Gülce Edebiyat Akımı

Tam Görünüm: Bakanlığa Giden Metin
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Sayfayı normal görüntülemek için, buraya tıklayın.
GÜRLER İLKÖĞRETİM OKULU MÜDÜRLÜĞÜNE

KIRIKKALE


İlgi: Kırıkkale İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 07 Ekim 2008 tarih ve B.08.MEM.4.71.00.02-510/17400 sayılı yazıları.


Türk Edebiyatında ‘Gülce Edebiyat Akımı’ olarak; yeni şiir türleri deneyerek, Türk şiirine nefes aldırmak ve aruz, hece, serbest şiir kavgasına karşılık bu nazım türlerini barıştırıp kaynaştırmak istiyoruz.

Bu amaçla yazdığımız şiirlerin Türk Dili ve Edebiyatı derslerinde işlenebilirliğini veya faydalanılabilirliğini düşündüğümüzden; şiirlerin özellikleriyle beraber bazı örneklerini bilgilerinize arz ederim.




Gürler İlköğretim Okulu 14.10.2008

2-A Sınıfı Öğretmeni

Kırıkkale Osman Öcal







Ek: 36 sayfa çalışma raporu




















GÜLCE EDEBİYAT AKIMI ÇALIŞMALARIMIZA ÖRNEKLER


ARZUMUZ;


-Türk Edebiyatında yeni şiir türleri deneyerek, yeni nefes alanları yaratmak. Bu arada hemen belirteyim ki, hece, aruz ve serbest olarak yazılan Türk şiirine zarar vermek, kalıplarıyla oynamak, bu nazım türlerini geri plana atmak değildir.

Aksine hep kavgalı olan aruz, hece ve serbest nazım türlerini barıştırıp kaynaştırmaktır amaç.

Yazdığımız yeni nazım türlerinden bazıları önceleri denenmiş olabilir, ama biz yenilerini yazarak bu tür nazım türlerini GÜLCE EDEBİYAT AKIMI olarak benimsiyor ve destekliyoruz.


1- BULUŞMA adını verdiğimiz YENİ NAZIM TÜRÜ

HECE şiiri ile SERBEST şiirin BULUŞMASI...


HER İNSAN ve BEN


Her insan, her insan birazcık deli

Ben sana deliyim, hem de zırdeli.

Hep seni görürüm ne yana baksam

Hep seni ararım gittin gideli...

Gittin gideli ne haldeyim,

Sorsan bir, arasan bir; ne olur...?

..............Hasret dağlarının Ferhatıyım

...........................Tek sana, tek sana sevdalıyım...


Her insan, her insan birazcık aşık

Ben sevdanı saran çılgın sarmaşık.

Yıktım duvarları, bahçeyi, çiti

Bu sebep yüzünden başım dolaşık...

Işık...

......Işık...

..........Işık...

...........Sonsuzluk türküm, bitmeyen ışık....

Yoksun işte, yoksun yanımda, canevimde

Özledim nefesini, sesini

....................Dava açtım mevsimlere

.......................Kışların kapısındayım

....................................Firardayım....


Her insan, her insan düşkün paraya

Ben sana düşkünüm, bak şu yaraya

Olmazsa derdime derman gözlerin

Döner deli gönlüm yıkık saraya...

Varlık sen, yokluk yine sen

Ötesi sadece boşluk,

.................Yosun gözlerinle bir bak istersen...

.....................Acılarımla başbaşayım;

...........................Işık* hızıyla sana koşayım

..................................................'Gel! ' dersen...


Her insan doğduysa, mutlak ölecek

Ölsem sevdan ile kim ne bilecek..?

Kırıp aynaları, durgun suya bak

Gözlerin benimle orda gülecek...

Gülüm,

..........Gülüm...

...................Gülüm...

..............Ve sana kavuşmaksa ölüm

......................Dünden razıyım her şeye, hazırım inan..!

.............................Gece yarısında suya indiğinde bir ceylan

.................................Mor menekşe buselerle avuçlarına

....................................Avuçlarına düşeyim; mutlu olurum o an...

.............................................Bitsin bu zulüm,

................................................................Gülüm,

....................................................................Gülüm...

...........................................................................Gülüm...


Mustafa CEYLAN


Medet Ey Hicran


Bir saçlarıma bak bir akan yaşa,

Umutlar silkele kadersiz başa.

Üstüme üstüme yağma be hicran!

Çevirdin yazımı dönülmez kışa.

..Her günüm buza sargın, her gecem zifir;

..Zemheri karanlık

……Zemheri ayaz

……….Zemheride kanatlar ıslak,

…………..Ne varsa helak

………………Bir fidan bir fidan düşün ki;

Filizleri solmuş, dökülmüş yaprak.


Tenha köşelerde ekilen benim,

Kurşuni kızağa çekilen benim.

Affet vuslatımı medet ey hicran!

Eğilmez çınarken bükülen benim.

..Uyan ey gönlüm darıl zamana;

…..Barış yap hicranla

……….Kapansın yaran

……………Gülmek bir umut

………………..Belki başka bahara

Kopsun tüm zincirler, kırılsın halka.


Duyan yok feryadım nedense bilmem,

Ağlayan gül ise ben daha gülmem.

Sen de vefasızsın duy bre hicran!

Tövbe bu dünyaya bir daha gelmem.

..Doğmadı güneşim bir kez, tutmadı yıldız

..Ne sarayım oldu, ne de bir şahım.

……Şu yalan âlemde

……….Bitmeyen çile

………….Durulsun sular,

……………..Değmesin güle

Yükledim omzuma tüm içtenliğimle

…………………..Neyse günahım,

Ezelden ebede yürüsün ahım….


21.09.2008

Osman Öcal


Ukde


Hasan,,

Ha da sen..

Ülkemin güzel çocuğu


Beraber büyüdük bu sokaklarda

Kolkola gezerdik hatırlar mısın

ÇayIrlar plajdi kızılırmakta

Balıkdık, yüzerdik hatırlar mısın



Fakirdik..

Sokaklarımız çamurdu.

Televizyonla tanışmamıştık henüz,


Donardı camlarda geceki buhar

Çigdemli nevruzlu gelirdi bahar

Kolye niyetiyle alıcı zahar

İpliğe dizerdik hatırIlar mısın



Hasan,

Seni hiç unutmadım..

Ne güzel arkadaştık biz.

Güvercinlere sevdalıydık

İkimiz..


Uçan güvercinler bize huzurdu

Dağ,tepe mutluluk göze huzurdu,

Kuşları seyretmek göze huzurdu,

Çakılı nazardık hatırlar mısın



Güvercin süzülür, biz süzülürdük

Doruklara sıçrar idi sevgimiz..

Dışımız nasılsa

Oydu içimiz..


Musluk,maşrabamız,leğenimiz bir

Soframız aynıydı, öğünümüz bir

Cenazemiz birdi, düğünümüz bir

Halaya sızardık hatırlar mısın



Kaynardı kanımız

Davul zurnayla

Çınlardı adeta tey teylerimiz

Dost doluydu

Dört yanımız


Hem salıncak hem atlataç ipimiz

Bir servetti sanki naylon topumuz

Şölen türbünüydü sanki kapımız

Oynardık,azardık hatırlar mısın


Çember cevirdigimiz

Yolları düşün..

Uçurtmamız kavaklara takıldı

Topacımızın vınlayışında

Çocuklugumuz kaldı

Güvercinlerimizi kediye kaptırdık..

Yıl Bin dokuz yüz yetmiş altı…


Ağır ağır iklimimiz değişti

Sargın kollar birbiriyle boguştu

Kocaman memleket sanki koğuştu

Gölgeye kızardık hatırlar mısın


O nasıl iklimdi

Nasıl cendere

Düşman olmuş idik

Göz göre göre....


Girdi aramıza ayaz duvarlar

İnsanlık öldüren o yoz duvarlar

Neler çekti bizden beyaz duvarlar

Slogan yazardık hatırlar mısın


Cücecik bilgiyle

Fikir sahibi...

Farkedemdik

Boynumuzdaki ipi

Konuşmayı, dialoğu bırak

Hayvan adetince

Koklaşamadık bile

Kestik selamı sabahı..


