Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: ÖĞRETMEN, İMAM VE TOPLUM
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
 
 
Yeni bir öğretim yılı başlarken görülüyor ki, eğitimde amaç, imam hatipler yoluyla ülkeyi Talibanlaştırmak. Amaç kışlanın elinden adeta koparılarak alınan devleti camiye teslim etmek. Amaç caminin gücünü ve devamlılığını sağlamak…
Amaç bu ülkede yaşamayı ve iş bulmayı ümit eden herkesi önce imam hatip çarkından geçirmek… Amaç üniversitenin bütün bölümlerine imam hatip mezunu olarak girilmesini sağlamak… Amaç imam hatip çarkından geçmemiş bir kişi, doktor da olsa, mühendis, öğretmen veya asker de olsa iş vermemek, ezmek sindirmek. Amaç her işin her mesleğin başına imam hatip saplantısını getirmek ve bunu milletin beynine, kalbine saplamak. 
Bu abartılmış ve boş bir kuruntu değilse, neden onca meslek lisesi bir kenara itilerek imam hatiplerin orta kısmı açılıyor. Hatta bu okullara vatandaşın çocuğu isteği dışında otomatik olarak kayıt ediliyor?
Neden çocukların eğitime başlama yaşı geri çekilerek imam hatip okuluna 9 yaşında gelmesi için dayatmalar yapılıyor. Neden en azından 66 ay, 72 ay tartışmaları velinin isteğine bırakılmıyor. Neden çocuğun sahibi çocuk üzerinde söz sahibi değildir? Çocuğun beynini daha iyi yıkamak hatta beynine bundan başka bir şey sokmamak amaçlanmıyorsa bu acelenin nedeni ne?
Kapatıldığını iddia ettikleri imam hatiplere bile çocuklar 12 yaşında geliyordu. Eğer çocukları daha iyi ve daha gözü kara bir militan olarak yetiştirmek değilse amaçları, zaten mevcut sistemde de, 14 yaşında yine çocuklar imam hatip liselerine gelebiliyordu. Yani kusura bakmasınlar, ama bu durum PKK’nın canlı bomba yetiştirme acelesini ya da Hasan Sabbah’ın fedai eğitimi titizliğini anımsatmaktadır.
 
