Yeni Cevap 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
AŞIK EDEBİYATI-DERGİ ÇALIŞMASI-2

Site Yönetimi Çevrimdışı
Admin
*******


Mesajlar: 12,147
Katılım: Jan 2008
Mesaj: #1
AŞIK EDEBİYATI-DERGİ ÇALIŞMASI-2

YAŞAYAN AŞIKLARIMIZ

Mevlüt İhsani

1928 yılında, Şenkaya’nın (1950 yılına dek Sarıkamış’a bağlı olan) Çermik köyünde doğdu. Asıl adı Mevlüt Şafak’tır. Resmi kayıtlarda doğum tarihi olarak 1933 geçmesine karşın, Mevlüt İhsani, gerçek doğumunun 1928 olduğunu belirtmektedir.

Mevlüt İhsani, ilkokul 3. sınıfa gittiği dönemde arkadaşlarıyla oynarken bulduğu bir kapsülün patlaması nedeniyle gözlerini yitirdi ve sol elinin 3 parmağı yaralandı. Gözleri görmemesine karşın köydeki bir marangozun yanında çıraklık yaptı. 13 yaşında ise köy imamının yardımıyla Kuran öğrenmeye başladı. Bu dönemde komşusunun kızına aşık oldu.

Küçüklüğünden beri, köyüne gelip giden aşıklardan etkilenip şiire ilgi duydu. Özellikle Bardızlı Nihani, Narmanlı Musa, Aşık Yusuf gibi aşıklar bunların önde gelenleridir.

Gördüğü bir rüyada sonra, doğaçlama söylemeye başladı. Annesinin teşvik etmesiyle bağlama öğrenen Mevlüt İhsani’ye, bu konuda özellikle Alişan Usta adlı aşığın çok yardımı oldu.

25 yaşlarında ise rüyasında Alvarlı Mehmet Lütfi Efendiyi gördü. Bunun üzerine Erzurum’a giderek Lütfi Efendiyle görüştü. İhsani mahlası da Lütfi Efendi tarafından verildi.

1966 yılından beri Konya Aşıklar Bayramına katılan Aşık Mevlüt İhsani, döneminin ünlü aşıklarıyla karşılaşmalar yaptı. Gelenekler çerçevesinde de birçok aşık yetiştirdi.

Birçok yarışma ve şenlikte çeşitli ödüller alan Aşık Mevlüt İhsani, Türkiye dışında da bazı şenliklere katıldı.

1974 yılında Kars Çimento Fabrikasında başladığı santraldeki görevinden 1981 yılında malulen emekli oldu. Önce Erzurum’a yerleşen Mevlüt İhsani, son yıllarda İzmit’te yaşamaktadır.

Mevlüt İhsani’ye ilişkin Dilaver Düzgün tarafından »Aşık Mevlüt İhsani, Hayatı, Sanatı ve Şiirlerinden Seçmeler« adlı bir kitap yayımlandı.

Sevdiğim
Aşkın pervanesi döner serimde
Döndükçe od verir cana sevdiğim
Sevdan yüreğimde Kafdağı gibi
Deprenmiyor hiçbir yana sevdiğim

Ben senin derdinden oldum derbeder
Ne dizimde takat kaldı ne de fer
Gözlerin aşk oku kirpiğin hançer
Sevdan hedef tutmuş bana sevdiğim

Vurma aşk süngüsü akar al kanım
Ah u feryat ile çıkmaz mı canım
Ateşim yanıyor yoktur dumanım
Dolanırım yana yana sevdiğim

Yığılsa sarraflar bilmez kıymetin
Mağripten maşruka söylenir adın
Dostu bulmak kolay dost olmak çetin
Merhamet et şu İhsan’a sevdiğim

Üzgünüm
Gidenleri eyleyemez
Yollar üzgün ben üzgünüm
Dertlerini söyleyemez
Diller üzgün ben üzgünüm

Cahil olan söze kanmaz
Yüz yaşar yine uyanmaz
Uçtu sunam geri dönmez
Göller üzgün ben üzgünüm

Kumaş seçtim çıktı parça
Ne kol çıktı ne de paça
Bağrım gibi parça parça
Şallar üzgün ben üzgünüm

Bunca gelen yiğit n’oldu
Kaderin dediği oldu
Bülbül uçtu gül de soldu
Güller üzgün ben üzgünüm

Mevlüt İhsan kara yazım
Yok kadere itirazım
Kara kılıf kara sazım
Teller üzgün ben üzgünüm

Yar
Ağlaya ağlaya geldim yanına
Akan gözyaşımı silemedin yar
Zalimlik düşer mi senin şanına
Açtın da yaramı bilemedin yar

Ben seni severdim sen de yad eli
Seni de götürdü sevdanın seli
Gönül kemanına zülfünden teli
Çektin düzen ettin çalamadın yar

Ben sana yaklaştım sen benden kaçtın
Tazgın ceylan gibi dağlardan aştın
Coşkun nehir gibi köpürdün taştın
Gönül bahçesini sulamadın yar

Mevlüt İhsani’yi yaktın arada
Ben burda gamlıyım sen de orada
Aşık olan eremezmiş murada
Sen de muradını alamadın yar
Şeref Taşlıova

10 Nisan 1938’de Kars’a bağlı Çıldır ilçesinin Gülyüzü köyünde dünyaya geldi. Hacı Bey ve Nergis Hanım’ın üçüncü çocuğudur. 1949 yılında, ilkokul öğrencisi iken 23 Nisan Çocuk Bayramında, Çıldır’da türkü söylemeğe başladı.
1954 yılında, Çıldırlı Âşık Şenlik’in oğlu Âşık Kasım’dan âşıklık geleneği üzerinde ilk bilgileri aldı. 1958–1960 yılları arasında İstanbul’da askerliğini yaptı.
1964 yılında Kars Radyosu’na girerek “Âşıklarla” isimli programlar yapmaya başladı ve bu tür radyo programı çalışmaları aralıksız on yıl devam etti.
1967 yılından itibaren, Konya’da düzenlenen Türkiye Âşıklar Bayramı (39 yıl) ve Uluslar arası İstanbul Festivali (21 yıl) gibi ülke çapında sürekli olarak organize edilen programlara aralıksız katıldı.
Kars Eli dergisinde Çıldır Gölü Efsaneleri neşredildi.
Yurtiçinde ve yurtdışında düzenlenen birçok festival, program ve organizasyonlara katıldı: 1987 yılında, Marl Belediyesi’nin resmi davetlisi olarak Almanya’ya gitti. UNESCO’nun 1988’de hazırladığı Dünya Sanat Dizisi’nde, Türkiye’deki âşıklık geleneğini temsil etme görevi Şeref Taşlıova’ya verildi. Birincisi 15-21 Kasım 1989’da, ikincisi 4-7 Temmuz 1996’da, üçüncüsü de 1-13 Temmuz 2005 tarihleri arasında İngiltere’de düzenlenen “Uluslararası Hikaye Anlatma Festivali”ne (International Story Telling Festival) katıldı. 21-23 Haziran 1996 tarihinde Danimarka’da yapılan ve 24 ülkenin iştirak ettiği Vikinglerin Doğuş Günü ve Gün Dönümü Geleneği Festivali’ne Türkiye’yi temsil etti. Singapur’da, 1996 yılında düzenlenen festival bu alanda katıldığı diğer bir uluslar arası organizasyondur. Bugüne kadar altın ve gümüş olarak 145 madalya, 120 plaket ve şilt, 180 taktir-teşekkür belgesi kazandı.
Yurtiçindeki üniversitelerde hakkında hazırlanan mezuniyet ve yüksek lisans tezlerinin yanı sıra; Amerika Indiana Üniversitesi tarafından 1983’te, Almanya Berlin Üniversitesi tarafından 1987’de, Anadolu âşıklık geleneğinin temsilcisi olarak şiirleri derlendi.
Ulusal ve uluslar arası nitelikte düzenlenen folklor ve halk edebiyatı sempozyum ve kongrelerinde tebliğler sundu.
Şiirleri ve çeşitli konularda kaleme aldığı yazıları, Kars Eli, Türk Edebiyatı, Çağrı, Millî Kültür, Pınar, Kemalist Atılım, Türk Dili, İnanç, Güneysu, Maya, Tarla, Gülpınar, Çoruh, Türk Folklor Araştırmaları, Halk Evleri, Meşale, Erciyes, Yeni Çizgi, Köz, Türk Folkloru, Kök, Ana gibi edebiyat tarihimizde önemli yere sahip dergilerle, çeşitli ansiklopedi ve antolojilerde neşredildi. Yurt içinde olduğu gibi, yurt dışında yayımlanan gazetelerde de hakkında yazılar yazıldı.
Kültür Bakanlığı tarafından “Gönül Bahçesi” isimli bir şiir kitabı 1990 yılında yayımlandı. Prof. Dr. Fikret Türkmen, Nail Tan ve Dr. M. Mete Taşlıova tarafından hazırlanan “Âşık Şeref Taşlıova’dan Derlenen Halk Hikâyeleri” isimli kitap, Türk Dil Kurumu tarafından, 2008 yılında yayımlandı. Dr. M. Mete Taşlıova tarafından hazırlanıp, 2006 yılında Millî Eğitim Bakanlığına yayımlanması için sunulan “Âşık Şeref Taşlıova Hayatı ve Şiirleri” isimli kitap ise, neşredilmeyi beklemektedir.
İlk olarak 1971 yılında “sanat elçisi” olarak resmi görevlendirmeyle başlayan yurt dışı gezileri; Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Fransa, İsviçre, İsveç, Avusturya, Danimarka, Almanya, İngiltere, Singapur, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırgızistan, İran ve Türkmenistan gibi ülkelere toplam olarak yirmi beş defa gerçekleşti.
Başta TRT olmak üzere, özel radyo ve televizyonlarda yayınlanan çeşitli programlara katıldı. TRT tarafından hazırlanan “Ozanın Kopuzundan Âşığın Sazına” isimli programın danışmanlığını ve “Âşıklık Geleneği” programının metin yazarlığını yaptı. Japon NHK Televizyonunun farklı tarihlerde çekimini yürüttüğü “İpek Yolu” ve “Tarihin Altın İzleri” belgesellerinde çekimi yapıldı. İngiliz BBC Televizyonunun hazırladığı “Alexander (İskender’in Ayak İzleri)” isimli yapımda Türkiye konulu bölümlerinde rol aldı. Alman ATT ve ZDF Radyolarında, İngiliz BBC Tur Radyosunda programlara katıldı. 2001 yılında, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun katkılarıyla, Başbakanlık Atatürk Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından hazırlanan Meddahlık ve Meddah Hikâyeleri (Storyteller and the Craft of Story Telling) isimli projede kaynak kişi olarak icrada bulundu.
1981 yılında, Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı nedeniyle, TRT’nin düzenlemiş olduğu “Atatürk” konulu şiir yarışmasında, “güzelleme” dalında “Biri Anadolu Biri Atatürk” isimli şiiriyle Türkiye birincisi oldu. Ayrıca, buna benzer birçok dalda şiirleri birincilik ödülleri kazandı.
Yine, 1981 yılında Müzik-San Vakfı; 1996 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından “Yılın Sanatçısı” seçildi. Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı tarafından 2000 yılında “Türk Dünyasına Hizmet Ödülü” ile ödüllendirildi. 2005 yılında, Tarsus’ta, “Karacaoğlan Türkmen Şöleni’nde Yılın Sanatçısı” ödülünü aldı.
İlk olarak 1964 yılında Atatürk Üniversitesi ile başlamakla beraber; Erciyes, İnönü, Dicle, Hacettepe, Gazi, Çanakkale 18 Mart, Celal Bayar, Dokuz Eylül, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (İngiliz Dil Bilimi), 19 Mayıs, Selçuk, İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Trakya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Ankara, Londra Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi, Singapur Üniversitesi, Berlin Üniversitelerinde âşıklık geleneğine dair seminerler vermiş, akademik personel ile öğrencilere programlar yapmıştır.
Şeref Taşlıova, kendi tasnif ettikleri de dahil olmak üzere, bir çok hikâye, efsane, masal bilmesinin yanı sıra, ayrıca, yaklaşık 150 civarında âşık havası (makamı) konusunda da kaynak kişi durumundadır.
Türkiye ve Avrupa’da toplam olarak kırka yakın plak ve ses kaseti yapılmıştır.
1987’de faaliyete başlayan Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliğinin kurucu üyesidir. Bu kuruluşun 1999-2001 yılları arasında Teknik Bilim Kurulu Başkanlığı görevini yapmıştır. Kurulduğu günden bu yana, her iki yılda bir yapılan seçimlerle yenilenen yönetim kademelerinde görev alan Şeref Taşlıova, 2003 yılı genel kurulunda da Teknik Bilim Kurulu üyeliğine ve sonrasında da başkanlığına seçilmiştir. Hâlen Teknik Bilim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmektedir. 2003 yılında, Türk Dil Kurumu, Karaman Valiliği ve RTÜK işbirliği ile organize edilen “Türk Diline Hizmet Ödülü’ne layık görülmüştür. 01-05 Mayıs 2006 tarihleri arasında, Türkmenistan’da “Karacaoğlan 400. Anma Yılı” programına katılmıştır. 24-27 Eylül 2008 tarihleri arasında, Kazakistan’ın eski başkenti Almatı’da düzenlenen “Kazakistan Konservatuarının Kuruluşunun 20. Yılı Kutlama Törenleri”nde, davetli olarak icrada bulundu. 17 Ocak 2009 tarihinde, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi-TÜRKSOY Genel Müdürlüğü tarafından, Ankara’da düzenlenen “15. Yıl Kutlamaları”nda, “Türk Dünyasından Türkiye’yi Temsil Eden Sanatçı” sıfatıyla program yapmıştır. Yine Türkmenistan’da, 01-04 Nisan 2009 tarihleri arasında Aşkabat’ta düzenlenen “II. Uluslararası Türkmen Yayla Festivali” etkinliklerine katıldı.
Kültür Bakanlığı Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosu Sanatçısı olarak 1990 yılında başladığı görevinden, 2003 yılında emekli olmuştur.

