Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: ÖZKAN GÖNLÜM'ÜN ŞİİRSEL YOLCULUĞU
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
Özkan GÖNLÜM’ ün ŞİİRSEL YOLCULUĞU

-Tahlil-

Mustafa CEYLAN

**

GÖNÜL TARLAM

Kiminiz kırmızı bir güldü
Kiminiz beyaz lâle
Kiminiz kır çiçeğiydiniz
Gönül tarlamda boy verdiniz.

Rüzgâr esti tutunduk elele
Yağmur yağdı birlikte ıslandık
Karşı durduk fırtınaya sele
Soğukta üşüdük güneşte yandık.

Kiminiz tarlamı eşeleyip geçti
Kiminiz mevsimlik çiçekti
Kiminiz kök saldı yıllarca
Kiminiz bir başka tarla seçti.

Hepinize binlerce selåm
Yine en güzel anılarla bendesiniz
Silinmedi izleriniz GÖNLÜM’ den
Sizi için yazdığım şiirlerdesiniz.

Evet, saygıdeğer dostlar, bu hafta Özkan GÖNLÜM’ ün şiirsel yolculuğunu ele alacağız. Sanırım, Galip SİNECİKLİ kardeşimin gerçekleştirdiği röportajı okudunuz. Ben de, sevginin, dostluğun ve güzelliğin şairi Özkan GÖNLÜM üstadın, şiir okyanusuna dalıp, oradan çıkarabilirsem inci tanelerini çıkarıp sizlere sunmaya çalışacağım.

Yukarıda arzettiğim “Gönül Tarlam” başlıklı şiir, GÖNLÜM’ ün 1986 yılında yayınlanan “Gönül tarlam” isimli şiir kitabına ismini veren şiirdir. Bu şiirde de görüleceği gibi mısra sonlarında “ kırçiçeğiydiniz- verdiniz / elele-sele/ ıslandık-yandık / gitti-çiçekti-seçti / bendesiniz / şiirlerdesiniz” ses uyumları ile serbest şiirde “hecenin” imkânlarını ustaca kullanan bir şairimiz Özkan Gönlüm… Zaten, dostlarıma bugüne değin hep söylemişimdir. “Heceyi bilmeyen serbest vezinde başarılı olamaz diye. En zor şiir serbest vezin şiirdir. Bu zorluğu ses ve imge oyunlarıyla, ritm ve ahenkle aşabilirsiniz.”

Şairin gönül tarlasında bulunan gül, lâle ve kırçiçeklerinin şiiridir bu. Ve gönül tarlasında silinmeyen izleri bulunan güzelleredir mısraları… Usta şair, “işte şiirlerim ve ben, yani biz /Aşk denizinde gemi gibiyiz / Kaptan sensin dümen sende/ Çevir istediğin yöne/ Emrindeyiz/ dediği sevdasına seslenmiştir şiir dünyasında yıllar yılı… Başkent akşamlarının şiir ikliminde hem kendisiyle aynı yaştaki ve hem de senelerin un değirmeninde saçlarını ağartmış üstadlarla bir ve beraber iken Özkan Gönlüm, şiir matinelerinde aranılan-özlemle dinlenilen bir şairdi. Ne zaman ki, geçim derdi-kader rüzgârı onu Ankara’ dan uzaklaştırdı, İskenderun’a attı, GÖNLÜM’ ün sesi az duyulur oldu. Arada bir İskenderun’ dan firar edip geldiği Başkent gönül meclislerinde yürek ilâcını almayı da ihmal etmedi. Sonunda emekli olunca, dayanamadı gurbetlerde ve gelip yerleşti Ankara’ ya… Seneler öyle çabuk geçiyor ki… Sel gibi… Daha dün kadar yakın zamandı Halide Nusret ZORLUTUNA annemizi, Arif Nihat ASYA hocamızı alıp, Güzide TARANOĞLU annemizin evine getirdiğimiz günler… Halâ “oğul-yiğit Mustafam… Can Özkan’ım” deyişleri durur kulaklarımda… Sami Ateş’in Dikimevi-Cebeci askerlik şubesi yanındaki evin salonunda güvercin fırtınasını birlikte yaşadığımız hassas şair ağabeyim Şahinkaya DİL’ i mi, ya da “ceylanlar hıçkırmaz Mustafa” deyip, şiir için tam 3 yıl kalemi elime aldırmayan Mehmet ÇINARLI üstadımı mı? … Hangi birini desem… Kimi yazsam, söylesem… Bunları, Özkan Gönlüm’le aynı zincirin halkası olduğumuzu, aynı çizgide yürüyen yolcular olduğumuzu ifade etmek için söylüyorum dostlar…

Özkan GÖNLÜM, benim “can ağabeylerimden birisidir. İsa KAYACAN birinci sırada, ikinci sırada da Özkan GÖNLÜM vardır. Ağabeylik tahtımın sahipleridir onlar… Onlardan öğrendim, güzelce bakmayı, has yürekli olmayı, dosta can vermeyi, düşmana kin tutmayı… Onlardan bildim-belledim kalem tutmayı, söz kurşunuyla haksıza hücumu… Haklıyı savunmayı, güzeli hoşlamayı… İnsanın bir ağabeyi, bir ışığı olması ne güzeldir. Ben, bu güzelliğin birine değil, ikisine de sahibim dostlar…

Genç şair kardeşlerime tavsiyem, mutlaka hem yaş, hem edebiyat alanında kendilerine bir ağabey seçmeleri olacaktır. İnanın, ben bundan çok faydalandım. Her şeyden evvel, yanlış yapmamı engellediler, teşvikleriye bana destek oldular ve kendi yaşantılarıyla örnek oldular.

Aşkın ve dostluğun şairi olan Özkan Ağabey, senelerce beraber olduğu Ümit Yaşar Oğuzcan ve Şemsi Belli söylemleriyle şiirsel yolculuğunu sürdüren bir şairdir. Hece veznini çok iyi özümsemiş olan usta şair, bu özümsemeyi “serbest “ vezin şiirde ustaca kullanır. O’ nun serbest şiirlerindeki ahenk ve düzen, ses benzeşmeleri ve vurgulardan kaynaklanmaktadır.

Arı, duru, yalın, sade ve anlaşılır bir cümle yapısı ile ve su misali akan, topallamayan ifadelerle örülmüş şiirini okumak insana zevk verir. Hususiyetle genç yüreklerin ve sevdalıların dilidir Özkan Gönlüm. Gençlik yıllarımda dilimden düşmemiş bazı şiirlerin şairi olduğunu gayet iyi biliyorum. O’ nun şiirleri nişanlıların ve hasreti yaşayan sevgililerin süslü anı defterlerinde hep yazılmış ve yazılmaya da devam edecektir.

Ankara’ dan ayrılıp İskenderun’a gittiğinde, sanat dünyasından biraz uzaklaşmıştı. Arada bir firar edip geldiğinde Başkent akşamlarının şiirsel havasını ciğerlerine doldurur, aldığı bu enerjiyle İskenderun’a dönerdi. Şahsen ben, Özkan Ağabey’ den bugün rahmetli olmuş veya yaşı çoktan 60’ ı geçmiş olan şairlerle yaşadığı zaman dilimlerini anlatan anılarını yazmasını bekliyorum.

