Yeni Cevap 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ATATÜRK VE MÜZİK

Site Yönetimi Çevrimdışı
Admin
*******


Mesajlar: 12,138
Katılım: Jan 2008
Mesaj: #1
ATATÜRK VE MÜZİK



ATATÜRK VE MÜZİK

Günay GÜNAYDIN



Mustafa Kemal Atatürk, 20. Yüzyılın yetiştirdiği en büyük asker ve devlet adamlarından birisidir. O’nun tarihte bu kadar önemli bir yer tutmasının nedeni, sadece büyük bir asker ve devlet adamı olması değil, dikkate değer bir kültür devrimi gerçekleştirmiş olmasında yatar.

“Türk milletinin yücelmesinde, başlıca hareket unsuru olan milli kültür ve sanatın gelişmesi”, Atatürk’ün başlıca arzularından birisiydi. Bu konudaki çeşitli konuşmalarında her zaman Türk sanatının, milletin hayatındaki önemine işaret etmiş, Türk sanatının ileri atılımlarla, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması gerektiğini vurgulamıştır.

Atatürk, Türk milletinin varlığına yönelik olacak tüm yeniliklerin, milli ve medeni temellere dayanması gerektiğinin bilincindeydi. Sanatta ve kültürde köklü bir geçmişe sahip olan Türk milletinin, hak ettiği uygarlık düzeyine ulaşması, onun tek ideali olmuştur.

Kuşkusuz Atatürk bir müzik adamı değildi. Ancak çok derin bir müzik anlayışına sahipti. Sadece geleneksel müziklerimiz ile modern dünyaya ayak uydurulmasının olanaksız olduğunun bilincindeydi. Müzik devriminin ne kadar güç olduğunu çok öncelerden görmüş ve kendisine yöneltilen: “En zor inkılab hangisidir?” sorusuna: “En zor inkılap, musiki inkılabıdır” yanıtını vermişti. Ulu önderin güzel Zeybek oynadığı, çok sevdiği Türk musikisi eserlerini tavırlı olarak okuduğu ve mükemmel vals yaptığı, çeşitli belgelerden bilinmektedir. Bir Geleneksel Türk Sanat Müziği dinletisinden sonra çevresindekilere dönüp şöyle demiştir: “Birçok defa bu musikinin tam haysiyetini bulamıyoruz. İşte bu dinlediğimiz musiki, hakiki bir Türk musikisidir ve hiç şüphesiz yüksek bir medeniyetin musikisidir. Bu musikiyi dünyanın anlaması lazımdır. Onu bütün dünyaya anlatabilmek için, bizim milletçe bugünkü medeni dünyanın seviyesine yükselmemiz gerekir.” . Atatürk’ün bu sözlerinden, kaliteli icraya ve geleneksel müziklerimizin modernleştirilmesi konusuna ne kadar önem verdiğini anlamaktayız.

Günümüzde hala şahit olduğumuz tek sesli müzik, çok sesli müzik çekişmesi daha Ata’nın sağlığında ortaya çıkmıştır. Bir müzik adamı olmadığı için çevresindeki müzik adamlarının görüşlerini dinleyen Atatürk, söz konusu müzik adamlarının yönlendirme çabalarıyla her zaman karşı karşıya kalmıştır. Aatatürk’ün müzik konusunda söylediği sözler de belli çıkar çevrelerinin görüşleri doğrultusunda kullanılmış ve sözleri çarpıtılmıştır.