HAN KÖŞESİNDE

Kurumaz âşığın gözünde yaşı,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.
İçinden tükenmez âhı, ateşi,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.

Derdini anlatır, sözünü satar,
Erkenden yol alır, menzile çatar,
Ya hastalar, ya yorulur, ya yatar,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.

Âşıklar gurbette ağlamaz neyler,
Üç beş ahbap bulur derdini söyler,
Türküler çağırır, muhabbet eyler,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.

Gelin dostlar, benim derdim var diyer,
Geniş dünya tek başıma dar diyer,
Gündüz hayal eyler, gece yar diyer,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.

Bu aşk ile ah çekerim inlerim,
Bir söylerim, iki durup dinlerim,
ŞEREF der ki böyle geçti günlerim,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.


BİRİ ANADOLU BİRİ ATATÜRK

Biri bülbül oldu, birisi güldür,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.
Biri sevgilidir, biri güzeldir,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.

Biri arı oldu, birisi kovan,
Biri yaralının derdine derman,
Biri büyük asker, büyük kumandan,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.

Biri örnek oldu bütün cihana,
Biri Türk milleti adına, ana,
Biri can adadı nazlı vatana,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.

Biri kucaklayan, birisi saran,
Biri aranılan, birisi soran,
Biri kurtarılan, biri kurtaran,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.

Biri savaş yaptı bizi kurtardı,
Biri bin bir türlü meyveler verdi,
Biri üzerine bir devlet kurdu,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.

Biri bize kurdu cumhuriyeti,
Biri ecdadımın yurdu, cenneti,
Biri bize verdi bu hürriyeti,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.

Biri insanlığa örnekler katar,
Biri bu ŞEREF’in kalbinde atar,
Biri birisinin bağrında yatar,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.
1981’de “Atatürk’ün Doğumunun 100. Yılı”nda, TRT’nin düzenlediği “Atatürk” konulu şiir yarışmasında Türkiye Birincisi seçilmiştir

HAYAL ŞEHRİ

Bir hayal şehrine uğradı yolum,
Topraktan yağmurlar yağar havaya.
Serçe tırpan almış, ördek tırmığı,
Deve ayak üstü çıkmış yuvaya.

Bir karınca gökte turna avlıyor,
Örümcekler kurt peşine havlıyor,
Fare gitmiş balinayı avlıyor,
Su içerken bir fil düşmüş kovaya.

Zürafa teknede yoğurmuş hamur,
Sincap duvar yapar, aslan da çamur,
Leylek kaplanlara çıkarmış emir,
Demiş hemen, çadır kurun ovaya.

Çekirgeyi çoban tuttum koyuna,
On beş metre şal istedi boyuna,
Topal sinek davet etmiş köyüne,
Akrep lokman olmuş, çıkmış devaya.

Keklik otel açmış, ceylan müşteri,
Baykuş gelenleri alır içeri,
Geyik meddah olmuş açar hüneri,
Kelebekler el kaldırmış duaya.

Âriftir benim bu sözümü bilen,
Anlayıp içinden hissesin alan,
ŞEREF bunu söyler sanmayın yalan,
Tabiatı birleştirdim rüyaya.


Aşık Mustafa Ruhani

Aşık Mustafa Ruhani, 1931 yılında Erzurum'un Tortum ilçesine bağlı Aşağı Sivri köyünde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Mustafa Temel'dir. Babası, aynı köyde çiftçilikle uğraşan, nalbantlık, duvar ustalığı, hızarcılık gibi işlerle de meşgul olan Ahmet, annesi ise Ayşe Hanım'dır. İkisi kız, dördü erkek olan altı çocuklu ailenin ikinci çocuğudur. Ruhani'nin nüfus kaydında doğum tarihi 27.08.1931 şeklinde gösterilmiştir. Ruhani'nin doğum yeri olan Aşağı Sivri köyü, 1966 yılında Çamlıca mahallesi adıyla Tortum ilçe merkezine bağlı bir mahalle haline getirilmiştir.

Çocukluk yıllarında köy imamından Kur'an dersleri almaya başlayan Mustafa, bir süre sonra Kur'an'ı ezberlemek için çaba harcamasına rağmen tamamlayamaz. Köyünde okul olmadığı için ilkokul öğrenimini yapamaz, ancak daha sonra arkadaşlarının yardımıyla yeni harfleri öğrenir. Mehmet adındaki amcasının okuduğu Sümmani ve Yunus Emre'ye ait olan şiirleri dinleyen ve ruhunda bazı kıpırdanmalar hisseden Mustafa, bu dönemlerde sıkça rüya görmeye başlar. Günlerce süren bu rüyalarında nurani bir adam gelerek Mustafa'ya uzun bir elbise giydirmeye çalışır, onu uzaklara, dağlara götürür, kitaplarla dolu olan bir eve sokar ve güzel bir kız ile görüştürür. Mustafa Temel, 1941 yılının Mayıs ayında eline geçirdiği bir dinamit kapsülü ile oynarken kapsülün patlaması sonucunda sol gözü ile sağ elinin üç parmağının uç kısımlarını kaybeder. Ulaşım imkânlarının yetersiz olduğu o günlerde kağnı ile Erzurum'a getirilir ve Numune Hastahanesi'nde bir süre tedavi gördükten sonra köyüne götürülür. 1943 yılında sağ gözünde de rahatsızlık hisseden Mustafa, tedavilerden sonuç alamaz ve sağ gözünün görme yeteneğini de büyük öcüde kaybeder.