Eşi, yengem Işık Hanımefendiye ve torunu Eda’ ya tutkun olan şairimizin, kardeşi Rahmetli Özay GÖNLÜM’ ün “Nineye Mektupları” nı, o’ nun kaleme aldığını sanmaktayım. Bazen şakacı davranışları ve hoş görülü yaklaşımı ve kara mizaha kaçan kısa - özlü şiirlerinden bu sonucu çıkardım. Ve Türkülerimizin unutulmaz sesi Özay GÖNLÜM’ ü rahmetle anarak, mekânı cennet olsun diyerek kardeşinin kaleme aldığı “Kardeşname” yi okuyalım, olur mu?

“KARDEŞNAME

“YAREN” sazın elinde
Mızrap ile teller konuşur sanki
Bir yanık ezgi dilinde
Duyunca yüreğim tutuşur sanki.

Türküler dillenir senin sazında
Gelinler oynar, efeler diz vurur.
Sesinle, sözünle dinleyen seni
Kendini Anadolu’ da bulur.

“Avşar beyleri” dersin…
Gürül gürül akar sesin.
Sen sende değil o anda
Sazdasın, teldesin, gönüldesin.

Vur sazının tellerine
Vur, vur ki dünya duysun
Sazının her bir teline
Bin şiirim feda olsun.”

Görüldüğü gibi, bu şiirin son iki mısrasında “sazının her bir teline / Bin şiirim feda olsun” deyişinde, benim tahminimi doğrulayan bir ipucu bulunmaktadır...

Dostluğa ve kardeşliğe her şeyden fazla önem veren, sevdikleri için can vermeye hazır, fedakâr ve cefakâr bir yapısı vardır Özkan Gönlüm’ün… Arkadaşları için yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Elinde- avucunda neyi varsa dost uğruna seferber eder… Has şiirin, has adamıdır o… Sanal dostluklar ve gösteriye-riyaya bağlı birliktelikler istemez. Aşkı da, dostluğu da kutsaldır. Milli ve manevi değerlere de sıkı sıkıya bağlıdır. Bayrağa-vatana sevdalıdır şair…

Şiirin kalıcı olanını ve gönüllerde-akıllarda iz bırakanını tercih eder. İmgelerle dolu ve sanat yapmak için sanat yapayım diyerek, anlamsızlığa düşmeyi istemez. Anlaşılır olmakla sevileceğini ve okunacağını bilir. Ancak, mucizeleri de gerçekleştirmek ister. Eşyaya-doğaya-objeye çeşitli görevler verir. Çevre, özün özüne hizmetkârdır o’ nun şiirinde. Bazen özü gizlemeye çalışır ve çevrenin diliyle onu yansıtmak ister… İngiliz şair ve tiyatro yazarı William Shakespeare’in “Sonnet Evi” başlıklı şiirinde:

“Çevirince yapraklarını geçmiş çağların
Görürüm en güzel yaşantıları bir bir,
Söyler güzel kadınların sevimli kahramanların
Övgüsünü güzellikler yaratan eski şiir “ (1*) deyişi misalince, Özkan Gönlüm’ ün şiirinde de kendi yaşantısından kesitler bulunmaktadır. Şiirlerinin kahramanları, o’ nun eskiden tanıdığı güzel yada çirkin kadınlar olduğu gibi, onların isimleri ve iz bırakan anılardaki resimlerinden oluşur. Eski şiirin rüzgârıyla yeniden yeniye koşar şairimiz… Shakespeare aynı şiirinin ikinci kıtasında:

“Eli, ayağı, dudağı, gözü ve kaşı,
Anlatır bir güzel en tatlı yerleriyle
Görürüm senin taşıdığın bu güzellik,
Çizilmiş eski çağların kalemiyle” der. Der ya, Özkan Gönlüm’ de aynısını yapar. Kelimelerle resim çizmeye kalkar. Bazen resmi çizmez de, merkezin çevresinde fır döner. Dönerken de iklimi ve doğayı dillendirir, merkez indirir ve konuşturur. Tek kıtalık şiirlerinde ele aldığı kişinin fiziki yapısını, kaşını, gözünü, dudağını, elini, ayağını kolayca anlatmakla kalmaz, atalar sözünce kesin ve net ifadelerle yüklü karar cümlesini de monte ediverir.

Bakınız, şimdi okuyacağımız “Sen” başlıklı şiirinde havada kuşa ve denizde balığa ne görev vermiş? Birlikte okuyalım:


“SEN

Sen bir anlamsın yaşantımda
Cansın sen
Sen beni kıskıvrak bağlayan
Sen havada kuşa
Denizde balığa beklettiğim
Sen beni aydınlatan renk
Temmuz sıcağında serinleten rüzgâr
Delilik seni sevmemek ya da ölmek
Sen yaşamaya yönelmek
Sen yumağıma sardığım
Sen aradığım

Sen her akşam kadehimi dolduran
Sabah çaylarında yudumladığım

Sen kadınımsın
Sen yaşadığım”

İşte bu… Özkan Gönlüm bu işte dostlar… Kalp ağrısı, yürek gümbürtüsü şiirleri severim bende… Şairimizin sevda merkezli şiirleri sarıp sarmalar o yüzden beni. O’ nun “Birtanem” diyerek seslenişleri yok mu? Hayran bırakır adamı. “ Çin şairlerinden Wu-Ti (Liu-ch’e) “Li-Fu-Jen” başlıklı şiirinde:

“İpek fistanın hışırtısı durdu
Gezdiğin mermerin üstüne toz birikmiş.
Odana soğuk ve sükun dolmuş,
Yayılmış kapıya doğru düşen yapraklar.
Hasretini çekiyorum sevgilim hasretini
Nasıl dindireceğim bu kalp ağrımı? ” (2*) demektedir. Çin şairi de bizim şairlerimiz gibi hasretini dile getirir. Ama Özkan Gönlüm’ de hasret bir başka biçimdedir. El kadar yüreği, gönül tarlasını teslim etmiştir, ekip biçmesi için sevgiliye. Bakarsa bağ olacaktır, bakmazsa dağ. Taa en baştan teslim olmuştur ona. Yol onun, ışık onun, gayret onundur gayri. Bu sevda, bir masal-bir düş değildir. Her gün ve her saniye yenilenen ve akılmaz bir bağlılıktır. Gökten güneş ve yağmur istemez o tarlaya. Sadece sevgiliye tapusu kesilmiş-senetlenmiş bir tarladır. Ne yaparsa o yapacaktır. Der ki:


“BİRTANEM-1

Masal diyeceğim ama değil
Rüya desem olmaz
Öyle bir şey ki aramızdaki
Akıl almaz

Yeni açılmış tomurcuk gibi taze
Her gün daha bir yeni
Ben bu aşktan dönmem Birtanem
Ölüme götürse de beni.

Aşkımızın tarlası küçük
Hepsi el kadar yürek
Gözlerinle serptiğin tohumlar
Büyüdü “aşk..aşk” diyerek.