 
Çocuklar çocukluğunu yaşamalı
 
Hani bu acele spor liseleri için, güzel sanatlar liseleri için ve gerçekten çocuğun küçük yaşta yeteneğini geliştirmesi gereken liseler için, sanat eğitimi için yapılsaydı, bunda hiç kimse bir art niyet arayamazdı. Yani siz imam hatip okullarında, aktif hayatı 30-35 yaşında sona eren bir sporcu ya da keman sanatçısı yetiştirmeyeceksiniz. Eğer niyetiniz beyni yıkanmış militanlar, canlı bombalar yetiştirmek değil de imam yetiştirmek ise imam 15 yaşından sonra da yetişir. Çünkü imamlık ne bir yarışma sporcusu ne de bir sanat değildir.
Akıl, bilim ve pedagoji açısından da ben şahsen bu aceleyi doğru, samimi ve iyi niyetli bulmuyorum. Yaşamın öncelikleri sıralamasında da bu anlayışın, sapık bir saplantı olarak göründüğünü düşünüyorum. Çünkü yaşamın önceliği insan ve yaşam üzerine olması gerekir. İnsan olmadan ve yaşamı tanımadan çocuğa yapılacak her müdahalenin, onu insandan ve yaşamdan uzaklaştıracağını düşünüyorum.
Yani günümüz insanı, insan ve yaşam üzerine bina edilirse normal insana ulaşabilirsiniz. Din veya başka şeyler üzerine değil. Çünkü din için insan olmaz. İnsan için din olur. Yani önce insan vardır. Din, meslek, sanat veya bilgi gibi her şey insanı geliştirmek zenginleştirmek içindir. İnsanı bu alanlardan birisinin tekeline sokarsanız, hele de çocukluğunu bile yaşayamadan, yaşamı tanımadan sokarsanız, o çocuğun normal bir insan olması olanaksızdır.
Çünkü din üzerine insan ve yaşamı bina ederseniz, o insandan çok farklı şeyler elde edebilir ve bunları amaçlarınız doğrultusunda kullanabilirsiniz. Fakat bunların insani duyguları ve yaşam deneyimleri çok eksik kalacaktır. Bağnaz ve tutucu dogmaların, saplantıların esiri olmaktan kurtulamayacaklardır. Ve bunların elinde dinimiz de insan ve yaşamdan kopuk, bugün dünyada gördüğümüz bağnaz, tutucu ve terörle; kan, kin, nefret ve dehşet görüntüleriyle tanınan İslam ülkeleri gibi bir görüntü sergileyecektir.
Sözde İslam adına, İslam’a ve insana böyle bir kötülük yapılabilir mi? İnsan ve yaşam temeline dikilmemiş bir din ağacının meyveleri, insan ve insanlık için ne kadar faydalı ve sağlıklı bir besin olabilir? 
Tarih boyunca dinsiz bir toplum olmamıştır. Dinler insanlar ve toplumlar için en hayati ihtiyaçların başında gelmektedir. Hatta dünyanın bugün bu şekillenme içinde olmasının, belki de birinci nedeni dinlerdir. Fakat yine tarih boyunca yönetenlerin yönetilenlere karşı en büyük silahlarının din olduğunu da unutmamak gerekir. 
Ama siyasetçi dini ağzına aldığı anda din kirlenir ve artık o din değil, siyasi bir malzemedir. Din, gereğine ve önemine uygun bir tarafsızlık ve dürüstlük içinde, siyaset ve kişisel çıkarların üstünde tutulabilirse gerçekten dindir.
O yüzden din adamı, yani bizde imamlık mesleği, toplumsal bir ihtiyaç olduğu kadar, topluma yön veren bir kurumdur. Yani insanlara yön veren, örnek oluşturan iki kurumdan biri eğitim, diğeri de dindir. Yani öğretmen ve imamdır. Okulda öğretmen yaşamda imamdır.
İmam camide namazda, sokakta sohbette, doğumda duada, mevlitte; evlenmede nikahta, ölümde cenazede her insanın hayatının en önemli dönüm noktalarında karşılaştığı, dara düştüğünde danıştığı insandır. İmamlık çok önemli bir sosyal kurumdur. Fakat böylesine önemli bir kurumun doğru ve tarafsız çalıştırılması gerekirken, kuruma ve işleyişine, imamın kişisel çıkarlarıyla sizin partisel çıkarlarınız egemen olursa, bu İslam’a ve insana yapılan en büyük kötülüktür.
Bu kurumlar ellili yılların ortalarına dek, gerçekten bu işlevlerini yerine getirirken sağ iktidarlar halkın aydınlanmasına, oy tabanlarını kaybetme kaygısıyla karşı çıkmışlar, önce öğretmen yetiştirme biçimine müdahale etmişler, sonra da öğretmeni “Tu kaka” ilan ederek, toplumun gözünden düşürmeye çalışmışlar ve militanlarına hedef olarak göstermişlerdir.
Bu dönemde sağ iktidarlar öğretmenlere karşı, cami ile olduğundan daha fazla, kışla ile işbirliği içinde olmuşlardır. Kışlanın 70 darbesi de 80 darbesi de devrimci, değişimci, Atatürkçü öğretmene darp ve beynine indirilen bir balyozdu. Ama kışla, aynı balyozu 2000’li yıllarda dinciler için kullanmak istediği zaman, balyoz kendi kafalarında patladı. 
Toplumun oluşumundaki iki temel direkten öğretmeni balyoz darbeleriyle darp ederek, devre dışı bırakan sağ iktidarlar imamları da iktidarlarına hizmet etmediği düşüncesiyle gerçek toplumsal görevlerinden uzaklaştırdılar. Daha bilgili ve daha bilinçli çağdaş imamlar yetiştirmek amacıyla açtıkları imam hatip okullarını partilerinin arka bahçeleri haline getirmek ve yetmedi kendilerine militan yetiştirmek amacıyla kullandılar. Ve başarılı da oldular.
Artık imamlarımız daha bilgiliydi. Ama bu bilgiyi vatandaşa aktararak daha sade ve daha insani, daha hoşgörülü ve huzurlu bir yaşam içinde inançlarını yaşatmak yerine, sağ partilerin çıkarları doğrultusunda ayrışmacı, çatışmacı ve sevgisiz bir ortama taşıdılar.
Daha bilinçliydiler ama bilinçleri dinden çok parti bilinciydi. Çağdaştılar… Teknolojiyi kullanmada çok ileriydiler. Ama çağdaş yaşamı hiç savunamadılar. Yani sonuç olarak, öğretmenden sonra toplumun ikinci direği de başarıyla devrilerek, partinin koltuk değneği haline getirilmişti.
Şimdi devletin her yerini bunlarla çevirmek için imam hatipler dayatılıyor. Örneğin şu habere bakın. İmam hatip nasıl dayatılmış.
 