Atatürk, hiçbir zaman geleneksel müziklerimizi yermek gibi bir davranışta bulunmamıştır. O, sadece kaliteli icra taraftarıdır. Geleneksel müziklerimize karşı kimi zaman aldığı tavırlar da haklı nedenlere dayanmaktadır. Örneğin:

1928 Ağustos ayında Sarayburnu’ndaki Park Gazinosu’nda bir çocuk müsameresi düzenlenmiş ve müsamereye Atatürk de davet edilmişti. O günlerde İstanbul’da bulunan ünlü Mısır’lı ses sanatçısı Müniretü’l Mehdiye ve saz ekibi de müsamerededir. Atatürk önce orkestradan çok sevdiği eserleri ve Tosca operasından aryalar dinler. Ardından Mehdiye sahneye çıkar ve Atatürk için bestelenmiş bir medhiye söyler. Ulu önder, Şam’da bulunduğu sırada dinlediği Arap musikisinden çok hoşlandığı için ekibi keyif alarak dinlemektedir. Sahneye son olarak Türk ekibi çıkar. Ekibin çoğu amatör çocuklardan kuruludur. Çocukların kılık kıyafetleri sahne için son derece uygunsuzdur. Herkesin kıyafeti ayrıdır, çoğu kravat takmamıştır. Sultan-ı Yegah faslına başlanır. İlerleyen dakikalarda çocuklar eserleri yanlış icra etmeye ve hatalar yapmaya başlarlar. İlk iki ekibin özeni ve düzenini görememenin verdiği öfkeyle Atatürk birden ayağa kalkar. Saz heyeti ve çocuklar suspus olurlar. Atatürk etrafın duyabileceği bir sesle: “Gidelim! Bu musiki bizim heyecanımızı ifade etmekten uzaktır” der ve oradan ayrılır. Atatürk’ün bu sözleri yanlış anlaşılarak radyodan Geleneksel Türk Sanat Müziği yayınları kaldırılır. Ulu önder, bu yanlış anlamayı bir süre sonra farkeder ve bir emirle radyonun yeniden Geleneksel Türk Sanat Müziği yayınlamasını sağlar.

Atatürk’ün bu sözleri, uygunsuz ve kalitesiz bir icra için söylediği gayet açıktır. Bu sözlerin, icra biçimine değil de Geleneksel Türk Sanat Müziği için söylenmiş olduğunu kabul etmek, son derece yanlış bir tutum olacaktır, olmuştur da. Belirli çıkar çevreleri, Atatürk’ün bu sözleri ne zaman ve ne için söylediğini düşünmeksizin ya da kasıtlı olarak göz ardı ederek, sürekli olarak Geleneksel Türk Sanat Müziği’ni yermişlerdir. Yanlış anlaşılan bir başka olay da şöyle gelişmiştir:

Atatürk’ün İstanbul’u ziyaret ettiği günlerin birinde seçkin kişilerin bulunduğu bir kalabalıkla akşam yemeği yenmektedir. Salonun bir köşesinde de Atatürk için getirtilmiş, çift hoparlörlü, kütüphane biçimli büyük bir radyo bulunmaktadır. Bir ara radyoyu açtırır. O sırada radyoda Nihavend faslı yayını vardır. Atatürk faslı çok beğenir ve radyoya telefon açtırarak faslın bir süre daha sürdürülmesini emir buyurur. İki bayanın solo şarkılar okuduğu bir sırada şarkının meyanında bazı karışıklıklar olur, mikrofon gerisinden de öksürük ve başka sesler duyulur. Atatürk duruma öfkelenerek elini masaya vurur ve: “Mikrofon başında bu ne rezalet efendim?” diye bağırır ve radyoyu kapattırır. Eski başyaveri Salih Bozok’u yanına çağırıp bir şeyler söyler, Salih bey de gidip radyoevine telefon açar. Az sonra radyoevinden elinde kemanı olduğu halde Kemani Reşad Bey gelir. Atatürk’ün elini öper ve yanına oturur. Ata’nın siniri hala geçmemiştir: “Ne bu rezalet? Ayıp değil mi? Bütün dünya dinliyor” diye Reşad Bey’e öfkeyle çıkışır. Reşad Bey yanıt veremez. Atatürk kendisine bir taksim yaptırarak, “Hab-gah-ı yare girdim, arz için ahvalimi” şarkısına başlar. Reşad Bey şarkıyı Atatürk’ün istediği gibi çalamaz. Ata’nın canı iyice sıkılır. Çok gergin geçen geceden sonra Atatürk’ün emriyle, o gece faslı icra eden İnce Saz Heyeti lağv edilir . Uzun bir süre radyodan Geleneksel Türk Sanat Müziği yayınlanmaz, sadece Halk Müziği yayını yapılır. Ancak yine Atatürk’ün emriyle Geleneksel Türk Sanat Müziği yayınına başlanır. Çünkü onun tavrı Geleneksel Türk Müziği’ne değil, müziği uygunsuz icra edenlere karşıdır. Kötü icraya bir örnek de şu olay sırasında yaşanmıştır:

