Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: SEYYİD HARUN - 1/Arif BİLGİN yazısı
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Arif Bilgin[url=https://www.facebook.com/abilgin.yesevi?fref=nf][/url]


SEYYİD HARUN - 1


Her yıl Mayıs ayı başında olduğu gibi bu yılda şehrimizde Seyyid Harun adına bir panel düzenlenir. Tabi ki bu etkinlik bizim açımızdan memnuniyet verici. Kurucu atamızı anmak ve tanıtmak çalışmalarının her yıl tekrarlanması. Birkaç yıldır yapılan paneller yapılan konuşmalar bir birinin tekrarından daha ileri gidemiyor maalesef.


Elimizdeki demeyelim ama neredeyse yararlanılan tek kaynak Makâlat-ı Seyyid Harun Veli adlı bir risale. Seyyid Harun’dan 2 asır sonra kardeşi soyundan gelen Abdulkerim bin Şeyh Musa tarafından yazılmış “eşittimki” diye başlayan yani bir kaynaktan beslenmeyen rivayetler. Günümüzdeki sadeleştirilmesi Cemal Kurnaz tarafından 1990’lı yılların başında yapılmış bir eser. Rahmetli Alaylar Camii Hatibi Abdurrahman Ayaz Hoca’nın yayınladığı eserde aynı kaynaktan.

Yapılan paneller, konuşmalar ve yaratılan algı neredeyse Seyyid Harun’u miskin derviş veya günümüz tarikat şeyhleri mesabesine indirgiyor. Aslında bir Beğ, bir Alperen olan Harun_u Veli bir ulu kurucudur. Bir mezradan bir köyden gelişen kutsanmış mahaller çoktur. Ancak Harun_u Veli temelinden bir şehir kurmuştur.
Bu topraklara gelişi, konaklamaları ve “Çiğdem” tepesinde şehri oluşturması, kale, kapılar sosyal alanlar (hamam, mescit, aşevi ve medrese) sanki birkaç ay ve yılda oluvermiş. Ne İran sınırlarında kalan bir dergâh ve bağlılarının yaptırdığı ve dergâha gönderdiği (bir restore çalışmasında Konya’ya nakledilen) kapı konuşulur nede kurulan sistem. Türkistan topraklarından bu topraklara göçün yayıldığı zaman içerisinde uğranılan her mahalde bu büyük Türk’ün ayak izleri hiç konuşulmaz. Bırakın o kadar uzağı hemen yanı başımızda Meram ilçesine bağlı “Yeşiltekke” köyünde bulunan Seyyid Bedreddin’e ait ( Kardeşi) Türbe; Cami ve onun adına izafe sudan haberimiz olmaz. ( Aynı Mahalde Seyyid Bedreddin evladı birde “Körpe Seyyid” mezarı var)
Alanya’da zirvede bin 200 metre yüksekte, ilçe merkezine 20 km mesafede Mahmut Seydi köyünü bilenimiz ve orada medfun Seyyid Mahmut’u bilenimiz ve anlatanımızda yok. Hatta 50 km kadar ötede Hadim ilçesinin Dedemli köyünde aynı zamanda Seyyid Mahmud’un kayın pederi Seyyid Bayram’dan da haberdar değiliz.


Geçenlerde okuduğum bir makalede, Anadolu’nun Türkleşmesinin manevi mimarları diye bahsedilen isimlerin içinde maalesef göremedim kurucu atamızın ismini. Geldi kurdu ve öldü gömdük anlayışı hâkim. Anadolu’nun güneyi ve içinde olduğumuz bu bölge Akdeniz ve Ege denizine kıyı bölgeler ve Cezire olarak adlanılan bu yerdeki adaların Türkleşmesi; İslamlaşmasında etkenlerden en önemlisi Harun-u Veli’dir. Bu topraklara gelip kurduğu şehirde mürid çoğaltmaya veya dünyalık artırmaya veya hükümranlık kesbetmeye soyunmamış. Yetiştirdiği “Baba ve Dede’leri” Anadolu coğrafyasında Türk ve İslam yerleşmesinin zayıf olduğu yerlere dağıtmış.


13. asrın ilk çeyreğinde gelmiştir Harun-u Veli bu topraklara ve 14. Asrın başında hakka yürümüştür. Seydişehir’den götürülen ve İnce Minare müzesinde bulunan bir cami kitabesinde 1237 tarihi vardır. Bu bize tarih konusunda bir fikir verebilir. Konya tarihinde bahsedilmemesinin en önemli nedenlerinden birisi Mezhep-Meşrep kaygısıdır. Harun-u Veli, Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi yolunun bir büyüğüdür. Her ne kadar bazı ehli tarik dayandığı kökeni Yesevi yolu olarak izah etse de gerçek pek öyle değildir. Ve Konya’nın ne tasavvuf tarihinde nede iskân tarihinde bahsedilmemesinin gerçek sebebi Harun-u Veli gerçekliğinin kıskanılmasıdır.

Son yıllarda Seyyid Harun Veli konu alınarak yazılan romanları önemsiyorum. Nedeni ise farkına varmamızı sağlar diye düşünüyorum. Seyyid Harun’un yaşamı, hicreti ve ondan sonrası bir köşe yazısından anlaşılamaz tabi ki. Ancak yukarıda söylediğim gibi Seyyid Harun gerçekliğine farkındalık yaratır belki.
Yoksa bu Türkoğlu Türk’ü tanıtırken tüm tasavvuf büyüklerini anlatırken kullanılan klişeleri yazarak bu konuyu yazmış olurduk. Zahmete girmeden; Musa Kazım soyundandır, kırk kişiyle gelmiştir!!! gibi tasavvuf terimleriyle genel yakıştırmalarla anlatmak bir fayda sağlamıyor. Anadolu coğrafyasında bulunan tasavvuf büyüklerinin tamamını Musa Kazıma dayandırmak yakın çevresini de kırk sayısı ile sınırlamak bu tür anlatımların formatı olmuş ki Seyyid Harun-u yalnızca bir tasavvuf büyüğü olarak ele almakta sakat bir tavırdır. Geride örnekleri çokça bulunan bir tarikat bırakmamış. İbadetinde Allah’ın emrettiği gibi yaşamış. Zilli zurnalı ayinlere tevessül etmemiş. İnananlarına ilm tedris etmiş. Tek kaygısı Türk ve Türk iskânı olmuş birini, dergâh etrafında 20. yüz yılbaşında oluşmuş bazı sûfi öğretisiyle sanmak veya onları bu Ulu insanın devamı sanmak veya öyle bir algı yaratmakta hem ona hem de tarihe zulümdür…


KAYNAK: SEYDİSEHİRİNSESİ.COM.TR
[/color][/color]

[/size]