Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: ARUZ VE ARUZ EĞİTİMİNE YÖNELİK UYGULAMA ÖNERİLERİ -2
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
"Türk Dili ve Edebiyatı Programı”nda Vezin Öğretimi



Yeni hazırlanan Türk Dili ve Edebiyatı Programı’nda 9. Sınıfın II. Ünitesi Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)’e ayrılmıştır. Ünitenin “Şiir İnceleme Yöntemi” başlığı altında da Şiirde Ahenk (Ses ve Ritm) üzerinde durulması istenmektedir. Program dikkatle incelendiğinde, şiir inceleme çalışmalarının uygulama ağırlıklı ve bütünüyle öğrenci merkezli olduğu görülecektir. Vezin alıştırmaları da öğrenci merkezli olarak yürütülecektir.

Şiir incelemelerinde vezin öğretimine hazırlık olması bakımından öğrencilere meselâ Tevfik Fikret, Necip Fazıl ve Cahit Külebi’nin yağmur temalı şiirlerinden birer bölüm okutulur. Aralarında ritm bakımından nasıl bir fark olduğu sorulur.

Yağmur 
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz Olur dem-be-dem nevha-ger, nağme-sâz Kafeslerde, camlarda pür-ihtizaz,
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler...
Sokaklarda seylâbeler ağlaşır,
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır... (Tevfik Fikret, 1985, 240; Parlatır-Çetin, 2004, 345)


Bu Yağmur
Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak, yağan bu yağmur.
Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur... (Kısakürek, 2001, 300)
Yağmur
Yağ hay mübarek Şarıl şarıl,
Yıka taşları toprakları
Tarlalaryeşerinceye dek... (Külebi, 2001, 34)


Tartışma amacıyla sorular çoğaltılır: Şairlerin sözcükler ve dizeler yardımıyla yağmurun sesini duyurmak istediğine ilişkin neler söylenebilir? Yağmurun yağışı ile şiirlerin duyurduğu ses arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Örneğin Tevfik Fikret’in şiirinde sözcüklerin iki (küçük, olur, ufuk), üç (muttarid, muhteriz, darbeler, camlarda, dem-be-dem, nevha-ger, nağme-saz, ağlaşır, yaklaşır), dört (kafeslerde, pür-ihtizaz, sokaklarda seylâbeler) heceli olması ve bir düzen içinde sıralanması, yağmur damlalarının düşüşü konusunda bize neler düşündürür? Konu ile biçim arasında nasıl bir ilişki vardır?

Necip Fazıl’ın dörtlüğünde “bu yağmur” tamlamasının dört kez tekrarlanmasının rastlantı olup olmadığı sorulur. Öğrencilerin süreklilik kavramı üzerine düşünmeleri sağlanır. "İkişer hecelik (yağmur, kıldan, ince, yağan, olur), üçer hecelik (nefesten, yumuşak, aynalar, dinince, yüzümü, tanımaz) sözcüklerin kullanılması yanında tek hecelik sözcüklere de (bu, bir, gün) yer verilmesi nasıl bir yağışı düşündürmektedir?” sorusuna cevap aranır.

Cahit Külebi’nin şiirinden alınan dörtlükte “şarıl şarıl”, “taşlar”, “yeşer-”, “taşı-”, “yeşillik” sözcükleriyle “mübarek, dek’ sözcükleri arasındaki ses benzerliklerine dikkat çekilir. Bununla şairin neyi sezdirmek istediği irdelenir.

Öğrencilerden, şiirlerin sezdirdiği ritme uygun olarak salınmaları ve şiirlerdeki söz dizisiyle yağmurun yağış temposu arasında ilişki kurmaları istenir. Tevfik Fikret’in şiirinde şöyle bir ritmi duyup duymadıkları sorulur: “Tekirdağ, Trabzon, Kilis, Van, Tokat”, “Necâtî, Fuzûlî, Hayâlî, Nedim”, “Adalet, siyaset, hamaset, gurur”, “Muzaffer, Müzeyyen, Süleyman, Sezen.” En son yapılacak iş, şiirin vezninin “Feûlün feûlün feûlün feûl” olduğu söylemektir.


Şiirde bu özellikleri keşfetmenin bize neler kazandırabileceği tartışılır. Dizeyi kurarken sözcükler ve sesler üzerinde şairin en ince ayrıntıya kadar düşündüğü ve işi rastlantıya bırakmadığı hatırlatılır. Vezin öğretiminin öncelikle sanat eserinde tesadüflere yer olmadığı konusunda ufkumuzu açacağına, düzen fikri ve becerisi kazandıracağına dikkat çekilir. Türk şiirinde kullanılmış vezinlerden biri olan aruzun da bir ritm aracı olduğu vurgulanır.


Yeri gelmişken şiirin önce ses olduğu ve uyandırdığı ses imajıyla çağrışımlara imkân verdiği tespitine kulak verelim: “Örneğin, Bakî’nin ‘Nâm u nişâne kalmadı fasl-ı bahardan’ diye başlayan gazelini, iyi okuyan birinden dinleyen bir kimseyi artık şu konuda ikna etmeye gerek kalmaz: Sonbahar rüzgârının inlemesi, yere düşmüş yaprakların hışırtısı, ölümle yüz yüze gelen bir ruhun feryatları ve iç çekişleri, kelime ve tamlamalardaki sesle çok büyük bir kuvvetle, dolaysız bir biçimde iletilebilir.” (Andrews, 2000, 214)

----------------------DEVAMI VAR--------------------------------