Köreldi kökünden sevgi kurnamız

Hiddet üfülerdi ağız, burnumuz

Türkülerden bile ağrır karnımız

Çalana kızardık hatırlar mısın


Bölündük

İğneden ipliğe

Sözde

Halk için çalışıyorduk.

Oysa düşman yapmazdı

Yaptığımızı...


Savaş alanıydı vatan velhasıl

Almanyaya kactım ben usul usul

Diyeceğim o ki gardaşim asıl

Ayaklı mezardık hatırlar mısın


Halbuki gardaş

Derinimde seni seviyordum

Seve seve

Düşman görünüyordum.

Bir bilsen içimi

Kendi kendimi yiyordum

Gene de aradaki barikatları aşamıyor

Yanımdaki sana ulaşamıyordum


Otuz yıl görmedi Sentezi seni

Barikattan değil hayat nedeni

Dağ eyledim içimdeki sevdanı

Zaten hep hazırdık hatırlar mısın


Ukde yırtar oldu

İçimi gayri

Ezdim ufaladım

Suçumu gayri

Şimdi duy

Su gibi berrak

Kar gibi ak

Sevgilerim Hasan diye akacak..

Seni sevdim hep sevdim

Hep seveceğim

Gayrı aramıza hiç bir güç

Barikat sokamayacak

İnmeyecek sevgi adına dikilmiş bayrak

Yeşerecek bu toprak.....


Ozan SENTEZİ


Dağlara Söyledim (BULUŞMA)

Dağlara söyledim şarkılarımı

Aksinden dinledim ah-u zârımı

Dayadım başımı serin bağrına

Dağlarla paylaştım her efkârımı

…………..……..Dağlara söyledim

……………….………....karlar ağladı

………………….……..dağları dinledim

……………………………….beni dağladı.

Kader, dağla beni böyle bağladı.



Dağlara benzedim hayli yoruldum…

Her avcıya hedef oldum. Vuruldum!

Dağlarla bekledim Sur’un sesini

Zaman sarkacında öyle kuruldum

………………….Dağlara benzedim

………………………….yol oldu bağrım.

…………………………..Dağlar kadar oldu

……………………..…………başımda ağrım.

Dağların başından sanadır çağrım.



Dağın da benim de gözümüz yârda

Gözyaşımız vardır soğuk pınarda

Ne gamım azalır, ne hicran biter

Anladım kavuşmak başka diyarda.

………..………….dağlar baharı özler

…………..………..…..ben seni özlerim

………………….…….Dağları uyku basar

……………..…..…………ben seni gözlerim.

Açık gitse kabre yorgun gözlerim.



Ekrem Yalbuz


AH BİR GELSEN! ...


Ne vakit güllerin dalına baksam;

Ne vakit yanağın alına baksam;

Razıyım bir ömür kulun olmaya;

Ne olur gözünden kalbine aksam….

......................Arzuma arzuhal isteme gönül

..........................Kalemim yüreğimin divitine batırır

..............................Gözyaşıdır satır satır taşınan sevdamızda

..........Her bakış alıp götürür beni

.......................Yüreğinin gecelerine

.................Hüküm verir neylersin

Sevdamın şu öksüz hecelerine….


Geliver başımın dumanlı dağı;

Seninle şenlensin bahçesi, bağı;

Zaman bu su gibi akıp gidiyor;

Elimden akıyor şu gençlik çağı…

..........................Resimler…

............................Sararmış-solmuş resimler

...............................Duvarda asılı duran bu boş çerçeve

............Ne zaman çalsam kapıyı

....................Sensizlik açar

Ve hüzün dolar sensiz bu eve…


Haber ver matemim huzura ersin;

Yoluna mor sümbül gülleri dersin;

Ne olur ne olmaz diyerek bakma;

Sen benim kalbimde damlayan tersin…

..........................Sevda,

.............................Cehennem narına düşse de

...................................Ezberlemiş bir kere dilim adını

...............Tövbeler tövbesi unutamaz

Ve seven yese de en ağır şamarı sevdiğinden

Sözünden dönmez…

................Bu ateş yüzyılların narını taşır yüreğinde

Ha deyince sönmez….


Ali ALTINLI – 01/10/2008


İnsan Dediğin



Bir küçük pencere, bir çizgi ufuk

Yedi renkli gözdür insan dediğin,

Yedi deniz, yedi dağ, dip ve doruk

Ortasında sözdür, insan dediğin.

……….Açılır çenesi, uzanır dili

…………Bir dil ki; yumruk kadar yüreğin kandili

…………..Kendi yanar, yandıkça yakar…

…………….Olgun başaklarca eğilmez başı

………………Tepesine lapa lapa düşer

………………..Yağar da yağar

………………….Kar…



Ilıca kar suyu, damarında kan

Baş parmak ucunda efsunkâr cihan

Süslü kaftanların bakma süsüne;

Kabuk değil, özdür insan dediğin.

……….Kabuk ne ki, kırılır; düşünce gider süsü?

…………Beşerin bin çilesi, canın içinde özü…

…………..Kanadıkça kanatır; yaralı için közü!

…………….Hem otar hem sağaltır, özün darası erdem

………………Suyu içtiğin gözü

………………..Görünmeyene

………………….Merhem…



Bir yasak elmanın tadındadır zan

Akıllı yüreğin kabındaki can

Kökleri hava, dalında mürmer

Okunmamış cüz’dür, insan dediğin.

……….Açılan sayfada görünür suret

…………Sureti bezeyen kemik ile et

…………..Kemiğin içinde iliğe hürmet

…………….Karanlığa doğan ışık hüzmesi

………………Bengi su akıtır çeşmesi rahmet

…………………Diyerek erdiğin sır

……………………Bu değil mi?



Varırsan menzile, arşa yedi kat

Görünen sureti, sırda hakikat

Mülkün sahibine kâinat ayna;

Aynada ki yüzdür, insan dediğin.

……….Yetmiş iki millet görünen orda

…………Kimi kârun gibi, kimi de zârda

…………..Kimi iblis kimi Cebrail melek

…………….Türlü don içinde gezinir felek

………………Kimi mürşit kimi münkir, nedâmet

………………..Hırkasını giyen değil mi

………………….İnsan...?



Bir nefesle doğan güne merhaba

Daha emeklerken vedâ sahaba

Koşarken göremez, karanlık her yan

Geceyle gündüzdür, insan dediğin.

……….Çınar olsa ne yazar! Kırılır, düşer, bezer,,

…………Duyulur zelzelesi, yele gider selesi..

…………..Yıkılası dağlar hey! Bu seste neyin nesi?

…………….Ezel- ebed âdemin, canda pişen kafesi..

………………Aramazsan zahiri, görürsün düzde özü

…………………Mânâdan anlayana;

……………………Kısasa kısas sözü..


Refika Doğan



2-TOKMAK adını verdiğimiz YENİ NAZIM TÜRÜ


Şairin kendini veya yakınlarını-dostlarını taşlamasına-hicvetmesine biz bu yeni edebi akımımızda 'TOKMAK' adını verdik.


Ancak, TOKMAK'ın şekil ve kafiye özellikleri bakımından şiirin diğer türlerinden ayrılan özellikleri de vardır.


GENEL YAPISI:

-Hece vezni ile yazılmaktadır.

-Artan veya azalan hece dizini bulunmaktadır. Bu artış veya azalışa göre de 'söylem' artmakta veya azalmaktadır.

-Batı Edebiyatının 'sone' si ile Türk Edebiyatının 'koşma'-'türkü' türü arasında yeni oluşturulmuş bir terkip niteliğindedir. Ancak her kuplenin son mısrası hem şekil hem de söylem olarak bağımsız olabilmektedir.


