Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: SAADET ÜN
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Urfa'ya Hasret Kalan Şair

30 Ekim 2008 Perşembe Saat 18:17

Şanlıurfa’lı şair Saadet Ün Şanlıurfa’ya özlemini şiirlerinde yaşatıyor.


Yusuf paşa mahallesinde doğan ve annesinin anlattıkları ile Urfa’yı şiirlerinde canlandıran Saadet Ün “Urfa’yı sadece çok küçükken gittiğim balıklı gölüyle hatırlıyorum. Balıklara yem atmıştım.” diyor.

UrfaHa muhabirinin sorularını yanıtlayan Ün, Şiir yazdığım sitelerde doğum yerim Şanlıurfa’yı yazıyorum, Urfa benim için çok önemli. Bu hasret beni şair yaptı. Bir türlü gelmek kısmet olmadı. Dedemin evi yani annemin babasının evi. Bir de dedemin ve ninemin mezarlarının Urfa’da olduğunu ama yerini hatırlamadığını söylerdi.” diye konuştu.

Şanlıurfa’yı ancak resimlerden tanıyan 45 yaşındaki ödüllü usta şair “Sıra gecelerini izlerken çok duygulanıyorum,” dedi.

Kendisinden önce doğan 4 kardeşinin ölümünden sonra dünyaya geldiğini ve ailesinin tek çocuğu olarak kaldığını dile getiren 2 torun sahibi Ün, “Çukurova’ya ırgatlık için gelen ailem daha sonra Urfa’ya dönmeyip İskenderun’a yerleşti. Bebeklik döneminden sonra çocukluğumu babasız geçirdim. Ortaokul 2. sınıfta okulu terk etmek zorunda kalarak, daha çocuk yaşta evlendirildim. Okuldan ayrılarak evlendirilmem içimdeki okuma isteğini söndürmedi. Eğitimin her yaşta sürmesi gerektiğine inandığım için yıllar sonra dışarıdan okumaya başladım. Ortaokul, Düz lise ve Kız Meslek lisesi çocuk eğitimi bölümünden sonra Açıköğretim fakültesinden mezun oldum.” dedi.

Halen bir kamu kuruluşunda görev yapan Ün şiire ilkokul çağlarında başlamış. Aile, ev, okul, arkadaş konularıyla ilgili şiirler yazan Urfalı şairin şiirleri antoloji.com sitesinde ve diğer kültür, sanat ve edebiyat sitelerinde yayınlanıyor. Eskişehir ve Kütahya’daki Şair ve yazarlar birliği üyesi olan Üz ayrıca İlesam’a da üye.

Mayıs 2005 yılında Evraca yayınevinden çıkan “Kadınlığım” isimli şiir kitabı bulunan şair Ün, 2007 yılında Sabit İnce Edebiyat ödülleri yarışmasında birinci mansiyon ödülü, 2007 yılında 4. Antalya şairler buluşması Sevim Erdoğan Tezel yarışmasında “Yoruldum Ey Yar” şiiriyle jüri özel ödülü, Anayurt gazetesi Gündüz kitapevi’nin açtığı şiir yarışmasında ise “Tütün yaram Üstüne” şiiriyle mansiyon ödülü almış.

Çeşitli edebiyat dergilerinde, değişik illerin yerel gazetelerinde ve şiir antolojilerinde yayınlanan şiirleri serbest ve hece ölçüsünde.

Şiiri hayatın bir gerçeği olarak gören Saadet Ün, kimi zaman gerçekleri, kimi zaman sadece duygularını, kimi zaman hayallerini birlikte yoğurup bir nebze bugüne ve sonraki nesillere aktarmaya çalışıyor.







URFALIYIM

Garip bir ceylanım kendi hâlimde
Ne şah'da gözüm var ne de âlimde
Töhmetli yazmıyor gül cemâlimde
Urfalıyım diye germe yiğidim!
Gerip de yerlere serme yiğidim…


Haddimi bilirim boyumu aşmam
Serab-ı vâhada aşk ile coşmam
Yolda koyanların ardından koşmam
Urfalıyım diye sarma yiğidim!
Sarıp da gönlümü yorma yiğidim…


Çölde susuz kalsam haram su içmem
Üç beş kelâm ile kendimden geçmem
Hinliğin olsa da hinliği seçmem
Urfalıyım diye burma yiğidim!
Burup da sinemi yarma yiğidim…


Yoluna garazlı salmadım asla
Al gülü dalından yolmadım asla
Gaileye sebep olmadım asla
Urfalıyım diye yerme yiğidim!
Yerip de defterim dürme yiğidim…


Harami değilim yoluna çıkmam
Düşmanın değilim ocağın yıkmam
Vallahi yüzüne kin ile bakmam
Urfalıyım diye vurma yiğidim!
Vurup da dalımı kırma yiğidim…







**BAYRAĞIM



Ey şanım! Ey şerefim! Vatanımın gururu,
Rengini şehidimin kutsal kanından alan.
Gökyüzünün al gülü, Türkiye'min süruru,
Canım kurbandır sana, yeter ki sen dalgalan...

