Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: İRAN’I NASIL BİLİRSİNİZ?
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
 
2011 Yılının yaz başlarında, ön yargılarla geldiğim İran’da bir aydan fazla bir süre içinde Tebriz, Urmiye, Kirmanşah, Hemedan, İsfahan, Yezd, Şiraz, Kum, Tahran ve Kazvin kentlerini gezdim.
2012 Yılının Mayıs ayı içinde, yine bir aya yakın bir sürede, Zencan, Erdebil, Astara, Reşt, Bender Enzeli, Ramsar, Sari, Gorgan, Meşhet ve Nişabur kentlerini gezdim.
Türkiye’ye dönüşümde hayranlıkla izlediğim bu yerleri, karşılaştığım durumları, İran insanını, İran’ın tarihi, coğrafyası ve kültür uygarlığını, yıkılan ön yargılarımı kenhaber.com’daki köşemde yazdım. Okuyucularım da benim gibi çok şaşırdı. Çünkü kafalarımızda bambaşka bir İran olduğundan, kimse böyle bir İran beklemiyordu.
Yani İran karşıtları, dünyada öylesine kötü bir İran imajı yaratmışlardı ki, idam, recm ve kadınların başını örtme zorunluluğu, bazı uç olaylarla öylesine abartılı biçimde aktarılmıştı ki dünyaya, sanki İran’da her gün pek çok insan idam ediliyordu. Sanki her gün pek çok kadın recm ediliyor ve sanki insanlar vahşi bir rejimin pençesinde inim inim inliyor, kadınlar kapıdan dışarı çıkamıyordu.
4871 İran’da sokakların hakimi kadınlar
8
Hal böyle olunca da İran’a gideceğimi söylediğim hiçbir arkadaşım ve hiç bir yakınım bu düşüncemi onaylamadı; “Soyarlar, rejimle başın belaya girer, geri dönemezsin. Dünyada gezecek başka ülke mi yok? Başka yere git” dediler.
Aslında bu kadarına inanmasam da doğrusu, ben de korku ve kaygılar içindeydim. Sokakta kadın göreceğimi düşünmüyordum. Mezar suskunluğunda, korku içinde mutsuz insanlarla karşılaşmayı bekliyordum. Buna rağmen hem mutlaka gitmeliyim, diyor; hem de korkuyordum. Fakat içimdeki gezme tutkusunu da yenemiyordum.
Zapt olmaz, uçarı/ Yaramaz mı yaramaz
Minicik bir ümit kuşu/ Çırpınıp durur beynimde biteviye
Gözetler durur yolu…/ Adı, gezme tutkusu.
Gizli, gizemli ve çocuksu/ Bir sevinçtir içimde
Besler durur ruhumu… / Domurmuş bir badem dalıdır
Filizlenir, yeşerir, çiçeklenir/ Mevsim bahara durdu mu?
Sarar, sarmalar içimi/ Belirsiz, tanımsız
Yabansı bir duygu!/ Bilinmez sevinç mi
Coşku mu, korku mu?/ Belki de:/ Bilinmeyenin belirsizliğidir
Beni şehirden şehre/ Sürükleyen bu duygu…
Bu yüzden ilk şaşkınlığımı, Azerbaycan’dan girişte yaşadım. Asıl rejim baskısı altında suskun insanlar, büyük bir yoksulluk içinde Azerbaycan tarafındaydı. Azerbaycan’da sokaklar hemen hemen boş ve sokaklarda kadın hiç yok gibiydi. İran tarafında ise bolluk ve her yer kadınlı erkekli cıvıl cıvıl insan doluydu.
Ön yargılarla öylesine şartlanmışım ki, karşılaştığım manzara karşısında, yanlış bir yere mi geldim acaba, diye düşünmekten kendimi alamadım. Fakat her şey gözlerimin önündeydi, doğru ve gerçekti. Ama yine de önyargılarım yüzünden, uzunca bir süre sokaklarda bir kadına bir adres sormaktan bile, ne olur, ne olmaz, başıma bir iş gelir diye korktum, çekindim.
9
Oysa İran kadını komplekssiz, kendine güveni tam ve olumlu düşünen saygın bir insandı. Başını kapatmıştı ama beyni açıktı. Vehabi şeriatındaki gibi eve kapatılmamıştı. Erkekle beraber hayatın her alanında vardı; çalışma hayatının içindeydi. Sokağa yalnız çıkabiliyor, araba kullanıyor, ülke içinde kendi başına yolculuklar yapabiliyor, her iş kolunda çalışabiliyordu.
8609 Yetiştirdiği ürünleri sokağında satan bir kadın
İran’da dolaştıkça bu ve buna benzer pek çok konuda, çok büyük şaşkınlıklar yaşadım. Türkiye’de insanlar sinir stres küpü, patlamaya hazır bir bomba gibiyken, İran insanı işinde gücünde, Türkiye’deki insanlardan çok daha sakin, mutlu, gelecekten umutlu ve yaşama sevinciyle doluydu.
Yönetimden şikâyetleri yok muydu; elbette vardı. Ama bu bizim zannettiğimiz ve dünyaya lanse edildiği gibi, Şah dönemine bir özlem veya aşırı bir rejim karşıtlığı şeklinde değil, genelde dünyanın her yerinde olduğu gibi hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı ve işsizlik gibi konuları kapsıyordu.