AŞAĞIDA YER ALAN BİR 'TOKMAK' IN ŞEMASI ŞÖYLEDİR:


----(4+4+5=13 Hece) -a

----(4+4+5=13 Hece) -b

----(4+4+5=13 Hece) -a

----(4+4+5=13 Hece) -b


----(4+4+5=13 Hece) -b

----(4+4+5=13 Hece) -b

....................................................(4+4+5=13 Hece) -b


*


---(6+6=12 Hece) -c

---(6+6=12 Hece) -d

---(6+6=12 Hece) -c

---(6+6=12 Hece) -d


---(6+6=12 Hece) -e

---(6+6=12 Hece) -e

................................................(6+6=12 Hece) -e


*


---(6+5=11 Hece) -f

---(6+5=11 Hece) -g

---(6+5=11 Hece) -f

---(6+5=11 hece) -g


---(6+5=11 Hece) -h

---(6+5=11 Hece) -h

............................................(8+5=11 Hece) -h


*


--(5+5=10 Hece) -ı

--(5+5=10 Hece) -k

--(5+5=10 Hece) -ı

--(5+5=10 Hece) -k


--(5+5=10 Hece) -m

--(5+5=10 Hece) -m

.......................................(5+5=10 Hece) .......m


*

--(4+5=9 Hece) --n

--(4+5=9 Hece) --o

--(4+5=9 Hece) --n

--(4+5=9 Hece) --o


--(4+5=9 Hece) --p

--(4+5=9 Hece) --p

...............................(4+5=9 Hece) ........p

VE ÇINAR DEVRİLDİ


Sonbaharda bekliyorken sevgi yağmuru

Dolu yağdı, esip geçti karla fırtına.

Deli gönül boşboşuna atar son turu

Erteleyip umutları gelmez yarına...


Yarına ey! Yarına hey! Gelmez yarına

Atın beni boz toprağın şom efkârına

...................Düşeceğim nasıl olsa dost'un nâr'ına...


*


Dipsiz kuyularda puslu ay ışığı

Cangıl cungul kervan, yol dağa dolanmış.

Sanmayın bu yeni gelin ayrılığı

Bir yetim ıslığı dudağa ulanmış.


Gelmesin kabrime yakından yakınım

Üç beş şiir işte kalacak çıkınım

.....................Bire bin vermedi tarlada ekinim...


*


El gülüp oynarken yoğruldum dertle

Bir günden bir güne gülmedi yüzüm.

Sardım acıları sırta kementle

Davacı olurken gecem gündüzüm...


Alın sizin olsun neyim var ise

Giden insan ruhu, gitmez ki kese.

....................Üstünde ot biten ses vermez sese...


*


Ne kavim kardeş, ne evlâd ıyâl

Yalandır hepsi, tek bana yalan.

Som altın düşler, zehirden hayâl

Gel gel! Demişti: Biraz oyalan...


Oyun bitti bak, zulüm yağıyor

Yağıyor da can, sanki boğuyor.

................Zikreden lâle boyun eğiyor...


*


Yamuk tahta parmak parmak iz

Orman olur aslına dönse.

Orda burda parça parça biz

Anlamadım gitti nedense...


Susar Ceyhun, kurur da pınar

Giden atlı arzuyla yanar.

.............Ve devrilir yerlere çınar...


Mustafa CEYLAN


Günahın Şahı


Gün batımı yıldızlarla efkar yüklenip,

Vardığımda divanına gökler yer idi.

Bir hoş seda duyurmadın derde diklenip,

Ülger neden kızıl kaynar kavil bir idi.


Hüzün açtı kara sevda hani zer idi?

Kaynayan sır damla damla düştü eridi.

……………Aşka gözden aşı vuran elbet pir idi.

*

Durulmuş sevdaydı buzlara bandığın,

Çölü kurutunca üşüttün serabı.

Hani ahdin vardı kim idi yandığın,

Rotasız gemiyle uçurdun şarabı.


Erdi mi göklere kaf dağında başın?

Battığın denizi boğandır gözyaşın.

……………Ölünür uğruna er olan yoldaşın.

*

‘Ağır ağır akar’ derdim duru su,

‘Zibili toplayan nahoşça çağlar.’

Sen kolayı seçtin sevda kurusu,

Buluta güvenip ağlamaz dağlar.


Hazanın vurduğu bağlar ölüdür,

Seherde savrulan aşkın külüdür.

……………Bülbülün yandığı kendi gülüdür.

*

Ismarlamaymış gülüşün hile,

Faturadaki her harf karalı.

Ar damarında büyük zelzele,

Aşk namesini koymuş yaralı.


Hak almaz düşün sarnıcı derin,

Dost otağında bulunmaz yerin.

……………İblis köleye çeker aferin.

*

Vuslatî der uçarım sanma,

Varsın ama kanatlar naçar.

Zar atıp da yine aldanma,

Viran kuşu virandan uçar.


Hamal olan taşır her ah-ı,

Tekrar vursan günahın şahı.

…………....Dosta dönmez dostun silahı.


19.09.2008

Osman Öcal


Mazide Dünler


Resimlere baktım yine daldı gözlerim

Kaçardım hep evden annem beni arardı

Geçmişdeki günlerimi nasıl özlerim

Babaannem şaçlarımı okşar tarardı


Bol paçalı pantolonlar nasıl bir tarzdı?

Radyo eski, televizyon siyah beyazdı

...................Yazlar güzel, kışlar çok sert buzlu ayazdı


Alın terindendi verilen emekler

Sohbetlerle konu komşu bilinirdi

Mangalda pişerdi güzelim yemekler

Övünçle, iştahla, zevkle yenilirdi


Hayvan sevgisiğle dolardı kucaklar

Okşamazdı kuşu kafeste çocuklar

.................Bir ayrı tüterdi sevgiğle ocaklar


Eski evimizse toprak kerpiçti

Maziye baktıkça beni anarlar

Şelale saçlarım zamanı içti

Gözümün önünde tüter pınarlar


Verdiğim meyvelar tohuma geldi

Ilık ılık esen maziden yeldi

...............O eski günlerim nede güzeldi


Gözlerim şimdi melül bakarlar

Dünleri sefer tasına koydum

İçinde günler bakır kokarlar

Soludukça o maziye doydum


Sağlıklıydık hep yataksa yünden

Kaç mevsim geçti bilmem üstünden

................Anılar kaldı hediye dünden



Mevsiminde karlar yağardı

Bu zamanda her şey değişti

Onbeşinde saçlar ağardı

Sırtında yük boynunda işti


Her şekilde bu hayat yürür

Tane tane bitiyor ömür

..............Yaradanım buna da şükür


04.10.2008

Gülten Ertürk


Bir Tufansın Bin Fırtına Yüzbin Karayel



Bilir misin ayrılığın yakan korunu?

Hasretinle doldum taştım,oldum deli sel

Çağla da gör, mutluluğun gerçek sırrını?

Sana benzer gördüğüm yüz,tuttuğum her el.


Öncesi yok,sonrası yok; sevdan taşkın sel.

Bir tufansın,bin fırtına,yüzbin karayel.

Özletmeden,söyletmeden çık ta hemen gel.


Bekler erguvanlar senli sabahları,

Günlerim kapkara.geceler zindandır.

Dönmese vuslata hasret baharları,

Ezberimde adın, bitmeyen duamdır.


Ha varsın ha yoksun bu dünya dönecek,

Yokluğun beni de birgün bitirecek.

İşte o gün ruhum,uzlete girecek.


Bilirsin, bilirsin hicranı, derdi,

Anlarsın sevgili ikbal ne demek?

Aşk değil aslında, zulmet kaderdi,

Hüzzamdı yanıp da sana seslenmek.


Bu yüzden dökülür ilahi yaşlar;

Artık çatılmasın gönlümde kaşlar,

Her buhran sonunda inzivam başlar.



duygulu duygusuz/tekil dünyalı

260908sınırkent

Yusuf Bozan




3- 'TEKİL' adını verdiğimiz YENİ NAZIM TÜRÜ'nün


Şematik yapısı şöyledir:


.......................3 Hece

...........................5 Hece

...............................7 Hece

....................................9 Hece

..........................................11 Hece

..............................................13 Hece

...................................................15 Hece


Veya bunun tersi de olabilir.


Ayrıca;

Şair tekil hece mısraları oluşturarak; sırayı bozmamak kaydıyle dilediği mısradan başlatabilir şiirini.

Değişik şekillerde TEKİL NAZIM TÜRÜ oluşturulabilir. Kafiye konusu tamamen şairin insiyatifi ve şiirin gelişine bırakılmıştır.