Nice kara günleri, ay yıldızın altında,
Laz'ı, Türk'ü, Çerkez'i, Kürdüyle aşmadık mı?
Cennet mertebesini, aramadan altın da,
Şehit'liğe can ile, çarıkla koşmadık mı? ...


Düşene dek toprağa, kanımın son damlası,
Bayraktarın olurum, son nefesime kadar.
Uğruna, göz kırpmadan, milletimin cümlesi,
Bin canı olsa bile, binini sana adar...

Azametin kapladı, topyekûn kâinatı,
Gölgende huzur buldu, kentli, köylü, göçeri.
Şehidimin yüz akı, ülkemin teminatı,
Dalgalan eda ile, es sinemden içeri...

Kimin haddi renginin başına çorap örmek!
Kim sana kin güderse, hışımla tepeceğim.
Yarın mahşer gününde, nasip olursa görmek,
Bayrak ve şehidimin alnından öpeceğim...





**“OL” İLE “ÖL” ARASI



Zaman kaç'a kuruldu, neresindeyim anın?
Kalk gözlerimden gaflet! Kopmadan kıyametim.
“Ol” ile “Öl” arası, kıymeti yok ki canın,
Ehli toprak rızkıyken, hem kemiğim hem etim…

Seyrettiğim âlemin nesine bu sevincim!
Beklerken dâr-ul bekâ, boşa geçen bu ömrü.
Kilitlenince dilim, kaybolunca bilincim,
Mümkün mü icra etmek, kula verilen emri…

Ah karaya belenen, saçlarımın beyazı!
“Sırat” akla düştükçe, tel tel diklenmektedir.
O ateş ki aratır, hem karı hem ayazı,
Lakin hâlâ günahlar, nefse eklenmektedir…

Yakasız bir gömlekten başka neyim olacak?
Günahı sırta vurup, göçerken şu devrandan.
Şimdi gülen dudaklar, toprak ile dolacak
Kim kurtaracak beni! Mizandaki o andan…

Zulmetten kurtul nefsim, koş delâlet-i nass’a,
İbretle gör ve dinle, her günah öyküsünü.
Sin’de Münker ve Nekir, başa vurmadan asa,
Silkin de at üstünden, gafletin uykusunu! ...





**MUHASEBE





Bindim dörtnala giden günah atına,
Gaflet ile günaha bandım Ya Rabb’im! ...
Elim boş, yüzüm kara varsam katına,
Affetmez kovar isen yandım Ya Rabb’im! ...

Gönlüm hoş olsun diye kanınca dile,
Dört bir yanımı sardı şer ile hile,
Beş vakit’e sırt döndüm bahane ile,
Sana varmayan yolda dondum Ya Rabb’im! ...

Ölüm, saç ağardıkça akla düşüyor,
Karanlığım artıyor, canım üşüyor,
Zayi olan gençliğim yürek deşiyor,
Basamağım kalmadı, indim Ya Rabb’im! ...

Silemezsem üstümden kir ile pası,
Başıma bir bir insin hesap sopası,
Aldatıp durdu beni dünya ziyası,
Gün bitmez, devran sürer sandım Ya Rabb’im! ...

İçime düşüverdi can vaveylası,
Ömrümü tüketti ah nefsin belası!
Tövbesiz okunmasın ruhum sâlası,
Yana yana adını andım Ya Rabbim! ...



**YORULDUM EY YÂR!





Yer etti yüzümde acı bir gülüş,
Sorma hâllerimi, gerildim! Ey yâr
Ömrümü tüketti umuda dalış,
Dizimde takat yok, yoruldum! Ey yâr

Gidişinle arttı gönülde közüm,
Kilitlendi dilim, kalmadı sözüm,
Can'a ne ettim de gitti can özüm;
Ardından yerlere serildim! Ey yâr

Yazık ki kalmamış sevdaya vefa,
Dönüp de bakmadın yüze bir defa,
Sensizlik zor, bil ki ömrüme cefa,
Cebinde defterdim, dürüldüm! Ey yâr

Onulmaz yaramla baş başa kaldım,
Ruhumu sırtlayıp, zulmete daldım,
Oysaki sılanda bir garip kuldum;
Sıladan gurbete sürüldüm! Ey yâr

Ya sabır! Desem de kalmadı sabrım,
Mağlup etti hayat, bitmedi kahrım,
Kucak açsın artık, beklesin kabrim;
Aklımla ölüme kuruldum! Ey yâr





**YARIN GEÇ OLMADAN





Kaynıyor kazanlar, içinde oyun,
Düşman çoban olmuş, hepimiz koyun,
Atın silahları! Kardeşe uyun;
Yarın geç olmadan sırt sırta verin.