Hayatının akışını değiştiren dinamit kazasından sonra büyük acılar çeken Mustafa, ilk gençlik yıllarında da rüyalarında nurani adamın tanıştırdığı kız ile görüşmeye devam eder. Bir hayal perisine benzettiği sevgilisinin aniden gözden kaybolması üzerine "hani ne oldu, nereye gitti, o bir ruh muydu?" diye sorunca nurani adam Mustafa'ya "senin adın Ruhani olsun" der. Bu dönemlerde tenhalarda gezmeyi alışkanlık haline getiren Mustafa, zaman zaman göz yaşlarını tutamayarak Allah'a yalvarır ve aşık olmak istediğini, Sümmani'ler, Yunus'lar gibi şiir söylemek istediğini belirtir. Bazen basit düzeyde kafiyeler meydana getirerek ahenkli sözler söylemesi, birkaç mısralık kırık dökük şiir denemeleri yapması, komşusu olan Haydar Çavuş'un dikkatini çeker. Aşık tarzı şiir geleneğini bilen ve eski aşıklara ait çok sayıda şiiri ezberlemiş olan Haydar Çavuş, Mustafa ile ilgilenir ve ona yardımcı olur. "Ben bir mısra söyleyeyim, sen de ona uygun kafiyeli bir mısra söyle" diyerek onu yönlendirir. Mustafa'ya bir tahta parçasından basit bir saz yapılır, Halil Polat adlı komşunun askerlik dönüşünde getirdiği ince elektrik telleri bağlanır. Böylece onun oyalanabileceği bir oyuncak ortaya çıkar. Saza benzeyen bu alet eşliğinde çeşitli türküleri mırıldanan, kendiliğinden de bazı şiirler söyleyen Mustafa, çevresinde aşık olarak tanınmaya başlar. Zamanla çeşitli düğünlere, eğlencelere çağrılır, ancak henüz ileri düzeyde saz çalamamaktadır. Tortum'un Bağbaşı köyünde oturan ve Ayazi mahlasıyla şiirler söyleyen Muharrem Usta'nın Aşağı Sivri köyüne yaptığı bir ziyaret, Ruhani için ele geçmeyecek bir fırsat olur. Muharrem Usta Ruhani'ye saz çalma ile ilgili genel kuralları öğretir.

Amcasının, komşusu Halil Çavuş'un ve Bağbaşı köyünden Muharrem Usta'nın katkılarıya aşıklık sanatına iyice ısınan Mustafa'nın bir başka problemi daha vardır. Babası onun saz çalmasını ve şiir söyleyerek aşık gibi tanınmasını istememektedir. O, Mustafa'nın fazlaca duygusal bir kişilik kazanarak derbeder bir hayata düşmesinden korkmaktadır. Akrabalarının ve komşularının ısrarı ile babası ikna edilir. 19-20 yaşlarında iken aile büyüklerinin de hazır bulunduğu bir anda uygun ortamın oluştuğunu anlayan Mustafa, sazını alarak babasına hitaben "İzin ver elime alayım sazı / Mızrabım dokunsun telime baba" dizeleriyle başlayan şiirini söyler. Bu, Mustafa Ruhani'nin dörtlükler halinde hece vezniyle söylediği ilk şiiridir. Babasının nezdinde ve aile içinde de meşruiyet kazanan aşıklık, bundan sonra Mustafa için bir meslek haline gelir. Rüyasında gördüğü nurani adam tarafından verilen Ruhani mahlası ile şiirler söylemeye devam eder. 1955 yılının bir Haziran gününün sabah saatlerinde sazının bakımıyla uğraşırken kısmen görebilen sağ gözünün aniden karardığını hisseder.



Odanın pencerelerine bir perde çekildiğini zannederek dışarıya çıkar, fakat yine görememektedir. Tekrar içeriye gelir ve bir süre ağladıktan sonra "Tül perde zannettim ilk bakışımda/Bir örümcek penceremi ağlarken" dizeleleriyle başlayan şiirini söyler. 1960 yılında ise görme yeteneğini tümüyle kaybeder. Mustafa Ruhani, ilk karşılaşmasını Aşağı Sivri köyüne gelen Narmanlı Aşık Divani ile yapmıştır. Daha sonra Tortum'un Çamlıyamaç köyüne giderek Aşık Ümmani ile karşılaşmıştır. Takip eden yıllarda ise Erzurum'daki kahvelerde, özellikle Gölbaşı muhitindeki İspirli Hafız'ın üç köşeli kahvesinde farklı aşıklarla bir araya gelme imkânı bulmuştur. Ruhani'nin karşılaşma yaptığı aşıklardan bir kısmı da şunlardır : Narmanlı Ümmani, Deryami, Laçin Aladağlı, Davut Sulari, Ardanuçlu Efkâri, Mevlüt ihsani, Yaşar Reyhanı, Hüseyin Sümmanioğlu, Nusret Toruni, Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Sefil Selimi, Feymani, Hasan Selmani, Hasreti.

Başta Konya Aşıklar Bayramı olmak üzere Türkiye'nin birçok ilinde düzenlenen aşık toplantılarına ve yarışmalara katılan Ruhani, bu toplantılarda kendini kanıtlayarak çeşitli ödüller almıştır. Yurt dışında da çeşitli programlara katılmış, Almanya, Belçika, Hollanda ve Fransa'da programlar yapmıştır. Bugüne kadar iki plak ve üç kaset hazırlamıştır.
Aşık tarzı şiir geleneğinin gelecek kuşaklara aktarılması için çaba harcayan ve her fırsatta genç meslektaşlarına tecrübelerini aktaran Ruhani, yetiştirdiği çıraklarıyla da geleneğe katkıda bulunmuştur. Zakir Tekgül, Ertuğrul Ataç ve Eyüp Demirer, Ruhani'nin çırağı olan aşıklardır.
Saz çalma ve hazırlıksız şiir söyleme yeteneği çok güçlü olan Ruhani, aynı zamanda iyi bir hikâye musannifi ve anlatıcısıdır. Kendi tasnifi olan Nergis Hanım, Yetim Esma, Yusuf Çavuş ve Zülbiye Hatun hikâyelerinin yanı sıra klasik halk hikâyelerinden birkaçını ve son dönemlerde anlatılan hikâyelerden bazılarını da bilmektedir.

Mustafa Ruhani iki kez evlenmiştir. 1958 yılında gerçekleştirdiği ilk evliliğin altıncı ayında iken eşini kaybetmiş, 1961 de ikinci kez evlenmiştir. Ruhani'nin 3 kız, l erkek çocuğu vardır. Halen Erzurum'da ikamet etmekte olan Ruhani, çeşitli aşık toplantılarına katılarak sanatını icra etmektedir.


ON KURUŞ HESABI

Al bu on kuruşum dolan gurbeti
Şu saydığım her eşyadan var getir
Ben sana bir saat kestim müddeti
Bir saniye geri kalma er getir

Oltu’ dadır kehribarın esası
Tortum’un pestili tatlı kömesi
Pasin ovasında buğdayın hası
Git Tekman’dan tuluh tuluh lor getir

Dumlu dağlarının kimya otundan
Mersin üzümünden İspir dutundan
Urfa’nın beş aygır arap atından
Üçünü bin ikisini sür getir

İnciyi altını dizmeli rafta
Her nereye gitsen bir ay dört hafta
Kepçenin iyisi yapılır Of’ ta
Yüz top teşi elli deste ger getir

On beş kentim olsun kırk tane köyüm
Düzelsin moralim hoş olsun huyum
Susuz denizlerde balık avlayım
Trabzon Maçka’sından tor getir

Bana bıçak lazım yürü Sivas’ a
Rize’ den çay limon bile olursa
Dolaş Kayseri’ yi çık Erciyes’ e
Dibinden gül tepesinden kar getir

Göle’nin medeği zavut hayvanı
Hepsinden yüz sürü olaydı yani
Sarıçamdır Sarıkamış ormanı
Benim kağnı arabama tar getir

Gitti bir kuruşum kaldı dokuzu
Benim için dolaş küre-i arzı
Hasımla savaşım var bazı bazı
Erzurum’ un dadaşından er getir

Sürü sürü olsun kazım ördeğim
Sana izah edem arzum isteğim
Harçlığım on kuruş evleneceğim
Gürcistan’ ın güzelinden yar getir

Saydığım eşyaya olurum razı
Kararmasın talihimin yıldızı
Beraber olmalı aşığın sazı
Küpü büyük kılıfını dar getir

Söylediğim söze deme ki hayır
İlahi babamın gamını kayır
Dört yüz Kırıkkale beş yüz Şitayır
Acentadan mermisini gör getir

Hastalık elinden belim bükülü
Adana ovası pamuk ekili
Isparta’da levin güller dikili
Goncasından beş yüz deste der getir

Sevinirim yüküm cevher taş olur
Aksi helde dünya ban boş olur
Horasan şehrinde halı hoş olur
Sağlığımda ayvanıma sar getir

Has olurmuş Erivan’ın meyvesi
Beş yüz elli yastık acem kınası
Bana lazım Ahıska’nın elması
Git Gence’den kırk bin vagon nar getir

Benim için çark et dolaş dünyayı
Keşfeyle yıldızı parselle ayı
Mekke Medine’ de ara hurmayı
Topla devşir dallarından bar getir

Yemen’den beş yüz ton kahve al bari
Parama mukabil dünyanın varı
Altına kaplanmış hayal dağları
Kenarından kıyısından kır getir

Ruhani de isteğini arz eder
Param bana yeter ölene kadar
Kulağın beri tut sözüme peder
Beş kuruşum kaldı geri ver getir


Aşık Mustafa Ruhani


KALEM
“Dünyaya ün salmış adı
Hükümran hünkardır kalem
Her kapıyı her kilidi
Açan anahtardır kalem

Ağır başlı zümrüt taçlı
Olgun ruhlu altın uçlu
Bütün silahlardan güçlü
Kurşundan ağırdır kalem

Kalem arşı kürsü gezmiş
Kalem tılsımları bozmuş
Kalem kutsal kitap yazmış
Her ilme mahirdir kalem

Kalem sevene yaklaşır
İlden ile ilim taşır
Yetmiş iki dil konuşur
Çok ehli hünerdir kalem

Sabırdır her ilmin başı
Kalem onun arkadaşı
Hele yüzde seksen beşi
Çözülmemiş sırdır kalem

Kalem alemin içinde
Alem kalemin içinde
Kalem kelamın içinde
Yeryüzünde hürdür kalem

Aşık Ruhaniyim bence
Hür irade hür düşünce
Dünya var olmazdan önce
Yaratılmış nurdur kalem


AŞIK NURİ ÇIRAĞI

Âşık Nuri Çırağı 1948 yılının onuncu ayında Erzurum’un Şenkaya ilçesinin Gaziler (Bardız) nahiyesinin Kaynak köyünde doğmuştur. Köyün eski ismi Çermik yeni ismi ise Kaynak’tır.

