Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: BAZAR
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
 
BAZAR

 

Meydan-ı İmamdan Ali Sina ya giden bulvarla, Ekbatan'a giden bulvarların arasında Bazar geniş bir alana yayılıyordu. Fakat Hemedan pazarı öncekiler gibi tamamen kapalı değildi. Çoğu yerde üstü açık ve kapalı yerleri de tuğla kemerlerden ziyade, kaba saba ahşap veya saç levhalar falan... Fakat bunun da ayrı bir güzelliği ve etkileyici bir nostaljisi var.

 



Meydandan Bazar’a giren sokak.

 

Ama yine de pazar Tebriz kadar büyük olmasa da, Kirmanşah ve Urmiye’nin pazarları kadar büyük olup içinde her tür ürünün satıldığı dükkânlar var. Ve onlardan daha hareketli ve canlı da denilebilir.

Gezdiğim bu dört pazarda dikkatimi çeken şeylerden birisi de, sebze meyve satan, manav türü satıcıların çok az olmasıydı. Kuru gıda ve çerez türü şeyler satanlar bunların birkaç katı daha fazlaydı. Oysa Türkiye’de kuruyemişçiler, tazesini satanlara göre çok azdır. Burada ise bu durum tersine dönmüş.

 



Pazarda dükkanlar

 

                Gerçi sebze meyve birer ikişer kasa olarak mahalle aralarındaki bakkallarda da bulunuyordu, ama kilometrelerce uzunluğunda binlerce dükkân bulunan pazarlarda çok az olmasını yadırgadım doğrusu. Kaldı ki İran her türlü sebze ve meyvenin bolca üretildiği bir ülke.

                Yine dikkatimi çeken dükkânlardan birisi de, baharat dükkanlarının sayısal olarak manavlardan çok fazla olması ve baharatın gramlarla değil de kilolarla satılmasıydı.

Bu da baharat kullanımının çok fazla olduğunu gösteriyor. Oysa bizde baharat, çok küçük paketler halinde satılır ve satıcısı da çok azdır.

 



Elde yapılmış hırdavat malzemeleri.

 

                Bazarlarda yok yoktu. Her tür malın alınıp satıldığı gibi imalat yerleri de vardı. Buralarda çeşitli ev aletleri, araçlar, eğerden semere, çandan yulara ve at gemine kadar her şeyin imal edildiği dükkanlar vardı.

Arıca ekmek, tatlı ve çeşitli gıda maddesi imal eden yerler de vardı.

                Yukarıdaki fotoğrafta görülen hırdavatçı dükkanındaki eşyanın hemen hemen tamamına yakını bu çarşının imalatı olan eşyalardı.

 



Pazarda demiri döğerek alet yapan bir demirci

 

Hatta körükle demir döven demirciler ve bakırcılar bile vardı. Herkesin her şeyi Çin’den aldığı bir dönemde buradaki ustalar her aleti ellerinde döverek, bükerek, keserek yapıyordu.

Bu durum beni gerçekten düşündürdü. Çin’den kalitesiz malı ucuza almak mı, kendi hammaddene, el emeğini ve alın terini katarak milli damganı vurmak mı daha iyi? Özellikle de senin ülkende de işçilik çok ucuz ve milyonlarca işsiz insanın varken.

 



Takı ve altın Türkiye gibi İran’da da kadınların gözdesi.

 

                Pazarlarda sarraflar da önemli bir yer tutuyordu. Takı ve süs olmasının yanında altın tüm doğu toplumlarında, aynı zamanda bir tasarruf ve birikim aracı olarak da kadınların gözdesiydi.

Hani derler ya arz talep bir birine bağlıdır diye. Talep arttıkça malın arzı da artarken rekabet de girince araya, kalite de yükseliyor.

Bu yüzden zaten süsleme sanatlarında çok ileri olan İran sanatının tüm inceliklerini, sarraf dükkânlarında üretilen takılarda görmek mümkün oluyor.

 



Pazarın içinde tarihi bir cami

 

Pazarın içinde ilginç bir cami ile karşılaştım. Pazarın giriş tarafında iki, sağ ve sol tarafta da ikişer minaresi vardı. Toplam altı minareli bir camiyi şu ana kadar İran’da görmemiştim.

Geniş bir avlusu ve külliyesi de bulunan cami hakkında bilgi almak istedim. Azeri bir genç, yazısını benim için okudu. “Hemedan Hanı Ali Bala Han Mescididir” dedi.

“Tarih yok mu?” dedim. Tarih bulamadı, fakat “Suffiye zamanında yapılmış” dedi.

“Suffiye kim ve onun zamanı ne zaman” dedim; fakat yanıt: “Bilmiyorum” oldu.

 

 



Pazarın Ekbatan Hıyabanına (bulvarına) çıkan bölümü

 

                Pazarın Ekbatan bulvarına çıkan bölümünde ise seyyar satıcılar, ikinci el eşya satanlar vardı. Lokanta ve benzeri işyerleri de bu bölgede yoğunlaştığından, bu durum kaldırımlarda kalabalığın artmasına neden oluyordu.









