Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Yitiklik Bedende....
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.

Bugün gidişinin, kolumu kanadımı kırışının birinci yıl dönümü Sevim! İnsan dostunun kolunu kanadını kırar mı hiç? Sevilir dost sevilir, kol kanat da kırılır..Bu kırmalar başka başka, bu sevmeler başka... Sen de istemedin kanadımı kolumu kırmayı, sen de istemedin bu gitmeleri, biliyorum; ama, mukadderat! İstemeden kırılan bu kanatlar, bu savrulup gitmeler mukadderat...

 
Keşke taşları atsaydın kafama, kırsaydın, yarsaydın gözüm başımı da, yaşasaydın, gitmeseydin yeter ki! Dostun taşıyla kafa göz yarılamayacağını biliyordun değil mi? Ancak, gidişinle yaralanacağımı da... 
 
Seni özlüyorum. Yaptığın muzipçe sürprizleri, kısık gözlerindeki sevecenliği, o sevecenlikteki duru insanlığı...Âh Sevim, âh özüm! Özlemiyle ruhumu beslediğim dostum, kardeşim, arkadaşım, bacım... 
Bilsen, öyle arıyorum ki seni...Gitgide çirkinleşen ilişkiler içindeki insan suretlerinde arıyorum o duru bakışını, can...
 
Gidişinin ardından verilen Mevlitte Arzu' daydım. Hani ikimizin ortak dostu, buluşma noktamız, yüreklerimizi çağlattığımız biriciğin, Arzu kızımız...
 
İçerisi oldukça kalabalıktı. Herkes üzgün. Yer gösterilen köşedeki sandalyeyi çekerek iliştim bir kenara. O sırada çok sevdiğin torunun Mert geldi, bıcır bıcır şirinliğiyle. Sarıldı bana ve: "Biliyor musun, anneannem öldü!" Dedi. Ben de:" Evet..O, melek oldu, bizi görüyor gökyüzünde. " Dedim. Saf, çocuksu bir neşeyle ayrıldı yanımdan, seke seke. Neden sonra farkettim Ceylan hocanın eşi sevgili Gülay ablanın hüzünlü bakışlarını, herkes gibi...
 
Nihayet, akşam üzeri müsaade isteyip kalktık Gülay abla ile birlikte. Aşağı inip de apartman çıkış kapısına varınca, Mert' le karşılaştık. Yukarıda ilk karşılaşma anındaki o cıvıl cıvıl çocuk gitmiş, yerine omuzları çökük, hüzünlü bir çocuk gelmişti. "Biliyor musun, seni görünce anneannemi hatırlıyorum! " Dedi, somurtkan bir yüz ifadesiyle. O an ben bittim tükendim, yandı yüreğim...Zehirli bir ok saplandı ciğerime...Dokunmaya cesaret edemedim, dokunamadım Mert' e, Sevim! Ne söyleyebilirdim beş yaşındaki bir çocuğun, ruhunun derinlerinde esen fırtınaların sessiz çığlığa dönüştüğünün kanıtı bu sözler karşısında? Onu daha fazla örselemekten korkarak hızla ayrıldık oradan. 
 
Kafam karmakarışık, eve geldim; boğazımda çözülmeyen düğümlerle. Sessizce kızıma sarıldım. Ve ardından önleyemediğim hıçkırıklara boğuldum. Sanırım çok fazla içime atmış, biriktirmiştim bütün bu yaşanılanları. 
Kontrolsüz bir girdaba sürüklüyordu hıçkırıklar beni. Çocuklar merak ve endişe içinde: "Anne ne oldu?" Diye, sordular. Daha fazla endişe yaratmamak, onları üzmemek için olanları anlattım.Seni yitirişimin ardından çektiğim yürek sancılarına en yakın tanığım çocuklarım olduğu için, hiç de yadsımadılar; sarılarak annelerine, öylece kenetli kaldılar bir süre.
 
İlk birkaç ay çok sancılı geçti. Yokluğunu, bu ani gidişini kabullenemedim Sevim! Sürekli o derin sevecen bakışlarını, sıkça ettiğin telefon konuşmalarındaki muzip, dost sıcaklığını aradım. Hayalinle konuşuyordum. Ve sonra, torunun Mert' in seni bende yaşaması, yaralanması içimi ezdi birtanem...
 
doruğunda bulutlar 
dibinde yosun, sevim 
sen gittin ya 
kaldım da, neyim? 
zerdali dalı, söğüt,
çalı mı gül dibinde
bilemedin âvâre;
taştan döşekte, sevim! 
 
Tam beş ay sonra kalem elimde, kaldığım yerden devam ediyorum sana yazmaya...Bugün güzel şeyler yazacağım sana, dost! Bugün, 18 Ekim 2008. Söz vermiştik Ceylan hoca ile; aramızdan ayrılışının birinci yıl dönümünde seni ziyarete...Seninle sohbet edecek, her zaman ki dostça paylaşımlarımızı aktaracaktık. Ama olmadı, olamadı; elde olmayan aksilikler bizi taşıyamadı Kestel' e, sana! Ve bugün 18 Ekim 2008...Tam beş ay sonra Ceylan hocayı selâmlarımızla, bitimsiz sevgi ve dualarımızla, güllerimizle gönderdik sana! Gül dikti ayak ucuna; filizlenecek, goncaya duracak ve sonra kat kat yapraklarıyla koca bir gül olacak, tutunduğu güllük dalına! Bizim gülümüz...Güllük' ün hiç solmayacak gülü... 
 
Biliyor musun can, Ceylan hoca sözünde durdu; havası suyuyla yaşadığın, şiir dizelerine can verdiğin o minik belde Kestel' de, seni yeniden diriltti, yaşattı adını bir sokağa verdirerek. Seni tanımayanlara seni anlattı da; şaşıp kaldı, senden bî haber hemşehrilerin! Sen artık yüreğimizde değil, şiir dizelerinde de değil; Kestel in yalnızlık kokan sensiz kuytularında yaşayacaksın, senli kalabalıklarınla...
 
Sevim, hani Ceylan hocayla selâm göndermiştim ya sana! Şimdi de ben, senin adına teşekkür ediyorum O' na,  dostluk adına. Sağolun dostlarım, sağolun...
 
Hayat; bir ucu var oluşun başlangıcı, GELİŞ...Diğer ucu yok oluşun sonucu, BİTİŞ...Ortası yaşam denilen iki uçlu bir direk; gidene rahmet okunur, gelene sağlıklı, uzun ömürlü dilek...


Refika Doğan 18 Ekim 2008
 


 


[/color]
BU YAZIYI OKURKEN GÖZYAŞLARIMI TUTAMADIM...
SAĞOLASIN REFİKA CAN...