Asıl ismi Nuri Cihan Karataş’tır. Nüfus kayıtlarına göre doğum tarihi 01.01.1949’dur. Dedesinin ismi Süleyman, babası Muhammet Hamit’tir. Babaannesi Fadime, annesi Emine (Seher) hanımdır. Bir babanın bir çocuğudur. Seher Hanım doğum yaptıktan sonra hastalığa yakalanır. Genç yaşta annesini kaybeder.

İlkokuldan 1960-1961 eğitim öğretim sezonunda mezun olur. Mezun olduğu yıl Erzurum Yavuz Sultan Selim Öğretmen Okulunu kazanır. Annesi yanından ayırmak istemediği için okula kaydolamaz.

Eşi halasının kızı Zennure Hanım’dır. Zennure on beş yaşında Nuri on yedi yaşında iken evlilik gerçekleşir. Bu evlilikten; Emine, Neşe, Mehmet Mansur, Ahmet Nesimi, Ali İmran ve Ömer Faruk adında altı çocuğu dünyaya gelir.

1976 yılında Âşık Reyhani ile Kars’ın kahve kültüründen de etkilenerek Erzurum’da “Âşıklar Kahvesi”’ni açar ve bu kültürün gelişmesine hizmet ederler. Reyhani ile olan birliktelik 1978 yılına kadar devam eder. Bu kahve 1993 yılına kadar kültüre hizmet eder. 1993 yılında Kocaeli’nin Darıca beldesine taşınır. Halen Darıca’da yaşamaktadır.

1994 yılında İstanbul’da “Gülhane Parkı Âşıklar Kahvesi”ni açar. Bu kahve âşıkların İstanbul’a taşınmasını sağlar. Bu kahve aynı zamanda İstanbul’da kurulan ilk âşıklar kahvesidir. 1999 yılına kadar devam eden bu kahve 2000 yılında “Gebze Âşıklar Kahvesi” olarak açılır ve hâlâ devam eder. Âşıklar kahvesi zincirine 2001 yılında açılmak üzere olan “İzmit Çene Suyu Parkı Âşıklar Otağı” eklenir.

Çocukluğundan beri kendisinden büyüklerle aynı mecliste olmayı sever. Âşık Nihani, Müdami, Deryami, Efgâri, Gülistan, Ruhani, Reyhani ve hocası Âşık Mevlüt İhsani gibi âşıkların saz meclisinde bulunur. Aynı köyde yaşadığı hocası Mevlüt İhsani kendisine ilk sazını alır. Bir gün babası namaz kılarken babasını rahatsız edince babası sazını kırar. Sazının kırılmasına çok üzülür. Daha sonra babasından aldığı para ile Kars’tan kendisine yeni bir saz alır. Şiir yazmaya kabiliyeti olan Nuri, ustası İhsani’den aldığı dersler sayesinde saz çalmayı öğrenir. Yıllarca beraber olduğu Reyhani’nin de kendisi üzerinde etkisi olduğunu kabul eder. Ancak asıl ustası Mevlüt İhsani’dir.

1966’da başlayan Konya Âşıklar Bayramı’na 1967 yılından itibaren katılmaya başlar. Mahlâsını Orhan Şaik, Fevzi Halıcı, Ahmet Kabaklı ve Behçet Kemal Çağlar Konya Âşıklar Bayramı’nda vermiştir. Konya Âşıklar Bayramı başta olmak üzere birçok kutlama, şenlik, tören gibi programlara katılmıştır. Türkiye’de gezmediği çok az il vardır. Bu iller Sinop, Hakkâri ve Muğla’dır. Bunun yanında yurt dışında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde turnelere katılmıştır. Bunların yirmi biri Avrupa’ya biri ise Orta Asya’yadır. Özel televizyon kanallarında ilk âşıklar programını yapan Âşık, halen bu tür programlara çok düzeyli bir katkı sağlamaktadır. TRT dâhil birçok radyoda da değişik programlara katılmıştır. Ayrıca TRT’nin Kars radyosunun onaylı sanatçısıdır. Yüzün üzerinde ödülü olan âşık, ulusal bir televizyon kanalında program yapmaya devam etmektedir..

Açtığı kahvelerle âşıkların yetişmesine büyük katkı sağlayan Çırağı, aktif hayatı nedeniyle doğrudan usta-çırak ilişkisiyle âşık yetiştiremese de bu kültüre katkılarıyla tarihteki yerini alacağına inanmaktadır. Doğu Anadolu’da ilk kez âşıklar için turne düzenlemiş, açtığı “Âşıklar Kahvesi” ile kültürün yayılmasına büyük hizmetler etmiştir.
Kaynak:
Edeb. Öğr. Ömer ÖZBAYRAK
Kocaeli Ün. Fen-Edebiyat Fak. T.D.E.
Lisans Tezi-2001

GÖRDÜKLERİM

Gittim gördüm bizim köyü
Neler olmuş biz gideli.
Kurumuş pınarın suyu
Neler olmuş biz gideli.

Bir dolu içtim tasınan
Gene eski hevesinen
Gönlüm ayrıldı yasınan
Neler olmuş biz gideli.

O gün çok geç oldu sabah
Kalktığımda çektim bir ah
Yok olmuş diktiğim kavak
Neler olmuş biz gideli.

Pınar bilir sözümüzü
Senle yuduk yüzümüzü
Gel de bir gör emmim kızı
Neler olmuş biz gideli.

Han evler virâne olmuş
Çiçekler sararmış solmuş
Yerine baykuşlar konmuş
Neler olmuş biz gideli.

Çırağı’yım çok merağım
Şirin yaylam Kumru dağım
Yıkılmış baba ocağım
Neler olmuş biz gideli.

KAR ÇİÇEKLERİ

Çıktım bu dağlara seyran eyledim
Serpilmişler düze kar çiçekleri.
Durdum onlarınan sohbet eyledim
Karıştılar söze kar çiçekleri.

Tarihi çok yakın düneyin daha
Huşu ile can vermişler Allah’a
Bütün istekleri tek bir Fatiha
Sesleniyor bize kar çiçekleri.

Ölmemişler, canlı fakat konuşmaz
Aklı idrak eden bu işe şaşmaz
Yazın, kışın renkleri de değişmez
Her zaman tap taze kar çiçekleri.

İstiklâl uğruna bahşetmiş canı
Ruhu ile birleştirmiş vatanı
Baktığında selamlıyor insanı
Sanırsın yelpaze kar çiçekleri.

Her zaman her yerde beraber onlar
Vatanın âşığı sevdâkâr onlar
Gelenden gidenden haberdar onlar
Bakarlar göz göze kar çiçekleri.

Biz de yanlarına gitsek otursak
Durup ibret ile onlara baksak
Nuri Çırağı’yım bir sual sorsak
Ne söylerler yüze kar çiçekleri.


AÇMIŞ OLAYDIM

Varıp gittim bir kapıya dayandım
Şahâdet miftahıyla açmış olaydım.
Ben dört renkli boya ile boyandım
Emrini nehyini seçmiş olaydım.

Varlığımı Hak cennete koydurdu
Sol yanımdan Havva çıktı dedirdi
Zalim nefis bana buğday yedirdi
Elimle sitrimi biçmiş olaydım.

Kara ettim Hakk’a karşı yüzümü
Kalmadı cennette adam lüzûmu
Serendib’e fırlattılar özümü
Bu tatlı canımdan geçmiş olaydım.

Hıkıf inzal oldu kendi varından
Haber verdi bu gününden yarından
Daha evvel bilip şeytan şerrinden
Hakk’ın daldasına kaçmış olaydım.

Fâni mülke Âdem diye duyruldum
Bir kalmadım Havvâ ile ayrıldım
Tövbe ettim günahlardan sıyrıldım
Fâniden bâkîye göçmüş olaydım.

Çıkmaz idim cennet denen yuvadan
Ellerimi indirmezdim duadan
Bir kalırdım ayrılmazdım Havvâ’dan
Rahman pınarından içmiş olaydım.

Çırağı’yım razı olsam çileme
Dert dökmeye sarılmazdım kaleme
Kahretmezdim göçer iken âleme
Birlik tohumunu saçmış olsaydım.


Aşık Feymani Hayatı Ve Şiirleri

1942 yılında Adana'nın Kadirli İlçesinin Azaplı köyünde dünyaya geldi. Babası Mehmet, Van'ın Gevaş İlçesi'nin Avşar köyünden Hallac aşiretinden, annesi Hüsne ise Kayseri'nin Pınarbaşı İlçesi'nin Avşar Potuklu köyünden ve Avşar aşiretindendir.
Babası Van'dan 1914 yılında Kadirli'ye göç etti. Bu yöreye gelinceye kadar Osman Taşkaya'nın babası, Güneydoğu Anadolu'da çok güç koşullarda hayat memat savaşı verir. Hiçbir yerde mekan tutamaz. Sonunda Kadirli'nin Azapil köyüne yerleşir. İki kez evlenir. Fakat her iki eşi de vefat eder. Aşık Feymani'nin anası Hüsne'nin aşireti Avşardadaloğlular yazı Kayseri'de, kışı ise Çukurova'da geçirmektedirler. Yine bir kış, Çukurova'da geçirmektedirler. Yine bir kış, Çukurova'ya geldiklerinde Osman'ın babası Hüsne Hanım'la evlenir. Aşık Feymani dünyaya geldiğinde oğluna kendi babasının adını koyar.
Özgeçmişi hakkında bu bilgileri bize veren Aşık Feymani, aşıklığı hakkında şunları söyledi: "Küçük yaşta mecazi dediğimiz aşka tutuldum. Bu aşk 15 yaşıma kadar devam etti. Çoban Osman mahlasıyla şiir yazar, türkü söylerdim. 1964'ün sonbaharında ve 1965'in ilkbahar ve yaz aylarında birkaç kez rüyamda Nurani yüzlü bir zatı görmüştüm. Bana hep ''Feymani'' diye seslenmişti. Bu yüzden bu adı mahlas olarak aldım. 1972 yılında evlendim. Üçü oğlan, biri kız olmak üzere dört çocuğum oldu. Halen Azaplı köyü'nde oturuyorum''. Aşık Feymani, 1966 yılında başlatılan Türkiye Aşıklar Bayramı'na 1968'den itibaren katılmaya başladı. Şiir ve atışma dalında büyük başarı gösterdi. Çeşitli ödüller kazandı. Daha sonra yurt genelinde yapılan Aşıklar şölenlerine de katıldı. Şiirlerinde tasavvufi deyişlere geniş yer verir. Çukurovalı aşıklar arasında büyük saygınlığı vardır.


