlara feleklerinde dönmelerini emretmiş.

Nevruz çiçeği, Türk dünyasında diriliğin, tazeliğin, yenilenmenin, gençliğin, bekâretin, saflığın, masumiyetin ve temizliğin sembolü imiş, Kırgızistan’da bunun için evlenmemiş genç kızların küpe, kolye gibi takılarında ve gelin başlıklarında tek motif olarak yer alıyormuş.

Orta Anadolu’da bahar başlangıcında oynanan “Çiğdem Eğlencesi” olan çocuk oyunu var.

Ellerinde sivri sopalarla tepelere tırmanıp çiğdem toplayan çocuklar, bunları karaçalı dalına asarak, ev ev dolaşır ve bir tekerleme ile baharın gelişini müjdelerler. İşte bir tekerleme örneği:

“Bu gece Nevruz gecesi
Bu baca devlet bacası
Verenin oğlu olsun
Vermeyenin kızı olsun”

Kardelen, soğuk karların çiçekleri… Aşkın, dirilişin ilk ışığı. Baharın ilk ulağı, ilk muştu, yüreklere ilk aşı, duygunun yamaçlarına vuran ilk çise…