Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: minareye kılıf
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Minareye kılıf!

Ramazanın ikinci haftası geride kaldı, yeter ki sağlık ve niyet olsun, sayılı günler hızla geçiyor. Mübarek ayın üstünden her zaman yararlanılır, genellikle yerel yönetimler yapar bunu. Fırsat(lar) değerlendirilir, iftar sofrası kurmakta birbirleriye yarışırlar hep. Hele hele bir de seçim yaklaşmışsa çıkar sağla(n)madan asla olmaz! Tezden el sıkmanın; yanak öpmenin kitabını yazarlar takımelbiseli kravatlı göreve talipler. Sonrasında değil görüşmek, randevu bile alamazsınız boşuna uğraşmayın valla!

Soruyorum: “On Bir Ayın Sultanı” gelesiye dek neredeydiler, diğer aylar nasıl kategorileştiriliyor bilemiyorum artık.  Taşı delen suyun kuvveti değil, sürekliliğidir oysa. Ramazanın mübarekliğiyse orucun ve Kadir Gecesinin bu aya denk gelişiyle ilgilidir daha çok. Benim bellediğim kadarıyla çadırlar kurulur, veren el alanı bilmez, hatta evlere götürülür, buradaysa her şey aşikâr. Medya oradadır, başkanlar, kurmaylar,  kodamanlar, parti adayları boy boydur, hatta servisi zaman zaman başkanların yaptığı da görülür. İhtar yemeği almak için neredeyse sahurdan itibaren metrelerce kuyruğa girenler saatlerce ayakta beklemektedir, hayr mı, yoksa zulüm müdür bu?  Kapalı pazar yerlerindeyse durum biraz daha çağdaştır. Gerçi çoğunluk oruçsuzdur, aslında yoksul vatandaş on iki ay oruçludur, mide antrenmanlıdır ama ne hikmetse ihtiyaç sahipleri değil de, gözlerini toprak doyurasıcalar mağdurların haklarını çalarlar yine!

Politikanın sözlük anlamını açarsak: Memleket işlerini idare için tutulan ölçülü yol. Siyaset. Anayasa’da: “Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı, siyaset"

        Benim görüşümce politikacıyı tariflersem: Kesinlikle “evet” veya “hayır” demeyen, sorulanları net cevaplamayan, lafları dolaştırıp karşısındakine konuyu unutturan, haksızken bile haklı durumuna geçen, seçim dönemlerinde yapay yaklaşımlarla halkla kaynaşıp el sıkmanın, yanak öpmenin, hal hatır sormanın kitabını yazan kişidir.

Politikacılara halka seslenirken asla bin kelimeyi aşmayın derlerken, onlara şu anahtar sözcükleri öneriyorlar:

        “Halk” 81 kere, “yurdumuz” 21 kere, “özgürlük” 17 kere, “yoksullar” 33 kere, “söz veriyorum” 77 kere, karşıt görüştekilere kaç kere “beceriksizler” diyebileceğinizi ise becerinize bırakmışlar. Kısacası politika, yalan söyleme sanatıdır. Bol yalanlar hayırla sonuçlanır umarım.

Seçim süreci içinde kaybedeceğini bilen adayların bile “kazanan temizlesin” mantığını işleterek;  bayrak, amblem, ne varsa süsleyip velhasıl ağaçlara neye çaput bağlayarak ortalığı “Telli baba”ya çevirecekler hiç kuşkum yok.  Ayrıca bu süreçte devletin partilere verdiği hazine yardımlarını değerlendirmenin yolları aranacak, minareye kılıf hazırlanacak!

Aslında en önemli sorunlardan biri de, hızlı nüfus artışıdır. Yoksulluğun ve geri kalmışlığın temel nedenleri arasında bulunan hızlı nüfus artışı dünyanın, insanlığın geleceğini tehdit etmektedir. “Anayı kızdan, kardeşi kardeşten ayıran paradır”. Semirenlerle, sömürenler aynı deliğe işerler. Verirken eli bir yana, dini titreyenler adillikten bahsederlerse eğer, ölüyü gıdıklamış olurlar sadece. Sosyalist bir patron düşünemiyorum,  işverenseniz eğer, kafadan kapitalistsiniz zaten. Emek tacirleri eşitlik adına icazet veremezler. Herkesi, her şeyi kendinin sanmak “eşyanın tabiatına aykırıdır” lakin gel de anlat. Doktrinler din değildir, inanç kişinin itikadıyla alakalıdır. Pireden yağ çıkaran bezirgânların, gözyaşları sahte, nutukları aleyhtedir hep. Bu yüzden kerliferli zatların yapmacıklığına içerliyorum. Sınıfsız okul olmaz ama temelli de ikmale kalınmaz ki! 

Sözün ve işin özü:  Öyle bir toplumuz ki kafayı bulduk mu veya bozduk mu: “hepimiz kardeşiz” türküsü yakıyoruz, savunduğumuz ideolojilere ters düşen şeyler yapıyor, emekçiyle alay eden Solcular, “şehitler ölmez vatan bölünmez” diye slogan atan asker kaçakları Sağcılar oluveriyoruz hemen!