ELLERİN SABAH ISLAKLIĞI


Nice bir vakittir aklına gelmem neden?

Bakışın yamaçların sarplığıdır,

Elllerin sabah ıslaklığı

İçimi üşütürsün

...............Rüzgâr mısın ki?


Kahkahanı duydukça yad-yaban balkondan

Ölür kelebekler, güvercinlerim

Başıma dolanır cinlerim...

Git aklımdan! Gitmezsin

...............Efkâr mısın ki?


Hangi denizde

Saltanat kayıkların?

Boğuluyorum dalgandan

Çevrende tur atar tayfalar. Helâl! ..

İpekte kılıcı duran

...............Hünkâr mısın ki?


Git, haydi git, git! ..

Hiç geçme sokağımdan

Bırak beni, bendeki bana! ..

Kaç bahar,yaz geçti gelmem aklına

Düşlerine bile giremem...

...............Var mısın ki? ..


Bilsem kim var altında göz kapaklarının?

Işıması kime dudaklarının?

Yarının gece bekçisi ben

Umut fenerlerini

...............Yakar mısın ki?


Biliyor musun ölüm neden korkutucu?

Sana saltanat kaybı, bana hasret...

Ruhum, kuru ot yanışında

Gönlüm, uyanışında...

...............Bakar mısın ki?


Debdeben boşa,

İnat etme, gel, anla!

İç musikin bitti bitecek

Gör hesabını Ceylan'la son defa

'Sazlar çalsın çamlıda'...

...............Çıkar mısın ki?


Saç uçlarında

Duru mavi kar suyu

Dizgin tanımaz zaman atı

Havan, yürüyüşün alfıranga

Bir gün bencileyin kefen

...............Kokar mısın ki?


Mustafa CEYLAN


Özlerim


Özlerim…

Nemli gözlerim.

Rüyama girdin oğul!

Gir, göreyim seni elbette;

Sordum tertibine, dedi; nöbette.

Vatan sevdası candan ötedir derdin ya…


Ah bir asker olsam, muradına erdin ya…

Nöbet bitmedi mi hala nerdesin,

Belli ki çok uzak yerdesin.

Zaman akıyor oğul!

Yolu gözlerim,

Özlerim…


Özlerim…

Dalgın gözlerim.

Tertibin koşar oğul!

Gelenler var sanki uzaktan;

Dediler; şehit şehit var tuzaktan;

Dilim lal, dizim küt, gelenler hep yaralı…


Gidip dönmemek miydi sevdanın kuralı?

Şafak sökmekte sen hala gelmedin

Biliyorum ki sen ölmedin.

Şehit diyorlar oğul!

Kanlı gözlerim,

Özlerim…


10.10.2008

Osman Öcal


BÜTÜN TANRIÇALARIN TANRISIYIM


Sevdaların başıyım

Sevdalıların göz yaşıyım

Bir sevdayla sarhoş olmam bilirsin

damardan kırmızı şarap versin kanıma


Gülce’nin bir gülüsün

Ben senden, sen benden delisin

Kanımı kanlar içinde bilirim

ne kadar mikrop var ise sürsün kanıma


Davar gibi sağılma

Damlanın içinde boğulma

boşa kulaçlamasın deryaları

Erecekse eğer gelip ersin kanıma


Benim gibi yanarsan

dağın yamacında pınarsan

araya, araya yolunu bulup

Şu gönlümün ırmağında varsın kanıma


Yettiniz be canıma

Şehvet ile gelin yanıma

Bütün tanrıçaların Tanrısıyım

aranızdan en dişisi girsin kanıma



Harun Yiğit

01.10.2008 Hannover/Köthenwald

…………………………………………………

Efsane Gül


Uçacağım; kanat yok

Çıkacağım; güç yok, takat yok

Bir kul için bundan acı tokat yok..

Doruklarda açmış; bana efsane gülüm...


Zevali çok yakındı

Sayılı an günde ikindi

O can seher vakti bende ikindi

Kan döker guruba al,al baksana yolum..


Bağrı yanık olarak

El sallıyor Sentezi´ye bak

Artık baykuş gelir konuk olarak

Döndü sürü girmiş bağa,bostana halim..


Ozan Sentezi


3-GÜLİSTAN YENİ NAZIM: Aruzla hecenin bir arada kullanılmasıdır.


GÜLİSTAN


-I-

Şair dostum, umutsuzluk uzaklaşsın gönüllerden

Kalem coşsun, bizim gülden doğan elbet; gülistandır.


Susuz kalmış pınar, gök gözlerin, yağmur gözetlerse

Yüreklerden, bulutlardan sağan elbet; gülistandır.


Açar gülcem, güneşlerden ışık toplar sevinçiyle

Şiirlerden seçip bir gün, yığan elbet; gülistandır.


Yürek derler kaînattan büyük, fındık kadar yüktür

Bilirsin can, Yunuslaştır, sığan elbet; gülistandır.


Gümüş sözler di susmaz, duygu destandır tutulmaz ki

Semâlardan, doruklardan yağan elbet; gülistandır.


Beşikteyken gülümser bak, henüz doğmuş bebektir o;

Eğilmezmiş, o başlardan eğen elbet; gülistandır.


Çıkar, yorgun yokuşlardan tutar ilham dalından hem

Buse dersen, bulutlardan değen elbet; gülistandır.


Seven herkes,bu yıldızdan ışık alsın güzelleşsin

Horuldarmış karanlıklar, boğan elbet; gülistandır.


-II-


Saat on üç: Gülistandan gelir en ulvi ses; dinle!

Yiğit şâir sesîdir, sen de duy, yan ağla derdinle..


Kulak ver, çınlıyor; kalbinde goncâlar açar; dinle!

Huzur çağlar, barış destan olur bir anda kalbinle...


Sazın bağrında tellerden mübârek sevda var; dinle

Onu duysan, güzellikler tutarsın hep, kemendinle


Ozan Osman Öcal derler, duman olmuş, yanar dinle

İşit, ilham alırsın bak, yaşarsın sen de sevginle:


'En büyük arzum idi seni haktan dileğim,

Gamzeler düşmüş yere nazar mı var meleğim?

Ömrümün iksirisin sen gül ki ben güleyim.

……….Güldüğünde yüzünde narçiçeği açmalı,

……….Dokunan seher yeli kokusunu saçmalı.'

O mahzun bakışların yakışmıyor gözüne,

Hangi can dayanır ki sevdiğinde hüzün’e?

Yüreğinden dökülüp gül damlasın yüzüne.

……….Güldüğünde yüzünde narçiçeği açmalı,

……….Çiçekler arasında kelebekler uçmalı.'(*)


-III-


Saat ondört: Kırılsın ayna, düşsün yelkovan birden

Zaman gitsin başımdan, kırlaşan saçlarda cümbüş var


Umut eksem, yürek yangınlarım âlevlenir birden

Yazan yazmış, kader derler; geçip gitmez yalan yıllar


Ozan susmaz ki, derdim dağların üstünde dert sanki

Sazından, yer ve gökler dillenir, çatlar sabır ve nar


Büyük aşkın çiçeklenmiş avâzından yanar teller

Gülistandan açar güller gülün tartar, alır kantar:


'Çöllerin ortasından zemzem gibi akardın,

Ağustosta gönlüme yağan bembeyaz kardın,

Zemheride kor gibi dokununca yakardın.

……….Güldüğünde yüzünde narçiçeği açmalı,

……….Bala susamış bu can nektarını içmeli.'

Alev alsın aşkımız bulutlarla ıslansın,

Büyüsün sürgünleri yıldızlara yaslansın,

Sevdamızın izine her mevsimde rastlansın.

……….Güldüğünde yüzünde narçiçeği açmalı,

……….Bakıp yıldız falına nazar senden kaçmalı.' (*)


-IV-


Saat on beş: Gülistandan sesin gelsin gülüm artık

Senindir söylenen destan, senindir çığrılan türkü..


(Mefâ'îlün / mefâ'îlün / mefâ'îlün / mefâ'îlün)


Mustafa CEYLAN,


Vay Gönül (GÜLİSTAN- Yeni Nazım Önerisi)


Bir zamanlar, derdi dinmez, körkütüktün hey gönül!