Atatürk bir akşam, Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyeti’ni dinlemektedir. Bir ara heyetin neyzeni olan Burhanettin Ökte’ye dönerek: “Bir şarkı oku” diye buyurur. Bir Uşşak taksiminden sonra Burhanettin Ökte, “Cana rakibi handan edersin” mısraıyla başlayan şarkıya girer. Daha ilk ölçülerde Atatürk, Burhanettin Ökteye seslenir: “Duuuur! Cana nedir?” Ökte yanıt verir: “Hitabdır efendim.” Ata sinirlenir: “O halde neden okuyuşunla bu hitabı belirtmezsin?” Bu yaşanmış olaydan çıkarılacak sonuç, Atatürk’ün müzik nüanslarına ne kadar dikkat ettiğinden çok müzisyenlerin nüanslara ne kadar dikkat etmediği olmalıdır. Olayın özünde yine yanlış icra yatmaktadır. Geleneksel Türk Sanat Müziği’nin kötü icrasına ve radyodan yasaklanmasına ilişkin örnekler çoğaltılabilir.

Dikkat edilirse verilen örnekler hep Geleneksel Türk Sanat Müziği ile ilgilidir. Anadolu halkı sade bir yaşam sürdüğü için, asırlardan beri kulaktan kulağa taşıdığı Halk Müziği de her zaman sade, daha doğru bir tanımla daha yalın bir anlatıma sahiptir. Ancak Geleneksel Türk Sanat Müziği gösteriş amaçlı, yanlış ve bozuk icralarla çok karşı karşıya kalmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1 Kasım 1934 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi, meclis kürsüsünde söylediği sözlerin içeriği çok iyi kavranmalıdır: “Arkadaşlar! Güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi biliyorum. Bu yapılmaktadır. Ancak bana kalırsa bunda çabuk, en önde götürülmesi gerekli olan Türk musikisidir. Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir. Bugün dinletilmeye yeltenilen musiki, yüz ağartıcı değerde olmaktan uzaktır,bunu açıkça bilmeliyiz. Ulusun ince duygularını, düşüncelerini anlatan; yüksek değişlerini, söyleyişlerini toplamak,onları genel musiki kurallarına göre işemek gerekir. Ancak Türk ulusal musikisi böyle yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.”

Atatürk’ün, “Bugün dinletilmeye yeltenilen musiki, yüz ağartıcı olmaktan uzaktır” sözü, uluslararası platform kastedilerek söylenmiştir. “Ulusun ince duygularını, düşüncelerini anlatan; yüksek değişlerini, söyleyişlerini toplamak, onları genel musiki kurallarına göre işlemek gerekir” ifadesiyle de halk müziğine verdiği önemi vurgulamaktadır. Şayet Atatürk, geleneksel müziklerimizin yüz ağartıcı olmadığını düşünseydi ve ulusal kültüre önem vermeseydi, 1924 temmuzunda meclis kürsüsünden şu sözleri asla sarf etmezdi: “Bir ulusun, ulusal eğitim programından söz ederken, yabancı düşüncelerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden arınmış, ulusal birliğimize, gelenek ve tarihimize uygun bir kültür kastediyorum. Herhangi bir yabancı kültür, şimdiye kadar takibedilen yabancı kültürlerin bozucu sonuçlarını tekrar ettirebilir. Kültür, ortamla uyumlu olmalıdır. Bu ortam, ulusun özbenliğidir.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu düşünceleri, bir gün Cumhurbaşkanlığı Senfoni orkestrası konserini izledikten sonra söylediği şu sözlerle örtüşmektedir: “Halkın da musiki ihtiyacını düşünmek gerekir. Halkın musiki zevkinin gelişmesi için, bu musikiye alışması ve bu musikiden hoşlanması için köklü bir musiki eğitimine ihtiyaç vardır.” Atatürk’ün bu hedefini gerçekleştirmek için bugünkü Ankara Devlet Konservatuvarı’nın temeli olan Musiki Muallim Mektebi, 1924 yılında kurulmuştur.