GELSİN DE BAK
Dağlar al yeşil süslenir,
Hele bahar gelsin de bak.
Bülbül aşkınan seslenir,
Güle bahar gelsin de bak.
Bayramlığın giyer dağlar,
Her örnekten basın bağlar.
Türkü söyleyerek çağlar,
Sele bahar gelsin de bak.
Emanet versen götürür,
Menziline tez yetirir.
Dertliye derman getirir,
Yele bahar gelsin de bak.
Cennet sanarsın cihanı,
Kalkar dağların dumanı.
İner ovanın ceylanı,
Çöle bahar gelsin de bak.
Dere kenarında taşlar,
Hep yosun tutmağa başlar.
Yuva için tüner kuşlar,
Dala bahar gelsin de bak.
Turnam kanadını düzler,
Ördek avcısını gözler.
Çığrışarak konar kazlar,
Göle bahar gelsin de bak.
Feymani biter acılar,
Kağnılar yürür gıcılar.
Kervan düzer yaylacılar,
Yola bahar gelsin de bak
--------------------------------------------------------------------------------
SORAN ÖĞRENİR
Her mücevher değerini bulmazdı,
Sarrafından ayar danışmasaydı.
Kerpiç yığılmayan bina olmazdı,
Ustası mimara yanaşmasaydı.
Köprüsüz dereden yolcu geçmezdi,
Kuş kanatsız olsa gökte uçmazdı.
Kamili, cahili kimse seçmezdi,
Oturup üç beş laf konuşmasaydı.
Hak olmasa dağlar yüce olmazdı.
Yük olmasa canlı cüce olmazdı,
Gündüz gündüz olur gece olmazdı,
Dağların ardına gün aşmasaydı.
Feymani her güzel yar edilmezdi,
Aşka düşmeyince zar edilmezdi.
Hayırlı, hayırsız kar edilmezdi,
Herkes mesleğine sınaşmasaydı
--------------------------------------------------------------------------------
Ahu Gözlüm
Ahu gözlüm tut elimden,
vazgeçmeden emelimden.
Aşkın beni temelinden,
yıkmadan gel, yakmadan gel.
Derde salmadan başımı,
noksan etmeden işimi.
Damla damla göz yaşımı,
dökmeden gel, akmadan gel.
Feymani’yim, kaçma benden,
usanmadı gönül senden.
Ecel tatlı canı tenden,
çekmeden gel çıkmadan gel

Aşık Kul Nuri
1954 yılında Gümüşhane-Kelkit ilçesinin Yenice köyünde doğdu.Asıl adı Nurettin olup soyadı Türkan'dır. Baba adı Sabri, Ana adı Zülal; Endüstri Meslek Lisesi mezunudur. Orta son sınıftayken saz çalmaya, 1975’de şiir yazmaya 1979’dan sonra irticalen söylemeye başladı. Konya Aşıklar Bayramı dahil birçok yarışmada ve şenliklerde dereceleri vardır. Aşıklığın her dalını işlemektedir. Üniversitelerde Kul Nuri hakkında benimle beraber üç tez çalışması yapıldı.Piyasada 15 kaseti vardır.Bir çok gazete,dergi ve kitapta şiirleri yayınlandı. Yaklaşık bin civarında şiiri olup Gönül Kervanı adıyla akademik seviyede bir şiir kitabı yayınlandı.1995'ten beri Ankara'da ikamet etmekte olup 1997 Kasımdan bu yana da Kanal A Televizyonunda Gönül Kervanı adıyla Aşıklar programı hazırlayıp sunmaktadır.
Evli ve iki çocuk babasıdır.
Cep Telefonu: 0532 384 15 41


KÖYE MEKTUP

Postacıdan alır almaz kardaşım,
Karala bir mektup yaz yolla yeter,
Hatırıma düştü oynadı başım,
Sironu kıyılıya düz yolla yeter .

Bütün noksanları yazacam size
Turşuluk on kelem yollayın bize
Kartolun kilosu çıktı beşyüze
Bostanı erkenden boz yolla yeter

Bir çift çorap de tokusun neneme
Tütün yollamıştım verin dedeme
Bulgur yarma haşıllıkla gendüme
Unutma tuzsuz yağ az yolla yeter

Ahlet aluç toplarmısız dağlardan
Yine balık tutarmısız dereden
Et görmedik aylar geçti aradan
Ya gıdik ya mozik kes yolla

Bir iğde varıdı köye girişte
Anuk toplarıdık geliş gidişte
Örülmüş evelik kuru erişte
Bahar yollamasan güz yolla yeter

Giden var mı değirmene nöbete
Görestik golatla biz peksimete
Gurut kaymak yuğa çökelik kete
Yoğurdu torbadan süz yolla yeter

Yemlik kahmut hayaliyle yatarım
Süt tozuna şekeri balı katarım
Bilirsin mideden perhiz tutarım
Kuşburnu kurusu ez yolla yeter

Nasıl sıhhattemi babamın hali
Tuttumu acaba anamın kolu
Asvalt yapıldı mı köyümün yolu
Böyle haberleri tez yolla yeter

Benim gönlüm hala köydeymiş meğer
Davarın kermesi doğalgaz değer
Hepisi torbaya sığmasa eğer
Harerin ağzını büz yolla yeter

Kul Nuriyim cevabımı beklerim
Şaka idi belki eklediklerim
Fazla değil ise istediklerim
Yolunmuş bir yağlı kaz yolla yeter

BİZİM YAYLALARDA

Bahar gelir mor menekşe,
Biter bizim yaylalarda,
Gün dönümü karı kışı,
Yutar bizim yaylalarda.

Nakış nakış oymak oymak,
Sabahınan yrnir kuymak,
Şimdi sütün yüzü kuymak,
Tutar bizim yaylalarda.

Böyledir aşığın hali,
Halini söylermiş teli,
Bu Kul Nuri dertli dertli,
Söyler bizim yaylalarda.

OZAN NİHAT İLE SÖYLEŞİ

Dertler dolup dolup taşar,
Gurbet elde, gurbet elde.
Boynu bükük kullar yaşar,
Gurbet elde, gurbet elde.

Böyle diyor ozan Nihat bir şiirinde. Gurbette yaşayan insanının sesi olmak ise başka bir sorumluluk.
Dünya bir kazan ozan Nihat sanki bir kepçe misali, durmadan gezmiş, o meşhur "gönül sohbetlerini" yarenleriyle paylaşmış biri.
Bildiğiniz gibi Anadolu bağrında ne büyük ozanlar ve aşıklar yetiştirmiştir.
Milletin zaman zaman sesi olmuş, Türküleriyle ağlayan ve gülen bu necip Milletin dertlerini, sıkıntılarını, sevinçlerini saz ve sözlerine taşımışlardır.
Bazen kendisini dahi aşan, büyük bir Milli mefkureyi göğüslemeye cesaret eden ve layıkiyle bunu başaran ozanlar, bu necip Milletin özünü ne güzel yansıtır.
ozan Nihat üstadı anlatmak, bir başka deyimle gönül erenini kaleme yansıtmak bizim haddimiz değil. Ben sordum ozan şiirle cevap verdi. Söyleşi yaptığınız kişi eli mızraplı ayağında çarık bir gönül dostu olursa söyleşimizde böyle olur.Bütün sorumuza gönül içtenliği ile cevap verdi ozan. Ve doğrusu o ki karşımda eğitimli bir o kadar engin hoşgörüsü olan bir ozan vardı.
İsterseniz buyurun bir gençliği peşinden sürükleyen ozanla acizane yaptığımız sohbeti sizlerle paylaşalım ve ozanın sırlarını, sevdalarını biraz deşmeye çalışalım.

1- Günümüzün evliya Çelebisi olmak ki biz böyle görüyoruz sizi, nasıl bir duygu acaba?

Ozan Nihat: Asıl teşekkür etmesi gereken benim diyerek söze başlamak istiyorum.
Çünkü sizin sayenizde binlerce Can Yarenlerimle sohbet etmiş olacağım.
Sevgili kardeşim,sorunuzdaki Evliya Çelebi tabiri çok hoşuma giden bir tabir.Gerçekten ömrümün yarıdan fazlası diyardan diyara gezmeyle geçti.
Yıllar önce söylediğim bir türküde de bu tabiri kendim için kullanmışım.
Cazip geldi seyyahlığın biçimi,
Dünyanın haline kandım bu sene.
Diyar diyar geze geze kendimi,
Evliya Çelebi sandım bu sene.

Bu da Allah’ın bizlere bir lutfu. Bizler de böyle imtihan oluyoruz..seyahat nimeti ile..

2- Türkiye’de olduğu kadar, gönül dostlarınız sizi Yurt dışındada davet ediyor, bu davetlerin içeriği nedir acaba biraz bahsedermisiniz? Malum çok davet alan kişisiniz.

Ozan Nihat: Evet,çok şükür gönül dostlarımızın sık sık davetlerini alıyorum.Ama şu bir gerçek ki,bu davetler benim özelliğim olduğundan değil, vize problemimin olmamasından kaynaklanıyor bence. Ömrümün yarıdan fazlası avrupada geçtiği için, bende yol problemi, dil problemi, para pul problemi, hatta hal problemi de yok...Diyeceksiniz üçünü anladık da bu HAL ne?!..Evet dostlar Cenab-ı ALLAH bana öyle bir gönül nasib etti ki, inanır mısınız nefsimden başka düşmanım yok.