Hep sorardın, her gecenden, yağsa gündüz mey gönül.


Kâh zarından, kâh yaşından, cemre düşmez güllere,

Bir çilingir yok ki açsın, sürgülüydün, huy gönül.


Keşmekeşlik sardığından, muzdariptin velhasıl,

Düşlerinden verdiğin pay, hep canımdan say gönül.


Kahrı bitmez merhemin var, kadri olmaz arsızın,

Her sakinin bardağından yandı lebler doy gönül!


Kahvesinden, garsonundan öç alırken meydanın,

Toz köpürten, dar mekândan kopmamıştın bey gönül!


Demli çaylar zevke kaynar, pek sayılmaz kahvane,

Loş karanlık, Şevki bekler, sen düşerdin duy gönül!


İçmeden mey, sarhoşuydun kalbe kispet türkünün,

Ah çekerken, derde kırgın, dinliyordun ney gönül.


‘Bir yanardağ fışkırması

Benim gönlüm deli gönlüm.

Ceylanların hıçkırması

Benim gönlüm deli gönlüm


Dost dağının büyük çığı,

Çiğdemlerin hıçkırığı,

Su köpüğü, gün ışığı

Benim gönlüm, deli gönlüm.’*


Kirli bardak doldu artık, çekmeliydin bir yudum,

Şevki bekler, uçlu efsun tüttürürken, çay gönül.


Tuşta parmak, türkü bitmez, tekrarından bıkmadan

Tüm saatler, aynı dilden harcanırken hay gönül!


Bir ozandır, telde tutmuş, Pir Ceylan’ın nabzını,

Bak ne söyler, anla artık, var tez elden yay gönül!


‘Neye yarar çok ile az?

Biraz sevda, biraz da naz

Yunus’ a can, Veysel’ e saz

Benim gönlüm, deli gönlüm.’*


Gurbetin zor, bir zalimden, muskasından kop dedim,

Eğle kendin, gonca gülden yâr mı yoktur cay gönül!


Dinledin söz, yol kat ettik çölde kavruk taş gibi,

Sır kokuttun, hasretinden harlı yandın toy gönül.


Sürdü düşler, gün darılgan, ay karanlık, Şevki yok!

Bir kasetten ayrı kalmak, ‘zor’ dedin sen, buy gönül!


Çok direndim, gerçi hakkın, saygı duydum aşkına,

Gözde yaşlar, bıkmadık hiç, dinlemekten bay gönül.


‘Yükseklerde harman olur,

Dertlilere derman olur,

Aşk denince ferman olur

Benim gönlüm, deli gönlüm.


Kanatlanıp göğe uçar,

Kendisinden kendi kaçar,

Hasret hasret çiçek açar

Benim gönlüm, deli gönlüm’*


Ben güvendim, sen de sevdin,sevdasından mahrumuz,

Vuslatî der; tek kazancım: Kabre hasret vay gönül!


Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün


08.10.2008

Osman ÖCAL


Yarınla Efkarın Mazinde Kalsın


Bilmez gönül,çağlar yürek dinmez gözümden yaşlarım.

Sırrımla hicranlar büyür, efsunludur yaz kışlarım.

'........................................Gönül bu can senin, senin yuvandır;

..........................................Melul şiir yazan aşık olandır...'



Özlem yürür, isyan yürür kalbimde her gün her gece;

Aklımda kül yangınlarım, hisler yakar kan ağlarım.

'........................................Zulüm eder düşün, çıkar mı kalpten?

..........................................Huzur veren sesin, uzak mı hepten? '



Bitmez kahır, sancım büyür, hüzzamla başlar her hecem;

Bir yazgıdır, aşklar hayattır, suskudur eyvahlarım.

'.......................................Biter bu hicranım sesin duyarsam,

.........................................Kapanmadan gözüm senin olursam.'



Aydır; güneşten şavk alır, aydınlatırken çehremi,

Çehrem görülmez yol olur, kanlım olur güz aylarım.

'........................................Güneş kadar sıcak, senin bu sevgim.

..........................................Yolum senin yolun,şiar şu ezgim.'



Ayrıl gönül, sıyrıl karanlık sisli kibrinden; bırak!

Boşver geçer aylar, yarınlardır müreffeh anların.

'.........................................Bırak da ey gönül zaman utansın,

...........................................Yarınla efkarın mazinde kalsın.'



duygulu duygusuz/tekil dünyalı

071008sınırkent

Yusuf Bozan


5-YİĞİTCE, 4+4=8 Hece vezni ile yazılmıştır.


Kafiyeler mısranın baş tarafına alınmış olup, şematik olarak şöyledir:


a--

b--

(Serbest) -

b--


c--d

c--d

c--

b--


e--f

e--f

e--

b--


g--h

g--h

g--

b--


ı--i

ı--i

ı--

b--


j--k

j--k

j--

b--

ASKER OĞUL!


Anaların ağıdını

Dindir gayri asker oğul!

Dağ başından paçavrayı

İndir gayri asker oğul!


Boyanmadan şafak güne,

Dayanmadan ay göğsüne

Uyanmadan kahpe düşman

Bindir gayri asker oğul!


Uslu durmaz bu hainler,

Yaslı yollar seni dinler.

Paslı çarkı tut tersine

Döndür gayri asker oğul!


Ülken hayran inan sana

Gölgen bile yeter ona!

Bölgen bir bir temizlensin

Sindir gayri asker oğul!


Kucağıma doğsun da nur

Bucağıma gelsin huzur.

Ocağıma nefes eyle

Yandır gayri asker oğul!


Bilsin tarih destanını,

Silsin dağın her yanını.

Bulsun balyoz tepesini

Kondur gayri asker oğul!


Mustafa CEYLAN


Yarın Bayram


Çoluk çocuk açık çıplak,

Doyur beyim yarın bayram!

Felek binmiş omzumuza,

Kayır beyim yarın bayram!


Şart koymuştuk neler neler,

Dert düşmüşse yürek meler.

Sırt taşımaz yüküm ağır,

Sıyır beyim yarın bayram!


Kuşak oldu ter sineye,

Başak esir yer süneye.

Vaşak sırtlan eşiğimde,

Uyur beyim yarın bayram!


Bil eyledim mertçe sözüm,

Dil eyledim yolda gözüm.

Gel eyledim, bize zaman

Ayır beyim yarın bayram!


Karaladım duy halimi,

Sıraladım ahvalimi.

Araladım kapımızı,

Buyur beyim yarın bayram!


T op silaha sürülmeden,

Kop, defterin dürülmeden.

Kap, feleğe arzuhalim

Duyur beyim yarın bayram!


Der Vuslatî ahımızdan,

Bir ses çıkmaz şahımızdan.

Her günümüz düğün mü ki,

Hayır beyim yarın bayram!


24.09.2008

Osman Öcal



6- GÜLCE NAZIM TÜRÜ


Japonların HAİKU diye 5+7+5 hece ölçüsüyle yazılan şiirinden, (tam ona benzemese de) esinlenerek kaleme alınmıştır. Ve biz ona GÜLCE adını verdik.

Mısralarımız dikkat edilecek olur ise, sırayla

1. Mısra=5 hece

2.Mısra=7 hece


CAN


Acılarımın

Çiçeğini sulardım

Kendi halimde,

Menekşelenirdi su...

İşin doğrusu

Oyuncağımdı zaman...


Gecelerimin

Büyüsüne kapıldım

Bilemedim ki

Geceler gözlerinmiş;

Öyle derinmiş

Boğuldum, kayboldum can...


Mustafa CEYLAN


GÜL (Gülce-Yeni bir Nazım Önerisi)


Gülüşlerini,

Bohçaladım sineme

Unutmak ne ki;

Yıldızlarda izledim,

Gelecek dedim

Kapalıydı gözlerin…


Sevişlerini,

Omuz saydım aşkıma

Düştüm izine;

Yürüdüm gecelerde,

Sır hecelerde

Açılmadı gizlerin…


Gelişlerini,

İmdat ile bekledim

Düşmedi tokmak;

Varıp düşlere kızdım,

Bir şiir yazdım

Lalasıydı bizlerin…


23.09.2008

Osman Öcal


Evham


Birisi anam,

Başlangıcım ilk yâr’ım.