Ne gökten güneş isterim
Ne buluttan yağmur
Senin elinde gönül tarlam
Bakarsan bağ olur bakmazsan dağ olur.”
Evet böyle işte… Şairimiz, sevdiği için, “Birtanesi” ne gönül tarlasını teslim ettiği için kendisini şanslı sayar ve “benim kadar bahtiyar kimse yoktur” der. Çağrılarını gönderir sevdiğine. Akşam olunca sevgili yanına gelmeli ve güvercin elleri saçlarında dolaşırken aşkı fısıldamalı dudağı… İşte “Birtanem-2” şiiri:

“BİRTANEM-2-

Şimdi hiç kimse yok diyorum
Benim kadar talihli
Benim kadar bahtiyar…
Bütün güzelliklere
Bütün zenginliklere bedel
Sen varsın Birtanem aşkımız var.

Gel bu akşam Birtanem
Benimle ol
Başım dinlensin göğsünde
Gezdir güvercin ellerini saçlarımda
Aşkımızı fısılda avut beni
Yatır kucağına çocuk gibi
Uyut beni

Sokul yanıma sonra
İnce kollarınla beni sar.
Teninin sıcaklığını duyayım vücudumda
Damar-damar

Ve sevişelim Birtanem
Sabaha kadar.”

Bundan 30 küsur yıl önce, gençlik yıllarımda benim hoşuma giden ve ezberimde olan bir şiiri çok iyi anımsıyorum. O şiirin şairi Özkan Gönlüm’ dü. Ressam olsaydım, heykeltıraş olsaydım, şunu şunu yapardım. Ve şair olsaydım “gökteki yıldızları indirip ışıktan ve nurdan yaratırdım” seni diyen… O meşhur şiir… Şimdi kimbilir hangi genç yüreklerin sevgililerine yazıp göndermekte olduğu “Eğer” başlıklı şiir… Ne dersiniz, birlikte okuyalım mı?

“EĞER

Gözlerin can verir bana
Bir hayat dolu gözlerin senin
Umudu aşkı gözlerinde buldum
Mutluluk yolu gözlerin senin.

Ressam olsaydım eğer
Gözlerine işlerdim doğanın binbir rengini
En dişi gülüşü koyardım dudaklarına
Bir ömür boyu seyrederdim seni.

Heykeltraş olsaydım eğer
Senin heykelini yapardım
Denizler iner kalkardı göğüslerinde
Aşk tanrısı diye sana tapardım.

Şair olsaydım eğer
Mecnun olup Leylâ diye aratırdım seni
Gökteki yıldızları indirir mısralarıma
Işıktan ve nurdan yaratırdım seni.

Benim olsaydın eğer
Dudaklarım değseydi dudaklarına
Tatsaydım o eşsiz dişiliğini
Bin yıl sevişsek doyamazdım sana.”
Evet gördünüz, okudunuz değil mi dostlar? Bedri Rahmi Eyüboğlu’ da “Kendimi Kendim Yaratsaydım” başlıklı şiirinde arzularını dile getirirken:

“Kendimi kendim yaratsaydım
Uçan bulutları durdururdum
Onlarla içimin en güzel yerinde
Bembeyaz bir mabet kurdururdum.
Ne deliler gibi güler,
Ne de serviler gibi ağlardım;
Ve günlerden bir gün kapının eşiğine,
Nar taneleri gibi serpip kanımı
Ve kendi elceğizimle bir karanfil gibi koparıp canımı
Pencerenin demirlerine bağlardım” demişti.

Bizim şairlerimizden mucizelerin resmini çizenlerin metodu bu işte… Ya kendilerine ve çevrelerine yeni şekiller ve tablolar çizerler; veyahut da sevdiklerine… Farkı yoktur her ikisinin de.. Önemli olan buradaki metod… Özkan Gönlüm, kendisinin ressam, heykeltraş veya şair olması durumunda sevdiğine ne yapacağını anlatırken, Bedri Rahmi’ de “kendimi kendim yaratsaydım” dedikten sonra, bizzat kendisinde neler olacağını anlatmaktadır. Kalbini bir karanfil gibi koparıp pencere demirlerine asan şair neyse, ressam olsaydım doğanın binbir rengini gözlerine işlerdim ve en dişi gülücüğü dudaklarına koyardım diyen de aynıdır bana göre… Özkan Gönlüm, yaptığı heykele sonra da tapan bir deli heykeltıraş-bir deli yürektir… Bedri rahmi’ de kapı eşiğine kanını nar taneleri gibi serpen ve bulutlardan beyaz bir mabet kuran ressam-şair…

Şimdi de sözümüzün bu noktasına şairimizin eşine yazdığı “Gözlerimde Çakılı Duran” başlıklı şiiriyle bir gül atalım dostlar:


“GÖZLERİMDE ÇAKILI DURAN
-Eşim IŞIK için-

Sen bir en güzel gökyüzüsün
Benim denizime vuran
Sen bir doyulmaz manzarasın
Gözbebeklerimde çakılı duran.

Senin güzel gözlerindir
Benim talih kuşum.
Gel demişin gelmiş
Durul demişin durulmuşum.
Bin değil bir bakışında gözlerinin
Sana tutsak olmuşum.

Sen en sağlam dalsın
Tam düşerken tutunduğum.
Sen bir ışıksın, renksin, melodisin en güzel
Ruhumda duyduğum.
Sen bir en büyük hazinesin
Yoksulluğumda bulduğum.

Sen bir en güzel gökyüzüsün
Benim denizime vuran.
Sen bir doyulmaz manzarasın
Gözbebeklerimde çakılı duran.”

Şairimiz, eşine – evine ve çocuklarına yürekten bağlı birisidir. Eşine yazdığı çok sayıda şiirini ezbere biliyorum. Işık Yengemiz de, onun şiirlerine konu olacak kişilik ve karekterde birisi. Mutluluklarının daim olmasını Yüce Mevlâ’ dan diliyorum. Onların aile saadetlerini, Ankara-Yenimahalle’ de bulunan evlerinde sofralarına oturarak, yemeklerini yiyerek(halâ tadı durur damağımda o güzel sofranın) , sohbetlerinde bulunarak bizzat şahit olmuş birisiyim. Böylesi güzel ve muhteşem aile bağlılığını Ahmet Tufan Şentürk babam da, Güzide Taranoğlu anamda, İsa Kayacan ağabeyimde görmüştüm. Bu huzur ve saadet, onların yüreklerinden torunları EDA’ nın gözbebeklerine yansımış. Aman Allah’ım, nazar değmesin, dünyanın en güzel gözlü çocuğu Eda… Yemin ederim resimden güzel… Dünyanın en başarılı ressamı bile bu kadar güzel bir gözü ve yüzü çizemez… Özkan ağabeyde istediği kadar şiirleştirsin Eda’ nın gözlerini, o şahane-ilâhi güzelliği, asla tam olarak anlatamaz… Her yaz başlangıcında GÖNLÜM çifti, Başkentten kaçarlar, soluğu Altınoluk’ taki yazlıklarında alırlar… Alırlar ya, şair yüreği durur mu orada? Orada da gelip geçene, gördüklerine, yaşadıklarına yazar hep… Bir de komşuları vardır. Benim “Türk Şiirinin Yüzakı bir Şair” diye tanımladığım ve tanışmaktan mutlu olduğum Arif EREN Hoca… İşte Altınoluk şiir ekibi kurulmuştur gayri… Yaz akşamlarının şiirli sohbetlerini merak ediyorum, “nasip olsa da yolum bir o taraflara düşse ve bir baskın yapsam” der dururum… İki üstadı yan yana bulsam, herhalde sabaha kadar uyutmazdım onları…

Şairimizin bir şiirini daha okuyalım, olur mu?