"Hak’ka feda ruhum,bedenim cismim.
Nefsimdir dünyada yegane hasmım.
Sorulursa şayet ünvanım ismim,
Sıradan bir NİHAT denen ozanım."

Tabi bir de her ne kadar Türkiye de yaşıyorsam da,aynı zamanda ben de bir Avrupa Türküyüm.Şöyle:

"Nerde türk var,orda bir ocak yaktık.
Yerleşip çadırın kazığnı çaktık.
Yanına da cami,minare diktik.
Tam serdik döşeği çulları kardeş."

Tabi 1973 ten beri yurt dışındayım..1976 dan beri de sazımla sözümle ÜLKÜDAŞLARIMLA iç içe, el ele, gönül gönüleyim..
Galiba en önemlisi de hiçbir fırtına beni Ülkücü hareketten ve Ülküdaşlarımdan koparamadı..Ve inşallah ömrümün sonuna kadar da koparamaz.. Çünkü her kul gibi benim de Yüce Mevla’dan dileğim, ardımda hoş seda bırakarak şu yalan dünya’ya veda edebilmek.

"Münker ve Nekir’den kurulur heyet.
Önüne serilir amel ve niyet.
Ardında bir eserin yok ise şayet,
Adın şu dünyadan silinir gider."

3- Ozanım hemen aklımdayken söyleyeyim, bir çok sevenleriniz eski parçalarınıza ulaşamıyormuş? Birde yeni çalışmalarınızın olup olmadığını merak ediyorlar.Biraz bilgi verirmisiniz gelecek ile ilgili?

Ozan Nihat: Belki biliyorsunuzdur ama gene de söyleyeyim.şu ana kadar 4 kaset Avrupada ve 2 kaset de Türkiye de yaptım.İnsan yaptığı bir işi önce kendisi beğenmediyse başkalarından beğeni bekleyemez..Avrupada yaptığım 4 kaset de maalesef çok basit usullerle yapıldı.Arada çok güzel sözleri sağlam müzikle besleyememekten dolayı heba ettim.
Ama Türkiye de yaptığım YA SEV YA TERKET (Susurluk) ve GÖÇ kasetleri daha güzel oldu. Güzel oldu derken, ilk dört kasete nisbetle diyorum.. Yoksa şu gün aynı kasetleri yeniden yapsam en az on misli daha güzel olurdu.
İnşallah sizlerin de sitelerde yayınlamanızla bu eski kasetlerimizdeki eserlerimiz daha çok yarenlere ulaşır diye düşünüyorum.
İkinci sorunuza gelince, Allah izin verirse bu yıl içinde OZAN NİHAT mührünü vuracağım bir albümün hazırlığı içindeyim.

4- Bu arada bir albüm hazırlığı içinde olduğunuzu sevenlerinize burdan müjdelemiş olalım. Biliyorsunuz internet ortamı maalesef bir çok sanatçının eserlerini yayınlıyor ve bu emeğe saygısızlık olarak addediliyor. Ülkücüler elbette görevlerini bilirler ve sanatçısının eserlerini satın alırlar. Bu emek hırsızlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ozan Nihat: Ben hiç kimsenin emeğinin heba olacağına inanmıyorum.İstesek de istemesek de MP3 lerle sanatçıların bütün albümleri ellerde dolaşıyor.Açık söyleyeyim ben bizzat kendim eserlerimi isteyene vermeye çalışıyorum.Kaset devri bitti.Yakında galiba CD devri de kapanacak..Teknik hızlı ilerliyor.Biz sanatçılar yeni eserler vermeye devam etmeliyiz..ALLAH onun mükafatını öyle veya böyle mutlaka ama mutlaka verecektir.
Çünkü yüce ALLAH "Ben ilmi isteyene,dünyalığı istediğime veririm"diyor..Bizler Allah’tan daima İlmimizi artırmasını talep edip çalışmalarımıza devam etmeliyiz.

5-Sanatın ve gönül sohbetlerinin dışında Ozan Nihat, ne ile meşguldür? Biraz özel soru oldu ama... malum sevenleriniz cidden merak ediyor.

Ozan Nihat: Uyku hariç hep sohbetlerle meşgul olmaya çalışıyorum.Birkaç yıldan beri de internet vasıtasıyla Yarenlerimle Canlarımla muhabbet etme fırsatı buluyorum.
Ömrümün hiçbir döneminde kahvehane alışkanlığım olmadı.Hele hele boş oturmayı hiç sevmem.Diyelim ki bir yerde birini bekliyorsam,muhakkak bir uğraşım olur.En azından cebimde ya bir takvim yaprağı, ya da ezberlenmesi gereken sure,dua gibi bir not muhakkak vardır.."Vakit Nakittir" ata sözü,"İki günü birbirine eşit olan zarardadır" hadisi şerifi benim şiarımdır..

6- Muzik bir birikintinin ve birikmiş duyguların dışa vurumudur. Sizden bize yansıyan ise müthiş bir vatan sevgisi. Sizi bu kadar vatanperver kılan şey nedir acaba?

Ozan Nihat: Benim müzikle bağlantım daha bebekliğimde başlamış..Kendimi bilmeye başladığım zamanlar parmaklarım hep duvarda asılı olan saza uzanırdı.İlkokul önceleri bile,henüz okumayı bilmediğim zamanlar hep dayılarıma yalvarırdım aşık keremin hikayelerinden anlatıverin diye..Çobanlıkta da elime bir değnek alır,güttüğüm mallara,kuşlara,ağaçlara birşeyler söylemeye çalışırdım.
1976 dan sonra da memleketin o kara günlerinde VATAN sevgisinden başka,Milleti karanlıklara götürmek isteyenlerin kirli oyunlarını bozmaktan başka yazacak söyleyecek konumuz olamazdı.O kutlu duyarlılığımızdan dolayı ki, elhamdülillah,VATAN sevgisi hep önceliğimiz oldu.

7- Bir şiirinizde ( Bu kutlu dava icin Kürşad en önde ) diye bahsediyorsunuz. Günümüzün Evliya Çelebisi bazen Kürşad oluyor. Biz bunu görüyoruz sizde. Sizdeki bu kutlu davanın özelliklerini biraz anlatırmısınız sevenlerinize?

Ozan Nihat: "Nihatım’ bu Ülkü bir sevda bahrı.
Onun için hoştur çilesi kahrı.
Alnımızda parlar Türk İslam mührü,
Mertliğin sembolü yazı bizdedir.
Bu yüzden dünyanın gözü bizdedir."

Allah böyle kutlu sevdaları bizlere nasibettiği için çok şükretmeliyiz. Bunun aksine vatansız, dinsiz de olabilirdik Allah korusun.
Son zamanlarda biraz dumura uğrasa da Ülkücünün Ülkücüye olan sevgisi; Ülkücü olmayan öz kardeşinden bin kat daha fazladır.Çünkü mukaddes yolda insanların birbirine yoldaş olmasından,Ülküdaş olmasından daha büyük zenginlik,daha büyük zevk olabilir mi?
Hele hele Türklük gurur ve şuuruna,İslam ahlak ve faziletine sımsıkı sarılmış bir ozan olabilmenin gayretinden daha güzel bir şey olabilir mi?

"Hamdolsun Mevla’ya yolumuz Haktır.
Müslüman Türklüğün özü bizdedir.
Azmettik,inşallah zafer mutlaktır.
Bunun işareti izi bizdedir.

Bu yolda ölmek var geri dönmek yok.
Yaz yağmuru gibi yağıp dinmek yok.
Bir OCAK ki lügatında sönmek yok.
Böyle bir ateşin közü bizdedir.

Kimi dini atar, kimi de ırkı.
Batını elinde çoğunun çarkı.
Temsil eden biziz müslüman Türkü.
O yüzden dünyanın gözü bizdedir. »
Zannedersem bu dört dörtlükler sorunuza cavap vermiştir.

8- Malumunuz Türkiye’nin içinde bulunduğu durum ortada, hızla değişen bir dünya gerçeginde yol alıyoruz. Günümüz iktidarının yaptıkları ortada. Günümüz Türkiyesinin durumundan biraz bahsedermisiniz?

Ozan Nihat: Eskiden yazılmış şiirimle bu soruyu cevaplayacağımı zannediyorum.

UYAN MİLLET
Köşeleri tutmuşlar,imansızlar nursuzlar.
Namus edep düşmanı,hayasızlar, arsızlar.
Memleketi sömüren iri başlı hırsızlar,
Domuz gibi şiştiler hep,haram yiye yiye,
Uyan millet uyan bak,ne hallerde Türkiye

Vaatlere kanıpta veririsen oyunu,
Aha böyle ölçerler,zam zulümle boyunu.
Çoban hırsız emmoğlu,güt demişsin koyunu
Kümes güvenilir mi,a be herif tilkiye?
Uyan millet,uyan bak,ne hallerde Türkiye

Allah aşkına şu işe bakın.Ben bunu ta 1993 te yazmışım..Hala değişen birşey var mı?. Bu da insanımızın görüntüye çabuk kanmasından kaynaklanıyor.İşte bunun için özellikle Ülkücülere,Ülkücü Ozanlara çok iş düşüyor. Aziz Türk milletine usanmadan bıkmadan gerçekleri,doğruları anlatmak.

9- Bildiğim kadarıyla internet ortamında isminizi taşıyan birde siteniz var http://www.ozannihat.com ve http://www.blogcu.com/OzanNihat gibi. Sevenleriniz zaten biliyor bu siteleri. Gerçek hayatta aktif oldukları gibi, sanal ortamda da çok aktif bir Ülkücü gençlik var. Onlara bir mesajiniz varmı?