Diğeri karım,

Beni tamlayan yarım.

Anlatayım da

Dostlar, geçsin efkârım


Biraz geciksem,

Evham sarar onları.

Sevgiden elbet,

Fakat farklı tonları.

Ayrı düşünür,

Aynı yanar canları.


Eve geç kalsam..

Karım der ki bak kesin

Belki sarışın,

Belki de bir esmerin,

Fakat mutlaka

Koynunda bir dilberin.


Anam söylenir..

Başına bir dert aldı.

Bir yardan uçtu,

Suyun dibine daldı.

Belki uyudu,

Kamyon altında kaldı.


Tüm bunlar evham.

Üzüntüler boşuna.

Anamınkiler,

Aman düşman başına.

Karımınkiler,

Dostlar benim başıma.


İhsan Ertem


KALP YARASI


Cam kırıkları

Yüreğime batıyor..

Dertli şarkılar

Hep seni anlatıyor.

Parça parçayım

Lime limeyim sanki

Hasretinden yâr,

Ölüyorum inan ki…


Ay ışımamsın

İçimin dehlizinde

Aşk fırtınamsın

Gönlümün denizinde.

Yapayalnızım

Gurbet ellerde sensiz.

Parça parçayım

İnliyorum çaresiz.


Kaynağındasın

Özlem ırmaklarının.

Oylum oylum sen,

Delta delta ayağında

Irmakların ben…

Parça parçayım ey can! …

Anla halimi

Türkülü gözlerimden…


Zindan karası

Geceler ve gündüzler.

Yoksun yanımda

Eksik sol yanım işte

Mesafeleri

Erit, yollara düş de.

Parça parçayım

Çarem gülüşlerinde…


Kalp yarası bu

İflâsta Lokman Hekim.

Yaralarıma

Ellerini beklerim…

Zeytin dalında

Serin rüzgâr ıslığım…

Kör kuyularda

Adındır hıçkırığım…


Berrin Stammer

İHSAN ERTEM ŞİİRLERİ


SARHOŞTUR GECELERİM


Dudaklarımda

Bilmediğim bir hicran

Yarası gezer

Öyle mahzun ve garip

Bildiğin gibi


Bildiğin gibi değil

Kadehlerimde

Gecelerim sarhoştur

Gündüze inat


İçtiğim bu kaçıncı

Zehir-zıkkımdır

Yar elinden bal diye

Bal diye bilmem

Bu kaçıncı ölümdür…


Ali ALTINLI – 01/10/2008



CAN GÖZÜ


Öylesine can

Güzeldi ki gözleri,

Seyrettiğim ben

Ayna misali onda;

Benden daha da

Duru saf ve masumdu.

Ayşenur Ökten İZGİN/İZMİR



-Gülce-



Neden bilmem ki

Bana hep gece geldin

Bundan mıdır hep

Hasretim gözlerine.


Neden bilmem ki

Beni hep gizli sevdin

Bundan mıdır hep

Yalvardım sözlerine


Neden bilmem ki

Bana hep gülüm dedin

Bundan mıdır hep

Rengimin solgunluğu.


Neden bilmem ki

Tükendi mürekkebin

Bundan mıdır hep

Şiirinde yoktur adım.


Neden bilmem ki

Düşmanım vedalara

Bundan mıdır hep

Ellerimin kırıklığı


Neden bilmem ki

Gönlünün soğukluğu

Bundan mıdır hep

Sevda limansız gemi



SERAP HOCA



Bİ-MEKÂN


Hava Celâli

Nazarında titriyor

Kuru dal budak

Urbalanmış ahali

Ve açıkta baş

Omuzumda vebali


Neredeyim ben

Duygularım sürgülü

Papucum sıcak

Yastığım kuş tüyünden

Aklım acıyor

Ruhumdaki düğümden


Ümran Tokmak


Güller Ve Çiçekler


Salınıyorlar

Meltemin nağmesine

Yaslanaraktan

Güneşi bölüşürken

Şad olaraktan

Matemi siliyorlar


Seviniyorlar

Rengini kokusunu

Şarkıya verip

Nazenin dokusunu

Şiire serip

Sevmeyi biliyorlar


Ümran TOKMAK


Son Mihenk Taşım



Son mihenk taşım

Un ufak.. parçalandı…

Nereye gidiş,

Kimeydi bu direniş,

Beni kim gömdü?

Elâ gözlü kalem kaş…



Ömür kumaşım

Lime lime yırtıldı;

Tutmuyor dikiş!

Dışarı zemheri, kış…

Zaman söküldü

Toprağa karıştı düş…



Refika Doğan


AŞK DENİLEN BİLMECE (Gülce)

Karanlık gece,

Yolcu gidermiş nice?

Sonsuz romanmış

Aşk denilen bir hece.

Varda yok olmak;

Baştan sona bilmece! ! !


Yıldızlar döner,

Ay güneşi kovalar.

Hasret yakar da

Köpük sahili yalar.

Taşlar aşınır

Büyür kara sevdalar.


Kelebek uçar,

Kuzu iner pınara.

Her bir sarmaşık

Dolanır bir çınara.

Derya ne yutar,

Neyi atar kenara?


Kara büyü mü,

Aşk denen neyin nesi?

Bedeli cansa

Nedir çeken herkesi?

Hem inler bülbül

Hem de ister kafesi! ! !


Ekrem Yalbuz


Özlem Yağmurlarıyla Gel



Ay ışığımdın!

Şavkındı aydınlatan

Gecelerimi.

Sendin; tabiatımın

Ruhuma sinen

Toprak kokusu,nemi.


Maviliğimsin!

Gel n'olur ey sevgili.

Sırılsıklamım

Özlem yağmurlarında.

Gel beyaz melek,

Bitir siyah günleri.


duygulu duygusuz/tekil dünyalı

140908sınırkent

Yusuf Bozan


7-ÇAPRAZLAMA YAZIM ŞEKLİ


7+7=14 HECE ölçüsüyle kaleme alınmış bu şiirde, KAFİYE dizilişini

gösterebilmek maksadıyla, kafiyeler, özellikle BÜYÜK HARFLERLE yazılmıştır.


a-

-b

-a

b-




-c

d-

c-

-d

GÜLŞEN


KIŞ gecesi soğuğu gönül dalında rüzgâr

Kar yağıyor başıma delirdim YOLLARDAYIM.

Biliyorum kabrime uzanan yol KISALMIŞ

DARDAYIM be Gülşen'im,seni aramaktayım.


Zamanı parçalayan zaman çıktı DIŞARI

DELİTAYIM vuruldu,susmaz ki susturayım?

SAPSARI bir korkunun giyindim gömleğini

Nerdesin be Gülşen'im,seni ARAMAKTAYIM.


BİR tutsam ellerini, kokunu ciğerime

Nikotin gibi çeksem, inan ki KURTULURUM.

Leyla'yı Mecnun'undan ayıranları BİR BİR

VURURUM be Gülşen'im, tetikte,parmaktayım.


İçimdeki türbenin gökyüzüydü KUBBESİ

AYIM, güneşim düştü,yer altında yıldızım.

HEYBESİ ağıt dolu yolcular arasından

Çek çıkar be Gülşen'im; işte YALVARMAKTAYIM


YANKILANIR beynimde ayrılığın depremi

Yetişsin imdadıma hayat veren gül SESİN

Tutmaz elim, ayağım; deliler beni TANIR

NERDESİN be Gülşen'im,seni aramaktayım.


Ses ver gayri sesime, n'olursun dene SONKEZ

VARMAKTAYIM galiba uçurum sarayıma...

BİLMEZ, kimseler bilmez,sorsalar da söylemem!

Bir bilsen be Gülşen'im,dert akan IRMAKTAYIM.


Mustafa CEYLAN


Hicran Düştü Sevdama


HUZME inmiş yüzüne gamzeler kadeh kadeh,

Damladı yüreğime közünde açtı GONCA.