“NEDEN

Nedir bu dinmeyen hırs
Niye herkesin diğerinde gözü var
Bir yarıştır sürüp giden ölümcül
Bu yüzden gülemiyor insanlar.

Bu gökyüzüne hayret ederim
Nasıl dostça geçinir milyonla yıldız
Üçbuçuk kişiyiz şu yeryüzünde
Yine de döğüşten kırılırız.

Bana kalsa inanın
Bir sihirli değnek alacağım elime
Kötüler gitsin iyiler kalsın diyeceğim
Yeni bir dünya kuracağım kendime.”

Demin ne demiştik? Mucizelerin şairi demiştik değil mi? Bakın bu okuduğumuz şiirde de “elime sihirli bir değnek” alacağım ve kötüleri dünyadan göndereceğim demiyor mu? “Yeni bir dünya kuracağım kendime” demiyor mu? Diyor… Seven elbette barış yanlısıdır. Kin ve kavgayı istemez. Gökle yer, şairin ilham kaynağı, toprak ise şiir tohumunu ektiği yerdir. Göğe baktığında milyonca yıldızın dostça geçinmesine hayret eder. Ya, yanımızda yöremizde bulunan yıldız olmuş kişilerin kavgasına ne demeli? Ya, eksinin eksisinde iken, kendini yıldızların üstünde gören birkaç dize şiirimsi cümle kuran, geleceğe kalır mıyım acaba diye hiçbir endişe taşımayan o meşhur (!) şairlerin kavgasına, enaniyet çekişmelerine ne demeli? . En iyisi mi dostlar, Özkan abi’ ye sihirli değneği vermeli diyorum…

Şimdi de şairimizin bahsettiğimiz kısa şiirlerine birkaç örnekle değinelim. Örnekler şunlar:

“ÇAPKIN

Çiçek çiçek dolaşan
Arılara imrenirim
Her birinin tadına bakar
İkisini koklamaya gör kardeşim
Adın çapkına çıkar.

ÇİFTE KAVRULMUŞ
Küçüğü severdi beni
Şimdi de ablası vurulmuş
Çok mal göz çıkarmaz kardeşim
Çifte kavrulmuş.

BU NE İŞTİR

Seviyorsam kızını seviyorum
Anasına ne oluyor
Kocası da var üstelik
Bir türlü aklım almıyor.”

Bu mısraları okurken, yüzünüzde gülücük çiçeklerinin açtığını görüyorum. Dilerim hep öyle gülümsersiniz dostlar… Şairimizin bu tür şiirlerine bakanlar, onu daha çok cinsel konu ve fantezileri kaleme alan bir şair zannedebilirler. Aslında, şairimizin elinde yayınlanmaya hazır bu tür şiirlerden oluşan bir kitabının olduğunu geçen yaz görmüştüm.

Konuları arasına yaşadığı ortamı da katar. Der ki:

“DUVARLAR

Kapı pencere olmasa
Beş para etmezdiniz ya.”

PENCERE

Sen kurtardın beni
Dört duvarın karanlığından
İlk senden gördüm
Güneşi, ayı, yıldızı
Sen olmasaydın pencerem
Nasıl görecektim
Komşu kızı? .”

KAPI

Kapanırsın
Biter dışarının özgürlüğü
Açılırsın
Kurtuluruz tutsaklığından odaların.

BACA

Her bacanın dumanı karadır
Mesut evin dumanı
Ak türkü söyleyebilen dumandır.

TENCERE

Keyfin yerinde
Fıkır fıkır kaynarsın
Kaça kaynadığını
Hiç düşündün mü? ”

Sonra, şairimiz öğretmenlerine ve Atatürk’e de şiirler yazmıştır. İyi bir Atatürkçü’ dür o. “ATATÜRK DİYOR Kİ” başlıklı şiirinde Ata’ nın ağzından şöyle seslenir:

“Ben Mustafa kemal’im
Selam olsun benden milletime
Hepsinin gözlerinden öpüyorum
Toprak olsa da vücudum arkadaşlar
Ben ölmedim yaşıyorum.

Kahraman milletim canevinde yaşatıyor
50 milyon yürek buyur ediyor beni
Ben sizdeyim arkadaşlar siz bende
Biliyorum unutulmayacağım
Aradan yüzyıllar geçse de.

Uçan kuşun kanadı ak
Beni söyler dağa taşa
Bir anda dolaştırır yurdumu
Beni taşır esen rüzgâr
Ben ölmedim arkadaşlar.

İnanın sözlerime inanın
İşte Rasattepedeyim
Alev saçlarımı okşuyor rüzgâr,
Şimdi İzmir’deyim
Bakışlarımda kırılıyor dalgalar.

Milletimin gücü benim gücüm,
Işığı benim aydın Türkiye’ nin
Ölüm aklımdan bile geçmiyor
İnanmayın sözüne bana öldü diyenin.

10 Kasım 1938’ de
Dokuzu beş geçe girdim canevinize
Sizlerde yaşıyorum ben
Selam olsun hepinize…”

Evet Özkan Gönlüm, milletine ve milli değerlere sevdalı bir şairdir. Milletiyle ters düşen, bölücü bir zihniyete sahip şairlerden olsaydı o, bugün “medyatik”, herkesin tanıdığı, “popüler” bir şair olurdu. Şiirleri de birkaç “batı” diline çoktan çevrilip yayınlanmıştı bile…Sanat ve yayın dünyasının köşe başlarında örümcek ağlarını kurmuş olanların dikkatini çekmediyse şairimiz, hep milletinin sevdalısı olmasındandır.



Evet dostlar, içinde yaşadığımız günlerde asırlardan beri Anadolu topraklarında gözü olan hain odaklar ve şerefsiz eller, bizi bize düşman etmeye, Cennet yurdumuzu bölmeye çalışmaktadırlar. Ve ellerinden gelen her türlü oyunu oynamaktadırlar. Biz bu vatan, bu bayrak uğrunda ölümü göze almış Mehmetçikleriz. İlimde, bilimde, fende, teknikte, çağdaşlıkta, kısaca her alanda muassır medeniyet seviyesinin önüne geçmek isteyen bir ulusun evlâtlarıyız... TÜRK MİLLETİ bir bütündür asla bölünemez. TÜRK yurdu yeryüzünün en mukaddes coğrafyasıdır. Bu coğrafyada gözleri olanların oyununa asla gelmeyeceğiz ve içimizdeki küçük beyinlerin safsata ve rüzgârı bizi asla yıldıramıyacaktır.

Bugün Antalya caddelerinde gezerken, evlerin, apartmanların balkonlarında dalgalanan şanlı bayrağımızı doya doya seyretttim. Ve gurur duydum, milletimin son hadiseler karşısındaki tepkisine... Cümle evlerin-apartmanların balkonunda al bir çiçek açmıştı, barışa gülen, tarihe destan çiçek... Sanırım, baştanbaşa Anadolu kentleri de böyledir.