Musiki Muallim Mektebi’nin amacı, orta öğretim için çok sayıda müzik öğretmeni yetiştirmekti. Böylece ulusun köklü müzik eğitimi gereksinimi karşılanmış olacaktı. Sonraki yıllarda ülkenin sanatçı gereksinimini de karşılamak amacı ile Musiki Muallim Mektebi bünyesinde kurulan konservatuvar, sonraki yıllarda Ankara Devlet Konservatuvarı biçimini almış ve Musiki Muallim Mektebinden ayrılmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün müziğe olan yakınlığı ya da yatkınlığı sadece geleneksel müziklerimizle sınırlı değildi. Konuşmalarından, modern Avrupa müziğini de sevdiğini ve taktirle karşıladığını net biçimde anlayabiliyoruz. O yıllarda radyo yayınlarının yeni başlamış olması, orta dalganın sadece şark dünyası radyolarını yakalayabilmesi nedeniyle Atatürk, modern Avrupa müziği zevkini sadece Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasında, yerli ve yabancı müzik topluluklarının dinletilerinde tatmin etmiştir.

Ulu önder, geleneksel Türk müziklerinin modern bir biçime getirilmesi çabalarında, Avrupa’da müzik eğitimi yapmış Türk gençlerine çok güvenmekteydi. Modern bir Türk müziği yaratılması için değişik kutupların düşüncelerini bol bol dinlemiş ve kafasında değerlendirmiştir. Çevresindeki müzik adamlarının bazıları geleneksel müzikleri tümüyle hor görür ve: “Esas müzik Batı müziğidir. Ulusumuz için bu müziği normal görmeliyiz.” derlerken bazıları da Halk Müziği’nden yararlanılması gerektiğine Ata’yı ikna etmeye çabalamışlardır. Türk müziğini bilmeyenler ve onu yerenler: “Alaturka musiki; Bizans, Arap ya da Fars musikilerinin etkisinde kalmıştır. Tek sesli olması dolayısı ile iptidaidir. Onun için bu musikiyi kaldırıp atmalı ve yerine batı müziğini almalıyız.” Diyebilecek kadar ileri gitmişlerdir. O nedenle modern Türk müziğinin yaratılması amacıyla çeşitli denemeler yapılmış ve çoğu olumsuz sonuçlar vermiştir. Örneğin; Atatürk’ün emri üzerine 1934 yılında girişilen opera denemeleri arasında Özsoy ve Taşbebek operalarını besteleyen ve dinleti sırasında orkestrayı yöneten Ahmet Adnan Saygun, eserlerinin yarattığı düş kırıklığı belgelerle sabittir.