Yanaklar nar sureti dudağı baldan SÜZME,

YONCA rengi gözleri serap oldu düşüme.


Sardı gönül kervanı yükü bitimsiz SEVDA,

YORULDUKÇA yol aldık bir hayal âleminde.

ŞEYDA halimle tüttü damarımda her baca,

Kan doğurdu gözlerim yeniden VURULDUKÇA.


HİCRAN düştü sevdama umutlar kırık dökük,

Bu kader nasıl kader Ya Rab neydi GÜNAHIM?

Vuslatî’ yem aşkımdan şu ömrüm oldu VİRAN,

AHIM ummandan taşar sürer mahşere kadar.


20.09.2008

Osman Öcal


Git



YORMA kendini boşu boşuna

Adını bile ANMAYACAĞIM

Tek bir kelime istemem SORMA

KANMAYACAĞIM yaptıklarına


VURMA başını azgın taşlara

Al mazini de işte kapın GİT

İki lafınla senorya KURMA

VAKİT artık çok geç biliyorsun


AKIN kalmadı kapkara yüzün

Bir daha sakın karşıma ÇIKMA

Bana değil ol Allah'a YAKIN

YIKMA bir daha gönül evimi


03. 10. 2008

Gülten Ertürk



Sen Varya Sen!



Gözlerimden dökülen iki damla gözyaşı;

Geri verme istersen kalırsa sende kalsın….

Sakın ola alınma dert satar, sözlerimden…

Çalsın artık şarkımız bu gece bize çalsın…


Bu şehrin ışıkları birer birer sönerken;

Yanıyordu kalbimde usul usul geceler;

Dönerken bir bir giden senden gayri geriye;

Yalnız kalmış yüreğim sessizce kanıyordu…


Ali ALTINLI – 04/10/2008



8- ÜÇGEN YENİ NAZIM ŞEKLİ



-Yeni Nazım türü önerilerimizden birisi daha..-


1-Hece vezni esas alınarak yazılmaktadır.

2-Bir hece ile başlamakta, istenilen heceye kadar da uzatılabilmektedir.

3-Önemli olan iki özellik, şiirin, 1,2,3,4,5... heceler ile mısra yapısının oluşturulmasıdır. Bu özelliği nedeniyle (üçgene benzediğinden) üçgen ismini almıştır.

4-Değişik üçgen şekilleri olabileceği gibi, çok değişik üçgen şiirleri de yazılabilir.


GİTME KAL!


Sen

Gelir

Gidersin

Çiçeklenir

İçimdeki dal

Gerçeğe döner düş

Gerçeğe döner masal...

Kokun, nefesin, sesin

Odamı doldurur...

Tez biter zaman

Susar saat

Diyemem

Gitme

Kal! ...



Kal...

Canım,

Kal gülüm

Kal n'olursun,

Biraz daha kal...

Uzat ellerini

Öpeyim, koklayayım

Haydi sarıl boynuma

Bitsin yetimliğim

Ah bile demem

Çiçeğimi

Dalından

Kopar

Al...


Mustafa CEYLAN


Yanıp Dayanacağım (ÜÇGEN-Yeni Nazım Önerisi)


Ey!

Aşkı

Öldürüp,

Diriltenim;

Diyen kadınım!

Vurma vurma artık,

Cansız bırakma yeter!

Çırpınan sevda düşlerim

Dolmasın karanlık dehlize.

Mahpusta çürümeye razıyım,

Gardiyan sen olduktan sonra, inan

Gün görmeyen odamda harlanacağım

Toprak dolana dek yıldız döken gözlerin

Mecnun gönle yaslanıp, tutsağı kalacağım…

Ah!

Karam,

Mor dutum,

Gönül kuşum.

Durul ve şahlan,

Kulaç vur buluta!

Ağlasın sevda sevda,

Islansın mor dudakların

Gamzelere yürüsün pembe

Ve bir daha ve bir daha asla;

Hicranım olmasın, kadehe dolan

Yoksa, ölüme kadar hep yanacağım.

Mecnun sevdasıyla yanıp, dayanacağım,

Yağmur yüklü ismini,sensiz anmayacağım…


-1

-2

-3

-4

-5

-6

-7

-8

--9

--10

--11

--12

--13

--14

-1

-2

-3

-4

-5

-6

-7

-8

--9

--10

--11

--12

--13

--14


21.09.2008

Osman Öcal


-GÜLCE EDEBİYAT AKIMI-Büyük ÜÇGEN-Yeni Nazım Önerisi-

DUR GİTME!


Bir

Tufan,

Gümbürtü…

Kopup gelen

Yüreğimizden...

Acılarımızı

Bala sürdük be gülüm…

Şimdi küsmüş gidiyorsun

İnanmam, inanamam asla

Hatırı yok mu geçen günlerin?

Hem ağladık, hem de güldük be gülüm!

Tel tel olduk, hep döküldük be gülüm!

Hüzün bulutunu göğe savur

Bırak çantayı otur şöyle

Kahven nasıl olsun söyle…

Hani çile kaymaktı?

Gelecekti bahar

Gül açacaktı…

N’oldu şimdi?

Dur gitme!

Gitme

Can! ..


Harun YİĞİT


Gönül Sızım

Buz

Gibi

Kesildim

Nefes bile

Alamadım ki

Seni gördüğüm an

Damarımda durdu kan

Sancılandı tek yaram

Sevmek bana haram

Gönül sızıma

Senden sonra

Yıllarca

Bastım

Tuz


Kör

Olsun

Bakarsan

Demiştin ya

Bir başkasına

Bunca sene sonra

Söyle Allah aşkına

Neden çıktın karşıma?

Unutmuştu gözler

Sönmüştü közler

Bu gözlerle

Bak yine

Közler

Kor


03. 10. 2008

Gülten Ertürk



Gül Fidesi


Dün

Güne

Gelince

Bitmek bilmez

G ü n ü n çilesi

Hüzün olup akar

Yerleşir yüreğine

Hesabı uzar geçmişin

Nedense gelmez gidesi

Oysa gün gül fidesi

Görünce güneşi

Açar pembe al

Dalında bal

Gün bugün

Günde

Kal


Hülya Ekmekçi


Gelme Yar


Sen

Artık

Gelme yar

Kararsızlık

Yakışmaz sana

Bilirim kalbinde

Bitmeyen savaşların

Eşsiz sığınakları var

Haksızlık ederken kendine

Ruhumu Araf’a sürükledin

Ne cennette ne cehennemdeyim

Görünmez bir cenderedeyim

Boşluklarda dolansam da

Razıyım yokluğuna

Bildiğim, seninle

Çıktığım yolda

Sensizlik var

Yar gelme

Yürek

Har


Hülya Ekmekçi


KUM


Uçsuz bucaksız bir kumsalda yürüyorum

kumsal toz duman kızıl gün batımında

arkamda bıraktığım ayak izlerim yok

dalgalar yalıyor mahkum yüreğimi,

gözyaşımın tuzunda yanılgılarım,

hıçkırıklarımda pişmanlıklarım,

salyangoz kabuğunun içinde

geçmişin sesleri kaoslarım,

bir dalgaya esir düşmüş

kumdan kale yaşantım,

savrulan saçlarımın

kokusunda ben,

uçuş uçuş kum

tanelerinde

sen.....

ağlamıyorum

gözüme kum kaçtı


RENGİN ALACAATLI


GEL


Sesin

Uzaktan

Uzaklardan

Çalar kapımı

Kesilir nefesim

Titrer elim ayağım

Gözlerimde yağmur başlar

Kirpiklerim öksüz kalır

Öldürürken hasretin

Adını korkarak

Zikreder şu dilim

Sensizliğimde

Saklayamam

Korkarım

Korkma

Gel…


Ali ALTINLI – 01/10/2008


9-DÖNENCE YENİ NAZIM ŞEKLİ

Kafiye düzeni:


a……..

……..a

………..b

b………-cinaslı




BAHANE


Güz elleri okşarken ağaran saçlarımı

Bıraktım takvimlerin koynuna güzelleri.

Saydıkça, günahlarım dökülür her gözeden,

Göz eden ay bakışlar affetmez suçlarımı.