Özkan GÖNLÜM ağabeyin de benimle aynı duygular içinde bulunduğunu biliyorum. Bu bayrağın bu coğrafyada yaşayan ve ben bu ulusun evlâdıyım diyen, doğum yeri, siyasi görüşü, anlayışı ne olursa olsun, ismi - cismi- felsefesi ne olursa olsun, 'ayyıldızlı bayrak benim bayrağımdır' diyen herkesin sevdası olduğuna Özkan gönlüm' de inanmaktadır. Bir başka TÜRKİYE yok. Bir başka güzel BAYRAK da olamaz...

Özkan Gönlüm 'GÖNÜL YAZIM' isimli eserinde

'Türk'üm ben
İçimden gelen bir ses
Alıp verdiğim nefes
Ben Türk'üm diyor
Türk ruhtur, beden kafes.

Türk'üm ben
Coğrafya, köken, renk, şekil
Din, dil
Önemli değil
Türk
Türklüğünü bilen
Türklüğü içinde duyan
AYIRIMCI olmayan
Türk gibi yaşayan
Kendini Türk sayan
Ben Türk'üm diyendir
Türk, beden kafesinde
Türk ruhu olandır.

Türk'üm ben
Türk ruhudur asıl olan
Türktür gönlü Türklükle dolan
Türk
Türklüğünü duyandır
Türk diline, kültürüne
Türk tarihine, uygarlığına
Türklük damgasını vurandır...

Türk'üm ben
Etkilemez beni
Ne doğu, ne batı
Ne kuzey, ne güney uygarlığı
Benim uygarlığım
Türk'ün ürettiği
Türk'ün yarattığı
Aslına özgü
Özgün Türk uygarlığı...

Biz Türk'üz
İçimizde sevgi ve dayanışma ruhu
Bir bütündür Türk Dünyası
Türk Türkle kardeştir
Türklük bir doğuş
Türkler dünyayı aydınlatan güneştir.

Yurdumuz Anadolu
Türk'ün ülkesi
Türklüğün sesi
Dünya Türklerinin
Türkiye' dir Kâbe'si...

Türk'üm ben
Tarihimi, vatanımı, milletimi seven
Aslımı, neslimi öven
Türk'üm ben
Her yerde ve her koşulda
Benliğimi korurum
Değiştiremez beni
Dünyanın hiç bir yeri
Ne Amerika, ne Avrupa, ne asya
Bütün dünya üstüme gelse
Döndüremez beni asla...' (Sayfa: 107-108) demektedir...



Asker Mehmet' in Anasına Yazdığı Mektup

Bu şiir 1992' de yazılmıştır.

Ey ak saçlı ana
Asker ocağından yazıyorum sana
Sen beni bu günler için doğurdun
Beynimi ATATÜRK ve BAYRAK ile yoğurdun.

Bu vatan için şehit olursam eğer
Karagözlüm Ayşe’ me deyiver
Sakın ağlamasın, karalar bağlamasın
Şehit vermeyen toprak Vatan olmaz
Bulur belâsını anacığım hainler
Bizim kanımız yerde kalmaz.

Azdı yine Vatansızlar anacığım
Şırnak’ ta, Eruh’ ta, İdil’ de
Dağ başını duman aldı
Vurdular görevi başında
Şehit ettiler kardeşim Ahmet’ i, Mehmet’ i
Çocukları yetim kaldı.

Olur mu anacığım olur mu
Kardeş kardeşi vurur mu
İçimizden düşman çıkarsa
Taş üstünde taş
Omuz üstünde baş kalır mı..

Kimdir bunlar?
Türkiye’ de doğup büyüyüp
Türkiye’ de doyan
Bizimle yaşayıp da
Kendini ayrı sayan..

Kimdir bunlar?
Atatürk’ e, Bayrağıma saygı duymayan
Türk’ü kendinden saymayan
İçlerinde Cehennem ateşi kaynayan
Cennet Yurdum Türkiye ile oynayan
Kimdir bunlar?

Kimdir bunlar?
Bunlar, Çanakkale’ da, Dumlupınar’ da
Aynı siperde omuz omuza tetik tutan
Cephede birlikte savaşıp
Bu Vatan için şehit düşüp, kanını akıtan
Doğulu kardeşlerimiz olamaz.

Kimdir bunlar?
Türk’ ü öldürenler
Yol kesen, köy ve karakol basanlar.
Türk Bayrağını indirip
Kızıl çaput asanlar
‘’Özgürlük’’ diye - diye haince
İnsan öldürüp, irin kusanlar.

Kimdir bunlar?
Okullardan Türk Bayrağını kaldıran
İstiklâl Marşımıza sırt dönüp duran
‘’İktidar Botan’ da, gönüllüler dağlarda’’ diye
Hayal görüp sloganlar uyduran
Türk Devletine karşı savaş açan
Yurdumda dehşet ve ölüm saçan
Kimdir bunlar?

Kimdir bunlar?
İnsanlıktan nasip almayan
Vatanı, milliyeti, cibilliyeti olmayan.
Kendini bir şey sanıp hiç olan
Hainlerin yuvasına düşmüş
Ne idüğü belirsiz, piç olan
Kimdir bunlar?

Kimdir bunlar?
‘’Özgürlük’’ deyip saldıran
Türk’ e, Atatürk’ e karşı duran
Ellerinde silah, köpek gibi kuduran
Askeri, polisi arkadan vuran
Kimdir bunlar?

Kimdir bunlar?
‘’Gerilla vuruyor
Kürdistanı kuruyor’’ diye
İt gibi uluyan.
Biz ‘’ kardeşlik ‘’ dedikçe
Yurdumu kana bulayan
Kimdir bunlar.

Kimdir bunlar?
Türk’ le, Türkiye’ yle gurur duymayan
Silah ve bomba ile oynayan
Askerin, sivilin kanını içip doymayan
Dini, imanı, Allah’ı olmayan
Kimdir bunlar?

Kimdir bunlar?
Bunlar kimlerdir? ..

Kim olursa olsunlar
Ne olursa olsunlar
İster satılmış
İster hain yaratılmış olsunlar
Tasamız yok, korkumuz yok anacığım
Sen beni bu günler için doğurdun
Kanımı hürriyetle yoğurdun
Dağ başını duman alsa da
İçimizdeki hain yaman olsa da
Korkumuz yok yılmayız biz.

Bu vatan için şehit de olsak
Atatürk yolundan dönmeyiz biz.
Kalbimizde iman, başımızda Bayrak
Meş’alemiz Atatürk sönmeyiz biz.

Bir kişi de kalsak bine karşı
Yurdumuzu hainlere vermeyiz biz

Özkan GÖNLÜM

Ve saygıdeğer dostlar,

Sanal alemin ŞİİR ANLAYIŞI’ na bir bakın hele. Galip SİNECİKLİ kardeşimin Özkan abi ile yaptığı röportajda da belirtildiği gibi Ahmet Tufan ŞENTÜRK gibi zirve bir şairin şiirini antolojisine maalesef sadece 11-15 kişi aldıysa, ELBETTE Özkan GÖNLÜM’ ün şimdi sunacağım muhteşem dörtlüklerine de tek bir yorum yapılmadığını üzüntüyle gördüm. Işık Yengemize yazdığı şu şahane dörtlüğü yazabilmek için kocaman-dev bir yüreğe ve muhteşem bir şiirsel yolculuk tecrübesine ihtiyaç vardır. Diyor ki:

Bir Dirhemin Bin Ton Eder Hesapta



Eşime

İstemem Leylâ' yı verseler bile
Benim şu gönlümün emeli sensin.
Yıkılmaz depremle gelseler bile
Gönül sarayımın temeli sensin.

