Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Veysel’in dilinin bağını çözdü
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Veysel’in dilinin bağını çözdü

[Resim: ahmet-ozdemir.jpg&w=125&h=125]
Ahmet Özdemir


Ahmet Kutsi Tecer Sivas’ta dört yıl kaldı. Gençlik yazılarından birinde “Ben ömrüm boyunca Anadolu’yu dinleyeceğim ve onun sesini dinletmeğe çalışacağım.” demişti.  1932 yılında Sivas’a Milli Eğitim Müdürü oldu. Veysel’in dışında Talibi ve Ali İzzet gibi âşıkları tanıdı. Türk folklor zenginliklerini o devrin “Halkevleri”ne; her ilde çıkan Halkevi dergilerine ve özellikle de 1941-1945 yılları arası çalıştığı Ankara’da yayımlanan Ülkü dergisine getirenlerin başında Ahmet Kutsi vardı. Ülkü dergisini bir köy şiirleri ve folklor “okulu” haline getirmişti. Veysel, 1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söyledi. Cumhuriyet’in 10. yıldönümünde Sivas Milli Eğitim Müdürü Ahmet Kutsi Tecer, Sivaslı âşıklardan cumhuriyet ve Atatürk hakkında duygularını şiir diliyle yazmalarını istemişti. Bütün halk ozanları Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk üzerine şiirler yazmaktaydı. O yıla kadar kendine ait hiçbir şeyi gün yüzüne çıkarmayan Veysel, “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası / Kurtardı vatanı düşmanımızdan,” dizesiyle başlayan şiirini düzdü. Bu şiirini gün yüzüne çıkarmakla Veysel unvanını da değiştirmiş oldu.  Artık o  Sivrialanlı türkücü Veysel değil, adını tapşıran, mahlasıyla şiir söyleyen Âşık Veysel’di.

Eğer Cumhuriyet olmasaydı, Âşık Veysel de Emlek yöresindeki onlarca türkücü gibi köy sınırları içinde yaşayacak ve sessizce bu dünyadan göçecekti. Otuz yedi yaşından sonra, onu şiire yönlendiren, yüreklendiren Cumhuriyet ve Cumhuriyet’in aydınlığını Anadolu’ya götüren Ahmet Kutsi olmuştu.

Âşık Veysel’in destanını ilk kez, onun sazından, sesinden dinleyen Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesinin müdürü Ali Rıza Bey oldu. Nahiye müdürü dinlerken heyecanlandı. Çok beğendi. Bunun bir kopyasını Sivas’a Ahmet Kutsi Tecer’e gönderdi. Bir kopyasını da yazıp Ankara’ya göndermek istedi. Âşık Veysel bu beğeni ile moral buldu. Bir anda, Ankara’ya gidip yüce Atatürk’ün huzurunda okuma arzusu duydu.


Aşık Veysel, her vesile ile Ahmet Kutsi Tecer’e minnet duygularını ifade etti. Tecer’in bir oğlunun olduğunu öğrenince şunları söylemişti:


Tecer Koymuşlar Adını
Tecer koymuşlar adını
Nenni Tecer Mehmet neni
Dünyada al muradını
Nenni Tecer Mehmet nenni


Kutsi Bey’in  evlâdısın
Yalan dünyanın tadısın
Gönlümüzün muradısın
Nenni Tecer Mehmet nenni


Belerler kutnu kumaşa
Ömürlü ol binler yaşa
Bir gün gelin koşa koşa
Nenni Tecer Mehmet nenni


Ahmet Kutsi Tecer’in pek çok şiirinde Sivas izleri vardı. Onun “Halay” şiiri bile Sivas’ın Ahmet Kutsi’deki izini göstermeye yeter. Elbette Sivaslıların da Ahmet Kutsi’ye duymaları gereken saygının küçük bir gerekçesi:


Halay
Çekin halay, çalsın durmadan sazlar
Çekin ağır ağır, halay düzülsün.
Süzülsün oyunlar, süzülsün nazlar
İnce beller, mahmur gözler süzülsün.


Tutun kızlar tutun, birleşsin eller
Çalın sazlar çalın, kırılsın teller.
Dönün kızlar dönün, kıvrılsın beller
Uzun, siyah saçlar tel tel çözülsün.


Bakışlar saçılsın kirpiğinizden
Kayan yıldızlar gibi geceki izden
Etekler içinde naz eden dizden
Üzülsün bu deli gönlüm üzülsün.