Gün, ah eder, ben suskun; dolanır söz dilime

Saat döner, çark döner, tayfun olur her günah...

Mısralarım ses verir: “Ben değilim çare siz...”

Çaresiz son yokuşta balyoz iner belime...


'Gelin! ..' diye çağırsam yaban olur dostlarım

Kimi iç güveysidir, kimisi olur gelin.

Nerde cerenler nerde, soran yok ki derdi ne?

“Derd ine dizlerine, her şey kalmışken yarım...”


Bir inciydi makamım, mevkim, şanım, şöhretim

Döndükçe koltuklarım diplomam birinciydi.

Her dönüşte umuttum, ey dönekler dünyası!

Dün, yası bıraktım da şimdi boşa gayretim.


Kırat topal içimde, kulede şom pervane

Dönsün kendi kendine, gönlüm diyor ki: kır at!

Küsmem alın yazıma, böyle yazmış Yaradan

Yaradan kan sızacak, ötekiler bahane…


Mustafa CEYLAN


Bedduanı Sal Gayri


Kar ayazı değil bu beni yakıp kavuran,

İstemsiz sırtladığım değişmez karayazı.

Gönül ermiyor ise var yarama dil ersin,

Dilersin; gazele dön, şarap olsun savuran.


Ak saydın menzilini yolunda taş değilim,

Murat olup gönlüme çağlayarak aksaydın.

Kapına dek gelmişken elimde gül demedi,

Gül demedi kaderim gözünde yaş değilim.


Yarasızlar hal bilmez vurur tekmeyi iter,

Her mevsimde yeniden açtığın yara sızlar.

Kendin için bahçemden gül koparıp alsana,

Al sana yakışmaz mı karalar bana yeter.


Gülerken her duanız kabul olsun sıradan,

Ben dikene razıyım solmayasın gül erken.

Nerde görsem kelebek kanatları benekli,

Ben ekli yanaklara gamze koysun yaradan.


İçerim kan ağlarken bedduanı sal gayri,

Vuslatî’yem sunduğun aşk zehrini içerim.

En büyük günahım ki ölüme derd ekerim,

Derde kerim olacak bulamadım yol gayri.


22.09.2009

Osman Öcal


10-AKROSTİK YENİ NAZIM ŞEKLİ


ÖZELLİKLERİ


1-Akrostiş şiir tekniğinin yeni bir anlayışla ileriye götürülmesini amaçlar.

2-AKROSTİK' de HARF dizini 1-2-3-4... diye gitmektedir.

3-İster hece, ister aruz vezniyle veya serbest yazılsın fark etmiyor. Önemli olan harf dizilişidir. Maksadımız AKROSTİŞ'i yeni bir anlayışla daha ileri noktalara götürmektir.



Hazan (AKROSTİŞ-Yeni Nazım Önerisi)



H…..1……………………………..H….1

A…..2….A….2…………………....A….2

Z…..3………….Z….3……………Z…..3

A…..4……………...........A….4…..A…..4

N…..5………………………….......N….5




(H) azan inmiş yüzüne, bak geldiğin şu (H) ale

(A) ğlasın (A) k saçların, ay düşmez bu (A) hvale

(Z) alimsin ey (Z) ülalim, yüreğin dingin, (Z) iyan

(A) vunma çare olmaz, (A) rtık gözünden (A) kan

(N) asıl olacak dönmek mümkün mü ki (N) ihale


17.09.2008

Osman Öcal


ŞİİR


(Ş) iir gözlerinde ihtilâl olur,

Bakışın (İ) çime yazar ismini.

Vuslat yeşilinden (İ) zin okunur,

Dumansı gözlerden çektim®esmini...


Mustafa CEYLAN


İşte bu dörtlükte görüldüğü gibi AKROSTİK' te,

Ş

..../(İ)

..../..../(İ)

..../..../..../®

düşünülmüştür.


11-NAZIM TÜRÜ: TRİYOLEMSİ

********************



1-Batı Edebiyatı nazım türlerinden olan 'Triyole' nin değişik bir versiyonudur.

2-Mısra yapısı şu şekildedir


..............................................................(1-a)

..............................................................(2-b)


..............................................................c

..............................................................c

..............................................................c

..............................................................(1-a) -Mısra aynen


...............................................................d

...............................................................d

...............................................................d

...............................................................(2-b) mısra aynen


3-Burada a-b-c-d kafiyeleri göstermektedir.(1 ve 2) de mısranın baştan sona tamamını göstermektedir.

Yani ilk mısra hiç bir değişikliğe tabi tutulmadan, BİRİNCİ MISRA BİRİNCİ DÖRTLÜĞÜN DÖRDÜNCÜ MISRASI olmakta;

İKİNCİ MISRA DA İKİNCİ DÖRTLÜĞÜN GENE DÖRDÜNCÜ MISRASI OLMAKTADIR.


4-Genellikle 8+8=16 hece ölçüsü ile yazılırsa da, bu mısra yapısına bağlı kalmak kaydıyla, şair dilerse 7+7=14, 6+5=11 veya başka ölçü ve kalıplarda da değişik 'Triyolemsi'ler yazabilir. Önemli olan ilk-BEYİT'-teki iki mısranın aşağıdaki dörtlüklerde aldığı yerdir.


5-Şair dilerese, ilk BEYİT'in mısralarını da kendi arasında kafiyeli yapabilir.


Nazım Türü: TRİYOLEMSİ

*********************


SULTANIMA


Kapamadan gözlerini aynalara bakıversen

Aşkın ile semah döner; su köpüğü, gün ışığı...


Ağlayan tüm saatleri, iplik iplik öreceksin

Gönül yaram kanadıkça, melhemini süreceksin

Günaydınım, sevdiceğim yüreğimi göreceksin

Kapamadan gözlerini aynalara bakıversen...


Sana olan kara sevdam, söyleniyor bak dillerde

Geceyi çıkar üstünden, aç sabahı perde perde

Bilmez misin a sultanım, unuttuğun sahillerde

Aşkın ile semah döner; su köpüğü, gün ışığı...


Mustafa CEYLAN


*SON İMTİHAN (Triyolemsi)



Âşıkların kaderi yollarda terk-i candır

Zira ki divaneye vuslat zor imtihandır.


Hilâli görmek için yıldız titrer gecede

Türaba düşen dane mutludur işkencede

Tandırda huzur bulur, hamur da neticede

Âşıkların kaderi yollarda terk-i candır.


Şeker suda su olur gayesidir muhtacın

Cennetleri görmemek izahıdır mi’racın

Pervane şemde yanar gereğidir mizacın

Zira ki divaneye vuslat zor imtihandır.

Ekrem Yalbuz


12-NAZIM TÜRÜ: SONE'M

******************



1-Batı edebiyatındaki 'Sone' nin değişik bir versiyonudur. Kuple oluşumu Batı Edebiyatındaki 'sone' ile aynıdır.


2-Hece vazniile yazılmakta ve hecenin 7+7=14 ölçü-kalıbı kullanılmaktadır.


3-SONE' M'in şekli ve Kafiye şeması şöyledir.


--a

--b

--b

--a


--c

--d

--d

--c


--e

--f

--f


--e

--g

--g


İblis'in Gelinine Dumandan Sone'm


Masmavi göklerdeyim, alevinden kopmuşum

Kader mi çizdi sandın, alnıma bu karayı?

Çatılarda sarıp ta bağrımdaki yarayı

Kanat çırpıp yükselen, duman duman bir kuşum.


Kıvrım kıvrım, iç içe tüttükçe kaybolurum,

Görürsün tutamazsın, ruhuyum Mecnunların.

Sancını taşıyorum, bulamazsın ki yarın;

Göğsümde sıcaklığın; derdimle kahrolurum.


Bana vuran piyango, elbet sana da vurur

Yağmur olup dönerim saçlarına unutma

Senden çıkan dumanım, el âlemle bir tutma...


Ey İblis'in gelini, rengin güllerde durur!

Duyarım kahkahanı, yakılırsın, yanarsın

Bacalarda bedduam, mahşer günü donarsın...


Mustafa Ceylan


13-NAZIM TÜRÜ: SERBEST ZİNCİR

************************