Gülce Edebiyat Akımı

Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
AKP Binasından Kentlerimize

Mustafa Ceylan


AKP binasının dış cephesindeki işaretlerin masonluk amblemi olup olmadığını tartışmaktayız. Aslında bu tartışma sırasında; bina dış cepheleriyle ilgili önemli bir konuyu da ben gündeme getirmek istiyorum.



O da kent planlamacılığında ve mimaride bugüne kadar yapılan saçmalıklar ve vurdumduymazlıkla nasıl beton yığını şehirler yaptığımızı ve o yığınların içine insanlarımızı hapsettiğimizi gündeme getirmenin tam zamanıdır diyorum.



Mevlâ, biz insanlara her gün tam 24 altın vermiş, aklınızı kullanın, yaşayın diye. Ömür takviminin yaprakları süresince bu 24 altını her gün, 24 saat olarak kullanmakta; adeta bir haramzade gibi savurmaktayız.



İnsanımız 24 saatin 8 -10 saatini evinde geçirirken; geriye kalanını yani 14-16 saatini yaşadığı kentte geçirmektedir, değil mi? Kâh iş yerinde, kâh çarşıda-pazarda, yolda, arabada, parkta… Yani, 24 altının çoğunu kentte harcamaktayız.



Nasıl ki, evimize aldığımız bir mobilya, eşya bizim zevkimizi, beğenimizi yansıtırsa; bizim anlayışımızı, kültürümüzü ortaya koyarsa; evimizin düzeni-tertibi temizliği kişiliğimizin aynasıysa; acaba kentimizde, acaba hepimizin "ortak evi" olan yaşadığımız yerde ne var, ne yok?



Evimizin oturma odası, misafir odası, banyosu, wc si varsa kentimizin de meydanları, parkları, lokantaları, parkları, umumi tuvaletleri var.



Camları, kapısı, odasındaki eşyaları toz ve pislik içinde bir evde yaşamak ister misiniz? Elbette istemezsiniz! Ya şehrimizin vitrini(camları), meydanları, turistik ve doğal güzellikleri nasıl? Ya binalarımızın dış cepheleri nasıl?



Şu büyük şehirlerimizin haline bakın. Soğuk, şekilsiz, kişiliksiz, zevkten ve estetikten uzak. Üstelik bir de aktif deprem kuşağındayız, “Veli Göçer”ler, Hicret Apartmanlarıyla dolu kentlerimiz… O işin teknik tarafı. O “yapı denetim” tarafı. O konuya da ayrıca bir yazımızda değineceğiz. Değineceğiz ama, şu AKP binasının dış cephesindeki birkaç işareti tartıştığımız kadar, tonlarca servet harcadığımız, bir ömrümüzü, çoluk çocuğumuzu barındırdığımız evlerimizin “dış cepheleriyle” asla ilgilenmiyoruz. İlgili, yetkili belediyeler de bu konuda “bana ne!”ci…



Bir günlük zamanımın çoğunu geçirdiğim kentimdeki mobilyalara, binaların görünümlerine bakın, renklerine bakın. Hastalık hastası renkler… Hastalık, umutsuzluk ve bezginlik veren şekiller, desenler. Şu pençere ve duvar detaylarına bakın. Balkon görüntülerine bakın.



Biz bu mimarları, biz bu kent planlamacılarını sadece para kazansınlar ve milleti, milletinin mazisini, kültürünü, ortak zevklerini, beğenisini unutsun diye okutmadık. Yazık valla !...



Bizleri, beton yığınları içine hapsetmeyi maharet sayanlara yazık!



Sabah kalkıyorum, balkona çıktığımda karşımda dev bir bina. Soğuk, betondan, şekilsiz… Çile solumakta ve yorgun… Pencereler, pencere kenarlıkları, kapılar, balkonlar dert taşıyor… Dış cephenin renkleri bile buz gibi…



Proje müellifi olmak, hazırladığı projeyle övünmek, ona namusu gibi bakmayı gerektirir…



Kucak dolusu para alıp ta, halkımızı bu çağdışı, bu çarpık kibrit kutularına hapsedenleri esefle kınıyorum!



Bence, her kentin; hattâ her sokağın bir karakteri bir sunumudur binaların dış cepheleri. Evimiz bizi, ailemizi yansıtıyorsa, hepimizin yaşadığı kentte hepimizi temsil ediyor.



Peki bu projeciler, bu planlamacılar uzaylı mı?



Hani nerde meslek odaları? Siyasetten, mitinglerden vakit bulamayan bu meslek kuruluşları projeleri vize ederken "mühür" olmaktan başka ne iş yaparlar?



Bir mühendis olarak haykırıyorum ve diyorum ki, mesleğimiz : ekmeğimiz; mesleğimiz : haysiyetimiz ve mesleğimiz : ülkemizin geleceğidir.

Mesleğimizi, ülkemizi tesadüflere ve kısa zamanda para kazandıran bir anlayışa bırakmamalıyız.



Nerde bizim tarihimiz? Hani nerde, neden çıkmaz dünya ölçeğinde bir Mimar Sinan’ımız? Bu "soba kiri renkli" kentleri, bu anlamsız şekilleri çizenler de estetik, güzellik, hoş olma, insanları mutlu kılma, sağlıklı, güzelden güzel ve çağdaş kentlerde yaşatma düşüncesi hiç mi olmaz? Hiç mi?!



Mermere, sütuna asırları yenen şekli, güzelliği veren o üstadlar tarihin derinliklerinde kaldılar belli.



Bizimkiler olsa olsa dünyanın bilmem neresinde ölmüş o ülkenin liderine, siyaset yapmak adına "ağıt" düzerler, sokaklara çıkıp eylem yaparlar da; bizim insanımızı düşünmezler.



AKP binasının camlarındaki şekle değil, o binanın içinde yapılacak listelerden seçilecek ve kent mevzuatlarını hazırlayacak vekillere bakmalıyız.



Ben, vatandaş olarak; bu ömrümü çürüten, üzen hastalıklı kentlerde yaşadım; geldim giderim işte; bari çocuklarım, bari torunlarım güzel kentlerde yaşasın…