Seni tarif etmek imkansız bir şey
Sen bir Tanrıça'sın aşk konusunda.
Bakışının deryasına daldım da
Boğuldum gözlerinin okyanusunda.

Senin kadrini bilmek ibadettir
Bir ayetsin gönül adlı kitapta.
Öyle eşsiz bir mücevhersin ki sen
Bir dirhemin bin ton eder hesapta


İşte... Bir dirhemin bin ton eder hesapta dediği 3 dörtlük... Bu şiire tek bir yorum yapılmamış... Hani o aşkı yüzünden gözyaşı dökenler... Hani o şiirin ve şairin kıymetini bilenler nerdeler? ...

Bakınız bir şiir daha sunayım sizlere:

Özay Gönlüm' e Ninenin Mektubu

Ey benim umudumun Gandili
Göz yaşımın mendili
Dağdan, bayırdan aşı® madığım
Gözden, gönülden düşü® mediğim
Duaynan böyütdüğüm
Türküynen yörütdüğüm
Gardan, gışdan gayı® dığım
Bazlımaynan doyu® duğum
Güneş’im, Ay’ım
Yavrııım, bidenem, Özay’ ım.

Acı habar tez uleşdi
Elim, ayağım doleşdi
Gözüm garardı, yüzüm sarardı
Düğüm düğüm oldu boğazım
Lokmamı yeyemedim
Bi şey de deyemedim
Dondum galdım
Ne etcemi bilemedim.

Ey Goca efem, arkedeşim
Yavrıım, bidenem, can yoldaşım
Tarhanam, unum, bulgurum
Bu dünyada umudum, gururum
Tencerede aşım
Dinmeyen gözyaşım
Nerdesin bidenem, yavrııım
Ne ettin len
Nereye gittin sen
Benim yiğidimin ölüm nesine
İnsan habar verme mi ninesine…

Olsaydı habarım
Bu halimle goşarak
Dağı- daşı aşarak
Ben araya girerdim
Dikilir garşısına Azrail’in
Aslanımı bırakın, beni alın derdim.

Olur mu yavrııım, olur mu
Hiç böyle edilir mi
Doksan yaşındaki ninen
Goyup da gidilir mi..

Ey büyük Allah’ ım
Senin işine garışmam da
Bu işde bi yanlışlık var ama
Onun daha söylenecek sözü
Dillenecek sazı vardı
Ninesine mektupları
Hem okur, hem çalardı
Onu dinleyenler duygulanır
Hem güler, hem ağlardı.

Ninem derdi bana
Gocanam derdi
Yanık sesiyle türkü söylerdi
Böyle nasıl oldu bilemeyom
Epeydir habar gelmedi
Hasdeyim de demedi
Sesi soluğu bitivemiş
Aniden, sessizce yitivemiş.

Şindi n’olcek gari
Dostla bişeyle deyin bari..
‘’ Tellidir anam tellidir
Denizli’ nin horozları bellidir ‘’
Deye dağı – daşı aşan ses nerde..
‘’ Tepsi de tepsi fındıklar
Ayşe’ de Veli aga’ yı gıdıklar ‘’
Deye fıkır – fıkır coşan ses nerde..

Hanı nerde çoban Mustıfali
Goyunları gütmeyo mu
‘’Çöz de al Mustıfali ‘’ diyen Ayşe gelin
Oynemeye gitmeyo mu
Ses gelmeyo mu efemden
Garibim, yavrım, horozum
Türkü - türkü ötmeyo mu..

Ey büyük Allah’ ım
Neden böyle garar gıldın
Neden onu benden aldın
Neden beni derde saldın
Affına sığınırım
Bir sözüm var sana
Ben bile yaşarken daha
Neden gittin ona
Söktün ciğerimi benden
Tutuştu yüreğim,
Yandı bağrım
Affet beni Tanrım
Adaletten yana
İtirazım var sana.

Ey duaynan böyütdüğüm
Türküynen yörütdüğüm
Güneş’im, ay’ım
Efem, yiğidim, Özay’ ım
Ben gideydim yavrııım senin yerine
Sensiz yaşamak benim neyime
Sana gurban olayım
Gavuşdursun bizi Tanrım
Orda da seni bulayım
Yavrııım, bidenem, Özay’ ım.
Yavrııım, bidenem, Özay’ ım…

Özkan GÖNLÜM

Evet bu şiire de tek bir yorum yazılmamış... Yazık çok yazık... Sanal alem bu demek... Böyle mi olmalı? Böylemi okumalı ve gerçek şiire böyle mi sahip çıkmalı?

Özkan Gönlüm, şehit analarına da seslenir ve üzülmemelerini söyledikten sonra

'Kabul edersen eğer
Binlerce Türk gençi hep beraber
Sana ana deriz
Sonsuz sevgi ve saygıyla
Toprak kokan, Vatan kokan
Mübârek ellerinden öperiz ' der...

İşte Özkan Gönlüm' e ağabey deyişimin ve gönül köşkümde hazırladığım tahta oturtuşumun sebebi budur dostlar...

Memleket havasını koklarım onun ellerinde. Yüzünde ülkemin güllerini görürüm. Dilinde türkülerimi, ağıtlarımı duyarım... Onu sevmeyim de ne yapayım yani... O, bir kocaman yürektir. Vatan, bayrak, ezan diyen susmaz bir haykırıştır o... Türklük sevdalısıdır... Anadolu' nun cümle çilesi ve cümle canlarını görürüm onun canında... Bu birlik ve beraberliği kıskananlar kıskansın isterlerse...

'Allah alın yazımı yazmış
Ben doğunca
Bir de gönül yazım varmış
Anladım şair olunca' dİyen 'Denizli horozu' kadar 'efe' bir gönül bu işte... Özay Gönlüm ustanın saz teli kadar hassas bir yürek sahibi... Ağlayanla ağlar Anadolu'mun insanıyla, gülenle güler... Cenazeye koşar, düğüne uğrar. Has dost o işte...

'Güzelliklerle Yoğrulmuşum
Aşk yolunda yorulmuşum' diyen bir kocaman yürek o...

'Tam onikiden vurmuştu
Gözler hedefi bulmuştu
Gönlüm aşk ile dolmuştu
Seni tanıdıktan sonra' diyen bir şair... Özkan Gönlüm, öz gönül yani..

Sanal alemin okuyanı, yazanı diye bir türkü çığırsam kim duyar acaba? Demek bu burcu burcu Anadolu kokan Ninenin Mektubu’ na da tek yorum yok ha? Ben üzülmeyeyim de kim üzülsün... Kim? ...