Ozan Nihat: Söz mademki sanal ortamdan açıldı.Çok önem verdiğim bir ricam var ülküdaşlarımdan.Hepinizin malumu,elimizde bizim diyebileceğimiz bir TV kanalımız yok.Ama çeşitli TV lerde programlar yapan arkadaşlar var.Zaman zaman oralardan bizlere davet geliyor gidiyoruz.Lütfen arada sitelerimize bir göz atsınlar.Zaten benim sitenin ilk girişinde Konser ve TV programları oluyor..Mümkün olduğu kadar insanlarımıza duyurmaya çalışsınlar.
Bir ricam daha var.Ben bilhassa MSN de her yazanı kaydediyorum listeme.Onun için çoğu arkadaşı tanıyamıyorum,unutuyorum.Lütfen kusuruma bakmasınlar,hoş görsünler ve hemen kendilerini tanıtsınlar..Çünkü zaman zaman sitemli ve de uygunsuz tavırlarla da karşılaşıyorum..Artık tekniğin her şeyinden bizler de istifade edelim ama zararlarına da dikkat edelim diyorum.
Ve cümle Ülküdaşlarıma sizlerin aracılığıyla Yürekten selam ve sevgilerimi yolluyorum.

10- Bir şiirinizde aynen şöyle diyorsunuz. ( Ozan Nihat der ki; hakkı tutasın...Deryasına aşkla kendin atasın...Masivadan geçip, orda yitesin...Bu yol ki yoklukda varlık yoludur) O varlık yolunu bize biraz anlatırmısınız?

Ozan Nihat: "Söylediğiniz zaman doğruyu söyleyin.Amma her doğru her yerde söylenmez"...Bu söz çok önemli...
Onun için bunu anlatmakta epey zorlanacağım...Şu kadarını söyleyeyim..Sen, seni, sende yok etmeyince var olamazsın..
Buna benzer bir şiirimde de bir dörtlük var:

"Vücut seni hevasına sürürken.
Kalp manadan mahrum boşa vururken.
Ef’al,sıfat ve Zat sende dururken,
CANAN nasıl girsin yer olmayınca.."

Burada Canan, Allah sevgisi...Önce kalbi bütün dünyalıklardan arıtmalıyız ki O’na yer açılsın...

11- Ozanım son olarak gelecekteki projelerinizden ve gönül yarenlerinize söyleyeceklerinizden haberdar olmak istiyoruz. Neler söyleyeceksiniz?

Ozan Nihat: Gelecekteki en büyük projem, bol bol gönül sohbetleri yapmak..Sanat hayatımın nerdeyse kırk yılını doldurmak üzereyim...Yarınlara benim bırakabileceğim en büyük eser ancak gönül sohbetleriyle olacak...Konserden ziyade hergün bir yörede en az 2 saat olmak üzere "Aşık sohbetleri" yapmamın çok daha yararlı olduğuna olacağına kalpten inanıyorum...Bu projemi gerekli yerlere söyledim ama,henüz uygulamaya başlanmadı...
Galiba bu da konser gibi bir arz talep meselesi...Ama ben hazırım...Her an O’na kavuşacağımın şuurunda olarak Can Yürekten GÖNÜL SOHBETLERİne hazırım...Çünkü:

"OZAN NİHAT masivadan arındım.
Hakk’a gittim,halk içinde göründüm.
Daha sağken ak kefene büründüm.
Çok şükür ölmeden ölen ozanım."

Deyip kesti derler ya eski aşık hikayelerinde...İşte ben de deyip kestim...Ve bütünnn Canlarıma Yarenlerime ve Can Bozkurtlarıma,Can Ülküdaşlarıma Gönüller dolusu sevgi saygı ve selamlarımı yolluyorum.


AŞIK EROL ERGANİ

1954 yılında Şenkaya’nın, sonradan bucak olan Bardız (şimdiki adı Gaziler) köyünde doğdu. Asıl adı Erol Aydın’dır. İlkokulu ve ortaokulu köyünde okudu.

Aşıklık geleneği ve şiirle küçük yaşlarda ilgilenmeye başladı. Yaklaşık 13 yaşında bağlama çalmayı öğrendi. Aşık Merami’nin yardımıyla da bilgisini pekiştirdi.

Yaklaşık 13 yaşında şiir yazmaya ve türkü söylemeye başladı.

Türkiye ve Türkiye dışında birçok yerde yarışma ve şenliklere katıldı. Bu yarışmalarda değişik dereceler alan Erol Ergani’nin şiirleri çeşitli gazete, dergi ve araştırmalarda yayınlandı. Ayrıca bugüne dek 15 kadar albüm hazırladı.
Dağlar

Geldim sizin ile sohbet etmeye
Eğer dinlerseniz sözümü dağlar
Gahi dert almaya gahi satmaya
Ben size vermişem özümü dağlar

Pınarlarız kesilmedi durmadı
Ak yüzüne hiçbir leke sürmedi
Su istedim hatırımı kırmadı
Yıkadım elimi yüzümü dağlar

Paşapınarı'dır dinlenme yerim
Taşının üstünde vardır eserim
Bir gün olur burdan geçerse yarim
Okusun yazdığım yazımı dağlar

Bir zaman bu yolda yürüdü deyin
Hazan değdi soldu kurudu deyin
Bir Erol Ergani var idi deyin
Bıraktım gidirem sazımı dağlar
________________________________________
Evladımı Ver Bana

Merhametin yok mu duymuyor musun
Çoruh nehri evladımı ver bana
Nerede sakladın göstermiyorsun
Çoruh nehri evladımı ver bana

Yaprağı dökülmüş çalıya döndüm
Araya araya deliye döndüm
Yaşıyorum amma ölüye döndüm
Çoruh nehri evladımı ver bana

Mezarı yok mezarım göreyim
Göreyim de etrafını öreyim
Hasta değil yarasını sarayım
Çoruh nehri evladımı ver bana

Erol Ergani'yim yazısı için
Yıllarca bitmeyen sızısı için
Evde öksüz kalan kuzusu için
Çoruh nehri evladımı ver bana


AŞIK KAZANOĞLU

Âşık Kazanoğlu, 26.12.1955 tarihînde, Erzurum ilinin Pazaryolu kazasının Süleymanbağı köyünde dünyaya gelmiştir. Baba adı Yusuf, ana adı Nevder olan altı çocuklu bir aileye mensuptur.


Kazanoğlu, geçim kaynağı olmadığı için yazları köyde geçiren ancak kışları gurbete çıkan bir babanın oğludur. Babası ne çiftçilik yapacak yeterli araziye ne de hayvancılık yapacak güce sahiptir. Âşık daha ilkokul yıllarında babasının gurbette oluşuyla hasreti ve ayrılığı tanımaya başlamıştır. Köylerde uzun kış gecelerinde büyükler çocuklara masallar anlatır veya çocuklar gittikçe uzayan bu geceleri kitap okuyarak değerlendirirler. Şair okula başladıktan sonra akrabası olan Ali Kazan’dan Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Sürmeli Bey, Ferhat ile Şirin ve bunun gibi bulabildiği kitapları alıp okumaya başlar. Sesinin güzelliğini fark eden ilkokul öğretmeni Kazım Turan, onu müzik başkanı yapar. Âşık radyolardan ezberlediği halk türkülerini söylemeye başlar. Söyledikçe ve okudukça nasıl âşık olunacağına dair bir merak uyanır. Eski hikayelerde ya rüya alemi ya da bir yerde uyuyup kalkınca âşık olunduğunu okuyan ozan, ıssız yerlerde bu tür hayeller kurmaya başlar. Âşık ilkokulu bitirir, ancak maddi imkansızlıklardan dolayı yüksek okula gidemez. 1969’da gurbete çıkarak 60 hanelik köyden yedi tepeli İstanbul’a çalışmaya gelir. İki ay kadar çalışır ve babası geri götürür. 1970’te tekrar İstanbul’a gelir. Bir yaz günü Tepebaşı’nda bir plakçıdan 115 liraya bir saz alır ve yolda bir çınarın altına oturarak, sazın tellerine vurmaya başlar. Uzun çalışmalardan sonra Kazanoğlu, dertlerini sazıyla dile getirecek duruma gelir. Gurbetten köye döndüğü zaman düğünlerde köyü şenlendirmeye, köy odasında türküler söylemeye başlar. Bu arada irticalen türkü söylemeyi de çözmüştür. Âşık Reyhanilerin, Mevlüt İhsanîlerin ve bulabildiği diğer âşıkların plaklarını ve kasetlerini alıp dinlemeye ve ezberlemeye başlar. 1975’te dünya evine giren âşık, 1976’nın temmuzunda askere gider. Kütahya, Bursa ve Eskişehir illerinde vatani vazifesini tamamlar. Askerdeyken en büyük kızı Selvinaz dünyaya gelir. Dokuz ay sonra ikinci evliliğini yapar ve 1979’da Almanya’ya gider. Bir yıl sonra Türkiye’ye geri döner ve bir süre sonra Antalya’ya yerleşir. Antalya’da yaşayan âşık, beş kız, bir erkek olmak üzere altı çocuk babasıdır. Bir ustanın yanında kalma imkanı bulamadığı için, okumakla ve dinlemekle kendini eğitmeye çalışmıştır. 1990’a kadar amatör olarak uğraş verdikten sonra, 1990 yılında Konya Âşıklar Bayramı’na gider. Kabul edilmeyen âşık, bir sınava tabi tutulmasını ister. Âşıkların manevi babası olan emekli senatör, büyük bir edebiyatçı, değerli bir şair olan Fevzi Halıcı’dan kendisini imtihan etmesini ister. Bunun üzerine usta Kazanoğlu’na : “Tamamlarsan kalırsın, tamamlayamazsan sazını alır gidersin.” diyerek şu kafiyeyi verir:

Fevzi Halıcı:
“Sabah belli dışarda çaldım çağırdım
Bir türlü mahlasımı tapşıramadım”

Kazanoğlu:
“Antalya’dan geldim iklim değişik
Nezle tuttu beni hapşıramadım” şeklinde tamamlar.


Böylece Konya’da ismini yazdırmış olur. Bundan sonra her yıl Konya Âşıklar Bayramı’na ve Konya’da yapılan diğer etkinliklere çağrılır. Erzurum, İstanbul, Ankara gibi yurdumuzun her şehrinde konserlere ve festivallere katılır. 30’un üstünde plaket ve birçok takdir, teşekkür belgesi alır. Denizli’de yapılan 1.Uluslararası Sözlü Kültür Sempozyumu’nda bildiri sunar. Şiirlerinde gurbet temasının çok işlenmesinin sebebi 34 yıllık gurbet acısının, hasret selinin, ayrılık derdinin içinde birikmesidir. Kuşlar uçmayı, balıklar yüzmeyi kimden öğrendiyse bana da âşıklığı o güç öğretti, diyen Kazanoğlu âşık oluşunun sebebini de açıkça dile getirir.