Buna benzer üzücü ve başarısız birkaç denemeden sonra Atatürk bir gece Dellal-zade İsmail Efendi’nin “Ah o güzel gözlerine hayran olayım” mısraıyla başlayan Isfahan şarkısını dinler. Eserin bitiminde Ata bir süre sessiz kalır, sonra da yanındakilere şöyle der: “Ne yazık ki benim sözlerimi yanlış anladılar. Şu okunan ne güzel bir eser, ben zevkle dinledim, sizler de öyle. Ama bir Avrupalı’ya bu eseri böyle okuyup da bir zevk vermeye imkan var mı? Ben demek istedim ki bizim seve seve dinlediğimiz Türk bestelerini onlara da dinletmek çaresi bulunsun. Onların tekniği ve onların ilmi ile, onların sazları, onların orkestraları ile çaresi her ne ise! Biz de Türk musikisini milletlerarası bir sanat haline getirelim. Türk’ün nağmelerini kaldırıp atalım, sadece garp milletlerinin hazırdan musikisini alıp kendimize mal edelim demedim, yalnız onları dinleyelim demedim. Yanlış anladılar sözümü, ortalığı öyle bir velveleye verdiler ki ben de bir daha sözünü edemez oldum.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930 yılında yaptığı bir konuşma sırasında konu modern bir Türk müziği yaratma düşüncesine gelince, bir Alman gazateci kalkıp batının çoksesli müziğe kavuşabilmesi için dört yüz yıl geçtiğini söyleyince Atatürk ciddileşmiş ve: “Bizim bu kadar zaman beklemeye vaktimiz yoktur. Bunun için garp musikiciliğini almakta olduğumuzu görüyorsunuz!” der. Bu sözlere lütfen dikkat ediniz. Atatürk, “garp musikisini” demiyor, “garp musikiciliğini” diyor. Bu iki anlatım biçimi dağlar kadar fark vardır. Garp musikisini almak, Türk’ün yaratıcı gücünü yok etmek, tam bir teslimiyet içinde modern Avrupa müziği eserlerini yurdumuzda çalıp söylemek demek oluyor ki bundan daha anlamsız bir düşünce olamayacağı gayet açıktır. Garp musikiciliğini almak demek ise Avrupa’da yaklaşık bin yıldan bu yana işlenegelmiş çokseslendirme denemeleri, teknikleri ve eserlerinin incelenmesi, matematiğinin kavranması demektir. Böyle bir matematiğin temelini, kendi içimizden çıkartmamız gerektiğini ısrarla tekrar tekrar söylemiştir Atatürk.

Bu bağlamda, Geleneksel Türk Sanat Müziği ve kuramlarını bilmemiz, özellikle Anadolu Halk Müziğini incelememiz, gücünü bu topraklardan alan ulusal kültür hazinemizi, modern dünyanın bilgi ve teknikleri ışığında kaynaştırarak, kendimize özgü yepyeni tınılar elde etmemiz, çağdaş düzeye ulaşmamız gerekmektedir.

21. Yüzyılın ilk yıllarında, yurdumuzdaki müziğin ve müzik kurumlarının ne durumda olduğu, başka bir sempozyum ve bildiri konusudur. Sözlerimi ulu önder Atatürk’ün şu sözleriyle noktalamak isterim: “Medeniyet öyle bir ateştir ki kendisinden uzak duranları yakar, kavurur!” Saygılarımla.

[Kaynak: Uluslararası Atatürk ve Güzel Sanatlar Sempozyumu Bildirileri, 26-27 ekim 2001/Ankara, Hazırlayanlar: Nail Tan-Hayrettin İVGİN, Cumhuriyet Kültür ve Tanıtım Vakfı Yayınları No: 4, BRC Basım, Ankara 2005, s. 65]
(En son düzenleme: 10-06-2011 01:52 AM Site Yönetimi.)
10-06-2011 12:22 AM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı alıntı yap
Yeni Cevap 


'ATATÜRK VE MÜZİK' Konusunu Paylaş
  • RSS
  • del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Digg
  • TwitThis
  • Facebook
  • Reddit
  • Google
  • YahooMyWeb
  • E-mail

Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  ATATÜRK’ÜN ÖZDEYİŞLERİNDE KÜLTÜR SANAT MÜZİK YAKLAŞIMI Site Yönetimi 0 802 10-06-2011 06:56 AM
Son Mesaj: Site Yönetimi
  ATATÜRK VE SANAT KÜLTÜRÜNDE ÇAĞDAŞLAŞMANIN DAYANDIĞI TEMELLER Site Yönetimi 0 338 09-25-2011 05:23 PM
Son Mesaj: Site Yönetimi

Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi


Forum Yazılımı: MyBB, © 2002-2012 MyBB Group Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemizde yer alan eserlerin telif hakları şair-yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.