Özkan Gönlüm, sadece aile çevresine, oğluna torununa, eşine değil, yakını olan sevdiği kişilere de şiirler kaleme almıştır. Antolojide bulunanlardan birkaç örnek sunacağım. Sadece Arif EREN hoca’ mız için yazılan şiirin altına yorumlar yapılmış. Diğerlerinde hiç yok. Hele hele, benim için kaleme alınmış tek bir dörtlüğe de ne yazık ki sadece ben teşekkür yazmışım.

İşte hakikat bu... Bir de yanıkırlar bazı dostlar, yurt genelinde çıkan dergilerde bize yer verilmiyor diye... Sanal alemde en küçük bir dize yazsan kolayca yayınlıyorsun kardeşim. Ama sen, sadece kendini okuyorsan ve başkasını okumuyorsan, kendini dünyanın bir numaralı şairi sayıyorsan üzüntüm onadır... Hiç yanıkmana gerek yok... Boşuna dertlenme... Bu anlayış ve bu gidişle de şiirin altın halkasına zor eklenirsin fidanım....

İsterse kimse okumasın... Elbette bir Molla Kasım gelir, birkaç sayfasını okuyacak diye, Özkan Gönlüm’ ün dostlarına yazdığı şiirleri özür dileyerek inadına peşpeşe sunacağım burada dostlar...

Arif EREN

Kelimenin ruhunu bilen
Fikire kanat veren
Şiir denince akla gelen
Bir şairdir Arif EREN

İlmek- ilmek dokur şiiri
Nakış nakıştır her biri
Duygu-duygu gönle giren
Bir şairdir Arif EREN

Eşi bulunmaz deyişlerle
En güzel imgeler, simgelerle
Şiirin doruğuna eren
Bir şairdir Arif EREN

Bin bir emek ile
Koza gibi şiir ören
Bana dost, bana yaren
Bir şairdir Arif EREN

İnançlı ve imanlı
Yurt ve insan sevgisiyle dolu
Allah’ın şair kulu
Kahramanmaraş otuz sekiz doğumlu
Bir şairdir Arif EREN

Fahriye ile Tufan' ın Aşkı

Ahmet Tufan Şentürk’ e saygılarımla..

1950 yılının sonbaharında
Hastaneye yatınca Tufan
Teşhisi konmuştur
Şairimizde aniden
Mide kanaması olmuştur.

Ağrısı dinip kendine gelince
Hastalığı unutur
Şair gönlü aniden
Bir güzele tutulur.

Birden kaynar canı
Görünce başucunda
Güzeller güzeli Başhemşire
Fahriye Gökcan’ ı.

Ne olduysa o anda oldu
Tam aradığını buldu
Mecnûn gibi Leylâ’ ya baktı
Yüreği aşk şokunda Tufan’ ın
Göğsünden fırlayacaktı.

Bir hastane odasında
Kaşla göz arasında
Yüreğin tutuştuğu bir andı
Tufan’ ın gözlerinde alev – alev
Aşkın ateşi yandı
Gördüğünü Leylâ
Kendini Mecnûn sandı.

Aradan aylar geçti
Bırakmadı sevdiğinin peşini
Nereye giderse kolladı
Ona yazdığı şiirlerle
Demet – demet güller yolladı.

Tufan’ ın aşkına aldırmadan
Fahriye, direndi durdu
Onun kalbine girmek
Kaleyi fethetmekten zordu.

Ama Tufan pes etmedi
Sevdiğimi alacağım diyordu
Gözünü yumduğunda
Her gece sevdiği
Rüyasına giriyordu.

Deli – divâne olmuştu Tufan
Mecnûn gibi geziyordu
En duygulu şiirlerini
Leylâ’ sına yazıyordu.

Sabır taşı çatlasa da Tufan’ ın Ankara’ nın soğuğunda her gece
Onun özlemini duya – duya
Yazdığı şiirleri okuya – okuya
Dalıp gidiyordu uykuya.

Yıllar geçip gitse de
Sevdiğini istiyordu şair
Bu ayrılık yetsin diyordu
Sana hasretim bitsin diyordu.

Sesini duyuyordu sevdiği
Sevdiğini biliyordu sevdiği
O da Tufan’ ı çok seviyordu
Bir nedeni vardı ki bu ayrılığın
Üzmemek için onu
Bir türlü söylemiyordu Tufan’ ına
Hasta olduğunu.

Devamlı ısrarlar karşısında
Mecbur kalınca sonunda
Haberi olsun diye onun da
Hastayım ben diyor Fahriye
Çaresiz bir kronik astımım var.
Seni mutlu edemem Tufan’ ım Sevdiğim kadar.

Olsun diyordu şair
Gönül ferman dinler mi
Sevdiği hasta da olsa
Yine de sevecekti
Ve nihayet
Dokuz yıl önce başlayan
Fahriye ile Tufan’ ın aşkı
Mutlu sonla bitecekti
29.Mart.1959’ da Aşıklar murada erecekti
Tufan ile Fahriye
Dünya evine girecekti.

Hastalığın çaresizliğine rağmen
En güzel duygularla yaşanan
Bu sonsuz aşk
Sevgi ile saygı ile on sekiz yıl
Mutlulukla sürecekti.

Yıllarca devam etti mutlulukları
Hastalıktan kurtulamıyor
Soluk soluğa kalıyordu Fahriye
Çok sıkıntı çekse de
Derin acısını içinde söndürdü
Üzülmesin, sevinsin diye Tufan’ ı
İyiyim ben diyerek
Acıyı kıvanca döndürdü.

Oysa ki cefakâr Tufan
Hastalığından ötürü yıllarca
Hiç yüksünmeden, erinmeden
‘’Off’’ çekip de derinden
Hiç vurmadan döşüne
Sevgi ile vefa ile
Bebeği gibi baktı eşine.

Ne vakit geleceği bilinmez
Ecele karşı gelinmez
Bir takdîr – i ilâhiydi bu:
3.Aralık.1976 günü
Şairimizin ilham perisi
Eşi, sevgilisi, birtanesi
Canı, ciğeri, Fahriye’ si
Bir hastane odasında
Tufan’ ına doyamadan daha
Mübarek Kurban Bayramında
Kurban gitti Allah’ a…

İşte böyle dostlar
Tarifi imkânsız bir aşkın sonunda
Biricik eşini kaybedince
Yalnız kalmıştı Tufan baba
Elden ne gelir
Allah sabrını verir
Dindirmek için yürek sancısını
Şiirlere döktü sonsuz acısını.


İsa Kayacan

İsa Kayacan dendiğinde Türkiye’ de
Edirne’den Van’a kadar tanırlar seni
Yurdu yerel basın yoluyla dolaşırsın
Yeni Evliya Çelebi sanırlar seni.

O güzel duyguların düşüncelerinle
Gazetelerde dergilerde hep sen varsın
Binlerce yazın yüzü aşkın kitabınla
Kırılmayan rekoru elinde tutarsın


Koca Çınar Tufan Baba

A.Tufan ŞENTÜRK’ e

Tufan baba
Esentepe köyünden çıktın yola
Ankara’ da yaşadın dönmedin sen.
Evrensel şiirlerinle sevdik seni
Doruktan aşağı inmedin sen.
Mevlâna’ ca sevgi ektin
Yunus gibi çile çektin.

En üstün özelliklerle yaratmış seni
Sen Allah’ın nadir kulusun.
İlhâm indirmiş yüreğine
Sen Allah’ ın şair kulusun.