2. Âşık Kazanoğlunu Âşıklığa İten Sebepler

Kazanoğlu’nu âşıklığa iten tek sebebin gurbet olduğu söylenebilir. Âşık geçim sıkıntısı yüzünden gurbete çıkmış ve uzun yıllar sılasından , ailesinden ayrı gurbetin çilesine katlanmak zorunda kalmıştır.Gurbette çilenin en büyüğünü yani yalnızlığı yaşamıştır yıllarca. Kazanoğlu’nun saza söze yönelmesinin sebepleri en öz şekliyle bunlardır. Ancak niçin âşık olduğunu Kazanoğlu’nun kendi ifadeleriyle açıklamak daha doğru olacaktır.


‘’ 1. Okuduğum kitapların etkisinde kalarak bazen Kerem bazen Ferhat bazen Mecnun olduğumu hissederdim. Aslında bu hissedişin sebebi içimde biriken hasret ateşinin beni alev alev yakmasıydı. 13-14 yaşındaki bir insanın gurbete gidişi ne kadar akıllıca olabilir, bir de gittiği yer İstanbul olursa. Bir torba çimentoyu kaldırmaya gücüm yetmezken benim yaşımdaki çocuklar top koşturup, bisiklete binerken sadece onları seyretmekle yetinen bir çocuk neler hisseder? İlkokulda önlük ve çanta tanımayan, kalemi bittiği zaman babasına söyleyemeyen bir insanın gönlünde bu kadar sitem birikmesi doğal değil midir? O yaştaki bir insanın ana sevgisinden uzak, baba korumasından ayrı, köyüne 1500 km uzakta bağrı hasrete yanmaz da ne yapar?

Dert bürüdü peş peşine
Memleket girdi düşüme
Yandım hasret ateşine
Ondan Kerem’e benzedim

2. Ferhat’a benzediğimi hissetmemin bir sebebi vardı. O, Şirin için dağları delmişti, ben de gönlümdeki birçok arzu ve hayat çizelgemdeki hedeflere ulaşmak için şans dağımı delmeliydim. Çünkü ben kendi çektiklerimi çocuklarıma çektirmek istemiyordum. Bu yolda çok çaba harcadım, istediğim hedefe varamadım; çünkü olumsuzluklar peşimi bırakmadı. Gurbet köşesinde el emeğiyle inşaatlarda çalışıp, kira vererek geçimlerini sağlamakla mükellef olduğum insanlara ve o tarihlerde köyü bekleyen anneme ve babama imkanlarım doğrultusunda maddi yardımda bulunmam gerekiyordu. Taşıdığım yükün ağır olduğunu biliyordum ve hayatla hep savaş halindeydim, talihimle aram iyi gitmedi. Onun için hep engelleri önümde dağ gibi gördüm.

Dertli bitti gençlik çağı
Gazel döktü gönül dağı
Kar kaplandı, umut dağı
Ondan Ferhat’a benzedim



3. Mecnun gibi olmamın sebebine gelince, 34 yıllık bir ömrü incelediğin zaman biriken selin bendini açsan önünde ne dağ durur ne de bağ kalır. Çileli gurbetin ıssız gecelerinde yalnızlık yastığına başınızı koyduğunuz zaman üzerinizdeki hasret yorganı ne kadar kalın olursa olsun üzerine yattığınız ayrılık döşeği bedeninizi ısıtmıyor. Üşüyen bir çocuk ısınmak için annesinin kucağına koşar. Halbuki bense gurbette ayrılıkla, hasretle, aile sevgisinden uzakta ağustos’ta bile üşüdüğümü hissediyordum. Belki şartlar öyleydi ama bu ceza vatanımızın birçok yöresinde halen daha uygulanmakta. Mektuplarla özlem gidermek, mendillerde gözyaşı saklamak, dertleri sineye gömmek bizim kaderimiz mi? Yoksa bizi veyahut bizim gibi insanların dünyaya gelmesine sebep olanların mı? Gurbet akşamı herkes evine giderken ben gözlerimi umutsuzluğa dikmiş, başımın üstünde bir dağ gezdirdiğimi hissederken elimi uzatıp tutulacak bir dal bulamazken nasıl geleceğe dair hesaplar yapabilirdim? Çölün sam rüzgarı hasret gecesinin ayazı gibidir. Mecnun Leyla’yı aradı ben de fırtınaya kapılmış bir gemi gibi sığınacak liman aradım. Benim yerimde başkası olsaydı belki isyankar olur kendini unuturdu, ben yine de ben olmaya gayret ettim.”


İNANMİRSAN Kİ!

Türkü söylemekte epey ustayam
“Bilirem” diyirem, inanmirsan ki!
Başın bata, bugün ele hesteyem
Ölürem diyirem, inanmirsan ki!

Nerden alduh, bu soysuzun gızıni
Ben yıkirem, usağının bezini
Her gün sabah terehlerin tozuni
“Alirem” diyirem, inanmirsan ki!

Yolda biriyinen tutişir dile
Behle ki pahardan bi tas su gele!
Namazı, beş vakit olmasa bile
“Gılirem” diyirem, inanmirsan ki!

Çoban, kabul etmir, bizim ineği
Ayağına düşmüş, saban eneği
Südümün içine düşen sineği
“Yalirem” diyirem, inanmirsan ki!

Gücüm yetmir, daha ağır işlere
Tezeh lazım, dokuz aylık gışlara
Ahlım gidir, birdenbire düşlere
“Dalirem” diyirem, inanmirsen ki!

Tandurun dumanı dolir gözüme
Oruçlu bakirem, aşın duzuna
Hamurun ununi övün düzüne
“Elirem” diyirem, inanmirsen ki!

Ben dikirem, gırh yamalı pantuli
Gelin gezir, cızlavutli mantoli
Oğlanlara lobiyeyi kartili
“Bölürem” diyirem, inanmirsen ki!

Kazanoğlu, yaslı eşik, küs söve
Aklım almir, çalışmirem, ödeve
Sabah çıkıp, akşam olanda öve
“Gelirem” diyirem, inanmirsen ki!

Aşık KAZANOĞLU


BEN ÇOCUK OLMADIM

Elestü bezminde var idi, ruhum
Ben çocuk olmadım, biliyor musun?
Tam dokuz ay, bir mahzende uyudum
Ben çocuk olmadım, biliyor musun?

Bin dokuz yüz elli beşte doğmuşum
Sitem gömleğini o gün giymişim.
O günden kadere boyun eğmişim
Ben çocuk olmadım, biliyor musun?

Bir, iki, üç derken, yaş beşe geldi
Yavaş yavaş yük, omuza yüklendi.
Geleceğim, umut ile beklendi
Ben çocuk olmadım, biliyor musun?

Sonraki yıllarda hep arttı, derdim
Siteme, çileye göğsümü gerdim.
Yedi yaşlarında, kuzu güderdim
Ben çocuk olmadım, biliyor musun?

Nedense, gönlüme ben hiç uymadım
Verdiğim ikrardan, asla caymadım
Ne bisiklet bindim, ne top oynadım
Ben çocuk olmadım, biliyor musun?

Kazanoğlu, bilmiyorum, ne idim
O günlerde, bundan daha iyiydim.
Akşam bebek doğdum, sabah büyüdüm
Ben çocuk olmadım, biliyor musun?

Aşık KAZANOĞLU

TÜRKÜ YÜREKLİM

Bir tarih ki; destanla, kahramanlıkla dolu
Destanlarla süslenmiş tam üç kıtanın yolu
Erleri şehit düşen yaralı Anadolu
Budur benim yaşantım, yoktur değişik şeklim
Yapılan yanlışlara şaşar Türkü Yürekli’m.

Vatanın toprağını alıştırdılar kana
Başka bir millet yoktur, bu zulüme dayana
Yurdun her savaşında savaşmaktayım, ana
Al
05-18-2009 10:12 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı alıntı yap
Yeni Cevap 


  • RSS
  • del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Digg
  • TwitThis
  • Facebook
  • Reddit
  • Google
  • YahooMyWeb
  • E-mail

Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
Shy ÂŞIK GÜLÇINAR (AYTEN ÇINAR) RefikaDoğan 3 2,000 07-07-2012 05:38 PM
Son Mesaj: asuman soydan
Shy ÂŞIK AHMET ÂŞIK İMÂMİ RefikaDoğan 2 967 05-29-2012 10:01 AM
Son Mesaj: osman7159
  Aşık Zuhuri Site Yönetimi 2 1,013 04-17-2012 03:52 AM
Son Mesaj: osman7159
Shy ÂŞIK OSMAN AKÇAY RefikaDoğan 1 1,384 04-03-2012 10:55 AM
Son Mesaj: RefikaDoğan
  ÂŞIK MAHZUNÎ ŞERİF, NİÇİN DİĞER HALK ŞAİRLERİNDEN FARKLIYDI? Site Yönetimi 2 1,800 03-29-2012 08:26 AM
Son Mesaj: RefikaDoğan
  Âşık Çağlari Site Yönetimi 1 528 02-08-2012 11:01 AM
Son Mesaj: RefikaDoğan
  AŞIK EDEBİYATI-DERGİ ÇALIŞMASI -1 Site Yönetimi 1 1,753 02-08-2012 10:53 AM
Son Mesaj: RefikaDoğan
  Âşık Daimi Site Yönetimi 1 679 02-03-2012 11:11 AM
Son Mesaj: RefikaDoğan
  Âşık Gevheri Site Yönetimi 1 807 02-02-2012 10:51 AM
Son Mesaj: vuslati
  AŞIK NUSRET SÜMMANİOĞLU (TORUNÎ) Site Yönetimi 1 1,437 01-23-2012 09:50 AM
Son Mesaj: osman7159

Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi


Forum Yazılımı: MyBB, © 2002-2012 MyBB Group Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan eserlerin telif hakları şair-yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.