BAZAR

 

Meydan-ı İmamdan Ali Sina ya giden bulvarla, Ekbatan'a giden bulvarların arasında Bazar geniş bir alana yayılıyordu. Fakat Hemedan pazarı öncekiler gibi tamamen kapalı değildi. Çoğu yerde üstü açık ve kapalı yerleri de tuğla kemerlerden ziyade, kaba saba ahşap veya saç levhalar falan... Fakat bunun da ayrı bir güzelliği ve etkileyici bir nostaljisi var.

 



Meydandan Bazar’a giren sokak.

 

Ama yine de pazar Tebriz kadar büyük olmasa da, Kirmanşah ve Urmiye’nin pazarları kadar büyük olup içinde her tür ürünün satıldığı dükkânlar var. Ve onlardan daha hareketli ve canlı da denilebilir.

Gezdiğim bu dört pazarda dikkatimi çeken şeylerden birisi de, sebze meyve satan, manav türü satıcıların çok az olmasıydı. Kuru gıda ve çerez türü şeyler satanlar bunların birkaç katı daha fazlaydı. Oysa Türkiye’de kuruyemişçiler, tazesini satanlara göre çok azdır. Burada ise bu durum tersine dönmüş.

 



Pazarda dükkanlar

 

                Gerçi sebze meyve birer ikişer kasa olarak mahalle aralarındaki bakkallarda da bulunuyordu, ama kilometrelerce uzunluğunda binlerce dükkân bulunan pazarlarda çok az olmasını yadırgadım doğrusu. Kaldı ki İran her türlü sebze ve meyvenin bolca üretildiği bir ülke.

                Yine dikkatimi çeken dükkânlardan birisi de, baharat dükkanlarının sayısal olarak manavlardan çok fazla olması ve baharatın gramlarla değil de kilolarla satılmasıydı.

Bu da baharat kullanımının çok fazla olduğunu gösteriyor. Oysa bizde baharat, çok küçük paketler halinde satılır ve satıcısı da çok azdır.

 



Elde yapılmış hırdavat malzemeleri.

 

                Bazarlarda yok yoktu. Her tür malın alınıp satıldığı gibi imalat yerleri de vardı. Buralarda çeşitli ev aletleri, araçlar, eğerden semere, çandan yulara ve at gemine kadar her şeyin imal edildiği dükkanlar vardı.

Arıca ekmek, tatlı ve çeşitli gıda maddesi imal eden yerler de vardı.

                Yukarıdaki fotoğrafta görülen hırdavatçı dükkanındaki eşyanın hemen hemen tamamına yakını bu çarşının imalatı olan eşyalardı.

 



Pazarda demiri döğerek alet yapan bir demirci

 

Hatta körükle demir döven demirciler ve bakırcılar bile vardı. Herkesin her şeyi Çin’den aldığı bir dönemde buradaki ustalar her aleti ellerinde döverek, bükerek, keserek yapıyordu.

Bu durum beni gerçekten düşündürdü. Çin’den kalitesiz malı ucuza almak mı, kendi hammaddene, el emeğini ve alın terini katarak milli damganı vurmak mı daha iyi? Özellikle de senin ülkende de işçilik çok ucuz ve milyonlarca işsiz insanın varken.

 



Takı ve altın Türkiye gibi İran’da da kadınların gözdesi.

 

                Pazarlarda sarraflar da önemli bir yer tutuyordu. Takı ve süs olmasının yanında altın tüm doğu toplumlarında, aynı zamanda bir tasarruf ve birikim aracı olarak da kadınların gözdesiydi.

Hani derler ya arz talep bir birine bağlıdır diye. Talep arttıkça malın arzı da artarken rekabet de girince araya, kalite de yükseliyor.

Bu yüzden zaten süsleme sanatlarında çok ileri olan İran sanatının tüm inceliklerini, sarraf dükkânlarında üretilen takılarda görmek mümkün oluyor.

 



Pazarın içinde tarihi bir cami

 

Pazarın içinde ilginç bir cami ile karşılaştım. Pazarın giriş tarafında iki, sağ ve sol tarafta da ikişer minaresi vardı. Toplam altı minareli bir camiyi şu ana kadar İran’da görmemiştim.

Geniş bir avlusu ve külliyesi de bulunan cami hakkında bilgi almak istedim. Azeri bir genç, yazısını benim için okudu. “Hemedan Hanı Ali Bala Han Mescididir” dedi.

“Tarih yok mu?” dedim. Tarih bulamadı, fakat “Suffiye zamanında yapılmış” dedi.

“Suffiye kim ve onun zamanı ne zaman” dedim; fakat yanıt: “Bilmiyorum” oldu.

 

 



Pazarın Ekbatan Hıyabanına (bulvarına) çıkan bölümü

 

                Pazarın Ekbatan bulvarına çıkan bölümünde ise seyyar satıcılar, ikinci el eşya satanlar vardı. Lokanta ve benzeri işyerleri de bu bölgede yoğunlaştığından, bu durum kaldırımlarda kalabalığın artmasına neden oluyordu.