“İstanbul Sultangazi ilçesinde, puanı yetmediği için Anadolu ya da meslek liselerine yerleşemeyen 100’e yakın öğrenci, bilgileri dışında imam hatip liselerine yerleştirildi. Çoğu Alevi veliler, çocuklarının istekleri dışında ‘zorla’ imam hatip liselerine kaydedildiğini belirterek, “Dilekçe verdik, hakkımızı arayacağız” dediler.” 16.9.2012 Kenthaber
 
Ama unutulmamalıdır ki, şu iki şey olmadan hiçbir şey olmaz. Güvenlik ve adalet olmadan devlet olmaz. Dinsiz ve eğitimsiz millet olmaz. İmamı ile öğretmeni çatıştırılan insanların yaşadığı ülke vatan olmaz. Din ve eğitim sistemleri insanları ayrıştırmaya, çatıştırmaya ve militanlaştırmaya yönelik bir toplumda insan ve yaşam olmaz. Sevginin yerine nefretin geçtiği yerde, yaşama sevici ve gelecek umudu kalmaz; barış ve huzur olmaz. Faşizm taht kurar.
Unutmayın ki, toplumun dini ihtiyaçlarını, siyasi ihtiraslarınızın militanı haline getirdiğiniz imamlarla karşılamaya kalkarsanız, ülkeye, insanına, insanlığa ve en çok da İslam’a kötülük etmiş olursunuz. Din adamını militanlaştırmak yerine aksine, alçak gönüllü, hoşgörülü, sabırlı ve sevgi yüklü, herkesi kucaklayan, herkesin yardımına koşan mükemmel bir Müslüman olarak yetiştirmek gerekmez mi? Bizim geçmişimizde gururla anımsadığımız, Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Yunus Emre ve benzeri din ulularımız böyle değil midir?
Onun için öğrenci velilerine derim ki, bırakın dini imanı. Bırakın mesleği sanatı. Bırakın üniversite kazandırmak için çocuğa beş yaşından itibaren yüklemeye kalkıştığınız gereksiz bilgileri. Bırakın masum bedenlere daha ne olduklarını anlamadan yüklediğiniz dayatmaları. Bırakın önce çocuk olsunlar ve çocukluklarını yaşasınlar.
Okuma yazmayı bile gerekirse 3. Sınıfta öğrensinler. Çocuk olmadan büyümek yaşamdan on yıl atlamak ya da temeli çürük bina yapmak gibidir. Çocuk olmadan büyümek, sonu denizde biten bir yolculuğa çocukları, gözleri bağlı getirip deniz kıyısına salıvermek gibi bir şeydir. Çocuk gözlerini açar kendini denizde bulur, ama buraya nereden nasıl geldiğini bilmez.
Ülkemiz çocuk olmadan büyümüş yeteneksiz, işsiz, sevgisiz, mutsuz insanlar ülkesidir. Yine bu yüzden ülkemiz kompleksli, kaprisli, hoşgörüsüz, sabit fikirli insanlarla doludur. Agresiflikte dünya birincisidir. Yani insanımız, eğitim sistemimizin ürünüdür. 
 
Akl- i selimin, vicdanın sesi...

Teşekkürler Nazmi hocam...