”Sen – ben” diye bizi ayırıyorlar,
Bizden başkasını kayırıyorlar,
”İnsan Hakları”yla sıyırıyorlar;
Yarın geç olmadan sırt sırta verin.

Bunları bize dost sanacak mıyız?
Şu AB yalanına kanacak mıyız?
Göz göre göre de yanacak mıyız?
Yarın geç olmadan sırt sırta verin.

Ülkemin ölçüldü boyu ve eni,
Unutma geçmişi, hastaydık hani!
Parçalanmak için baştaydık yani,
Yarın geç olmadan sırt sırta verin.

Bu günü seyreyle, dündeki izde,
Şimdi sıra onda, yarınsa bizde,
Gücümüz var iken, kol ile dizde;
Yarın geç olmadan sırt sırta verin.

Sahipsiz kalırsa bayrak ve vatan,
”Kemiğim sızlar! ” der, toprakta yatan.
Unutun diye mi can verdi atan?
Yarın geç olmadan sırt sırta verin! ...





**TURNA KANADINA SEVDA YÜKLEDİM





Bir türkü olaydım sazın telinde,
Mızrap mızrap beni çalaydın Ey Can! ...
Ah şu yüreğimin gurbet elinde;
Arayıp da beni bulaydın Ey Can! ...

Çıktığın dağlara ben de geleydim,
Dalın, tomurcuğun, gülün olaydım,
Yaslanıp sinene o an öleydim;
Nefesinle hayat olaydın Ey Can! ...

Dağları aradan çekmek isterdim,
Dizinin dibine çökmek isterdim,
Yürekte ne varsa dökmek isterdim;
Hâl bilip sesime geleydin Ey Can! ...

Kokun gelsin diye yeli bekledim,
Turna kanadına sevda yükledim,
Bir de hasret ile buse ekledim;
Alınca vuslata dalaydın Ey Can! ...

Sebeb-i hayatım, yürek sızımsın,
Elim-ayağımsın, iki gözümsün,
Harf harf, hece hece bitmez sözümsün;
Mısra mısra tene dolaydın Ey Can! ...





**KALEMİN ELEMİ



Islattıkça yüzümü, âh'ın hüzün yağmuru,
Seni sana bıraktım, sılamdan göçüyorum.
Sen sağ ol, ben öleyim, benim aşkın mağduru!
Sensizim, tüm dünyanın zehrini içiyorum...




Lâl dilim çözülüyor, çığlık çığlık geceye,
Hasretin, dört başıyla, karşıma dikiliyor.
Kalemin eleminden, yas çöküyor heceye,
Yıkılıyor duvarlar, üstüme dökülüyor…

Bir el at şu gönlüme, kara gündeymiş diye,
El at ki ezilmesin altında şu kederin.
Gafil olma, bir düşün: “Gerçek aşk neymiş? ” diye,
Gül diye kokladığın(!) gönülde var mı yerin? …

Diz çökse de önümde, bin bir beyle, beyzade,
Sevdam yürektir benim, yüreğimse sendedir.
İçtiğim süt helâldir, doğurmam haramzade,
Gönlüm ne şan-şöhrette, ne pul, ne bedendedir…

Fakat çok da açımdır, bir avuçluk şefkate,
Hüznümün kucağında, ilgine muhtacımdır.
Yâr! Uzatsan elini, dokunsam hakikate,
Tenindeki huzura, sevgine muhtacımdır….

“Unuttum! ” deme sakın, unutmuş olamazsın!
Rüyalarıma dalıp, alnımdan öptüğünü.
İnkâr edersen eğer, huzuru bulamazsın!
Ne Rabb’im, ne de kalbim, affetmez yaptığını...

Gittin! Peşine düştüm, olmayan sabahımın.
Dönmezsen bu bedende, bu can nihayet bulur.
Gel! Ağır ağır yürü, seyrine dal ruhumun,
Ruhum ki ayağının tozuyla hayat bulur…

Şimdi diyeceksin ki; “Nedir senin merâmın? “…
Bu seslenişim ne ki, sen bir de hâlimi gör!
Sebebini anlattım, gönüldeki yaramın,
Tükenen umudumda, kırılan dalımı gör! ...


---------------
kaynak:uRFA hABER