Ustasısın, hocasısın şairlerin
Kelimeleri mısra-mısra
Türkçe’nin en güzel sözüyle
Melodinin özüyle
İlmik-ilmik dokursun.
En güzel şiirlerini gönülden
Gürül-gürül delikanlı sesinle
Gümbür-gümbür okursun.

Kitaplar dolusu yazdıkların
Şiirin onurudur.
Tufan baba adı
Şairliğinin gururudur.

84 yıllık ömür boyunca
İlham bülbülleri şakır bağında.
Şiirlerin, türkülerin söylenir
Sesin yankılanır Toros Dağı’ nda.

En güzel şiirlerle, sözlerle
Sevgiyi katmer-katmer
Gönlümüze doldurup yığansın.
Seven, sevilen yüreğinle sen
İnsanlığa armağansın.

Kendine özgü yaşam biçimin
Kendi yasan var senin.
Mala, paraya değer vermezsin
Yaşam kavgan zor senin.

Uzun ömründe
Kahpe Felek kimi zaman
Toroslar’ dan kar getirdi
Kimi zaman kucak-kucak
Ayva, üzüm, nar getirdi.
Eşinin yokluğuyla geçen yıllar
Seni yedi bitirdi.

Küllenmiş kordur yüreğin
İçten içe yanarsın sen.
Her gün her dakika yıllardır
Özlem ile, dua ile
Yengemizi anarsın sen.

Sevgili Tufan baba
Senin hayatın, senin şiirin
Ne yazmakla biter
Ne anlatmakla tükenir
Senin gibisine bilmem ki
En güzelinden ne denir.

Hiç şüphesiz
İnsanlığa armağan şiirlerinle
Yarına kalacaksın sen.
Ve yıllar sonra
Dilden-dile söylenen
Bir efsane olacaksın sen.


Mustafa Ceylan

Heyecan dolu ve duygulu sesiyle
Şiir okurken sanki heyelândır o
Şiirin ve şairin hakkını veren
Şair ve yazar Mustafa Ceylan’ dır o.


Udi Bestekâr Ali Çekici

AZİZ HATIRASINA

En güzel şarkıları besteledin
Musikiyle yaşadın sen ömrünü
Sessizce yitiverdin üstâd bir gün
İnanmadık duyunca öldüğünü.

Birlikte olduğumuzda udunla
Çalıp söyledin de mest ettin bizi
Duyunca dostum ölüm haberini
Perişanız şimdi, mahvettin bizi

Ses vermiyor şimdi emektar udun
Bütün şarkılar senin için sustu
ALLAH rahmet eylesin çok üzüldük
Kaybettiğimiz için büyük dostu.


Zehra Aslandoğan' a

Saygılarımla..

Bahri beyin mutluluk yuvasında
Vefakâr ve cefakâr bir eştir o.
Bir yaşam boyu, sevgi dünyasında
Işıl-ışıl parlayan güneştir o.

İlgisi candan, sevgisi candandır
İnciler dökülür dilinden bir–bir.
Yeri geldi mi dostlar meclisinde
Şiirler okur sevgiye, aşka dair.

Kardeşçe ve insancadır her tavrı
Yüreğinde sevgi, dostluk doludur.
Cumhuriyetin öğretmenidir o
İzlediği ATATÜRK’ ün yoludur.

Ayrılmaz asla ATATÜRK yolundan
Özgürlük türküsü düşmez dilinden.
Sevgili kardeşimiz Zehra öğretmene
Bu sözler döküldü gönül telimden.

Özkan Ağabey için ne yazsan azdır, ne söylesem onu tam olarak ifade edemem dostlar... Sunmuş olduğum birkaç şiirinden sizlere o’ nu, aile ortamını, şiirsel yolculuğunu bir nebze tanıtabildi isem ne mutlu bana. O’ nunla dost olmayan tam olarak bilemez kardeşliğini, sımsıcak dostluğunu.... Oğlu askere giderken yazdığı şiir bir zamanların Kemal Ilıcak yönetiminde çıkan Tercüman Gazetesi’ nde Gürbüz AZAK tarafından bir köşe yazısına konu edilmiş, memleket sevdalısı bir şairimizdir o. Torunu Eda için bir çok şiir kaleme almıştır. Aslında 3 torun dedesi olarak benim, Özkan Gönlüm ve Eda bebek konusunu işlerken DEDE VE TORUN’ un Türk Şiirindeki yeri ve önemi hakkında özgün bir çalışma sunmam gerekir. İnşallah onu bir başka güne bırakarak, sözlerimi Özkan Ağabey’ in torununa yazdığı bir şiirle noktalamak istiyorum. Cümlenize selamlar, saygılar dostlar...

Eda Bebek

EDA bebek torunum
Henüz iki yaşında
Ama beni biliyor.
Alınca telefonu
'Dede..' deyip duruyor.

Duyunca sesini
Dünyalar benim oluyor.
By-pas' lı gönlüm
Huzur buluyor.

Ey büyük Allahım
Bir dileğim var senden
EDA ‘ yı gelin görmeden
Alma canımı benden.

EDA bebek her şeyim
Hayatım benim.
Alınca resmini elime
Dualar doluyor dilime
Gözyaşı oluyor özlemim.
Mümkün olsa o anda
Gözyaşımı yel ederim
Eser ona giderim.

Sarı saçlar
Nokta dudak
Gül pembe yanak
Bu kadar olur ancak.
Allah'ın gücüne gitmesin
Bütün çocuklar güzeldir ama
Bir başkadır bizim EDA.


Allah öyle yaratmış ki
Gözlerinin rengini.
Bulmak mümkün değil
Tabiatta bir dengini.

O ne gözler öyle
Hem gökyüzüne
Hem denize denk
Gözlerine işlenmiş
Bin-bir mavi renk.

Mavilerin cümbüşü
İnanın sözlerime
Gelmiş oturmuş sanki
Eda' nın gözlerine.

Gözlerin en güzeliyle
Maviş - maviş bakar bana
Koşar atılır kollarıma
Severim, öperim onu
Şükür ederim Yaradana.

Binlerce şükür Rabbim
Dünya güzelini verdin bana
EDA' yı yaratan ALLAH' ım
Ömür boyu duam bile az gelir sana.

ALLAH olmayanlara da versin
Dedeler bir başka sever torunu
Elinden gelirse bir de
Böyle şiirle över torunu.

Ben bu şiiri yazdım ama
O şimdi bilmeyecek
Teşekkür edip öpücük vermeyecek
Yıllar gelip geçecek
EDA bebek büyüyecek
Okuyunca bu şiiri
Gösterip öğretmenine, övünerek
'Dedem bana yazmış' diyecek.

Bilmem ki...
O zaman ben olur muyum
Şimdi yaşım altmış beş
Yetmiş beşi bulur muyum
ALLAH ömür verirse eğer
Yaşamaya değer
O günleri de görürüm.
Bir de ' Dede Şiiri ‘’ yazarsa Eda
Mutluluktan coşarım
Geri kalan ömrümü
Eda için yaşarım.

Özkan GÖNLÜM...

Bir başka dostun ŞİİRSEL YOLCULUK Tahlilinde sağlıcakla buluşmak umudu ile...

Mustafa CEYLAN