Ama doğaldır ki, doğrudan doğruya rejim karşıtı veya mevcut rejimden hoşlanmayanlar da olacaktır ve ben bunlarla da karşılaştım. Fakat rejim karşıtları bile Şah dönemini savunmuyor ve mevcut rejime alternatif olarak kabul etmiyordu. Alternatifleri daha ileri ve çağdaş bir demokrasiydi.
10
Burada elbette insanların bir rejim baskısı ve korkusuyla konuşamadığı da akla gelebilir. Azerbaycan’da bu korkuyu en korkunç biçimiyle gördüm. Korku Azerbaycan’da insanların genlerine işlemiş. Buraya gelmeden Azerbaycan böyleyse İran daha kötüdür, diye düşünmüştüm.
Fakat İran’da insanların düşüncelerini hiç çekinmeden açıkladıklarını gördüm. Arabistan’daki gibi namaz zorunluluğu ve bu yönde dini baskılar olabileceğini düşünüyordum. Fakat aksine normalde namazını kılanlar bile, Cuma namazlarına devlet propagandası var diye gitmiyor, bir nevi protesto ediyordu.
Bunları yazmakla İran rejiminin çok iyi olduğunu anlatmak veya onu aklamak gibi bir niyetim yok elbette. Hatta bana göre de bu rejimde gördüğüm bir hayli eksiklikler var. Örneğin kılık kıyafet özgürlüğünün kısıtlanması, kadınların örtünmek zorunda olması, bana göre devletlerin insan haysiyetine saygısızlığı, insanı aşağılamadır. Sen vatandaş olarak nasıl ve ne giyeceğini bilemezsin bunları sana ben dayatırım demek gibi bir şeydir.
Fakat dünyadaki devletlerin büyük çoğunluğunda vatandaşın giyim kuşamı, kılık kıyafet yönetmelikleriyle belirlenirken, sanki bu durum sadece İran’a özgü insanlık dışı bir dayatmaymış gibi gösterilmesi bilmem ne kadar doğrudur. En basit örneğini Türkiye’den vermek gerekirse, başın açık veya kapalı olacağı alanlar, baş örtme biçimleri, etek boyları, takım elbise ve kravat zorunluluğu, kot pantolonla girilmesi yasak yerler yıllar yılı devletle vatandaşın tartışma alanları değil mi?
İran’daki yanlışlıkların, başka ülkelerde de var olması, elbette ki İran’daki yanlışı doğru kılmaz. Fakat insan hak ve özgürlükleri açısından yanlış olarak algılanan çeşitli davranışlar, hemen her ülkede değişik boyutlarda yaşanırken, bunların hepsi olağanmış gibi görmezlikten, bilmezlikten geliniyor. Sonra da tüm bu olumsuz rejim özelliklerinin İran’da en vahşi biçimde yaşandığı propagandasıyla İran dünyadan soyutlanmaya çalışılıyor.
İşte bu yanlış anlam ve yorumlamalar, Amerikan film ve romanlarıyla duygusal boyutlara da taşınınca, dünyaya ters, anlaşmaz, uzlaşmaz çağ dışı bir yönetimle halkına işkence eden bir devlet görüntüsü ortaya çıkmaktadır. Bu asılsız ve haksız görüntünün yıkılmasında İran’ın kendisini savunması, doğruyu ispatlamaya kalkışması da fazla inandırıcı olmamaktadır.
Bu konuda tarafsız gözlemcilerin gözlemleri, gezginlerin tespitleri, fotoğraflanmış belgeleri, makale ve kitaplaştırılmış eserleri halkların aydınlanmasına çok önemli katkılarda bulunacaktır diye düşünüyorum. Bu yüzden ben de İran gezi notlarımı “İran’da Gezmek Önyargılarımızla Yüzleşmek” adıyla kitaplaştırma kararı aldım.
11
0326 Nişabur’da Ömer Hayyam’ın anıtmezarı
Böylece hem emeklerim değerlenmiş olacak, hem de iki komşu ve kardeş ülkenin insanları arasında dostluk ve barışın tesisine yardımcı olmanın onuru ile yaptığım işin huzur ve mutluluğunu duyacağım. Hatta kitabım Batı dillerine çevrilebilirse, oradaki insanların da aydınlanmasına katkıda bulunarak, Batılı insanın devletini sorgulaması yoluyla, dünyadaki bu insanlık dışı vahşi yöntemlere son verilebileceğini, doğanın ve insanlığın bir bütün olarak ele alınabileceğini hayal etmediğimi söyleyemem.
Yani Türkiye ve dünyadaki İran imajının düzelmesine ve iyisiyle kötüsüyle gerçek İran profilinin ortaya çıkarılmasına yardımcı olacağımı ve bunun Türkiye ve dünyadaki Emperyalizme endeksli tek taraflı politikaların değişmesinde katkı sağlayabileceğini düşünüyorum.
Özellikle ülkemizde, doğuya öylesine kapatmışız ki kendimizi, bugün edebiyat tarihimizde tüm batılı edebiyatçıları, sanat tarihimizde tüm batılı sanatçıları okurken, Batılıların dünyanın en büyük şairlerinden birisi olarak kabul ettiği Nizami, üstelik Türk olmasına rağmen edebiyat tarihimizde yok. Doğuda olup bitenlerden bihaberiz. Elbette ki çağdaş uygarlık ve Batı hedefimizdir. Bundan vazgeçemeyiz. Fakat dünya ve insan Batı’dan ibaret de değildir; Doğuya da kapanmamak gerekir, diye düşünüyorum.